|
Devlet alacaklarının tahsilini sağlamak
ve bu konuda gerekli tedbirleri almak görevi, 5345 sayılı Gelir İdaresi
Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
ile kurulan Gelir İdaresi Başkanlığına verilmiştir.
Gelir İdaresi Başkanlığının; toplumsal
refahın artırılmasına destek sağlamak üzere yeterli geliri; adalet,
tarafsızlık, verimlilik ilkeleri çerçevesinde toplamak, vergi sisteminin
basitleştirilmesi ve uyumun artırılmasına katkıda bulunmak ve mükellefe
kaliteli hizmet sunmak misyonu ile Anayasal görev olan vergi toplama
işlevini yerine getirirken etkin vergi idaresi olma anlayışı
çerçevesinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında
Kanunun
uygulamasına yönelik Tahsilat Genel Tebliğleri gözden geçirilmiştir.
6183 sayılı Kanunun 01.01.1954 tarihinde
yürürlüğe girmesiyle birlikte yürürlükten kaldırılan Tahsili Emval
Kanununa yönelik 236 adet Tahsilat Genel Tebliği bulunmaktadır. 6183
sayılı Kanunun 2 nci maddesi ile Tahsili Emval Kanununa göre takip
edileceği belirtilen alacakların da Kanun kapsamına alınması nedeniyle,
belirtilen tebliğler yürürlükten kaldırılmamış, 6183 sayılı Kanunun
yürürlüğe girmesinden sonra yayımlanan Tahsilat Genel Tebliğlerinin seri
numaraları bu tebliğleri takip eder şekilde sürdürülmüş ve günümüze
kadar toplam 443 adet Tahsilat Genel Tebliği yayımlanmıştır.
Diğer taraftan, 6183 sayılı Kanunun
yürürlüğe girdiği 01.01.1954 tarihinden günümüze kadar geçen süreçte,
gerek bu Kanunda gerekse Kanunun uygulamasını etkileyen kanunlarda
meydana gelen değişiklikler ile yayımlanmış olan genel tebliğlerin
bazılarının uygulama alanlarının kalmaması karşısında, 6183 sayılı
Kanunun uygulamasını bir bütün olarak göstermek üzere bir tebliğ
yapılması gereği doğmuştur.
Başkanlığın 5345 sayılı Kanunun 12 nci
maddesinin (e) bendindeki “Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında
Kanunun uygulanmasında kamu kurum ve kuruluşları arasında uygulama
birliğini sağlamak.” görevi ve misyonu gereğince 6183 sayılı Kanunu
uygulayan amme idareleri arasında uygulama birliğinin sağlanması ve
tarafların tek kaynaktan bilgilenmelerinin temin edilmesi amacıyla bu
tebliğ hazırlanmıştır.
Bilindiği gibi, Devlet, il özel idareleri
ve belediyelerin kamu hukukundan kaynaklı alacaklarının takip ve tahsil
usullerini belirleyen 6183 sayılı Kanun;
I- Genel Esaslar,
II- Amme Alacaklarının Cebren Tahsili,
III- Zamanaşımı, Terkin, Yasaklar,
Cezalar ve Son Hükümler,
olmak üzere 3 kısımda düzenlenmiş ve bu
kısımlar da kendi içinde bölümlere ayrılmıştır.
Bu tebliğde, Kanunun
kısım ve bölümleri esas alınarak aynı sistematikte açıklamalar ve
Kanunun ilgili maddelerinde verilmiş yetkilere istinaden düzenlemeler
yapılmıştır.
Tebliğde, bugüne kadar
yayımlanmış tebliğlerde yapılan açıklamalar güncellenmekte ve Kanun
uygulamasına yönelik yeni açıklamalara yer verilmektedir.
BİRİNCİ KISIM
Genel Esaslar
BİRİNCİ BÖLÜM
Kanunun Kapsamı, Terimler, Görevli ve
Yetkililer
I- Kanunun Kapsamı ve Terimler
1.
Amme alacaklarının takip ve tahsil usulüne ilişkin esasların
düzenlendiği 6183 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde bu Kanunu uygulayacak
alacaklı amme idareleri (kamu tüzel kişileri) ismen belirtilmiş ve bu
idarelerin hangi alacaklarına bu Kanun hükümlerinin uygulanacağı
sayılmak suretiyle kapsama giren alacaklar açıklanmıştır. Ayrıca,
Kanunun 2 nci maddesinde mülga Tahsili Emval Kanununa göre takip ve
tahsil edilen alacakların da Kanun kapsamında olduğu belirtilmiştir.
Alacaklı amme idareleri;
Devlet, il özel idareleri ve belediyelerdir. Devlet tüzel kişiliğini
oluşturan kamu idareleri, genel bütçeye dahil kamu idareleridir. 5018
sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu
Devlet tüzel kişiliğini oluşturan kamu idarelerini Kanuna ekli (I)
sayılı cetvelde göstermiştir. İl özel idarelerine ilişkin hükümler, 5302
sayılı İl Özel İdaresi Kanununda,
belediyelere ilişkin hükümler ise 5393 sayılı Belediye Kanunu
ile 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununda
düzenlenmiştir.
6183 sayılı Kanunun 1
inci maddesinde alacaklı amme idaresi olarak sayılmamakla birlikte, özel
kanunlarda alacakları 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip edileceği
belirtilmiş olan kamu tüzel kişileri de alacaklarının takibinde 6183
sayılı Kanun hükümlerini uygulamaktadır.
Kanun kapsamına, Devlete,
il özel idarelerine ve belediyelere ait;
- Vergi, resim, harç, mahkeme masrafları,
vergi cezaları, para cezaları gibi asli alacaklar,
- Gecikme zammı, gecikme faizi, faiz,
zam, pişmanlık zammı gibi asli alacaklar üzerinden hesaplanan fer’i
alacaklar,
- Akitten, haksız fiilden ve haksız
iktisaptan doğanlar dışında kalan ve kamu hizmetlerinin yerine
getirilmesinden kaynaklanan alacaklar,
- Mahiyetleri ne olursa
olsun, çeşitli kanunlarda 6183 sayılı Kanundan önce yürürlükte bulunan
Tahsili Emval Kanununa göre tahsil edileceği belirtilen
alacaklar,
- Mahiyetleri ne olursa olsun, özel
kanunlarında 6183 sayılı Kanuna göre tahsil edileceği belirtilen
alacaklar,
- Bu amme alacaklarının takip
masraflarından kaynaklanan alacaklar,
girmektedir.
2.
6183 sayılı Kanun, Türk Ceza Kanununun para cezalarının tahsil şekli ve
hapse tahvili hakkındaki hükümlerini saklı tutmaktadır.
Mahkemelerin ceza hukukundan kaynaklı
olarak vermiş oldukları adli para cezalarının infazı, 5275 sayılı Ceza
ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun
hükümlerine göre yapılmakta ve adli para cezalarının infazını Cumhuriyet
Savcılıkları yerine getirmektedir.
Ancak, anılan Kanun hükümlerine göre
Cumhuriyet Savcıları tarafından infaz edilmek üzere hükümlülerden talep
edilen adli para cezalarının süresinde ödenmemesi halinde infaz; hapse
çevrilemeyen para cezalarında bu cezaların tamamının tahsili, hapse
çevrilerek infaz edilen adli para cezalarında ise hapis cezasıyla
giderilemeyen kısmının tahsili şeklinde yerine getirildiğinden,
Cumhuriyet Başsavcılıklarınca 6183 sayılı Kanuna göre takip ve tahsil
edilmek üzere bildirilen adli para cezalarının bu Kanuna göre takip ve
tahsili gerekmektedir.
II- Yetkililer, Yetkililerin
Sorumlulukları ile Yardım Mecburiyeti
1.
6183 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi uyarınca, alacaklı amme idarelerinin
bu Kanunu uygulamakla yetkili memurlarının görevlerinin, teşkilat ve
görevleri düzenleyen Kanunlara veya bu konuyla ilgili diğer kanun, tüzük
ve yönetmeliklere, sorumluluklarının ise sorumlulukların düzenlendiği
Kanunlara göre belirlenmesi gerekmektedir.
2.
6183 sayılı Kanunun 5 inci maddesi
uyarınca, alacaklı amme idarelerinin alacaklarının takibinin, bu
idarelerin mahalli tahsil daireleri tarafından yapılması esastır.
Ancak, borçlunun veya mallarının başka
mahallerde bulunması halinde, tahsil dairesi borçlunun veya mallarının
bulunduğu mahalde yapılacak takipleri o mahaldeki aynı nev’iden amme
idaresinin tahsil dairelerine niyabeten yaptırır.
3.
Alacaklı amme idaresi olan Devletin alacaklarının takibinde, Gelir
İdaresi Başkanlığına bağlı vergi daireleri, Muhasebat Genel Müdürlüğüne
bağlı malmüdürlükleri ve muhasebe müdürlükleri ile gümrük mevzuatı
uyarınca alınan amme alacakları için Gümrük Müsteşarlığına bağlı tahsil
daireleri yetkilidir.
Buna göre, Gümrük Müsteşarlığına bağlı
tahsil dairelerinin alacaklarını, borçlu veya mallarının bulunduğu
mahalde Gümrük Müsteşarlığına bağlı tahsil dairesi bulunmaması halinde
aynı nev’iden amme idaresinin tahsil daireleri olan Gelir İdaresi
Başkanlığına bağlı vergi daireleri/Muhasebat Genel Müdürlüğüne bağlı
malmüdürlükleri niyabeten takip ve tahsil edecektir.
4.
6183 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde “Tahsil dairelerince bu kanuna
göre yapılan tebliğ ve verilen emirleri derhal yapmaya ve neticesini
geciktirmeksizin tahsil dairesine bildirmeye alakadarlar mecburdurlar.
Makbul bir özre dayanmadan bu
mecburiyeti ifa etmeyenler hakkında Cumhuriyet Savcılığınca umumi
hükümlere göre doğrudan doğruya takibat yapılır.”
hükmü yer almaktadır.
Kanunun bu hükmü ile
tahsil dairesine amme alacağını ödemeyen borçlular hakkında yapılan
takip esnasında zor kullanma, borçlunun ikametgah ve hüviyetinin
tespiti, haciz tatbiki, kapalı yerlerin zorla açılması gibi amme
idarelerinin kendi araçlarıyla uygulamaya ve tespitine imkan bulamadığı
hususları ilgililerden isteme yetkisi verilmektedir. İlgililer tahsil
dairesi tarafından istenilen hususları derhal yapmaya ve verilen
emirleri yerine getirmeye mecburdur. Bu emirleri makul bir sebep
olmaksızın yerine getirmeyen ilgililer hakkında Cumhuriyet Savcıları
tarafından takibat yapılacaktır.
III- Borçlunun Ölümü ve Ölüm Halinde
Takibin Geri Bırakılması
1.
6183 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde, borçlunun ölümü halinde mirası
reddetmemiş mirasçılar hakkında bu Kanun hükümlerinin tatbik edileceği
ve borçlunun ölümünden önce başlanılmış olan işlemlere devam edileceği
açıklanmıştır.
Borçlunun ölümünden önce 6183 sayılı
Kanun çerçevesinde başlatılmış takip işlemlerinin tereke üzerinde devam
ettirilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte, Kanunun 50 nci maddesi
gereğince tereke hakkındaki takip işlemleri ölüm günü dahil 3 gün süre
ile durdurulacak, 3 üncü günün bitiminden itibaren takip işlemlerine
devam edilecektir.
Terekenin bir mahkeme veya iflas dairesi
tarafından tasfiyesini gerektiren hallerde ise takip işlemleri
durdurulacak, terekenin tasfiyesini yürüten mercie takibi gereken amme
alacakları bildirilecektir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun
590 ve 619 uncu maddeleri gereğince defter tutmaya karar verilmesi
halinde, defter tutma işlemlerinin devam ettiği süre içinde terekeye
dahil mal varlıklarının satışı yapılamayacaktır.
2.
Borçlunun ölümü halinde mirası reddetmemiş mirasçılar hakkında 6183
sayılı Kanun hükümleri uygulanacaktır.
6183 sayılı Kanunun 50 nci maddesi
uyarınca, mirasçılar, mirası kabul veya ret etmemişlerse bu hususta 4721
sayılı Kanunda belirlenmiş süreler geçinceye kadar haklarındaki takip
durdurulacaktır. 4721 sayılı Kanunun 606 ncı maddesinde; mirasın 3 ay
içerisinde ret olunabileceği hükme bağlanmış olup, bu süre içerisinde
mirasın kabul edildiğine ilişkin bir bilgi edinilmeden mirasçılar
hakkında takip yapılmasına imkan bulunmamaktadır.
Ancak, 4721 sayılı Kanunun 610 uncu
maddesi uyarınca, mirası ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke
işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetiminde olmayan veya miras
bırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan
ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine maleden mirasçı mirası
reddedemeyeceğinden, mirası ret hakkından mahrum olan bu mirasçılar
hakkında mirası ret süresi beklenilmeden takip işlemlerine devam
edilmesi gerekmektedir.
3.
Mirasçıların sorumluluğu; 213 sayılı Vergi Usul Kanununun
12 nci ve 4721 sayılı Kanunun 681 inci maddesinde düzenlenmiştir.
213 sayılı Kanunun 12 nci maddesinde,
“Ölüm halinde mükelleflerin ödevleri, mirası reddetmemiş kanuni ve
mansup mirasçılarına geçer. Ancak, mirasçılardan her biri ölünün vergi
borçlarından miras hisseleri nisbetinde sorumlu olurlar.” hükmüne
yer verilmek suretiyle ölen kişinin vergi borçlarından her mirasçının
kendi miras hissesi nispetinde sorumlu olması esası getirilmiştir.
Bu itibarla, ölen amme borçlusundan
aranılan amme alacaklarının 213 sayılı Kanun kapsamına giren alacaklar
olması halinde mirasçılar hakkında yapılacak takiplerde mirasçıların
sorumlu oldukları tutarların 213 sayılı Kanunun anılan maddesi uyarınca
tespit edilmesi gerekmektedir.
4721 sayılı Kanunun 641 ve 681 inci
maddelerinde ise; mirasçıların tereke borçlarından dolayı müteselsilen
sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Ancak, bu sorumluluk mirasın
paylaştırılmasından itibaren geçecek 5 yıllık sürede geçerli olup, bu
sürenin bitiminden sonra mirasçılar miras hisseleri oranında miras
bırakanın borçlarından sorumlu olacaklardır.
Miras bırakandan aranılan amme
alacaklarının 213 sayılı Kanun kapsamında olmayan alacaklardan olması
halinde mirasçılar hakkında yapılacak takipte 4721 sayılı Kanunun
hükümleri esas alınacaktır. Buna göre, mirasçılar müteselsil
sorumluluğun sona erdiği tarihe kadar borcun tamamından müteselsilen, bu
tarihten itibaren ise miras hisseleri oranında sorumlu tutularak takip
edilecektir.
4.
Mirasçılar tarafından, mirasın tutulan defter uyarınca kabulü yoluna
başvurulmuş olması halinde mirasçıların sorumluluğu;
a) Amme alacağının deftere kaydedilmiş
olması halinde, tebliğin bu bölümünün (3) numarasında yapılan
açıklamalara göre,
b) Amme alacağının deftere kaydedilmemiş
olması halinde, amme alacağının 213 sayılı Kanun kapsamında olup
olmamasına bakılmaksızın, miras yoluyla iktisap edilen miktar
kadarıyla,
olacaktır.
5.
4721 sayılı Kanunun 631 inci maddesi uyarınca, amme borçlusunun
mirasının Devlete geçmesi halinde, Devlet deftere yazılan borçlardan,
sadece miras yoluyla edindiği değerler ölçüsünde sorumlu olacaktır.
6.
Mirasın mirasçılar tarafından reddedilmesi ve amme alacağının tereke
varlığından alınamaması halinde, amme alacağı zamanaşımı süresi sonunda
terkin edilecektir.
7.
6183 sayılı Kanunun 50 nci maddesi uyarınca, amme borçlusu hakkında
yapılan takip işlemleri, karısı veya kocası, kan veya sıhriyet (kayın)
itibarıyla alt veya üst soylarından birisinin ölmesi halinde ölüm
günüyle beraber 3 gün durdurulacaktır.
IV- Tebliğler ve Sürelerin
Hesaplanması
1. 6183 sayılı
Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, bu Kanunda yazılı sürelerin
hesaplanmasında ve tebliğlerin yapılmasında 213 sayılı Kanunun ilgili
hükümleri uygulanacaktır.
2. 6183 sayılı
Kanunun uygulamasıyla ilgili olarak yapılacak tebliğlerde, tahsil
dairelerince 213 sayılı Kanunda öngörülen tebliğ usullerine uyulmakla
birlikte, gerekli görülen hallerde, postada oluşabilecek gecikme ve
tebliğ imkansızlıklarının önlenmesi, icra takiplerinin geciktirilmemesi
ve amme alacağını vadesinde ödemeyen borçlulara ilişkin cebri takip ve
tahsil işlemlerinin daha hızlı bir şekilde yürütülmesi için yapılacak
tebliğlerde, 213 sayılı Kanunun 107 nci maddesinin Bakanlığımıza verdiği
yetkiye istinaden, posta yoluna başvurmadan memur eliyle tebliğ
yaptırılması mümkündür.
İKİNCİ BÖLÜM
Amme Alacaklarının Korunması
I- Teminat Hükümleri
1. 6183 sayılı
Kanunun 9 uncu maddesinde, 213 sayılı Kanunun 344 üncü maddesine göre
vergi ziyaı cezası kesilmesini gerektiren haller ile 359 uncu maddesinde
sayılan hallere temas eden bir amme alacağının salınması için gerekli
işlemlere başlanılması halinde, vergi incelemesine yetkili memurlarca
yapılan ilk hesaplara göre belirtilen tutar üzerinden tahsil
dairelerince teminat isteneceği hükme bağlanmıştır.
Buna göre, 213 sayılı Kanunun 135 inci
maddesiyle kendilerine inceleme yetkisi verilmiş bulunanlar tarafından
mükelleflerin veya sorumluların kayıt ve işlemlerinin incelenmesi
sırasında 213 sayılı Kanunun 344 ve 359 uncu maddelerinde sayılan
hallerin tespit edilmesi nedeniyle bir amme alacağı salınması için
gereken işlemlere başlanılmışsa, inceleme elemanlarınca yapılacak ilk
hesaplara göre tespit edilecek tutar üzerinden derhal teminat
istenecektir.
2. Vergi
incelemesine yetkili memurlarca yapılan ilk hesaplara göre belirtilen
tutar üzerinden istenecek teminatın, vergi aslı, gecikme faizi ile ceza
tutarlarını karşılayacak değerde olması gerekmektedir. Bu aşamada vergi
alacağı tahakkuk etmediğinden gecikme faizinin hesabında teminat isteme
yazısının düzenlendiği tarih esas alınacaktır. Ancak, gerek teminat
isteme yazılarında gerekse teminat gösterme yazıları veya belgelerinde,
vergi alacağının tahakkuk etmesi üzerine hesaplanacak gecikme faizi ve
zammının dikkate alınacağının belirtilmesi gerekmektedir. Kanunun 9 uncu
maddesinin birinci fıkrası uyarınca teminat istenmesinde ekte yer alan
yazı örneği (EK-1) kullanılacaktır.
3. Türkiye’de
ikametgahı bulunmayan amme borçlusunun durumu, amme alacağının
tahsilinin tehlikede olduğunu gösteriyorsa, tahsil dairesi borçludan
teminat isteyebilecektir.
4. 6183 sayılı
Kanunun 8 inci maddesi ile tebliğlerin yapılması ve sürelerin
hesaplanması bakımından 213 sayılı Kanuna yapılan atıf sebebiyle,
teminat isteme yazılarında verilecek sürenin 213 sayılı Kanunun 14 üncü
maddesi hükmü çerçevesinde 15 günden az olmaması gerekir.
5. 6183 sayılı
Kanunun 10 uncu maddesinde, teminat olarak kabul edilecek değerler
sayılmıştır.
Madde hükmüne göre;
a)
Para,
b)
Bankalar tarafından verilen süresiz teminat mektupları,
c)
Hazine Müsteşarlığınca ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetleri
(Hazine bonosu ve Devlet tahvilleri) veya bu senetler yerine düzenlenen
belgeler (nominal bedele faiz dahil edilerek ihraç edilmişse bu
işlemlerde ana paraya tekabül eden satış değerleri esas alınır.),
d)
Bakanlar Kurulu tarafından tespit edilecek milli şirketlerin
hisse senetleri ve tahvilleri (Bu hisse senetleri ve tahviller,
teminatın kabul edilmesine en yakın borsa cetvelleri üzerinden % 15
noksanıyla değerlendirilir.),
e)
Amme borçlusu veya borçlular lehine üçüncü şahıslar tarafından
gösterilen ve alacaklı amme idarelerince haciz varakalarına istinaden
haczedilen menkul ve gayrimenkul mallar,
teminat olarak kabul edilecektir.
6.
6183 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin (5) numaralı bendi uyarınca,
üçüncü şahıslar tarafından borçlu lehine teminat olarak gösterilen
menkul veya gayrimenkul malların da teminat olarak alınması mümkündür.
Bu durumda, üçüncü şahsın kendisine ait malı başkasının borcuna karşılık
teminat olarak vermek istemesi halinde, bu iradesini açık bir şekilde
gösteren imzalı muvafakat yazısını tahsil dairesine bizzat getirmesi
gerekmektedir.
Ancak, muvafakat yazısının bizzat üçüncü
şahıs tarafından getirilmemesi halinde, üçüncü şahıs tarafından
imzalanmış ve noter tarafından onaylanmış bir örneğinin tahsil dairesine
gönderilmesi yeterli olacaktır.
Muvafakat yazısında; alacaklı tahsil
dairesinin ismi, borçlunun adı, soyadı/unvanı, T.C. Kimlik/Vergi Kimlik
Numarası, borcun türü, dönemi, tutarı, teminatın asli ve fer’i
alacakları kapsamak üzere ve 6183 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin (5)
numaralı bendi gereğince teminat olarak verildiği, teminat olarak
gösterilen menkul ve/veya gayrimenkul malın özellikleri belirtilecek ve
malın teşhisine yarayacak belge fotokopileri de eklenecektir.
Bu şekilde muvafakat
yazısı alındıktan sonra, haciz varakasına istinaden mal gayrimenkul ise
tapu müdürlüğüne haciz tebliğ edilmek, mal menkul mal ise haciz tutanağı
ile haczedilmek ve Kanunun 82 ve 83 üncü maddelerinde gösterilen esaslar
dairesinde gerekli muhafaza tedbirleri alınmak suretiyle haciz işlemleri
gerçekleştirilecektir.
7. Amme borçlusu
veya borçlu lehine üçüncü şahıslar tarafından elbirliği (iştirak
halinde) mülkiyetine konu gayrimenkullerin teminat olarak
gösterilebilmesi için 4721 sayılı Kanunun 701 ve devamı maddeleri
uyarınca diğer ortakların (maliklerin) muvafakatı gerektiğinden bu tür
malların teminat olarak alımı sırasında bu hususun göz önünde
bulundurulması gerekmektedir.
8.
6183 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi
hükmüne göre verilen teminatların sonradan tamamen veya kısmen değerini
kaybetmesi veya borç tutarının artması halinde, teminatın
tamamlanması veya yerine başka teminat gösterilmesi istenecektir. Üçüncü
kişiler tarafından gösterilen teminatın değerinin azalması halinde,
teminatın tamamlatılmasının borçludan isteneceği tabiidir.
Aynı madde hükmüne göre borçlu, tahsil
dairesinin kabulüne bağlı olarak daha önce verdiği teminatı kısmen veya
tamamen başka bir teminatla değiştirebilecektir.
9. 6183 sayılı
Kanunun 10 uncu maddesinde teminatın nev’ileri belirtildikten sonra, bu
maddeye göre teminat sağlayamayanlara, Kanunun 11 inci maddesiyle
(kabulü tahsil dairesinin ihtiyarına bırakılmak suretiyle) muteber bir
şahsı müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu olarak gösterebilme
imkanı tanınmıştır.
10. Şahsi kefalet,
tespit edilecek şartlara uygun olarak noterden tasdikli mukavele ile
tesis edilecektir. Buna göre, alacaklı tahsil dairelerince, 6183 sayılı
Kanunun 11 inci maddesine göre şahsi kefalet tesis edilmesi halinde bu
tebliğin ekinde yer alan şahsi kefalet senedinin (EK-2), Kanunun
14 üncü maddesine göre şahsi kefalet tesis edilmesi halinde bu tebliğin
ekinde yer alan taahhüt/şahsi kefalet senedinin (EK-3 ve EK-4) ve
Kanunun 48 inci maddesine göre şahsi kefalet tesis edilmesi halinde bu
tebliğin ekinde yer alan şahsi kefalet senedinin (EK-5)
düzenlenmesi ya da bu eklere uygun belgelerin aranılması gerekmektedir.
II. İhtiyati Haciz
1. 6183 sayılı
Kanunun 13 üncü maddesinde; 7 bent halinde gösterilen hallerden herhangi
birinin mevcudiyeti halinde, hiç bir müddetle mukayyet olmaksızın
alacaklı amme idaresinin mahalli en büyük memurunun kararıyla borçlunun
mallarına ihtiyati haciz tatbik edileceği düzenlenmiştir.
2. 6183 sayılı
Kanunun 13 üncü maddesine istinaden alınacak ihtiyati haciz kararlarının
haciz varakalarına dayanması gerekmekte olup, ihtiyati haciz kararı
verme yetkisi alacaklı amme idaresinin mahalli en büyük memuruna aittir.
3. 5345 sayılı
Kanunla kurulan Gelir İdaresi Başkanlığına doğrudan bağlı vergi dairesi
başkanlıklarının kurulduğu yerlerde ise aynı Kanunun 33 üncü maddesi
gereğince Gelir İdaresine bağlı tahsil daireleri (bağlı vergi daireleri
dahil) tarafından takip ve tahsil edilen amme alacakları için ihtiyati
hacze karar verme yetkisi vergi dairesi başkanlarına aittir.
4. Alacaklı amme
idaresinin il özel idaresi olması halinde, ihtiyati hacze karar verme
yetkisi valiye; belediye olması halinde ise belediye başkanına aittir.
5. İhtiyati haczin
amacı amme alacağını teminat altına almak olup, tahsil dairelerince
mükellefin menkul ve gayrimenkul malları ile diğer hak ve alacaklarının
kaçırılmasına engel olunması ve ihtiyati haciz uygulamasından beklenen
faydanın elde edilebilmesi için, ihtiyati haciz kararının ivedilikle
uygulanması zorunludur. Dolayısıyla, ihtiyati haciz kararlarına ilişkin
işlemlerin elden takip edilerek gecikmeye yer verilmeden tamamlanması ve
haciz kararlarının gerek hazırlanması ve gerekse uygulanması
aşamalarında gizlilik içerisinde hareket edilerek borçlunun mallarını
kaçırmasına engel olunması gerektiği tabiidir.
Gerek ihtiyati tahakkuka dayalı gerekse
diğer nedenlerden dolayı ihtiyati haciz sebeplerinin tayin ve takdirinde
tahsil dairesinin ve ihtiyati haciz kararını verecek makamın gereken
hassasiyeti göstermesi ve alacaklı amme idaresinin hukuku kadar borçlu
hukukunu da koruması gerekmektedir.
6.
6183 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinde, ihtiyati haciz sebeplerinin
varlığı halinde “ihtiyati haczin hiç bir müddetle mukayyet
olmaksızın” uygulanacağı hükme bağlandığından, ihtiyati hacizler
belli bir süre için konulmayıp, kaldırılmadığı müddetçe devam
edecektir.
6183 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin
(1) numaralı bendi gereğince uygulanacak ihtiyati hacizlerde, borçlu
tarafından teminat gösterilinceye kadar beklenilmesi zorunlu olmayıp,
gerek teminat olarak verilecek değerlerin haczedilebilmesini sağlamak
gerekse teminat istenmesine ilişkin yapılacak tebligatlarda geçecek
sürede amme alacağının güvence altına alınmasını temin etmek üzere,
ihtiyati hacze ilişkin işlemlere derhal başlanılması gerekmektedir.
7. İhtiyati haciz
hiç bir süreye bağlı olunmaksızın borçlunun menkul ve gayrimenkul
malları ile alacak ve haklarına derhal uygulanacak olmakla birlikte,
bazı hallerde borçlunun bu varlıklarının tespiti zaman almakta ve bu
süre zarfında da amme borçluları mallarını kaçırabilmektedir.
İhtiyati hacizde mal varlığı
araştırmaları ile bu şekilde zaman kaybına meydan verilmemesi
bakımından, mükelleflerin hesap ve işlemleri üzerinde inceleme yapan
vergi incelemesine yetkililerce, mükellefler hakkında 6183 sayılı
Kanunun 9 ve 13 üncü maddeleri gereğince işlem yapılması gerektiğine
kanaat getirilmesi halinde, yapılacak ilk hesaplara göre belirlenecek
tutarın yanı sıra inceleme sırasında tespit olunan mükellefe ait mal,
alacak ve hakların da vergi dairesine bildirilmesi gerekmektedir.
8. 6183 sayılı
Kanunun 13 üncü maddesinin (7) numaralı bendinde “7. İptali istenen
muamele ve tasarrufun mevzuunu teşkil eden mallar, bu mallar elden
çıkarılmışsa elden çıkaranın diğer malları hakkında uygulanmak üzere, bu
kanunun 27, 29, 30’uncu maddelerinin tatbikini icabettiren haller
varsa.” hükmü yer almaktadır.
Bu hüküm aynı Kanunun 24 ve müteakip
maddelerinde düzenlenen iptal davalarına ilişkin hükümler çerçevesinde
iptal davası açılması halinde iptale konu malların elden çıkarılmasını
önlemek amacıyla düzenlenmiş olup, bu bent uyarınca tatbik edilen
ihtiyati haciz, ihtiyati tedbir niteliği taşımaktadır.
İptal davası açılabilmesi için gerekli
koşulların varlığı halinde durumun alacaklı amme idarelerinin dava
açmaya yetkili birimlerine bildirilmesi ve davanın açılması halinde söz
konusu bent hükmüne göre ihtiyati haciz kararı alınması mümkündür.
İhtiyati haciz kararı üzerine, iptal davasına konu mal üzerine ihtiyati
haciz tatbik edilecek, söz konusu mal elden çıkarılmış ise elden
çıkaranın diğer malları üzerine ihtiyati haciz uygulanacaktır.
Bunun yanı sıra, iptal davasına konu
malların iptal davasına taraf olmayan kişilerin mülkiyetine geçmesini
önlemek amacıyla açılacak davalarda, ayrıca 1086 sayılı Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununun
101 ve devamı maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir talebinde de
bulunulması gerektiği tabiidir.
9.
6183 sayılı Kanun hükümlerine göre, ihtiyati veya kat’i haczin borçlunun
her türlü mal, hak ve alacaklarına tatbik edilmesi mümkün
bulunmaktadır.
Ancak, borçlu olan bir şahsın bankalarda
bir alacak ve hakkı bulunmamasına rağmen ileride borçlu adına doğacak
alacaklar için bankalara haciz veya ihtiyati haciz bildirisi tebliğ
edilmesi, haczin “borçlunun mal varlığını hedef tutması” esasına aykırı
düşecektir.
Amme alacağından borçlu
olan bir şahsın, bankalarda alacak ve hakkının bulunmamasına rağmen
ileride tahakkuk edecek alacağından istifade etmek üzere geleceğe
yönelik olarak bankalara haciz veya ihtiyati haciz tebliği, muhtemel bir
alacak niteliğinde dahi tanımlanamayacak bir durum oluşturması ve
bankanın bu hacizleri sürekli izlemesi veya banka tarafından yapılan tüm
işlemlerde bir süreye de bağlı kalınmaksızın borçlu adına mal, hak ve
alacak doğup doğmadığının takip edilmesi, doğması halinde haciz veya
ihtiyati haciz uygulanmasını gerektirir ki bankalara böyle bir külfet
yüklemeye imkan bulunmamaktadır.
Bu nedenle, bankalara yapılacak haciz ve
ihtiyati haciz tebliğlerinin sadece tebliğ tarihi itibarıyla amme
borçlularının mevcut olan varlıklarını konu alması ve bu kişilerin
ileride doğabilecek alacakları için haciz ve ihtiyati haciz tebliğinde
bulunulmaması icap etmektedir.
Bankacılık sisteminde, POS cihazı
kullanan müşteri ile banka arasında yapılan sözleşmelere dayanan
bankalar nezdindeki hesaplar banka ile müşterisi arasında devamlılık arz
etmektedir. Dolayısıyla bu hesaplar her zaman için banka nezdinde alacak
doğmasına (muhtemel alacak) müsait hesaplar olarak değerlendirildiğinden
bu hesaplara ileriye matuf olmak üzere haciz konulması mümkün
bulunmaktadır.
10.
İhtiyati haciz kat’i hacze dönüştürülmediği sürece, ihtiyaten haczedilen
malların satılarak paraya çevrilmesi mümkün bulunmamaktadır. Ancak,
ihtiyaten haczedilen malların bozulması, çürümesi gibi nedenlerle
korunmasının mümkün olmadığı veya beklediği zaman önemli bir değer
düşüklüğüne uğrayacağının anlaşılması hallerinde, bu mallar derhal
paraya çevrilerek, elde edilen tutarlar teminat olarak muhafaza
edilecektir.
11.
6183 sayılı Kanunun 15 inci maddesinde, haklarında ihtiyati haciz tatbik
olunanların; haczin tatbiki, gıyapta yapılan hacizlerde haczin tebliği
tarihinden itibaren 7 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz
işlerine bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde ihtiyati haciz sebebine
itiraz edebilecekleri, itirazın şekli ve incelenmesi hususunda Vergi
Usul Kanunu hükümlerinin tatbik olunacağı, bu ihtilafların itiraz
komisyonlarınca diğer işlere takdimen incelenerek karara bağlanacağı ve
itiraz komisyonlarının bu konuda verecekleri kararların kesin olduğu
hükme bağlanmıştır.
Ancak, 20.01.1982 tarihli ve 17580 sayılı
Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2576 sayılı Bölge İdare
Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve
Görevleri Hakkında Kanunun yürürlüğe girmesini müteakiben vergi itiraz
komisyonlarının görevleri sona ermiş ve anılan Kanunun 6 ncı maddesinin
(b) bendi gereğince de vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali
yükümlülükler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin olup 6183 sayılı
Kanunun uygulanmasından doğan davaların çözüm görevi vergi mahkemelerine
verilmiştir.
Vergi davalarında ihtilafların görüm ve
çözümünde uygulanacak hükümleri düzenleyen ve 213 sayılı Kanunda yer
alan hükümler de 2577 sayılı Kanunla
yürürlükten kaldırılması nedeniyle, ihtiyati hacze karşı dava açılması
halinde, bu davaların görüm ve çözüm usulleri 2577 sayılı Kanunda
yapılan düzenlemelere tabi kılınmıştır.
Bu itibarla, ihtiyati haciz sebeplerine
karşı açılacak davaların;
- haczin tatbik edildiği tarihten,
- gıyapta yapılan hacizlerde ise haczin
tebliğ edildiği tarihten,
itibaren 7 gün içinde ilgili vergi
mahkemesinde açılması gerekmektedir.
Diğer taraftan, 2577 sayılı Kanunda ilk
derece mahkemesi olarak vergi mahkemelerinin vermiş olduğu nihai
kararlara karşı itiraz yoluyla Bölge İdare Mahkemelerine veya temyiz
yoluyla Danıştay’a başvurulabilmesi nedeniyle, vergi mahkemelerinin
vermiş olduğu nihai kararlar kesin olmayıp bu kararlara karşı temyiz
veya itiraz yoluna gidilmesi mümkündür.
2577 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde,
haciz veya ihtiyati haciz uygulamalarıyla ilgili davalarda verilen
kararlar hakkında bu kararların kesinleşmesinden sonra idarece işlem
tesis edileceği hükme bağlandığından, ihtiyati hacze karşı dava açılması
sonucunda ilk derece mahkemesinin kararı üzerine işlem tesis
edilebilmesi için bu karara karşı, itiraz veya temyiz yoluna
başvurulmamış olması gerekmekte, ilk derece kararına karşı kanun
yollarına (itiraz, temyiz, kararın düzeltilmesi) başvurulmuş olması
halinde ise bu yolların tüketilmesine bağlı olarak kesinleşen nihai
kararlara göre işlem yapılması zorunlu bulunmaktadır.
İhtiyati hacze karşı dava açılmadığı
halde, bu haczin dayanağı olan tarhiyata karşı dava açılması durumunda
ve ilk derece mahkemesince tarhiyatın kısmen veya tamamen terkinine
yönelik kararlar verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, bu
tarhiyata dayalı ihtiyati haczin kaldırılması gerekmektedir.
Gerek tarhiyata gerekse bu tarhiyattan
kaynaklı olan ihtiyati hacze karşı dava açıldığı hallerde ise, yargı
organlarınca tarhiyatın terkinine karar verilmesi ve terkin kararının
kesinleşmesi şartıyla ihtiyati hacze ilişkin davanın sonucu
beklenilmeksizin ihtiyati haczin kaldırılması gerekmektedir.
12.
6183 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde, hakkında ihtiyati haciz uygulanan
borçlu tarafından, aynı Kanunun 10 uncu maddesinde sayılan değerlerden
(maddenin (5) numaralı bendinde sayılan menkul mallar hariç) birinin
teminat olarak gösterilmesi halinde, uygulanan ihtiyati haczin tahsil
dairesi tarafından kaldırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Buna göre, ihtiyati haciz borçlu
tarafından Kanunun 10 uncu maddesinin beşinci bendinde sayılan menkul
mallar hariç aynı maddede sayılan teminatların verilmesi ve verilen
teminatın tahsil dairesi tarafından kabul edilmesi halinde, ihtiyati
haciz tatbik edilmiş mallar üzerinden kaldırılarak teminat olarak
gösterilen mallara haciz tatbik edilecektir.
III. İhtiyati Tahakkuk
1. 6183 sayılı
Kanunun 5615 sayılı Kanunla
değişik 17 nci maddesinde “Aşağıdaki hallerden birinin bulunması
takdirinde vergi dairesi müdürünün (5345 sayılı Kanun uyarınca vergi
dairesi yetkisini haiz olarak kurulan ve faaliyete geçen vergi dairesi
başkanlıklarında, ilgili grup müdürünün ve/veya müdürün) yazılı talebi
üzerine defterdar ve/veya vergi dairesi başkanı, mükellefin henüz
tahakkuk etmemiş vergi ve resimlerinden Maliye Bakanlığınca tespit ve
ilan edilecek olanlarla bunların zam ve cezalarının derhal tahakkuk
ettirilmesi hususunda yazılı emir verebilir.
Vergi dairesi müdürü (5345 sayılı
Kanun uyarınca vergi dairesi yetkisini haiz olarak kurulan ve faaliyete
geçen vergi dairesi başkanlıklarında, ilgili grup müdürü ve/veya müdür)
bu emri derhal tatbik eder:
1. 13 üncü maddenin 1, 2, 3 ve 5 inci
bentlerinde yazılı ihtiyati haciz sebeplerinden birisi mevcut ise,
2. Mükellef hakkında 110 uncu madde
gereğince takibata girişilmişse,
3. Teşebbüsün muvazaalı olduğu ve
hakikatte başkasına aidiyeti hakkında deliller elde edilmişse.”
hükmü yer almaktadır.
2.
6183 sayılı Kanunun 17 nci maddesinde ihtiyati tahakkuk müessesesi hükme
bağlanmış ve amme alacağının tehlikeye girdiği hallerde henüz tahakkuk
etmemiş alacaklar için de ihtiyati haciz uygulanması mümkün
kılınmıştır.
3.
İhtiyati tahakkuk, vergi dairesi
müdürünün yazılı isteği üzerine defterdarın/vergi dairesi başkanlığının
kurulduğu yerlerde vergi dairesi başkanının kararıyla uygulanacaktır.
İhtiyati tahakkuk talepleri 5345 sayılı
Kanun uyarınca vergi dairesi yetkisini haiz olarak kurulan ve faaliyete
geçen vergi dairesi başkanlıklarında, ilgili gelir idaresi grup müdürü
ve/veya müdür tarafından yazılı olarak yapılacak, bu talepler vergi
dairesi başkanı tarafından uygun görülmesi üzerine ihtiyati tahakkuk
işlemleri ilgili gelir idaresi grup müdürü ve/veya müdür tarafından
derhal yerine getirilecektir.
4.
6183 sayılı Kanunun 17 nci maddesinde, ihtiyati tahakkukun mükellefin
henüz tahakkuk etmemiş vergi ve resimlerinden Maliye Bakanlığınca tespit
ve ilan edilecek olanlarla bunların zam ve cezaları hakkında
uygulanabileceği hükme bağlanmıştır.
Buna göre, madde metninde yazılı
hallerden birinin bulunması halinde, mükellefin henüz tahakkuk etmemiş;
a) Gelir Vergisi (geçici
vergi dahil),
b) Kurumlar Vergisi
(geçici vergi dahil),
c) Katma Değer Vergisi,
d) Damga Vergisi,
e) Özel Tüketim Vergisi,
f) Özel İletişim Vergisi,
g) Şans Oyunları Vergisi,
h) Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi,
ı) Veraset ve İntikal Vergisi,
i) Bu vergilerin gecikme
faizi ve vergi aslına bağlı vergi cezaları,
hakkında ihtiyati
tahakkuk uygulanabilmesi uygun görülmüştür.
Gelir ve kurumlar vergisine mahsup
edilmek üzere tarh ve tahakkuk ettirilen geçici verginin asıllarının
aranılmayacağı durumlarda, maddenin öngördüğü şartların varlığı halinde
ihtiyati tahakkuk, bu vergi için hesaplanan gecikme faizi ve bu vergiye
bağlı vergi cezaları için uygulanır.
5.
6183 sayılı Kanunun 18 inci maddesi gereğince ihtiyati tahakkuk tutarı,
mükellefin maddede sayılan vergi, resim ve cezalarından matrahı belli
olanlar üzerinden, geçmiş yıllara ve cari yılın geçen aylarına ait olup,
matrahı henüz belli olmayan alacaklar açısından ise geçici olarak harici
karinelere göre takdir yoluyla tespit ettirilen matrahlar üzerinden
hesaplanacaktır.
İhtiyaten tahakkuk ettirilecek amme
alacakları üzerinden hesaplanarak ihtiyaten tahakkuku verilmesi gereken
gecikme faizi tutarının belirlenmesinde, ihtiyati tahakkuk talep
yazısının düzenlendiği tarih esas alınacaktır.
6. 6183 sayılı
Kanunun 20 nci maddesinde, haklarında ihtiyati tahakkuk üzerine,
ihtiyati haciz tatbik olunanların, ihtiyati tahakkuk sebep ve tutarına
15 inci madde gereğince itirazda bulunabilecekleri hükme bağlanmıştır.
İhtiyati tahakkuk sebep ve tutarlarına karşı açılacak davalar ile ilgili
olarak, tebliğin ihtiyati haciz bölümünde, Kanunun 15 inci maddesine
yönelik yapılan açıklamaların dikkate alınması gerekmektedir.
Diğer Korunma Hükümleri
IV. Amme Alacaklarında Rüçhan Hakkı
1.
Amme alacaklarına öncelik hakkı veren 6183 sayılı Kanunun 21 inci
maddesi hükmü ile üçüncü şahıslar tarafından haczedilen mallar paraya
çevrilmeden önce o mal üzerine amme alacağı için de haciz konulduğunda
satış bedelinin ne şekilde dağıtılacağına ilişkin düzenlemeler yapılmış,
borçlunun iflası, mirasın reddi ve terekenin resmi tasfiyeye tabi
tutulması hallerinde amme alacağının sırası belirlenmiştir.
Madde hükmüne göre, üçüncü şahıslar
tarafından haczedilen mallar paraya çevrilmeden önce o mal üzerine amme
alacağı için de haciz konulduğunda satış bedeli alacaklılar arasında
garameten taksim edilmektedir. Satış bedelinin dağıtımında, amme
alacaklarından önce tesis edilmiş olan rehinli alacakların hakları saklı
tutulmuş, ancak, eşya ve gayrimenkulün aynından doğan amme alacaklarına
rehinli alacaklardan önce tahsil edileceğine yönelik öncelik hakkı
verilmiştir.
2.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun
(4949 sayılı Kanun
ile değişik) 268 inci maddesinde, 261 inci maddeye göre ihtiyaten
haczedilen malların, ihtiyati haciz kesin hacze dönüşmeden önce diğer
bir alacaklı tarafından bu Kanuna veya diğer kanunlara göre haczedilmesi
halinde, ihtiyati haciz sahibi alacaklının, bu hacze 100 üncü maddedeki
şartlar dairesinde kendiliğinden ve muvakkaten iştirak edeceği ve
rehinden önce ihtiyati veya icrai haciz bulunması halinde amme alacağı
dahil hiçbir haczin rehinden önceki hacze iştirak edemeyeceği hüküm
altına alınmıştır.
2004 sayılı Kanunda yapılan bu
düzenlemeler, amme alacaklarının rüçhan hakkını etkilemiş ve üçüncü
şahıslar tarafından haczedilmiş olan mallara, amme alacağından önce
rehin tesis edilmiş olması halinde amme alacağının hacze iştirak hakkı
ortadan kaldırılmıştır.
08.04.2006 tarihli ve 26133 sayılı Resmi
Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 5479 sayılı Kanun ile
6183 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının sonuna eklenen
hükümle genel bütçeye gelir kaydedilen vergi, resim, harç ile vergi
cezaları ve bunlara bağlı zam ve faizler için tatbik edilen hacizlerde,
2004 sayılı Kanunun 268 inci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi
hükmünün uygulanmayacağı belirtilerek, üçüncü şahıslar tarafından
haczedilmiş mallara, maddede belirtilen amme alacakları için rehinden
sonra haciz konulması halinde, rehinden önce üçüncü şahıslar tarafından
tatbik edilmiş olan hacizlere iştirak edilmesi imkanı sağlanmıştır.
Üçüncü şahıslar tarafından haczedilmiş
mallar üzerinde amme alacağı için tatbik edilmiş hacizden önce tesis
edilmiş bir rehin bulunmadığı sürece nev’i sınırlaması olmaksızın hacze
konu tüm amme alacaklarının ilk haciz alacaklısı üçüncü şahsın haczine
iştirak edeceği tabiidir.
3.
6183 sayılı Kanunun 21 inci maddesinde yapılan diğer bir değişiklikle de
yine 2004 sayılı Kanunun 4949 sayılı Kanun ile değişik 206 ncı maddesi
dikkate alınarak, borçlunun iflası, mirasın reddi ve terekenin resmi
tasfiyeye tabi tutulması hallerinde amme alacakları imtiyazlı alacak
olarak tanımlanmış ve bu alacakların 2004 sayılı Kanunun 206 ncı
maddesinin üçüncü sırasında, bu sıranın önceliğini alan alacaklar da
dahil olmak üzere tüm imtiyazlı alacaklar ile birlikte işleme tabi
tutulacağı hükme bağlanmıştır.
Yapılan bu değişikliğe göre, borçlunun
iflası, mirasın reddi ve terekenin resmi tasfiyeye tabi tutulması
hallerinde amme alacakları imtiyazlı alacak olarak üçüncü sırada yer
alacaktır. Üçüncü sırada, bu sıranın önceliğini alan bir alacağın
bulunması halinde, amme alacakları da öncelikli alacakla aynı sırada yer
alacak ve bu alacaklar tamamen tahsil edilinceye kadar diğer imtiyazlı
alacaklara bir pay ayrılmayacaktır. Öncelik hakkı bulunan alacak ile
amme alacağı toplamının, bu sıraya tahsis edilen tutardan fazla olması
halinde ise tahsis edilen tutarın garameten taksim edileceği tabiidir.
4.
2004 sayılı Kanunun 206 ncı maddesine
göre üçüncü sırada yer alan alacaklar arasında önceliğe sahip bir
alacağın bulunmaması halinde, amme alacağı ile bu sırada yer alan
alacaklar birlikte işleme tabi tutularak garameten taksim suretiyle
paylarını alacaklardır. Ayrıca, amme alacağının, özel kanunlarında 2004
sayılı Kanunun 206 ncı maddesinin üçüncü sırasında imtiyazlı alacak
olarak tanımlanan alacaklardan da önceliğinin bulunduğuna ilişkin özel
hükümlerin yer alması halinde bu hükümlere göre işlem yapılması
gerekmektedir.
5.
6183 sayılı Kanun bir usul kanunu olduğundan, 5479 sayılı Kanunla, 21
inci maddesinde yapılan değişikliğin, değişikliğin yürürlüğe girdiği
tarih itibarıyla tahsil edilmemiş olan amme alacakları ile ilgili olarak
tatbik edilmiş ancak paraya çevrilmemiş veya satış bedeli ilgili
dairenin veznesine yatırılmamış hacizlerde, anılan maddenin üçüncü
fıkrasındaki değişikliğin ise kesinleşmemiş sıra cetvellerinde dikkate
alınması gerekmektedir.
V. İptal Davaları
1.
6183 sayılı Kanunun 24 ila 31 inci maddelerinde iptal davalarına ilişkin
hükümler düzenlenmiştir. Bu hükümlerle güdülen amaç; amme alacağını
ödemeyen borçlunun malı bulunmadığı ya da borca yetmediği takdirde, amme
alacağının tamamının veya bir kısmının tahsiline imkan bırakmamak
amacıyla borçlu tarafından yapılan tek taraflı hukuki muamelelerle
borçlunun amacını bilen veya bilmesi lazım gelen kimselerle yapılan
bütün muamelelerin hükümsüzlüğünü sağlamak ve bu yol ile amme alacağını
tahsil etmektir.
2.
6183 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinde, bu Kanuna göre açılan davalara
genel mahkemelerde bakılacağı belirtildiğinden, iptal davalarının,
iptali istenen tasarrufun değerine göre sulh hukuk veya asliye hukuk
mahkemelerinde açılması gerekmektedir.
6183 sayılı Kanunda iptal davasının mahal
olarak nerede açılacağına ilişkin özel bir belirleme yapılmadığından
yetkili mahkeme Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre belirlenecektir.
3.
6183 sayılı Kanunun 25 inci maddesinde, iptal davasının tarafları ve
husumetin kimlere yöneltileceği sayılmıştır. Buna göre, alacaklı amme
idareleri veya alacağın tahsili ile görevlendirilmiş olan tahsil
daireleri tarafından davacı sıfatıyla açılacak iptal davalarının
davalısı; borçlu, borçlu ile hukuki muamelede bulunanlar veya
kendilerine borçlu tarafından ödeme yapılan kimselerle, bunların
mirasçıları ve kötü niyetli üçüncü şahıslar olacaktır.
İptal davalarının alacaklı amme
idarelerinin bu konuda yetkilendirilmiş birimlerince açılacağı
tabiidir.
4.
İptal davasının açılabilmesi için takip konusu amme alacağının ödeme
vadesinin gelmiş (muaccel) olması ve yapılan takip işlemlerine rağmen
borçlunun mal varlığından bu alacağın tahsil edilememiş olması
gerekmektedir.
5.
6183 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinde;
27, 28, 29 ve 30 uncu maddelerde sözü edilen tasarrufların vukuu
tarihinden 5 yıl geçmesinden sonra bu maddelere dayanılarak dava
açılamayacağı hükme bağlanmıştır. Bu maddede yer alan 5 yıllık süre hak
düşürücü süredir.
Diğer taraftan, Kanunun ivazsız
tasarrufların hükümsüzlüğüne ilişkin 27 nci maddesi ile hükümsüz sayılan
diğer tasarruflarla ilgili 29 uncu maddesinde öngörülen 2 yıllık
süreler, amme alacağının ödeme müddetinin başladığı tarihten geriye
doğru kaç yıllık süre içerisinde yapılmış tasarrufların iptalinin
istenebileceğine ilişkin olup, bu maddelere göre açılacak davalarda da
hak düşürücü sürenin hesabında her hal ve takdirde tasarrufun vukuu
tarihinden itibaren 5 yıllık sürenin dikkate alınması gerekmektedir.
6.
6183 sayılı Kanunun 31 inci maddesi, iptal davasının kabul edilmesi
halinde alacaklı amme idaresi yararına ne gibi sonuçlar doğuracağını
düzenlemektedir.
Bu düzenlemelere göre, iptal davaları
alacaklı amme idaresine alacağını tahsil olanağı sağlayan nisbi
nitelikte kanundan doğan şahsi davalardır. Dava sabit olduğu takdirde
davacı amme idaresi, bu davaya konu teşkil eden mal üzerinde cebri icra
yoluyla alacağını tahsil edebilme hakkını elde eder ve davanın konusu
gayrimenkul ise davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine
mahal olmadan o gayrimenkulün haciz ve satışını isteyebilir.
Anılan madde uyarınca, tasarruf ve
muameleden faydalananlar elde ettiklerini, elden çıkarmışlarsa takdir
edilecek bedelini vermeye mecburdurlar.
VI. Limited Şirketlerin
Amme Borçları
1.
6183 sayılı Kanunun 4369 sayılı Kanunla
değişik 35 inci maddesinde “Limited şirket ortakları şirketten tahsil
imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan
doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi
tutulurlar.” hükmü yer almaktadır.
Bu hükme göre, limited
şirket ortakları şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacaklarından
sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacaklardır.
2.
6762 sayılı Türk
Ticaret Kanununun
503 ve müteakip maddelerinde limited şirketlerin kuruluşu düzenlenmiş,
Kanunun 511 inci maddesinde tescil ve ilan edilecek hususlar arasında;
ortakların kimliği ve koymayı taahhüt ettikleri sermaye miktarları yer
almış, 515 inci maddesinde şirket esas mukavelesinde yapılan her
değişikliğin ilk mukavelede olduğu gibi tescil ve ilan edileceği, 519
uncu maddesinde de pay defterinin tutulacağı, bu deftere; ortakların ad
ve soyadlarının, pay miktarlarının, vukuu bulan ödemelerin, payların
devir ve intikali ve bu hususlarla ilgili değişikliklerin kaydedileceği
hükme bağlanmıştır.
Aynı Kanunun 520 nci maddesi hükmüne göre
de ortaklık payının devri; tescil ve ilan edilmese de noter tasdikli
devir sözleşmesi, ortakların devir işlemine muvafakatı ve devrin pay
defterine işlenmesi ile hüküm ifade etmektedir.
Bu hükümlerin birlikte incelenmesinden de
görüleceği gibi, limited şirket ortaklarının kimliği ve şirketteki
sermaye hisselerine ilişkin bilgiler; şirketin Türkiye Ticaret Sicil
Gazetesinde ilan edilen ana sözleşmesinde, bu sözleşmede yapılan
değişikliklerde, pay devrinin tescil ve ilan edilmemiş olduğu hallerde
pay defterinde yer almaktadır.
3.
6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesi uyarınca limited şirket ortakları
hakkında takibe geçilebilmesi için, Kanunun 54 ve müteakip maddelerine
göre şirket hakkında yapılan takip muameleleri sonucunda amme alacağının
şirketten tahsil imkanının bulunmaması gerekmektedir.
Şirketten amme alacağının tahsil imkanın
bulunmaması;
- Şirketin haczedilen mal varlığının,
6183 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan değerleme sonucu, tespit
edilen değerlerinin amme alacağını karşılamaması veya satış yapılmasına
rağmen amme alacağının tamamen tahsil edilememiş olması,
- Şirketin haczi kabil herhangi bir mal
varlığının bulunmaması,
- Şirketin iflasının istenmiş veya
iflasının açılmış olması hallerinde amme alacağının iflas yoluyla takip
sonucunda da tahsil edilemeyeceği kanaatinin oluşması,
- Borçlu şirketin yapılan araştırmalara
rağmen bulunamaması,
gibi alacaklı tahsil dairesinin takdir ve
tespitine dayalı hallerdir.
Yukarıda sayılan hallerde limited
şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacaklarını ödemek
mecburiyetinde olan gerçek veya tüzel kişi ortaklar, 6183 sayılı Kanunun
3 üncü maddesi uyarınca amme borçlusu olup, bu Kanun hükümlerine göre
takip edilecektir.
4.
Limited şirket ortakları hakkında yapılacak takipte aşağıdaki hususlara
dikkat edilecektir.
- Öncelikle şirketten tahsil imkanı
bulunmayan amme alacağının ait olduğu dönemde ve ödeme zamanında şirket
ortaklarının kimler olduğu ve bu ortakların sermaye hisseleri; şirket
ana sözleşmesi, ana sözleşme değişikliği veya pay defterindeki
kayıtlardan tespit edilecektir.
- Her bir ortağın sermaye hissesine göre
takip konusu olan amme alacağından sorumlu olduğu miktar
belirlenecektir.
- Takip konusu amme alacağının ait olduğu
dönemde ve ödeme zamanında pay devri nedeniyle farklı kişilerin ortak
olması halinde, payı devreden ve devralan kişiler hakkında müşterek ve
müteselsil sorumluluk esasına göre takip yapılacaktır.
- Ortaklar hakkında takip muamelesine
6183 sayılı Kanunun 55 inci maddesine göre tanzim edilecek ödeme emri
tebliği suretiyle başlanılacaktır.
5.
6762 sayılı Kanunun 540 ıncı maddesinde, aksi kararlaştırılmış
olmadıkça, ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini
idareye ve şirketi temsile mezun ve mecbur oldukları hükme bağlanmıştır.
Böyle bir durumda ortaklar hakkında 6183 sayılı Kanun uyarınca yapılacak
takip; 35 inci madde hükümlerine göre sermaye hisseleri oranında
olmayacaktır. Ortakların hepsi kanuni temsilci sıfatına haiz
olacaklarından, haklarındaki takip 213 sayılı Kanunun 10 uncu ve 6183
sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddelerine göre, amme alacağının
tamamından müşterek ve müteselsil sorumluluk esasına göre
yürütülecektir.
Diğer taraftan, 6183 sayılı Kanunun “Amme
alacaklarının korunması” başlıklı ikinci bölümünde yer alan teminat
isteme, ihtiyati haciz, ihtiyati tahakkuk ve diğer koruma hükümleri,
yeterli şartların varlığı halinde bu tebliğdeki düzenlemeler dikkate
alınarak amme borçlusu sayılan ortak hakkında da uygulanacaktır.
6.
6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesinde 4369 sayılı Kanunla yapılan
değişiklik 29.07.1998 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu itibarla,
29.07.1998 tarihi ve bu tarihten sonraki dönemlere ait olan amme
alacakları, limited şirketten tahsil imkanı bulunmaması halinde yukarıda
belirtilen esaslar çerçevesinde ortaklardan takip ve tahsil edilecektir.
Bu tarihten önceki dönemlere ait amme alacakları ise ortaklardan kanun
değişikliği öncesi hükümlere göre takip ve tahsil edilecektir.
VII. Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu
1.
6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesinde kanuni temsilcilerin
sorumlulukları düzenlenmiştir. Madde başlığında yer alan “kanuni
temsilciler” ifadesi; tüzel kişilerin, küçüklerin ve kısıtlıların kanuni
temsilcilerini, tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenleri, yabancı
şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessillerini kapsamaktadır.
6183 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde,
Kanunun 1 ve 2 nci maddeleri kapsamına giren alacaklar amme alacağı
olarak tanımlanmış, amme borçlusu veya borçlu teriminin, amme alacağını
ödemek mecburiyetinde olan gerçek ve tüzel kişileri ve bunların kanuni
temsilcilerini veya mirasçılarını ve vergi mükelleflerini, vergi
sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumlar temsilcilerini ifade
ettiği hükme bağlanmıştır.
6183 sayılı Kanunun amme borçlusu saydığı
kanuni temsilcilerin kimler olduğu ve sorumluluklarının şekli Türk
Medeni Kanunu, Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve ilgili diğer
mevzuatta belirlenmiştir.
Buna göre, ilgili mevzuatta belirlenen
tüzel kişiliği haiz kuruluşlar için ayrıca ticaret siciline tescil ve
Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilen ana sözleşmelerinde ve bu
sözleşmelerde aynı usulle yapılan değişikliklerde tayin edilen kanuni
temsilciler, 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesi ile amme
alacağının ödenmesinden de sorumlu tutulmuşlardır.
Diğer taraftan, kanuni
temsilcilerin sorumluluğuna ilişkin olarak 213 sayılı Kanunun 10 uncu
maddesinde de aynı içerikte hükümler yer almaktadır.
2.
6762 sayılı Kanunun 317 nci maddesinde; “Anonim şirket idare meclisi
tarafından idare ve temsil olunur.” hükmü yer almaktadır. Buna göre,
anonim şirketin kanuni temsilcisi idare meclisi, bir diğer ifade ile
yönetim kuruludur. Kanunun 317 nci maddesi hükmü genel kuralı
belirtmekte, ancak vazifelerin azalar arasında ne şekilde taksim
olunacağı 319 uncu maddede düzenlenmektedir.
Anılan maddede, “Esas mukavelede idare
ve temsil işlerinin idare meclisi azaları arasında taksim edilip
edilmeyeceği ve taksim edilecekse bunun nasıl yapılacağı tespit olunur.
İdare meclisinin en az bir azasına şirketi temsil salahiyeti verilir.
Esas mukavele ile temsil salahiyetinin
ve idare işlerinin hepsini veya bazılarını idare meclisi azası olan
murahhaslara veya pay sahibi olmaları zaruri bulunmayan müdürlere
bırakabilmek için umumi heyete veya idare meclisine salahiyet
verilebilir. Bu gibi kayıtlar bulunmadığı takdirde 317 nci madde hükmü
tatbik olunur.” hükmü yer
almaktadır.
Türk Ticaret Kanununun 319 uncu madde
hükmü, yönetim kuruluna ait olan şirketi temsil ve idare yetkisinin;
esas sözleşme ile yönetim kurulu üyelerinden en az biri veya birden
fazlasına veya esas sözleşmede genel kurula veya yönetim kuruluna
verilecek yetki ile yönetim kurulu üyesi olmaları şartıyla murahhas
üyelere veya şirkette pay sahibi olmasalar bile sorumlu müdürlere
devredilebileceğine ilişkindir.
Buna göre, 6183 sayılı Kanunun mükerrer
35 inci maddesi uygulamasında kanuni temsilci, şirket esas sözleşmesi
ile temsile yetkilendirilmiş veya kaynağını esas sözleşmeden alan yetki
ile idare meclisi ya da genel kurulca temsil yetkisi verilmiş kişi veya
kişiler olacaktır.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir
husus da idare ve temsil yetkisi verilen kişi ya da kişilerden birinin
mutlak surette yönetim kurulu üyelerinden birisi olmasıdır.
3.
Türk Ticaret Kanununun 323 üncü maddesinde, idare meclisinin şirketi
temsile salahiyetli kimseleri tescil edilmek üzere ticaret siciline
bildireceği, temsil salahiyetine müteallik kararın noterlikçe tasdik
edilmiş suretinin de sicil memuruna verilmesinin şart olduğu hükme
bağlanmıştır.
Bu hükme göre;
- Temsil salahiyetine ilişkin noter
tasdikli yetkili organ (yönetim kurulu veya genel kurul) kararı,
- Şirketi temsil salahiyeti verilen
kişilerin kimler olduğu,
hususlarının ticaret sicilinde tescil ve
ilan edilmiş olması gerekmektedir. Aynı Kanunun 38 inci maddesi
gereğince de bu tescilin ilan tarihinden itibaren hüküm ifade edeceği
tabiidir.
Türk Ticaret Kanununun 321 inci
maddesinde, “Temsile salahiyetli olanlar şirketin maksat ve mevzuuna
dahil olan her nevi işleri ve hukuki muameleleri şirket adına yapmak ve
şirket unvanını kullanmak hakkını haizdirler.
Temsil salahiyetinin tahdidi,
hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı hüküm ifade etmez. Ancak temsil
salahiyetinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine hasrolunduğuna
veya müştereken kullanılmasına dair tescil ve ilan edilen tahditler
muteberdir...” hükmü yer
almaktadır.
Bu madde ile temsil salahiyetinin
kapsamına işaret edilerek, temsile salahiyetli olanların şirketin maksat
ve mevzuuna dahil olan tüm işleri ve tüm hukuki işlemleri şirket adına
yapmaları gerektiği ve bu salahiyetin kapsam olarak
sınırlandırılamayacağı ifade edilmektedir.
Bu durumda, 6183 sayılı Kanunun mükerrer
35 inci maddesinin uygulamasında, 319 uncu madde hükmüne göre temsil
yetkisi verilen kişi ya da kişilerin kanuni temsilci kabul edilebilmesi
için, şirketin maksat ve mevzuuna dahil olan tüm işlemlerde tam yetkili
olmaları zorunludur.
4.
Türk Ticaret Kanununa ilişkin yukarıda yer verilen açıklamalar dikkate
alınarak, bir anonim şirketin kanuni temsilcileri;
a) Öncelikle şirket esas sözleşmesinde
yönetim kurulu üyelerinden birinin veya birden fazlasının şirketi
temsile yetkili kılınıp kılınmadığı,
b) Şirketi temsile yetkili üye esas
sözleşmede belirlenmemiş ise sözleşmede yönetim kurulu veya genel
kurula, yönetim kurulu üyesi olması şartıyla murahhas üyeleri veya
şirkette pay sahibi olmayan sorumlu müdürleri temsilci olarak belirleme
konusunda yetki verilip verilmediği,
c) Esas sözleşmede temsilci belirleme
konusunda yetkisi bulunan organ tarafından bu yetki çerçevesinde temsil
salahiyetinin; yönetim kurulu üyelerinden biri veya birkaçına ya da
yönetim kurulu üyelerinden en az biri ile birlikte şirketin sorumlu
müdürü veya müdürlerine devredilip devredilmediği,
hususlarına göre belirlenecektir.
Bu hususların varlığı, ticaret sicili
kayıtlarına ve ilanın yapıldığı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesine
bakılarak tayin olunacaktır.
5.
Türk Ticaret Kanununun 319 ve müteakip maddelerine göre temsil
salahiyeti murahhas azalara veya pay sahibi olmaları zaruri bulunmayan
müdürlere bırakılmamış ise yönetim kurulu üyeleri kanuni temsilci
sıfatını taşımaktadır.
Buna göre, amme alacağının anonim şirket
şeklinde örgütlenmiş tüzel kişiliğin mal varlığından kısmen veya tamamen
tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde
tüzel kişiliğin kanuni temsilcisi konumundaki yönetim kurulu üyelerinin
şahsi malvarlıklarından takip ve tahsili cihetine gidilmeden önce,
şirket esas sözleşmesinin tetkik olunması, temsil salahiyetinin aynı
zamanda yönetim kurulu üyesi olan murahhas bir veya birkaç üyeye veya
şirkette pay sahibi olmayan müdürlere bırakılmış olup olmadığının tespit
edilmesi gerekmektedir.
Yapılacak tespit sonucunda; şirketi
temsil salahiyetinin murahhas üye veya üyeler ile şirkette pay sahibi
olmayan müdürlere bırakıldığının anlaşılması halinde amme alacağının
bunlardan takip ve tahsiline gidilmesi, bu durumda diğer yönetim kurulu
üyeleri hakkında işlem yapılmaması icap etmektedir.
Şirket esas sözleşmesinde bu şekilde bir
görevlendirmeye ilişkin herhangi bir kayıt bulunmaması halinde, Türk
Ticaret Kanununun 317 nci maddesi hükmü göz önüne alınacak, yönetimde
bulunan tüm üyelerin müşterek ve müteselsil sorumlulukları dikkate
alınarak haklarında 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesi
uyarınca işlem yapılacaktır.
6.
Takip konusu amme alacağının ait olduğu
dönemde ve ödeme zamanında farklı kişilerin kanuni temsilci olması
halinde, bu kişiler hakkında müşterek ve müteselsil sorumluluk esasına
göre takip yapılacaktır.
7.
6183 sayılı Kanunun 54 ve müteakip maddelerine göre yapılan takip
sonucunda amme borçlusunun mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil
edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının,
yukarıda belirtildiği şekilde tayin olunan kanuni temsilcilerin mal
varlığından tahsil edilmesi gerekmektedir.
8.
6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesinde yer alan “... mal
varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen amme alacakları ...”
hükmü, amme borçlusu hakkında 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takip
muameleleri sonucunda; amme borçlusunun haczi kabil herhangi bir mal
varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya
çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi
nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacaklarını ifade etmektedir.
Anılan maddede yer alan amme borçlusunun
mal varlığından “… tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme
alacakları....” ifadesi ise, amme borçlusunun yapılan tüm
araştırmalara rağmen bulunamaması, amme borçlusunun haczedilen mal
varlığına 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan değerleme sonucu
tespit edilen değerlerin amme alacağını karşılamaması, borçlunun iflas
etmiş olması halinde iflas idaresi ile kurulan irtibat sonucu amme
alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi
nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerine rağmen amme
alacağının amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği kanaatinin oluştuğu
halleri kapsamaktadır.
Buna göre, amme
borçlusu nezdinde sürdürülen takip işlemleri sonucunda yukarıda
belirtilen hallerden herhangi birinin varlığı halinde kanuni temsilciler
hakkında takip yapılabilmesi için yeterli şartların oluştuğu kabul
edilecek ve takip işlemlerine kanuni temsilciler adına 6183 sayılı
Kanunun 55 inci maddesine göre düzenlenecek ödeme emri tebliği suretiyle
başlanılacaktır. Amme borçlusunun birden fazla kanuni temsilcisi
bulunduğu takdirde, ilgili kanunlara göre kanuni temsilcilerin
sorumluluk şekline bakılacak ve müşterek ve müteselsil sorumlu olanlar
hakkında tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan amme alacağının
tamamı için her birine ayrı ayrı ödeme emri düzenlenmek suretiyle takibe
geçilecektir.
9.
Yeterli şartlar oluştuğu takdirde 6183 sayılı Kanunun “Amme
alacaklarının korunması” başlıklı ikinci bölümünde yer alan teminat
isteme, ihtiyati haciz, ihtiyati tahakkuk ve diğer korunma hükümlerinin
amme borçlusunun yanı sıra amme borçlusu sayılan kanuni temsilciler
hakkında da uygulanması cihetine gidilecektir. Kanuni temsilciler
hakkında sürdürülecek takip işlemlerinde yukarıda açıklanan hususların
yanı sıra, kanuni temsilci sıfatı olmayan şahıslar hakkında mükerrer 35
inci madde gereğince takip yapılmamasına özellikle dikkat edilecektir.
10.
6183 sayılı Kanunun 35 ve mükerrer 35 inci maddelerinde yer verilen
sorumluluklar ile 213 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde düzenlenen
sorumluluk nedeniyle yapılacak takiplerde ortak ve kanuni temsilcilerin
takibinde bir öncelik sıralaması söz konusu olmadığından, ortaklar ve
kanuni temsilciler hakkında yapılacak takiplere aynı zamanda
başlanılması gerekmektedir.
VIII- Yurt Dışına Çıkış Yasağı
1.
5682 sayılı Pasaport Kanununun
“Pasaport ve vesika verilmesi yasak olan haller” başlıklı 22 nci
maddesinde, vergiden borçlu olduğu pasaport vermeye yetkili makamlara
bildirilenlere, pasaport veya seyahat vesikası verilmeyeceği, verilmişse
geri alınacağı, bunların yurt dışına çıkışlarının engelleneceği yönünde
hüküm yer almaktadır.
Vergi borcu nedeniyle yurt dışına çıkış
yasağı konulması yönündeki bu hükümle; mükelleflerin yükümlülüklerini
zamanında yerine getirmelerinin sağlanması, amme alacağının tahsilinin
güvence altına alınması ve tahsilatın hızlandırılmasının amaçlandığı
tabiidir.
2.
5682 sayılı Kanunun 22 nci maddesindeki “vergiden borçlu” tabiri ile
kastedilen, 6183 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde söz konusu edilen amme
alacaklarından borçlu bulunan şahıslar olduğundan, buradaki vergi borcu
tabirinden de “amme alacağı” anlaşılacaktır.
3.
Yurt dışına çıkış yasağı konulmasını gerektiren amme alacağı tutarı, 25
bin lira ve üzeridir. Bu tutarın altında borcu bulunan şahıslar hakkında
tahsil dairelerince yurt dışına çıkış yasağı uygulanmayacaktır.
4.
Borçludan aranılan amme alacağının, yurt dışına çıkış yasağı konulmasını
gerektirip gerektirmediğinin tespitinde aşağıdaki hususlar göz önünde
bulundurulacaktır.
a)
Kesinleştiği halde ödenmemiş olan ve varsa ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati
haciz uygulamasına konu amme alacakları toplamı dikkate alınacaktır.
b)
Yurt dışı çıkış yasağı uygulamasında;
-Tarhiyat safhasında olan veya tarhiyata
ilişkin olarak yaratılan ihtilaflar nedeniyle kesinleşmemiş olan amme
alacakları,
- 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesi
uyarınca tecil edilmesi nedeniyle ya da sair nedenlerle teminat altına
alınan alacaklar,
- İlgili mevzuat gereğince istenilen
belgelerin borçlu tarafından tam ve eksiksiz olarak tahsil dairesine
ibraz edilmiş olması koşuluyla nakden veya mahsuben iadesi talep edilen
tutar,
- Cebri takip sonucu haczedilen malların
değeri kadar borç tutarı,
dikkate alınmayacaktır.
c)
Tutarına bakılmaksızın 6183 sayılı Kanunun 75 inci maddesi uyarınca aciz
halinde olduğu tespit edilen borçlulardan aranılan ve aciz fişine
bağlanan amme alacakları için yurt dışına çıkış yasağı
uygulanmayacaktır. Bunun yanı sıra, haklarında iflas kararı bulunan
borçlular için de yurt dışına çıkış yasağı uygulanmayacaktır. Ancak,
haklarında iflas kararı bulunan tüzel kişilerin borçlarından sorumlu
olan kişilerin şahsi iflas kararları söz konusu olmadığı müddetçe bu
kişiler hakkında yurt dışına çıkış yasağı uygulanacağı tabiidir.
5.
Yurt dışına çıkış yasağı uygulanabilmesi için yukarıda belirtilen
şekilde tespit edilen bir borcun bulunması ve borcun teminat altına
alınmamış olması gerekmektedir.
6.
Emniyet Makamlarına yapılacak bildirimlerde; borçlunun adı soyadı, T.C.
kimlik/vergi kimlik numarası, doğum yeri ve tarihi, ana ve baba adı,
nüfusa kayıtlı olduğu yer, iş ve ikametgah adresleri, borcun mahiyeti ve
tutarı, yılı, türü ve vadesinin eksiksiz olarak yer alması zorunludur.
7.
Amme borcu dolayısıyla, yurt dışına çıkış yasağı konulmak üzere isimleri
Emniyet Makamlarına bildirilmek zorunda kalınan kişilere keyfiyet ayrı
bir yazı ile derhal bildirilecektir. Bu yazıda; borcun mahiyeti, yılı,
tutarı, vadesi ve ne şekilde tasfiye olunabileceği, yurt dışına çıkış
yasağının kaldırılabilmesi için ne gibi işlemler yapılması gerektiği
açıkça belirtilmek suretiyle borçluların bu konuda bilgilendirilmeleri
ve dolayısıyla da amme alacağının tahsilinin çabuklaştırılması
sağlanmaya çalışılacaktır.
8.
Hakkında yurt dışına çıkış yasağı konulan şahısların durumları dikkatle
izlenecek, bu yasağın konulmasına neden olan borcun ödenmesi, terkini,
teminata bağlanması gibi yasağın konulma gerekçesini ortadan kaldıran
durumlarda, keyfiyet derhal ilgili Emniyet Makamlarına bildirilmek
suretiyle mükelleflerin mağduriyetlerinin önlenmesi temin edilecektir.
9.
Yurt dışına çıkış yasağı uygulanan ancak faaliyet konuları gereği,
tedavi amacı ve benzeri zaruri nedenlerle yurt dışına çıkmaları
gerektiği halde borçlarına karşılık yeterli teminat gösteremedikleri
için yurt dışına çıkış yasağı kaldırılmayan bazı borçluların
karşılaştıkları olumsuz sonuçlarının önlenmesi açısından, bu durumda
bulunan borçluların taleplerinin, tahsil dairesi yöneticisi
başkanlığında (vergi dairesi yetkisini haiz olarak kurulan ve faaliyete
geçen vergi dairesi başkanlıklarında vergi dairesi başkanı, yetki devri
halinde ilgili grup müdürü/müdür, vergi dairesi müdürlüklerinde vergi
dairesi müdürleri, malmüdürlüklerinde malmüdürleri) ilgili bölüm
(vergilendirme ve tahsilat/kovuşturma) yöneticileriyle birlikte
değerlendirilmesi, bu değerlendirmede;
Borçlunun öteden beri borç ödeme
konusunda iyi niyetli olup olmadığı hususu da dikkate alınarak,
- Yurt dışına çıkış yasağı uygulamasının,
borçlunun ileride doğabilecek borç ödeme kabiliyetini olumsuz
etkileyebileceği veya tedavi olanaklarını kaybetmesine neden
olabileceği,
- Yurt dışına çıkışın amme alacağının
takip ve tahsilini olumsuz etkilemeyeceği,
kanaatine varılması halinde, borca
yetecek miktarda teminat gösterilmese dahi borçluların içinde
bulundukları bu tür durumlar nedeniyle yurt dışına çıkışlarına izin
verilmesi mümkün bulunmaktadır.
10.
Yurt dışına çıkış yasağının, tüzel kişiliğin borçlarından dolayı birden
fazla kanuni temsilcisi hakkında uygulanmış olması halinde, yasağın
kaldırılması için yukarıda belirtilen gerekçelerle yapılacak taleplerin
de aynı şekilde değerlendirilmesi, ancak en az bir kanuni temsilci
hakkında bu yasağın devam ettirilmesi gerekmektedir. Ancak, tüzel
kişiliğin kanuni temsil yetkisinin bir kişiye verilmiş olması halinde,
söz konusu kişi hakkında yasağın kaldırılmasına yönelik talebin de
yukarıda yapılan açıklamalara göre değerlendirilmesi icap etmektedir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Ödeme
I. Ödeme Zamanı
1.
6183 sayılı Kanunun 37 nci maddesinde, amme alacaklarının özel
kanunlarda düzenlenmiş olan ödeme sürelerinde ödeneceği ve ödeme
süresinin son gününün amme alacağının vade günü olduğu, özel
kanunlarında ödeme zamanı tespit edilmemiş amme alacaklarının Maliye
Bakanlığınca belirtilecek usule göre yapılacak tebliğden itibaren bir ay
içinde ödeneceği hükme bağlanmıştır.
Bakanlığımızca bugüne kadar yapılan
düzenlemelerle çeşitli kanunlarda yer alan ve ödeme süresi gösterilmemiş
olan amme alacaklarının ilgililerden hangi usulle tebligat yapılarak
istenileceği belirlenmiş ve belirlenen bu usullere uygun yapılan
tebliğler ile borçlulardan 1 ay içerisinde amme alacağının ödenmesi
istenmiştir.
2.
6183 sayılı Kanunun 37 nci maddesi uyarınca özel kanunlarında ödeme
süresi belirtilmemiş idari para cezalarının talik suretiyle tebliğ
edilerek vadelerinin belirlenmesi yönünde düzenleme yapılmış ise de,
5326 sayılı Kabahatler Kanununun
26 ncı maddesi ile idari yaptırım kararlarının 7201 sayılı Tebligat
Kanununa
göre tebliğ edileceği hüküm altına alındığından, idari para cezalarının
tebliğinde aksine bir düzenleme yapılmadığı sürece Tebligat Kanununun
hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Ancak, idari para cezalarının
takip ve tahsili için tahsil daireleri tarafından yapılacak tebliğ
işlemlerinde 6183 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı tabiidir.
3. Adli para cezaları,
açılmış kamu davası neticesinde işlenen suçun niteliğine göre mahkemeler
tarafından verilen mali cezalardır.
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı
Hakkında Kanunun 5 inci maddesi gereğince mahkemeler tarafından verilen
ve kesinleşen kararların infazı, Cumhuriyet Savcılıklarınca yerine
getirilmektedir.
Adli para cezalarının ne şekilde infaz edileceği aynı
Kanunun 106 ncı maddesinde düzenlenmiştir. Kanun maddesinin (2) numaralı
fıkrası uyarınca, Cumhuriyet Savcıları tarafından hükümlüye adli para
cezasının 30 gün içinde ödenmesi için 5275 sayılı Kanun hükmüne göre
düzenlenmiş ödeme emri tebliğ edilmektedir.
Bu süre içinde adli para cezasının ödenmemesi halinde,
ödenmeyen kısma karşılık gelen gün sayısınca hükümlü hapsedilmekte,
ancak, bu şekilde verilebilecek hapis süresi 3 yılı geçememektedir.
İnfaz edilen hapsin süresi, adli para cezasının tamamını
karşılamamış olması durumunda, geri kalan adli para cezası tutarı,
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tahsil dairesine gönderilecek mahkeme
kararı üzerine, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil dairelerince
tahsil edilecektir.
Cumhuriyet Savcılıklarının, 5275 sayılı
Kanun hükmüne göre düzenleyerek tebliğ ettikleri ödeme yapılmasına davet
içerikli “ödeme emrinde” yer verilen 30 günlük ödeme süresinin son günü
vade tarihi olduğundan, tahsil dairesine tahsil edilmek üzere bildirilen
adli para cezaları için yeniden ödeme süresi belirlenmeyecek ve bu yönde
tebligat yapılmayacaktır.
Bu nedenle, tahsil dairelerince adli para
cezalarının takibine 6183 sayılı Kanunun 55 inci maddesine göre
düzenlenecek ödeme emrinin tebliği ile başlanılacaktır.
4.
Mevzuatımızda yargı harçları (karar ve ilam harçları hariç) ile mahkeme
giderlerinin kesinleştikten ne kadar süre sonra ödeneceği hakkında bir
hüküm bulunmadığından, bu ilamların borçlularına daha önce tefhim veya
tebliğ edilmiş oldukları da dikkate alınarak 6183 sayılı Kanunun 37 nci
maddesiyle Bakanlığımıza verilen yetkiye istinaden 1 aylık ödeme
süresinin başlangıcı olacak tebligatın talik süretiyle yapılması uygun
görülmüştür.
Vergi dairelerince yargı harcı ve mahkeme
giderlerine ilişkin harç tahsil müzekkerelerinin alınmasını müteakip talik
suretiyle yapılacak tebliğlerde, borçlunun adı, soyadı, unvanı,
biliniyorsa T.C. kimlik/vergi kimlik numarası, bilinen son adresi ile
amme alacağının tutar ve türünü gösterir bir cetvel 10 gün süreyle vergi
dairesinin ilan koymaya mahsus mahalline asılacaktır. İlanın asılması ve
indirilmesi tutanakla tespit edilecek, söz konusu 10 günlük ilan
süresinin sonunda ilgiliye tebligat yapılmış sayılacaktır. Bu şekilde
yapılan tebligat tarihinden itibaren 1 aylık sürenin son günü, amme
alacağının vade tarihi olacaktır.
5.
492 sayılı Harçlar Kanununa
göre alınan karar ve ilam harçlarında ise harcın dörtte biri peşin, geri
kalanı kararın verilmesinden itibaren 2 ay içinde ödenmesi
gerektiğinden, bu harçlar için ödeme süresinin belirlenmesine yönelik
bir tebligat yapılmayacak, karar ve ilam harcının vade tarihi, karar
tarihinden itibaren 2 aylık sürenin son günü olacaktır. Dolayısıyla,
karar ve ilam harçlarının takibine 6183 sayılı Kanunun 55 inci maddesine
göre düzenlenecek ödeme emrinin tebliği ile başlanılacak, karar ve ilam
harcı ödenmedikçe ilgiliye ilam verilmediğinden tahsil edilmesine
müteakip durum ilgili mahkemeye bir yazı ile bildirilecektir.
6.
3213 sayılı Maden Kanununun
3 üncü maddesinde tanımlanan madenden Devlet hakkı, işletmelerce
birer yıllık dönemler halinde üretilen madenlerin ocak başı fiyatları
üzerinden hesaplanan ve takip eden yılın haziran ayı sonuna kadar Enerji
ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına beyan edilerek tahakkuk ettirilen ve bu
süre içerisinde ödenmesi gereken mali yükümlülüklerdir.
Devlet hakkı, ruhsat sahibince her yılın
haziran ayının sonuna kadar ödenir ve bu sürenin son günü amme
alacağının vade tarihidir.
Ruhsat sahiplerinin, Devlet hakkını
yatırdıklarına dair makbuz suretlerini Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğüne vermeleri gerekmektedir.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına
beyan edildiği halde süresinde (vadesinde) ödenmeyen Devlet hakkının,
6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edilmesi için bir yazı ile
vergi dairesine bildirilmesi üzerine, vade tarihi olarak Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığınca bildirilen tarih esas alınacak ve bu alacağa vade
tarihinden ödeme tarihine kadar geçen süre için 6183 sayılı Kanuna göre
gecikme zammı hesaplanacaktır.
Devlet hakkının takibine, ayrıca ödeme
süresi verilmeksizin, 6183 sayılı Kanunun 55 inci maddesine göre
düzenlenecek ödeme emrinin tebliği ile başlanılacaktır.
Ancak, süresinde tahakkuk ettirilmediği
için faiz de hesaplanarak vergi dairesine bildirilen Devlet haklarının
takibine 6183 sayılı Kanunun 37 nci maddesine göre mükellefe tebliğ
edilecek bir yazı ile 1 aylık ödeme süresi verilmek suretiyle
başlanılacaktır. Bu takdirde sonradan tahakkuk ettirilen bu alacağın
vade tarihi, 1 aylık ödeme süresinin son günüdür.
Madenlerden alınan Devlet hakkının
süresinde tahakkuk ettirilmemesi nedeniyle alınması gereken faizin ise
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca hesaplanması gerektiğinden faiz
olarak bildirilen tutar; madenden alınan Devlet hakkı ve faiz olarak
ayrı ayrı tahakkuk ettirilerek takip edilecektir. Bu takdirde de
yalnızca Devlet hakkı alacağının aslına, vade tarihinden tahsil edildiği
tarihe kadar geçen süre için 6183 sayılı Kanuna göre gecikme zammı
hesaplanacaktır.
7.
2886 sayılı Devlet İhale Kanununun
75 inci maddesi gereğince tahsili gereken ecrimisillerin ödeme süresi
ilgili Kanunda yer almadığından, Milli Emlak Müdürlükleri/Emlak
Müdürlükleri/Malmüdürlükleri tarafından borçlusuna tebliğ edilen
ecrimisil ihbarnamesinde, eğer düzeltme talebinde bulunulmuş ise
ecrimisil düzeltme ihbarnamesinde, yer alan ödeme süresinin son günü
ecrimisil alacağının vade tarihi olacaktır. Süresinde ödenmeyen
ecrimisilin vergi dairelerince takibi istendiğinde, bu alacak için vergi
dairesince yeniden ödeme süresi verilmeyecek, takip işlemleri 6183
sayılı Kanunun 55 inci maddesine göre düzenlenecek ödeme emri ile
başlatılacaktır. Ecrimisil alacaklarının süresinde ödenmemesi halinde,
6183 sayılı Kanuna göre gecikme zammı hesaplanacağı tabiidir.
8. 353 sayılı
Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun
255 inci maddesi uyarınca askeri mahkemelerin haciz, istirdat ve
tazminata dair kararları üzerine tahakkuk ettirilecek alacakların
muhasebe birimlerine (vergi daireleri hariç) bildirimi üzerine, bu
alacakların ödeme süresine ilişkin ilgili Kanunda özel bir hüküm yer
almadığından, muhasebe birimlerince, bu alacakların süresinde ödenmemesi
halinde gecikme zammına tabi olduğu da belirtilmek suretiyle,
borçlularına alma haberli bir yazı tebliği edilerek 6183 sayılı Kanunun
37 nci maddesine göre 1 aylık ödeme süresi verilmesi gerekmektedir.
Muhasebe birimlerine süresinde ödenmeyen alacaklar, 6183 sayılı Kanunun
55 inci maddesine göre düzenlenecek ödeme emrinin tebliği suretiyle
takip ve tahsil edilmek üzere borçlunun ikametgahının bulunduğu yerdeki
vergi dairesine gönderilecektir.
9. 2548 sayılı
Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar
ve Mahkumlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun
hükümlerine göre, mahkumlardan tahsili gereken yiyecek bedellerinin
ödeme süresine ilişkin anılan Kanunda bir hüküm bulunmadığından, bu
alacakların süresinde ödenmemesi halinde gecikme zammına tabi olduğu da
belirtilmek suretiyle, borçlularına alma haberli bir yazı tebliği ile
6183 sayılı Kanunun 37 nci maddesine göre 1 aylık ödeme süresi verilmesi
gerekmektedir.
10.
442 sayılı Köy Kanununun
45 inci maddesi gereğince köy parasını usulsüz sarf eden köy muhtarı ve
ihtiyar meclisi üyeleri hakkında ilçe idare kurulları tarafından verilen
tazmin kararlarına istinaden tahakkuk ettirilecek alacaklar ile aynı
Kanunun 46 ncı maddesine istinaden mecburi işleri gördürmeyen ve
toplanması isteğe bağlı olmayan paraları toplamayan ve toplattırmayan
köy muhtarı ve ihtiyar meclisi üyelerine köyün bağlı bulunduğu idare
kurulunca verilen ve köy sandığına teslim edilmesi gereken para
cezalarının, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip ve tahsili
gerekmektedir.
İlçe idare kurullarınca tazminine
hükmedilen ve köy sandığına ödettirilmesi gereken köy paraları ile
idare kurullarınca verilen karara istinaden tahsili gereken ve 5326
sayılı Kanunun 17 nci maddesi gereğince Genel Bütçe geliri haline gelen
para cezalarının hangi süre içerisinde ödeneceğine ilişkin ilgili
Kanunda bir hüküm mevcut olmadığından, bu alacakların süresinde
ödenmemesi halinde gecikme zammına tabi olduğu da (para cezaları hariç)
belirtilmek suretiyle, borçlularına alma haberli bir yazı tebliği ile
6183 sayılı Kanunun 37 nci maddesine göre 1 aylık ödeme süresi verilmesi
gerekmektedir. İdare kurullarınca verilen bu para cezalarının 5326
sayılı Kanun hükümlerine göre tebliğ edilmesi gerektiği tabiidir.
442 sayılı Kanundan kaynaklanan bu
alacakların, anılan Kanunda yer alan düzenlemeler nedeniyle vergi
dairelerince takip ve tahsili gerekmektedir.
11.
6762 sayılı Kanunun 35 inci maddesine istinaden kanunen tescili zorunlu
olan hususları ticaret siciline tescil ettirmeyen ilgililer adına
hükmolunan para cezaları, adli nitelikli para cezaları olmakla birlikte
inzibati mahiyette olduğundan bunların, 5275 sayılı Kanun hükümlerine
göre tahsili mümkün olmayıp, bu cezaların, 6183 sayılı Kanun hükümlerine
göre vergi dairelerince takip ve tahsil edilmesi gerekmektedir. Söz
konusu idari para cezalarının ödeme süresi ilgili Kanunda yer
almadığından, borçlularına alma haberli bir yazı tebliği ile 6183 sayılı
Kanunun 37 nci maddesine göre 1 aylık ödeme süresi verilmesi
gerekmektedir.
Ticaret Sicili Nizamnamesi hükümleri
gereğince, söz konusu para cezalarının tahsil edilip edilmediğinin
ilgili mahkemece bilinmesi gerektiğinden, anılan Kanun uyarınca
hükmolunan para cezalarından vergi dairelerince tahsil edilenlerin
(vergi dairesi alındısının tarih ve numarası da belirtilmek suretiyle)
hükmü veren mahkemeye bildirilmesi icap etmektedir.
12.
Bu bölümde yer alan “alma haberli” tebliğ
edilmesi uygun görülen yazılar, 213 sayılı Kanun hükümlerine göre
ilgilisine tebliğ edilecektir.
II. Ödeme Şekli
1. 6183 sayılı
Kanunun 5035 sayılı Kanunla
değişik 40 ıncı maddesinde;
- Ödemenin, alacaklı tahsil dairesinin
salahiyetli ve mesul memurları tarafından verilecek makbuz karşılığı
yapılacağı,
- Maliye Bakanlığının ödemenin özel ödeme
şekilleri kullanılmak suretiyle yapılması zorunluluğunu getirmeye
yetkili olduğu, bu yetkinin tahsil daireleri, amme alacağının türü,
ödeme zamanı ve bulunduğu safhalar itibarıyla topluca veya ayrı ayrı
kullanılabileceği,
- Makbuz karşılığı yapılmayan ödemelerle
salahiyetli ve mesul memurlardan başkalarına yapılan ödemelerin amme
alacağına mahsup edilemeyeceği,
- Amme alacaklarının tahsilinde
kullanılan makbuzların şeklini ilgili amme idarelerinin tayin edeceği,
- Borçluların, makbuzlarını amme
alacağının tahsil zamanaşımı müddeti sonuna kadar saklamaya ve
salahiyetli memurlarca istendiğinde göstermeye mecbur oldukları,
- Makbuzun borçluya posta ile
gönderilmesi gerektiği hallerde posta masrafının alacaklı amme idaresine
ait olduğu,
- Hususi kanunlarındaki makbuz
verilmesinden başka şekillerde yapılan tahsilata ait hükümlerin mahfuz
olduğu,
esaslarına yer verilmiştir.
2.
Yukarıda yer verilen hükümlerin Maliye Bakanlığına verdiği yetkiye
istinaden, 01.01.2008 tarihinden sonra kanuni süresinde
verilecek Kurumlar Vergisi ve Geçici Vergi Beyannameleri üzerine
tahakkuk edecek kurumlar vergisi ile kurumlar vergisine mahsuben
ödenecek geçici verginin, vergi dairelerinin veznelerine nakden
veya çekle ödenmesi yerine tahsilata yetkili kılınan bankalara ödenmesi
mecburiyeti getirilmiştir. Dolayısıyla, kurumlar vergisi mükelleflerinin
bu tarihten sonra kanuni süresinde ödemeleri gereken kurumlar vergisi
ile geçici vergilerinin nakden veya çekle tahsilatı vergi dairesi
veznelerince yapılmayacaktır.
III. Hususi (Özel) Ödeme Şekilleri
1.
6183 sayılı Kanunun 41 inci maddesinde, mükelleflerin vergi borçlarını
daha kolay ödemelerini sağlamak yönünden özel ödeme şekilleri öngörülmüş
ve Maliye Bakanlığının tayin edeceği yerlerde nevilerini belirleyeceği
amme alacaklarının bankalar veya postaneler aracılığıyla ödenebileceği
hükme bağlanmıştır.
2.
6183 sayılı Kanunun 41 inci maddesinin Bakanlığımıza verdiği yetkiye
istinaden Devlete ait amme alacaklarını takip ve tahsil ile görevli
vergi daireleri adına tahsile yetkili kılınan bankalarca vergi tahsil
alındısı düzenlenmek suretiyle nakden veya çekle yapılan ödemeler kabul
edilmektedir.
Bankalarla yapılmış bulunan protokoller
çerçevesinde, Bakanlığımızın uygun gördüğü amme alacakları, vergi
dairesi adına yetkili kılınmış bankaların yurt genelindeki şubelerine,
vergi tahsil alındısı ile ödenebilmekte ve ödemenin vergi tahsil
alındısının düzenlendiği tarihte yapıldığı kabul edilmektedir.
Ayrıca, tahsilata yetkili kılınmış
bankaların internet bankacılığı ile sunduğu hizmetler arasında vergi
tahsilatının da yer alması halinde, internet bankacılığı ile de ödeme
yapılabilmektedir. Bu takdirde de, ödeme anında banka tarafından vergi
tahsil alındısı düzenlenmekte ve borçlunun banka şubesinden talebi
üzerine bu alındı kendisine teslim edilmektedir.
Diğer taraftan, amme
borçlusunun banka hesabından vergi dairesinin banka hesabına para
gönderilmek suretiyle ödeme yapılması halinde, amme alacağının ödeme
tarihi, paranın Hazine hesaplarına aktarıldığı tarih olacaktır.
Bankalar tarafından yapılan tahsilatlara ilişkin bilgiler, elektronik
ortamda Gelir İdaresi Başkanlığına iletilmekte ve bu bilgiler vergi
daireleri itibarıyla elektronik ortamda mükellef hesaplarına
işlenmektedir. Dolayısıyla, tahsilata yetkili kılınmış bankalara vergi
tahsil alındısı karşılığında yapılan ödemelerin, amme alacağına mahsup
edileceğine ilişkin herhangi bir tereddüte mahal bulunmamaktadır.
3.
6183 sayılı Kanunun 41 inci maddesi uyarınca, amme alacaklarının tahsili
konusunda Bakanlığımızın yetkili kıldığı bankaların tahsil ettikleri
paraları, tahsil ettikleri tarihten itibaren azami 7 gün içerisinde
Merkez Bankasına aktarmaları zorunlu bulunmaktadır. Bakanlığımız bu
süreyi aşmamak üzere bankalar itibarıyla farklı süreler tayin etmeye
yetkilidir.
4.
Amme alacaklarının
tahsiline yetkili kılınan bankalar, tahsil ettikleri paraları
Bakanlığımızca belirlenen sürede Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına
aktarmadıkları takdirde, söz konusu amme alacağı, ilgili bankadan 6183
sayılı Kanunun 51 inci maddesi hükmüne göre hesaplanacak gecikme zammı
ile birlikte aynı Kanun hükümlerine göre takip ve tahsil olunacaktır.
5.
6183 sayılı Kanunun 41
inci maddesinin Bakanlığımıza verdiği yetkiye istinaden, PTT Genel
Müdürlüğü ile yapılan protokolle bu tebliğin yayımlandığı tarih
itibarıyla;
- 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa
göre verilen trafik idari para cezalarının,
- 5539 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun
21 inci maddesine istinaden erişme kontrollü karayollarından kaçak geçiş
yapanlardan aranılan geçiş ücreti ve idari para cezalarının,
PTT iş yerlerince PTT alındısı/vergi
tahsil alındısı düzenlenmek suretiyle tahsiline yetki verilmiştir.
Belirtilen alacaklar dışında PTT iş
yerlerinin Devlete ait alacaklardan, vergi dairelerince tahsil edilen
herhangi bir amme alacağını tahsil yetkisi bulunmadığından, PTT iş
yerlerine, tahsilat yetkisi verilmemiş amme alacaklarının vergi tahsil
alındısı, posta çeki ve yurt içinde posta havalesi kullanılmak suretiyle
ödenmesi mümkün bulunmamaktadır.
Amme alacaklarının tahsiline yetkili
kılınan PTT iş yerlerinin, tahsil ettikleri paraları Hazine hesaplarına
aktarma süresi azami 10 gündür. Tahsil edilen tutarların Bakanlığımızca
belirlenen sürede Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına aktarılmaması
halinde, söz konusu amme alacağı PTT’den 6183 sayılı Kanunun 51 inci
maddesi hükmüne göre hesaplanacak gecikme zammı ile birlikte aynı Kanun
hükümlerine göre takip ve tahsil olunacaktır.
6.
6183 sayılı Kanunun 41 inci maddesi çizgili çek kullanılmak suretiyle
ödemeyi özel ödeme şekilleri arasında saymıştır. Maddenin Bakanlığımıza
verdiği yetkiye istinaden çekle yapılacak ödemelerde aşağıda belirlenen
esaslara göre işlem yapılması uygun görülmüştür.
a)
Çekle yapılacak ödemelerde, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine
uygun olarak düzenlenmiş ve 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve
Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunun
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına verdiği yetkiye istinaden bu banka
tarafından yayımlanan tebliğlerle belirlenmiş şekil ve esaslara uygun
olarak bastırılmış ve kodlaması yapılmış ve bizzat amme borçlusu
tarafından keşide edilerek imzalanmış çekler kabul edilecektir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının söz
konusu tebliğlerine uygun bir şekilde bastırılmamış veya kodlaması
yapılmamış çekler ile ödeme yapılmak istenildiği takdirde, bu çekler
hiçbir şekilde işleme konulmayarak mükellefe iade edilecek ve ödeme
yapılmamış sayılacaktır.
b)
Amme alacaklarına karşılık düzenlenen çekler tahsil dairesine ve tahsile
yetkili kılınmış bankalara verilecek ve karşılığında vergi dairesi
alındısı/vergi tahsil alındısı alınacaktır.
c)
Çeklerin vergi dairesine veya bankaya verildiği tarihte ya da bundan en
çok bir gün önceki tarihte düzenlenmesi zorunludur. Daha eski tarihli
çekler ödemelerde kabul edilmeyecektir.
d)
Çekle yapılan ödemelerde, kural olarak çekin banka nezdinde bir
karşılığının bulunup bulunmadığı şartı aranılmadığından, amme alacağına
karşılık düzenlenen çeklerin arkalarına bankalarca “Bloke edilmiştir”
veya “Karşılığı vardır” şeklinde bir şerh verilmesine gerek
bulunmamaktadır.
Ancak, Bakanlığımızın gerek gördüğü
hallerde, belirlediği amme alacakları için karşılığı bloke edilmiş çekle
ödeme yapılabilecektir.
7.
6183 sayılı Kanunun 44 üncü maddesi gereğince, çizgili çekin tahsil
dairesine veya bankaya verildiği tarihte ödeme yapılmış sayılacaktır.
Çeklerin posta yoluyla tahsil dairesine gönderilmesi halinde ise postaya
verildiği tarih değil, tahsil dairesi kayıtlarına intikal ettiği tarih
ödeme tarihi olarak kabul edilecektir.
8.
Çekle yapılan ödemelerde çekin karşılıksız çıkması halinde, 3167 sayılı
Kanun hükümlerine göre işlem yapılacaktır.
Diğer taraftan, borçlunun tahsil
dairesine ibraz ettiği çekin karşılığının bankada mevcut olmaması
halinde, ödeme yapılmamış sayılacağından, borçlu hakkında 6183 sayılı
Kanunun 54 ve müteakip maddeleri uyarınca cebren takip ve tahsil
işlemlerine başlanılması gerektiği tabiidir.
III. Ödemenin Mahsup Edileceği Alacaklar
1.
6183 sayılı Kanunun 4369 sayılı Kanunla değişik 47 nci maddesinde
borçlunun muhtelif borçlarına karşılık rızaen yaptığı ödemelerle, tahsil
dairelerince cebren tahsil olunan paraların mahsup sırası
düzenlenmektedir.
2.
Madde ile mahsup işlemlerinde; gerek rızaen yapılan ödemelerin gerekse
cebren tahsil olunan paraların alacak aslı ve fer’ilerinin tamamını
karşılamaması halinde, ödemenin alacak aslı ve fer’ilerine orantılı
olarak mahsup edilmesi esası getirilmiştir.
3.
Madde hükmüne göre, amme borçlusunun ödeme süresi başlamış henüz vadesi
geçmemiş borçlarına karşılık yapacağı ödemeler öncelikle bu alacaklara
mahsup edilecektir.
Ödeme süresi başlamış henüz vadesi
geçmemiş alacağın aynı vadeli birden fazla türden olması ve yapılan
ödemenin alacağın tamamını karşılamaması halinde ödemenin mahsubu;
borçlunun talebi doğrultusunda, talep bulunmaması halinde tamamı
karşılanabilen alacaktan başlanarak yapılacaktır.
Diğer taraftan, amme alacaklarının ödeme
zamanları belirli süreleri kapsamaktadır. Amme borçlusu, borcunu bu
sürenin herhangi bir gününde ödeyebilir. Bu husus dikkate alınarak amme
borçlusunun ödeme yaptığı tarihte, vadesi sona erecek borcu bulunmaması
halinde, vadesi geçmiş borçlarına karşılık ödeme yapması mümkündür.
4.
Ödeme süresi başlamış henüz vadesi geçmemiş aynı vadeli alacaklar içinde
alacak asıllarının yanı sıra gecikme faizi gibi fer'i alacakların
bulunması halinde kısmi ödemelerin mahsubunda aşağıda açıklandığı
şekilde işlem yapılacaktır.
Ödeme süresi başlamış henüz vadesi
geçmemiş aynı vadeli birden fazla türden alacaklara karşılık yapılacak
kısmi ödemelerde;
-Aynı vadeli alacakların, örneğin gelir
vergisi ve damga vergisi gibi, sadece alacak asıllarından oluşması
halinde, tebliğin yukarıda belirtilen bölümü uyarınca,
-Aynı vadeli alacakların asli ve fer'i
alacaklardan, örneğin gelir vergisi, gecikme faizi, gelir vergisine
bağlı vergi ziyaı cezası, damga vergisi, gecikme faizi ve damga
vergisine bağlı vergi ziyaı cezasından oluşması halinde;
-Gelir vergisi ve buna ait gecikme faizi
bir grup, damga vergisi ve buna ait gecikme faizi ayrı bir grup, gelir
vergisi ve damga vergisine ait cezaların her biri de ayrı ayrı birer
grup olarak dikkate alınacak,
-Söz konusu gruplardan borçlunun talebi
bulunması halinde bu talep doğrultusunda, talep bulunmaması halinde
tamamı karşılanabilen alacak grubundan başlamak üzere,
-Orantı hükmü de göz önünde
bulundurularak,
mahsup yapılacaktır.
5. 6183 sayılı
Kanunun 47 nci maddesi hükmüne göre, vadesi geçmiş alacaklar için rızaen
yapılan ödemeler, öncelikle ödemenin yapıldığı takvim yılı sonunda
zamanaşımına uğrayacak alacağa, bu takvim yılı sonunda zaman aşımına
uğrayacak alacak birden fazla ise her birine orantılı olarak
yapılacaktır.
Zamanaşımına uğrayacak alacağa yapılan
mahsuptan sonra kalan tutar bulunması veya ödemenin yapıldığı takvim
yılı sonunda zaman aşımına uğrayacak alacağın bulunmaması halinde
yapılan ödeme, vadesi önce gelen ve teminatsız veya az teminatlı olan
alacağa mahsup edilecektir.
Mahsup işleminde, her bir alacak aslının,
fer’ileri ile birlikte tahsil edilmesi gerekmektedir. Ancak mahsup
edilecek tutarın alacak aslı ve fer’ilerinin tamamını karşılamaması
halinde mahsup, alacak aslı ve fer’ilerine orantılı olarak
yapılacaktır.
Örnek 1-
Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı Ostim Vergi Dairesi mükellefi (A),
26.02.2007 tarihinde borçlarına karşılık 1.100,00 lira ödemede
bulunmuştur. Mükelleften aranılan amme alacağına ilişkin bilgiler
aşağıdaki tablonun 1, 2 ve 3 no’lu sütunlarında gösterilmiştir. Ödemenin
mahsubu, tablonun 4 no’lu sütunundaki gibi yapılacaktır.
|
Ödeme Tarihi İtibarıyla Amme
Alacağının |
Ödemenin Mahsubu |
|
Türü |
(1)
Vadesi |
(2)
Tutarı (lira) |
(3)
Durumu |
(4)
Mahsup (lira) |
|
KDV |
26.02.2007 |
100,00 |
---- |
100,00 |
|
Gelir V. |
31.03.2006 |
750,00 |
Teminatsız |
750,00 |
|
Gecikme zammı |
|
207,51 |
“ |
207,51 |
|
KDV |
26.04.2006 |
65,00 |
Teminatlı |
---- |
|
Gecikme zammı |
|
22,10 |
“ |
---- |
|
KDV |
26.09.2006 |
80,00 |
Teminatsız |
37,77 |
|
Gecikme zammı |
|
10,00 |
“ |
4,72 |
|
G. Stp.V. |
26.10.2006 |
40,00 |
Teminatsız |
---- |
|
Gecikme zammı |
|
4,00 |
“ |
---- |
|
Toplam |
1.278,61 |
|
1.100,00 |
Görüldüğü gibi mükellefin ödeme yaptığı
26.02.2007 tarihi, 100,00 lira tutarlı Katma Değer Vergisi borcunun
ödeme süresinin son günüdür. Bu durumda yapılan ödemeden öncelikle bu
alacak tahsil edilecektir.
Mükellefin 2007 yılı sonunda zamanaşımına
uğrayacak borcu olmadığından, vadesi önce gelen 31.03.2006 vadeli
teminatsız gelir vergisi ile bu verginin gecikme zammı için toplam
(750+207,51=)957,51 lira mahsup edilecektir.
KDV, gelir vergisi ve bu verginin gecikme
zammına yapılan mahsuplardan sonra (1.100,00–1.057,51=)42,49 lira mahsup
yapılabilecek tutar kalacaktır. İzleyen 26.04.2006 vadeli alacak
teminatlı olduğundan, madde hükmüne göre kalan tutar, 26.09.2006 vadeli
teminatsız katma değer vergisine mahsup edilecektir.
Ancak, 42,49 liralık ödeme 26.09.2006
vadeli alacak aslı ve gecikme zammının tamamını karşılamadığından
mahsup, alacak aslı ve gecikme zammına orantılı olarak yapılacaktır.
Bunun için öncelikle borca hesaplanacak
gecikme zammı ile bu alacağın asıl ve fer’i toplamı bulunacaktır.
Gecikme zammı, 26.09.2006 ila 26.02.2007
tarihleri arasındaki 5 aylık süre için aylık % 2,5 oranı esas alınarak
%12,5 oranında hesaplanacaktır. Buna göre, gecikme zammı tutarı 80 X %
12,5 = 10,00 lira, toplam alacak ise 80,00+10,00= 90,00 lira olacaktır.
Alacak aslı ve gecikme zammına yapılacak
mahsup tutarı aşağıdaki formüle göre bulunacaktır.
|
Her bir alacak için yapılacak
mahsup tutarı |
= |
Her bir alacak tutarı |
X |
Yapılan ödeme |
|
Toplam alacak tutarı |
Buna göre, 42,49 liranın;
|
Alacak aslına mahsup edilecek tutarı |
= |
80,00 X 42,49 |
= 37,77 lira |
|
90,00 |
|
Gecikme Zammına mahsup edilecek
tutarı |
= |
10,00 X 42,49 |
= 4,72 lira |
|
90,00 |
olacaktır.
Mahsuptan sonra kalan 42,23 lira alacak
aslı ise vade tarihinden itibaren hesaplanacak gecikme zammı ile
birlikte takip ve tahsil edilecektir.
Örnek 2-
İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı Basmane Vergi Dairesi mükellefi (K),
vadesi geçmiş borçları için 11.02.2007 tarihinde 10.000,00 lira ödemede
bulunmuştur. Mükelleften aranılan amme alacağına ilişkin bilgiler
aşağıdaki tablonun 1, 2 ve 3 no’lu sütunlarında gösterilmiştir.
Mükellefin ödemenin yapıldığı yıl içerisinde zamanaşımına uğrayacak
borcu yoktur. Mükellefin borçları; 2003 takvim yılı hesaplarının
incelenmesi sonucu kesinleşen kurumlar vergisi ve vergi ziyaı cezası
olmak üzere iki tür asli alacak, gecikme zammı ve gecikme faizi olmak
üzere iki tür fer’i alacaktan oluşmaktadır. Ödemenin mahsubu, 4 no’lu
sütundaki gibi yapılacaktır.
|
Ödeme Tarihi İtibarıyla Amme
Alacağının |
Ödemenin Mahsubu |
|
Türü |
(1)
Vadesi |
(2)
Tutarı (lira) |
(3)
Durumu |
(4)
Mahsup (lira) |
|
Kurumlar V. |
25.04.2005 |
5.000,00 |
Teminatsız |
2.451,96 |
|
Gecikme zammı |
|
2.995,89 |
Teminatsız |
1.469,16 |
|
Vergi Ziyaı |
25.04.2005 |
5.000,00 |
Teminatsız |
2.451,96 |
|
Gecikme zammı |
|
2.995,89 |
Teminatsız |
1.469,16 |
|
Gecikme faizi |
25.04.2005 |
4.400,00 |
Teminatsız |
2.157,76* |
|
Toplam |
20.391,78 |
|
10.000,00 |
*Mahsup sonucu kalan tutarın tamamı bu
alacağa ayrılmıştır.
Görüldüğü gibi yapılan 10.000,00 lira
ödeme, vadeleri aynı olan asıl alacaklar ve fer’ilerinin tamamı olan
20.391,78 lirayı karşılamamaktadır. Bu durumda ödemenin mahsubunun her
bir alacak aslı ve fer’ilerine orantılı olarak yapılması gerekmektedir.
Bunun için asıl ve fer’ileri itibarıyla
her bir alacağa yapılacak mahsup tutarının hesaplanmasında Örnek 1’deki
formül kullanılacaktır.
Buna göre, 10.000,00 liranın;
|
Kurumlar Vergisine mahsup edilecek
tutarı |
= |
5.000,00 X 10.000,00 |
= 2.451,96 lira |
|
20.391,78 |
|
Kurumlar Vergisinin Gecikme Zammına
mahsup edilecek tutarı |
= |
2.995,89 X 10.000,00 |
= 1.469,16 lira |
|
20.391,78 |
olarak bulunacaktır.
Aynı formül kullanılarak vergi ziyaı
cezasına mahsup edilecek tutar 2.451,96 lira, vergi ziyaı cezasının
gecikme zammına mahsup edilecek tutar 1.469,16 lira olarak bulunacak,
ödemeden geriye kalan 2.157,76 lira gecikme faizine mahsup edilecektir.
6.
6183 sayılı Kanunun 47 nci maddesi hükmüne göre, amme alacağına karşılık
cebren tahsil edilen paralar önce parayı tahsil eden dairenin artarsa
aynı amme idaresinin takibe iştirak etmiş olan diğer alacaklı tahsil
dairelerinin takip konusu alacak aslı ve fer’ilerine mahsup edilecektir.
Tahsil edilen paranın alacak aslı ve fer’ilerinin tamamını karşılamaması
halinde, mahsup, alacak aslı ve fer’ilerine orantılı olarak
yapılacaktır.
Ödeme süresi geçmiş alacaklar için cebren
tahsil muameleleri, ödeme emri tebliği, teminatlı alacaklarda ise borcun
ödenmesi için bildirimde bulunulması ile başlanılmaktadır.
6183 sayılı Kanunun;
- 55 inci maddesine göre, ödeme emri ile
borçluya; 7 gün içerisinde borcunu ödemesi ya da borca karşılık mal
bildiriminde bulunması, aksi halde borcun cebren tahsil edileceği ve mal
bildiriminde bulununcaya kadar 3 ayı geçmemek üzere hapis ile
cezalandırılacağı hususu,
- 56 ncı maddesi ile de karşılığında
teminat alınmış olan borcun 7 gün içinde ödenmesi, aksi halde teminatın
paraya çevrileceği ve diğer şekillerle cebren tahsile devam edileceği,
bildirilmektedir.
Bu tebligatlar ile borçluya
yükümlülükleri ve bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde
karşılaşacağı müeyyideler hatırlatılmaktadır.
Borçlunun verilen bu sürelerde borcunu
ödememesi halinde amme alacağı; borçlunun mal bildiriminde gösterilen
veya tahsil dairesince tespit edilen mallarının haczi ve satışı,
teminatlı alacaklarda teminatın paraya çevrilmesi suretiyle tahsil
edilecektir.
Bu durum dikkate alınarak cebren tahsil
olunan amme alacaklarının mahsubu, aşağıdaki şekilde yapılacaktır.
a) Ödeme emri tebliği veya teminatlı
alacaklar için yapılan bildirim üzerine ödemeler
Ödeme emri tebliği veya
teminatlı alacaklar için yapılan bildirim üzerine verilen sürelerde veya
daha sonraki tarihlerde yapılacak ödemeler bu tebligatlarla istenilen
alacaklara mahsup edilecektir. Ödemenin alacak aslı ve fer’ilerini
karşılamaması halinde mahsup alacak aslı ve fer’ilerine orantılı olarak
yapılacaktır.
b) Haciz ve satış
işlemleri sırasında yapılan ödeme ve tahsilatlar
Cebri tahsil işlemlerinde borçlunun;
haciz ve satış işlemlerinin yaratacağı olumsuzlukları gidermek amacıyla,
haciz işlemi sırasında, haciz tarihinden hacizli malın satışına kadar
haczi yapan memura veya tahsil dairesine borcunu tamamen veya kısmen
ödemesi mümkündür. Yapılan bu ödemeler cebren tahsil hükmündedir.
Yapılan hacze rağmen borç
ödenmediği takdirde haczedilen her türlü mal satılarak paraya
çevrilmektedir. Haczedilen malların satışının ne şekilde yapılacağı her
malın özelliğine göre 6183 sayılı Kanunun ilgili maddelerinde
düzenlenmiştir. Para, döviz, teminat mektubu gibi likit kıymetlerin
ihale yöntemiyle satılarak paraya çevrilmesi söz konusu olmadığından, bu
kıymetlerin paraya çevrilmesinden, nakdin tahsil dairesi kayıtlarına
intikal etmesi anlaşılacaktır.
Bu şekilde tahsil olunan
paralardan, aynı Kanunun 74 üncü maddesine göre önce ilan, nakil gibi
takip masrafları düşüldükten sonra geriye kalan kısım takip konusu
alacak aslı ve fer’ilerine orantılı olarak mahsup edilecektir.
Örnek 3-
İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Mecidiyeköy Vergi Dairesi
mükelleflerinden (B)’nin vadesi geçmiş vergi borçları için cebri takibe
geçilmiş ve haczedilen bir taşıt 25.02.2007 tarihinde 17.000,00 liraya
satılarak, satış bedeli aynı gün tahsil edilmiştir. Vergi dairesince
satış işlemi gerçekleşinceye kadar 62,00 lira takip gideri yapılmıştır.
Mükelleften aranılan amme alacağına ilişkin bilgiler aşağıdaki tablonun
1 ve 2 no’lu sütunlarında gösterilmiş olup, 17.000,00 lira tahsilatın
mahsubu, 3 no’lu sütunundaki gibi yapılacaktır.
|
Tahsilat Tarihi İtibarıyla Amme
Alacağının |
Tahsilatın
Mahsubu |
|
Türü |
(1)
Vadesi |
(2)
Tutarı (lira) |
(3)
Mahsup (lira)
|
|
Takip Gideri |
---- |
62,00 |
62,00 |
|
Gelir V. |
31.07.2005 |
5.000,00 |
5.000,00 |
|
Gecikme zammı |
---- |
2.579,25 |
2.579,25 |
|
G.Stp.V.
|
26.08.2005 |
400,00 |
400,00 |
|
Gecikme
zammı |
---- |
196,01 |
196,01 |
|
KDV |
26.09.2005 |
1.500,00 |
1.500,00 |
|
Gecikme zammı |
---- |
690,03 |
690,03 |
|
KDV |
26.10.2005 |
7.000,00 |
4.596,24 |
|
Gecikme zammı |
---- |
3.010,14
|
1.976,47 |
|
Toplam |
20.437,43 |
17.000,00 |
Tabloda görüldüğü gibi, tahsil olunan
17.000,00 liradan öncelikle 62,00 lira takip gideri düşüldükten sonra
kalan tutar mükellefin vadesi önce gelen 31.07.2005 vadeli gelir vergisi
ve buna ilişkin gecikme zammı borcundan başlayarak sırası ile 26.08.2005
vadeli gelir stopaj vergisi, 26.09.2005 vadeli katma değer vergisi ve bu
vergilere ilişkin gecikme zamlarına mahsup edilecektir.
Bu mahsuplardan sonra yapılan tahsilattan
6.572,71 lira kalacaktır. Ancak, kalan tutar 26.10.2005 vadeli Katma
Değer Vergisi ve gecikme zammının tamamını karşılamadığından mahsup
alacak aslı ve gecikme zammına orantılı olarak yapılacaktır.
Bunun için öncelikle borca uygulanacak
gecikme zammı ile bu alacağın asıl ve fer’i toplamı hesaplanacaktır.
Gecikme zammı, 27.10.2005 ile 25.02.2007
tarihleri arasında geçen süre için 3.010,14 lira olduğundan, toplam
alacak (7.000,00 + 3.010,14=) 10.010,14 lira olacaktır.
Alacak aslı ve gecikme zammına yapılacak
mahsup tutarlarının tespitinde aşağıdaki formül kullanılacaktır.
|
Her bir alacak için yapılacak
mahsup tutarı |
= |
Her bir alacak tutarı |
X |
Yapılan ödeme |
|
Toplam alacak tutarı |
Buna göre, 6.572,71 liranın;
|
Alacak aslına
mahsup edilecek tutarı |
= |
7.000,00 X 6.572,71 |
= 4.596,24
lira |
|
10.010,14 |
|
Gecikme zammına
mahsup edilecek tutarı |
= |
3.010,14 X 6.572,71 |
= 1.970,47
lira |
|
10.010,14 |
| |
|
|
|
|
|
olacaktır.
Ancak, yukarıda mahsup
edilen 8 tür alacaktan sonra arta kalan tutar (17.000,00-15023,53=)
1.976,47 lira olduğundan, 3.010,14 lira gecikme zammı için 1.970,47 lira
yerine 1.976,47 lira ayrılacaktır.
Mahsuptan sonra kalan
(7.000,00-4.596,24=)2.403,76 lira alacak aslı vade tarihinden itibaren
hesaplanacak gecikme zammı ile birlikte takip edilmeye devam
edilecektir.
7. 6183 sayılı
Kanunun 47 nci maddesinde 4369 sayılı Kanunla yapılan değişiklik
01.01.1999 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla 01.01.1999
tarihinden itibaren rızaen ya da cebren yapılan tüm tahsilatların
mahsubu yukarıdaki esaslara göre yapılmaktadır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Tecil, Tehir, Gecikme Zammı
I. Tecil
1.
6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde, amme alacağının vadesinde
ödenmesi, haciz uygulanması veya haczedilen malın paraya çevrilmesi
hallerinin, amme borçlusunu çok zor duruma düşüreceğinin anlaşıldığı
durumlarda, Kanunun ve alacaklı amme idarelerinin öngördüğü şartlarla,
vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafları,
vergi cezası, para cezası ve gecikme zammı alacaklarının iki yılı, bu
alacaklar dışında kalan amme alacaklarının ise beş yılı geçmemek üzere
tecil edilerek taksite bağlanabileceği hükmü yer almaktadır.
2.
Tecil, talep edilmesi halinde alacaklı amme idareleri veya tahsil
daireleri tarafından zorunlu olarak yerine getirilmesi gereken bir işlem
değildir.
3.
Amme idarelerinin alacaklarının kanunlarda yer verilen sürelerde
ödenmesi (tahsili) esastır. Ancak, alacaklı amme idareleri, icra
takibine başlama ya da icrayı devam ettirme hallerinin varlığında
borçlunun “çok zor” durumda kalacağını öngörür ve takdir ederlerse
maddedeki şartlarla amme alacağını tecil edebilirler.
Tecilin yapılması sırasında amme
alacağının tecil dolayısıyla tehlikeye girmemesi, teminat altına
alınması şartları göz önünde bulundurulacağı gibi, “çok zor” durumun
takdirinde de icra takibine başlanılması ya da takibin devamı halinde
borçlunun gelir kaynaklarının ortadan kalkmasına ya da faaliyetlerinin
devamının engellenmesine sebebiyet verilip verilmediğinin de bir ölçü
olarak göz önünde bulundurulması icap etmektedir.
4.
Borçludan teminat alınması Kanunda sayılan tecil şartları arasındadır.
Teminatın alınmasında öncelikle 6183 sayılı Kanunun 10 uncu maddesindeki
maddi teminatın aranması, borçlu maddi teminat gösteremediği takdirde 11
inci maddeye göre şahsi kefaletin, tahsil dairesince uygun görülmesi
şartıyla, teminat olarak kabulü icap eder.
5.
Kanunun tecil için öngördüğü şartlardan borç ödemede iyi niyet sahibi
olma şartına da tecil taleplerinin değerlendirilmesi sırasında dikkat
edilecek, öteden beri borç ödeme alışkanlığı bulunmayan borçluların
önerdikleri ödeme planlarının gerçekçi olmadığı kanaatına ulaşılan
hallerde tecil talepleri, çok zor durumda olmaları halinde dahi, kabul
edilmeyecektir.
6. 6183 sayılı
Kanunun 48 inci maddesine göre tecil yapılabilmesi için borçlunun yazılı
müracaatı şarttır. Borçlu bu müracaatı bizzat yapabileceği gibi kanuni
temsilcileri veya bu konuda özel olarak vekalet verilen kişiler
marifetiyle de yapabilecektir.
7. Tecil edilen
amme alacaklarının, belirlenen faiz oranı esas alınarak hesaplanan tecil
faiziyle birlikte ödenmesi gerekmektedir.
8.
6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre, Devlete ait amme
alacaklarında, tecil yetkisini kullanacak ve bu yetkiyi devredecek
olanlar, ilgili bakanlardır.
Tecil yetkisi, il özel idarelerine ait
amme alacaklarında valilere, belediyelere ait amme alacaklarında ise
belediye başkanlarına aittir.
9.
Devlete ait olup, yukarıda yer verilen şartların yanında Bakanlığımız
teşkilatınca 6183 sayılı Kanun uyarınca takip ve tahsil edilen amme
alacaklarıyla ilgili olarak yapılacak tecil ve taksitlendirmenin
şartları aşağıda belirtilmiştir.
a)
Teşkilata devredilen tecil ve taksitlendirme yetkisi, devrolunan
makamlar tarafından, bulunmamaları halinde vekilleri tarafından
kullanılacaktır.
b)
Tecil ve taksitlendirme yetkisi kullanılırken, yetki devrinde
belirlenmiş; sürelere, tutarlara ve alacak türlerine uygun olarak işlem
yapılacak, yetkiyi aşan talepler yetkili makama bildirilecektir.
c)
Tecil ve taksitlendirme yetkisini kullanacak olan makama gelen talepler;
borçlunun yükümlülüklerinin takibini yapan birimlerin görüşleri de
dikkate alınarak sonuçlandırılacaktır.
d)
Tecili ve taksitlendirmeyi yapacak makamlar, tecil şartlarına göre tayin
ettikleri taksitlendirme şartlarını belirleyeceklerdir. Tayin edilecek
şartların borçlu tarafından kabul edilmesi esastır. Kabul işlemi yazılı
olarak yapılabileceği gibi, hazırlanan ödeme planlarının idarede kalan
nüshalarına imza atılmak suretiyle de yapılabilecektir. Borçlu
tarafından kendisine bildirilen tecil ve taksitlendirme şartları kabul
edilmediği takdirde tecil veya taksitlendirme yapılmayacaktır.
e)
Kendilerine tecil ve taksitlendirme yetkisi verilmiş olanlar, yaptıkları
tecil ve taksitlendirme işlemlerinde örneği ekte yer alan talimat
yazısını (Ek-6) kullanarak tecil talebini sonuçlandıracaklar ve
bu talimatta yer alan hususları borçluya tebliğ edeceklerdir.
f)
Borçluların tecil için yaptıkları
müracaat tarihinden, taleplerinin sonuçlandırılmasına kadar belli bir
süre geçebilmektedir. Bu süre içerisinde borçluların taleplerinde
önerdikleri taksit tutarlarını düzenli olarak ödemeleri gerekmekte olup,
tecil taleplerinin kabul edilmesi halinde önerilen taksit tutarlarından
süresi geçen ve ödenmemiş kısmın derhal ödenmesi istenilecektir.
g) Tecile yetkili
olan makamlar, tecil yetkilerini kullanırken;
- Borçlu tarafından daha
kısa bir süre önerilmemiş olması halinde, amme alacağının aylık
taksitler halinde taksitlendirilmesi,
- Borçlunun talep
dilekçesinde belirttiği taksit süresinden daha uzun taksit süresi
verilmemesi,
- Taksit tutarları
belirlenirken ödemesiz aya yer verilmemesi,
- Taksit tutarlarının mutlaka eşit olma
şartının aranılmaması,
gerekmektedir.
h) Taksitlerin
hesaplanan tecil faiziyle birlikte tahsil edilmesi gerekmektedir.
Taksit tutarları ile hesaplanan tecil faizlerinin tam olarak ödenmemesi,
tecilin ihlal nedenidir.
i)
Tecil yetkisini kullanan tarafından uygun görülen ödeme planında
taksitlerin ödeme süresi sadece ay olarak belirtilmiş olması durumunda,
taksitlerin ayın ilk iş gününden son iş gününe kadar ödenmesi mümkün
bulunmaktadır. Ancak, ayın son iş günü taksitlerin ödenmemesi halinde
tecilin ihlal edilmiş olacağı tabiidir.
10.
6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesi ile Bakanlığımıza tanınan yetkiye
istinaden belirlenen ve 28.04.2006 tarihinden itibaren (bu tarih dahil)
uygulanmakta olan yıllık tecil faizi oranı %24’dür.
25.01.2000 tarihinden itibaren yıllar
itibarıyla uygulanan tecil faiz oranları aşağıda gösterilmiştir.
|
Genel Tebliğ No. |
Uygulama Dönemi |
Yıllık Oran (%) |
|
409 |
25.01.2000 – 20.12.2000 tarihleri
arasında |
48 |
|
412 |
21.12.2000 – 30.03.2001 tarihleri
arasında |
36 |
|
416 |
31.03.2001 – 01.02.2002 tarihleri
arasında |
72 |
|
421 |
02.02.2002 – 11.11.2003 tarihleri
arasında |
60 |
|
429 |
12.11.2003 – 03.03.2005 tarihleri
arasında |
36 |
|
434 |
04.03.2005 – 27.04.2006 tarihleri
arasında |
30 |
|
438 |
28.04.2006 tarihinden itibaren |
24 |
11. Tecil faizi
oranında yapılan değişikliklerin tecil işlemlerine yansıtılması, farklı
esaslara bağlanmıştır.
a)
Tecil faizi oranındaki değişikliğin oranın indirilmesine yönelik olması
halinde;
- Oran değişikliğinin yürürlüğe girdiği
tarihten önceki müracaatlara dayanılarak tecil edilecek olan amme
alacaklarına müracaat tarihlerinden değişiklik tarihine kadar (bu tarih
hariç) geçen süre için eski tecil faizi oranı, değişiklik tarihinden
itibaren de yeni tecil faizi oranının uygulanması,
- Tecil faizi oranındaki
değişiklikten önce tecil edilmiş ve tecil şartlarına uygun olarak
ödenmekte olan amme alacaklarına yeni tecil faizi oranının yürürlüğe
girdiği tarihe kadar eski tecil faizi oranları, bu tarihten sonra
ödenmesi gereken taksit tutarlarına ise yeni tecil faizi oranlarının
uygulanması,
gerekmektedir.
b)
Tecil faizi oranındaki değişikliğin oranın yükseltilmesine yönelik
olması halinde;
- Oran değişikliğinin yürürlüğe girdiği
tarihten önce yapılan müracaatlara dayanılarak tecil edilecek olan amme
alacakları ile tecil faiz oranındaki değişiklikten önce tecil edilmiş ve
tecil şartlarına uygun olarak ödenmekte olan amme alacaklarına tecil
şartlarına uygun olarak ödendikleri sürece müracaat tarihlerinden
itibaren eski tecil faiz oranlarının uygulanması,
- Tecil faizi oranındaki
değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce tecil talebinde bulunulmuş
ve talep kabul edilerek tecil edilmiş amme alacaklarına yönelik tecilin
ihlal edilmiş olması ancak, yeni talepler üzerine yeniden tecil
yapılması (tecilin geçerli sayılması) halinde, yeni tecil faizi oranının
yürürlüğe girdiği tarihe kadar eski tecil faizi oranları, bu tarihten
sonra ödenmesi gereken taksit tutarlarına ise yeni tecil faizi
oranlarının uygulanması,
gerekmektedir.
Tecilin gerçekleşmesi üzerine borcu tecil
edilen mükelleflere yapılacak bildirimde; faiz oranının belirlendiği
kısmın altı çizilmek suretiyle hangi oranda tecil faizi ödeneceğine dair
gerekli uyarı yapılacaktır.
12.
Tecil faizi oranı yıllık olarak belirlenmektedir. Tecil faizi; basit
faiz usulü uygulanarak ve müracaat tarihinden ödeme tarihine (bu
tarihler dahil) kadar geçen günler için, ödenecek taksit tutarları
üzerinden hesaplanacaktır. Amme borçlusunun, vade tarihinden önce ya da
vade tarihinde yaptığı müracaatlar üzerine tecil edilen amme
alacaklarına uygulanacak tecil faizinin hesaplanmasında ise, vade gününe
faiz alınması söz konusu olamayacağından, vade gününü takip eden tarih
esas alınacaktır.
Tecil faizinin hesaplanmasında
kullanılacak basit faiz usulü formülü aşağıda gösterilmiştir.
Tecil Faizi =
|
Taksit Tutarı
X Yıllık Tecil Faizi Oranı X Gün Sayısı |
|
36.000 |
Burada dikkat edilmesi gereken husus,
tecil faizinin borcun tamamı üzerinden değil, her taksit için öngörülen
tutar üzerinden hesaplanacağıdır. Her taksit için gün sayısının
hesaplanmasında yukarıda da belirtildiği gibi, müracaat tarihi esas
alınacak ve ödeme günü dahil geçen gün sayısı belirlenecektir.
Örnek 1-
Mükellef (A) tarafından 30.4.2007 vadeli Kurumlar
Vergisinden olan 10.000,- lira borcunun 26.4.2007 tarihinde 12 ay
süreyle ödenmek üzere tecili talep edilmiştir. Mükellefin bu talebi
incelenmiş ve Mayıs-Haziran-Temmuz-Ağustos ve Eylül 2007 aylarında 5
ayda ve 5 eşit taksitte ödenmek üzere 10.5.2007 tarihinde tecil
edilmiştir. Tecil edilen bu borcun mükellef tarafından 30.5.2007,
28.6.2007, 31.7.2007, 27.8.2007 ve 28.9.2007
tarihlerinde ödenmesi uygun görülmüştür.
30.4.2007 vadeli Kurumlar Vergisinden
olan 10.000,- lira borç için vadesinden önce 26.4.2007 tarihinde tecil
talebinde bulunduğundan tecil faizi vade tarihinden (vade tarihi hariç)
itibaren uygulanacaktır.
|
|
Tecil faizi uygulanacak süre |
|
|
Faiz Hesaplamasına Esas Olan Tarih |
Ödeme Günü |
|
1.Taksit için
|
01.05.2007 |
30.05.2007=30 gün |
|
2.Taksit
için |
01.05.2007 |
28.06.2007=59 gün |
|
3.Taksit için |
01.05.2007 |
31.07.2007=92 gün |
|
4.Taksit için |
01.05.2007 |
27.08.2007=119 gün |
|
5.Taksit için |
01.05.2007 |
28.09.2007=151 gün |
Taksit tutarı 10.000/5= 2.000,- liradır.
Faiz hesabında;
Tecil Faizi =
|
Taksit Tutarı X Yıllık Tecil Faizi
Oranı X Gün Sayısı |
|
36.000 |
formülü kullanılacaktır.
Buna göre;
|
1. Taksit için
tecil faizi |
= |
2.000 x 24 x 30

36.000 |
= |
40,00 lira |
|
2. Taksit için
tecil faizi |
= |
2.000 x 24 x 59

36.000 |
= |
78,67 lira |
|
3. Taksit için
tecil faizi |
= |
2.000x 24 x 92

36.000 |
= |
122,67 lira |
|
4. Taksit için
tecil faizi |
= |
2.000 x 24 x 119

36.000 |
= |
158,67 lira |
|
5. Taksit için
tecil faizi |
= |
2.000 x 24 x 151

36.000 |
= |
201,33 lira |
olarak hesaplanacaktır.
Bu mükelleften tecil
faizleriyle birlikte;
|
1. taksit |
= |
2.000,- |
+ |
40,- |
= |
2.040,00 lira |
|
2. taksit |
= |
2.000,- |
+ |
78,67 |
= |
2.078,67 lira |
|
3. taksit |
= |
2.000,- |
+ |
122,67 |
= |
2.122,67 lira |
|
4. taksit |
= |
2.000,- |
+ |
158,67 |
= |
2.158,67 lira |
|
5. taksit |
= |
2.000,- |
+ |
201,33 |
= |
2.201,33 lira |
|
TOPLAM |
10.000,- lira |
+ |
601,34 lira |
= |
10.601,34 lira |
tahsil edilecektir.
Örnek 2-
Antalya Kemer Vergi Dairesi mükelleflerinden (E), 26 Şubat 2007
tarihinde ödemesi gereken 1.030,- lira Gelir (Stp) Vergisini ve 49,-
lira Damga Vergisini ödememiştir.
5 Nisan 2007 tarihinde
vergi dairesine giderek toplam borcunu sormuş ve bu borcunu 8 taksitte
ödemek istediğini bildirmiştir. Vergi dairesi mükellefin 5 Nisan 2007
tarihi itibarıyla toplam borcunu tespit etmiş ve mükellefin bu borcunu
Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos aylarında olmak üzere 5 taksitte
ödemesini uygun görmüştür.
Öncelikle süresinde
ödenmeyen borca tecil talep tarihine kadar (talep tarihi hariç) geçen
süre için gecikme zammı hesaplanacaktır.
Borcun vade tarihinin 26.02.2007 olması
ve taksit talep tarihinin de 05.04.2007 tarihi olması halinde gecikme
zammı 1 ay 9 günlük süre için uygulanacaktır.
Buna göre,
-27.02.2007-26.03.2007 tarihleri
arasındaki 1 aylık süre için aylık esasa göre,
-27.03.2007-04.04.2007 tarihleri
arasındaki 9 günlük süre için günlük esasa göre,
gecikme zammı hesaplanacaktır.
-aylık gecikme zammı oranı = 1x2,5=2,5
-günlük gecikme zammı oranı=
2,5/100/30=0,000834x9=0.007506
Buna göre, hesaplanacak gecikme zammı
tutarı,
- 27.02.2007-26.03.2007 tarihleri
arasındaki 1 aylık süre için aylık esasa göre
(%2,5 x 1.079,00=) 26,98 lira ve
- 27.03.2007-04.04.2007 tarihleri
arasındaki 9 günlük süre için günlük esasa göre
(0,000834 x 9 x 1.079,00=) 8,10 lira,
olmak üzere toplam 35,08 lira
olacaktır.
Tecil edilecek toplam borç = 1.079,00 +
35,08= 1.114,08 liradır.
Mükellefin bu borcunu
24.4.2007, 24.5.2007, 25.6.2007, 24.7.2007 ve 24.8.2007 tarihlerinde beş
taksitte ödediği kabul edildiğinde, tecil faizi aşağıdaki şekilde
hesaplanacaktır.
Borca uygulanan tecil
faizini hesaplamak için, taksit tutarının ve faiz uygulanacak sürenin
bulunması gereklidir. Bu sürenin belirlenmesinde, vadesinden sonra
yapılan bir müracaat olduğundan tecil talep tarihi ile ödeme günü süreye
dahil edilecektir.
Taksit Tutarı=
1.114,08/5= 222,81 lira
(Küsuratlar ilk taksit tutarına ilave
edilerek hesaplama yapılmıştır)
|
|
Tecil faizi uygulanacak süre
|
|
|
Talep Tarihi |
Ödeme Günü |
|
1.Taksit
için |
05.04.2007 |
24.04.2007=20 gün |
|
2.Taksit
için |
05.04.2007 |
24.05.2007=50 gün |
|
3.Taksit için |
05.04.2007 |
25.06.2007=82 gün |
|
4.Taksit için |
05.04.2007 |
24.07.2007=111 gün |
|
5.Taksit için |
05.04.2007 |
24.08.2007=142 gün |
Faiz hesabında;
Tecil Faizi =
|
Taksit Tutarı X Yıllık Tecil Faizi
Oranı X Gün Sayısı |
| |
|
| |
|
| |
|
|
36.000 |
formülü kullanılacaktır.
|
1. Taksit için
tecil faizi |
= |
226,08 x 24 x 20
36.000 |
= |
3,01 lira |
|
2. Taksit için
tecil faizi |
= |
222 x 24 x 50
36.000 |
= |
7,40 lira |
|
3. Taksit için
tecil faizi |
= |
222 x 24 x 82
36.000 |
= |
12,14 lira |
|
4. Taksit için
tecil faizi |
= |
222 x 24 x 111
36.000 |
= |
16,43 lira |
|
5. Taksit için
tecil faizi |
= |
222 x 24 x 142
36.000 |
= |
21,02 lira |
olarak
bulunacaktır.
Bu mükelleften tecil faizleriyle
birlikte,
|
1. taksit |
= |
226,08 |
+ |
3,01 |
= |
229,09 lira |
|
2. taksit |
= |
222,00 |
+ |
7,40 |
= |
229,40 lira |
|
3. taksit |
= |
222,00 |
+ |
12,14 |
= |
234,14 lira |
|
4. taksit |
= |
222,00 |
+ |
16,43 |
= |
238,43 lira |
|
5. taksit |
= |
222,00 |
+ |
21,02 |
= |
243,02 lira |
|
TOPLAM |
1.114,08 lira |
+ |
60,- lira |
= |
1.174,08 lira |
tahsil edilecektir.
13.
6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin son fıkrasında yer alan “Tecil
edilen amme alacağının gecikme zammı tatbik edilmeyen alacaklardan
olması halinde, ödenen tecil faizleri iade veya mahsup edilmez.”
şeklindeki hüküm uyarınca, tecil edilen ancak tecil şartlarına uygun
ödenmeyen amme alacağının gecikme zammı uygulanmayan alacaklardan
oluşması halinde bu alacaklar için tecilin bir bedeli olarak ödenmiş
bulunan tecil faizi borçlulara red ve iade edilemeyeceği gibi borçlarına
da mahsup edilmeyecektir.
Ancak, tecil edilen amme alacağının bir
kısmının gecikme zammı uygulanabilecek, bir kısmının da gecikme zammı
uygulanamayacak alacaklardan oluşması ve bu tür tecillerin ihlal edilmiş
olması halinde, ödenen tecil faizlerinden, gecikme zammı uygulanabilecek
alacağa isabet eden kısmı ödenmesi gereken gecikme zammından mahsup
edilecektir.
Örnek 3-
Gelir (Stopaj) Vergisinden 4.000,00 lira,
Kurumlar Vergisinden 10.000,00 lira ve Gecikme Zammından 6.000,00 lira
olmak üzere toplam 20.000,00 lira borç tecil edilmiş, ancak belli bir
süre geçtikten sonra tecil ihlal edilmiştir. Bu borçlara karşılık tecil
süresince 4.000,00 lira tecil faizi tahsil edilmiştir.
Bu durumda, mahsup edilecek tecil faizi
tutarı aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır.
|
Vergi Aslına İsabet Eden Tecil Faizi |
= |
Vergi Aslı
Olan Gelir
(Stopaj)Vergisi + Kurumlar Vergisi |
X |
Tahsil Edilen Tecil Faizi |
|
Tecil Edilen Toplam Borç |
|
(4.000,00 + 10.000,00) X 4.000,00 |
= |
2.800,00 lira Vergi Aslına İsabet
Eden Tecil Faizi |
|
20.000,00 |
Buna göre, 2.800,00 lira tutarındaki
tecil faizi, vergi asılları için hesaplanacak gecikme zammından mahsup
edilecektir.
Diğer taraftan, 4.000,00 –
2.800,00=1.200,00 lira tecil faizi ise gecikme zammı uygulanmayan amme
alacağına ilişkin olduğundan bu tutar, borçluya red ve iade edilmeyeceği
gibi borçlarına da mahsup edilmeyerek gelir yazılacaktır.
14.
6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin ikinci fıkrasında “Borcunun
tecilini talep eden ancak, talepleri uygun görülmeyerek reddedilen
borçlular söz konusu borçlarını reddin tebliği tarihinden itibaren
idarece 30 gün kadar verilebilecek ödeme süresi içinde ödedikleri
takdirde bu amme alacağı ödendiği tarihe kadar faiz alınmak suretiyle
tecil olunur.” hükmü yer almaktadır.
Hükme göre, tecil ve taksitlendirme
yetkisinde olduğu gibi süreli ret uygulaması da ihtiyaridir. Alacaklı
amme idarelerinin tecile yetkili makamlarınca, tecil taleplerinin süre
verilerek reddedilmesinde hangi esasların uygulanacağının belirlenmesi
mümkün bulunmaktadır.
Tecile yetkili makamlarca, borçlunun
tecil talebinin süre verilerek reddedilmesi yetkisi devredilebilir.
Süreli ret uygulamasında amme alacağı
aylık taksitler halinde ödeme planına bağlanmamakta ancak, amme
alacağının verilen sürede ödenmiş olması halinde müracaat tarihinden
ödeme tarihine kadar geçen süre için tecil faizi hesaplanmaktadır.
15.
Tecil şartlarının ihlal edilmiş olması, gerekli şartların oluşması
halinde daha önce tecil edilmiş olan alacağın yeniden tecil edilmesine
engel teşkil etmemektedir.
II- Tecil Edilmiş Amme Alacağı İle
İlgili Olarak Yürütmenin Durdurulması Karar Verilmesi
1.
6183 sayılı Kanunun 49 uncu maddesinde,
tecil edilmiş amme alacakları ile ilgili olarak yargı mercilerince
yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde tecil uygulamasının
nasıl yapılacağı hususu düzenlenmiştir.
Söz konusu madde hükmüne göre, tecil
edilmiş amme alacağı ile ilgili olarak verilmiş olan yürütmeyi durdurma
kararının devam ettiği süre tecil süresinden uzun ise tecil geçersiz
hale gelecek, tecil süresi yürütmenin durdurulduğu süreden uzun ise
yürütmenin durdurulduğu süre içinde tahsil edilmemiş olan taksitlerin
kalan sürede ödenmesi halinde tecil ihlal edilmiş sayılmayacaktır.
III. Gecikme Zammı
1.
6183 sayılı Kanunun 5035 sayılı Kanunla değişik 51 inci maddesinde
“Amme alacağının ödeme müddeti içinde ödenmeyen kısmına vadenin bitim
tarihinden itibaren her ay için ayrı ayrı % 4 oranında gecikme zammı
tatbik olunur. Ay kesirlerine isabet eden gecikme zammı günlük olarak
hesap edilir.
Gecikme zammı birmilyon liradan
az olamaz.
Gecikme zammı; 213 sayılı Vergi Usul
Kanununa göre uygulanan vergi ziyaı cezalarında bu madde uyarınca
belirlenen oranda, mahkemeler tarafından verilen ve ceza mahiyetinde
olan amme alacaklarında ise bu oranın yarısı ölçüsünde uygulanır.
Bunların dışındaki ceza mahiyetinde olan amme alacaklarına gecikme zammı
tatbik edilmez.
Bakanlar Kurulu, gecikme zammı
oranlarını aylar itibarıyla topluca veya her ay için ayrı ayrı, yüzde
onuna kadar indirmeye, gecikme zammı oranı ile gecikme zammı asgari
tutarını iki katına kadar artırmaya, ayrıca gecikme zammı oranını aylar
itibarıyla farklı olarak belirlemeye ve gecikme zammını bileşik faiz
usulüyle aylık, üç aylık, altı aylık veya yıllık olarak hesaplatmaya
yetkilidir.” hükmü yer
almaktadır.
2.
Madde hükmüne göre, amme alacağının ödeme müddeti içinde ödenmeyen
kısmına vadenin bitim tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar geçen
süre için maddede belirtilen oranda her ay için ayrı ayrı gecikme zammı
uygulanması gerekmektedir.
3.
6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre, ay kesirlerine isabet eden
gecikme zammının günlük olarak hesap edilmesi gerektiğinden, vadesinde
ödenmeyen amme alacaklarına vade tarihinden ödendiği/tahsil edildiği
tarihe kadar geçecek süre için uygulanacak gecikme zammı tam aylar için
aylık esasa; ay kesirleri için ise günlük esasa göre hesaplanacaktır.
Bu hesaplamalarda ödeme tarihinin süreye
dahil edilmesi, vade tarihinin ise süreye dahil edilmemesi
gerekmektedir.
4.
Vadesinde ödenmeyen amme alacaklarına Bakanlar Kurulu Kararlarına
istinaden yıllar itibarıyla uygulanacak gecikme zammı oranları aşağıdaki
gibidir.
|
Bakanlar
Kurulu Kararı |
Uygulama Dönemi |
Aylık Gecikme
Zammı Oranı (%) |
|
2001/2175 sayılı BKK |
29.03.2001 – 30.01.2002 tarihleri
arasında |
10 |
|
2002/3550 sayılı BKK |
31.01.2002 – 11.11.2003 tarihleri
arasında |
7 |
|
2003/6345 sayılı BKK |
12.11.2003 – 01.03.2005 tarihleri
arasında |
4* |
|
2005/8551 sayılı BKK |
02.03.2005 – 20.04.2006 tarihleri
arasında |
3 |
|
2006/10302
sayılı BKK |
21.04.2006 tarihinden itibaren |
2,5 |
* 02.01.2004
tarihinde yürürlüğe giren 5035 sayılı Kanunla kanuni oran haline
gelmiştir.
5.
Sürelerin Hesaplanması ile Aylık ve Günlük Esaslar
a)
6183 sayılı Kanunun 8 inci maddesi ile Vergi Usul Kanununa atıfta
bulunularak, aksine bir hüküm bulunmadıkça bu Kanunda yazılı sürelerin
hesaplanmasında anılan Kanun hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
213 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin (2)
numaralı bendinde “Süre hafta veya ay olarak belli edilmişse
başladığı güne son hafta veya ayda tekabül eden günün tatil saatinde
biter. Sürenin bittiği ayda başladığı güne tekabül eden bir gün yoksa
süre o ayın son gününün tatil saatinde biter.” hükmü yer almaktadır.
Buna göre, amme alacaklarının vade
tarihleri ayın son günleri dışında olan bir tarihe rastladığı takdirde,
izleyen aylarda sürenin başladığı güne tekabül eden bir gün
bulunduğundan gecikme zammı hesabında herhangi bir problemle
karşılaşılmamaktadır.
Örneğin, vade tarihi 26 Nisan olan bir
amme alacağı bu tarihte ödenmediği takdirde, izleyen her ayın 26 ncı
günleri esas alınarak, aylık dönemler halinde ödeme tarihine kadar
gecikme zammı hesaplanacaktır.
Ancak, amme alacaklarının vade
tarihlerinin ayın son günlerine rastlaması halinde, izleyen ayın 30 veya
31 gün sürmesi gecikme zammı hesabını etkilememekte, ayın son günü ödeme
yapıldığı takdirde bir aylık gecikme zammı alınması gerekmektedir. Buna
göre, ayın son gününün 30 veya 31 olması ve hatta Şubat ayının 28 ya da
29 gün olması sürenin hesabını etkilememesi, vadenin bitim tarihini
izleyen her ayın son günleri esas alınarak aylık devreler halinde
gecikme zammı hesaplanması gerekmektedir.
b)
213 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin (4) numaralı bendinde “Resmi
tatil günleri süreye dahildir. Şu kadar ki, sürenin son günü resmi
tatile rastlarsa tatili takibeden ilk iş gününün tatil saatinde biter.”
hükmü yer almaktadır.
Buna göre herhangi bir sürenin son
gününün resmi tatile rastladığından söz edilebilmesi için o sürenin,
vergi kanunlarında ya da amme alacağının doğmasına neden olan özel
kanunlarında yer alması gerekmektedir.
Dolayısıyla, ödeme süresinin son günü
olan vade tarihinin tatile rastlaması halinde süre, tatili takip eden
ilk iş gününün tatil saatine kadar uzamaktadır. Bunun dışında, gecikme
zammı hesaplanması sırasında vade tarihini izleyen aylardan herhangi
birinde vade tarihine tekabül eden günün tatile rastlaması hesabı
etkilememekte, başka bir anlatımla sürenin uzadığını kabul etmeye imkan
bulunmamaktadır.
Örneğin; gerçek usulde
vergilendirilenlerden alınan gelir vergisinin birinci taksidinin ödeme
süresinin son günü 31 Mart tarihidir. Bu tarihin resmi tatile rastlaması
halinde tatili izleyen ilk iş gününün sonuna kadar yapılan ödemelerden
gecikme zammı tahsil edilmemektedir.
Ancak gelir vergisi birinci taksidinin,
Mart ayını izleyen nisan ayının 30 uncu gününün resmi tatil olması
nedeniyle 2 Mayıs tarihinde ödenmesi halinde; 30 Nisan tarihinin, vergi
kanunlarında yazılı ödeme süresi ile bir ilgisi olmadığından, bu
şekildeki ödemelerde 1 ay 2 gün üzerinden gecikme zammı hesaplanması
gerekmektedir.
c)
6183 sayılı Kanunun 8 inci maddesi ile Vergi Usul Kanununa yapılan atıf
nedeniyle, Vergi Usul Kanununda yer alan ve amme alacağının tahakkuk
aşamasındaki süreleri uzatan hükümlerinin de gecikme zammı tatbiki
bakımından aşağıda belirtilen esaslar çerçevesinde dikkate alınması
gerekmektedir.
- 213 sayılı Kanunun 15 inci maddesinde,
13 üncü maddede yazılı mücbir sebeplerden herhangi birinin bulunması
halinde, bu sebep ortadan kalkıncaya kadar sürenin işlemeyeceği, bu
takdirde tarh zamanaşımının işlemeyen süreler kadar uzayacağı hükme
bağlanmıştır.
Bu hükme göre, mücbir sebep nedeniyle
tahakkuku geciken amme alacağının tahakkuktaki gecikme kadar ödeme
süresinin de uzayacağı tabiidir.
Örneğin, 15 Nisan 2007 tarihinde geçirmiş
olduğu trafik kazasında ağır yaralanan mükellef 6 Mayıs 2007 tarihinde
hastaneden taburcu olmuştur.
Bu mükellefin, Mart 2007 dönemine ilişkin
katma değer vergisi beyannamesini 24 Nisan 2007 tarihi sonuna kadar
vermesi gerekirken mücbir sebep nedeniyle işlemeyen bakiye 10 günlük
beyanname verme süresi mücbir sebep halinin bittiği süreye ilave
edilecektir.
Bu durumda mükellef, 16 Mayıs 2007
tarihinin bitimine kadar beyannamesini verecek ve beyanname verme
süresinin son gününe kadar borcunu ödeyebilecektir. Bu nedenle, 16 Mayıs
2007 tarihi amme alacağının vade tarihi olacaktır.
Örnek olaydaki mücbir sebep halinin,
beyanname verme süresinin son günü olan 24 Nisan 2007 tarihinden sonra
ancak vade tarihi olan 26 Nisan 2007 tarihinde veya bu tarihten önce
meydana gelmesi halinde, verginin tahakkuk süresi uzamayacağından, ödeme
süresi de uzamayacaktır.
- 213 sayılı Kanunun 17 nci maddesinde
düzenlenen zor durum dolayısıyla borçluya süre verildiği takdirde,
verilen sürenin son günü alacağın vadesi günü olarak kabul edilecektir.
- 213 sayılı Kanunun 111 inci maddesine
göre, Maliye Bakanlığınca vergilerin ödeme sürelerinin uzatılması
halinde uzayan sürelerin son günü verginin vadesi yerine geçecektir.
- 213 sayılı Kanuna 5615 sayılı Kanunla
eklenen mükerrer 28 inci maddenin Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi
Başkanlığına verdiği yetkiye istinaden beyanname verme ve ödeme
sürelerinin uzatılması halinde de belirlenen ödeme süresinin son günü
verginin vadesi yerine geçecektir.
Yukarıda yer verilen hükümler
çerçevesinde, vade tarihinin değişmesi halinde, gecikme zammının
hesaplanmasında bu şekilde belirlenen yeni vade tarihlerinin esas
alınması gerekmektedir.
d) Aylık esasa göre gecikme zammının
hesaplanması;
Kanuni süresinde ödenmeyen amme
alacaklarına ilişkin gecikme zammı tam aylar için, aylık esasa göre,
aşağıdaki formüle göre hesaplanacaktır.
|
Aylık esasa göre
gecikme zammı tutarı |
= |
Aylık gecikme
zammı oranı |
x |
Ay sayısı |
x |
Gecikme zammı uygulanacak tutar |
e) Günlük esasa göre gecikme zammının
hesaplanması;
Ay kesirleri için gecikme zammı, 5035
sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 02.01.2004 tarihinden itibaren günlük
esasa göre hesaplanacaktır.
Günlük gecikme zammı oranının
belirlenmesi: Günlük esasa
göre gecikme zammı oranının belirlenmesinde aşağıdaki hususlara
uyulacaktır.
- 1 ay 30 gün olarak dikkate
alınacaktır.
- Günlük gecikme zammı oranı (Geçerli
Aylık Oran/30) formülüyle bulunacaktır.
- Bulunan bu katsayının virgülden sonraki
ilk 6 hanesi hesaplamalarda kullanılacaktır.
- Katsayının virgülden sonraki 7. veya
devam eden hanelerinde bir sayı bulunması halinde 6. hane bir üst sayıya
tamamlanacaktır.
- Katsayının virgülden sonraki 7. veya
devam eden hanelerinde bir sayı yok ise altıncı hane
değiştirilmeyecektir.
Örnek 1-
Aylık gecikme zammı oranı %4 olduğunda, yukarıdaki formüle göre günlük
gecikme zammı oranı [(4/100)/30 =] 0,001333 3 333 olarak bulunmaktadır.
Ancak bu örnekte, virgülden sonraki
yedinci hanede bir sayı (3 sayısı) bulunduğundan, altıncı hanedeki (3)
sayısı (4) sayısına tamamlanarak günlük gecikme zammı oranı 0,001334
olarak dikkate alınacaktır.
Halen uygulanmakta olan gecikme zammı
oranı %2,5 olup, bu oran üzerinden tespit edilen günlük gecikme zammı
oranı 0,000834’tür.
Günlük esasa göre gecikme zammının
hesaplanmasında aşağıdaki formül kullanılacaktır.
|
Günlük esasa
göre gecikme zammı tutarı |
= |
Günlük gecikme
zammı oranı |
x |
Gün sayısı |
x |
Gecikme zammı
uygulanacak tutar |
Örnek 2-
Samsun Vergi Dairesi Başkanlığı Terme Vergi Dairesi mükelleflerinden
(Z), 10.000,- lira tutarlı ve 31.07.2006 vadeli gelir vergisi ikinci
taksidini ve buna ilişkin gecikme zammını 05.10.2006 tarihinde ödediği
takdirde,
Gecikme zammı;
01.08.2006-31.08.2006 tarihleri
arasındaki bir aylık süre için (%2,5 oranında) aylık esasa göre,
01.09.2006-30.09.2006 tarihleri
arasındaki bir aylık süre için (%2,5 oranında) aylık esasa göre,
01.10.2006-05.10.2006 tarihleri
arasındaki 5 günlük süre için ise günlük esasa göre,
hesaplanacaktır.
Aylık esasa göre gecikme zammı, gecikme
zammının tatbik edilmesi gereken süredeki 2 tam aylık süre için
hesaplanacaktır.
Buna göre aylık esasa göre gecikme zammı
tutarı(=Aylık gecikme zammı oranı x ay sayısı x gecikme zammı tatbik
edilecek tutar) formülüne göre, (%2,5 x 2 x 10.000=) 500,- lira
olacaktır.
Günlük esasa göre, gecikme zammının
tatbik edilmesi gereken 01.10.2006-05.10.2006 tarihleri arasındaki 5
günlük ay kesri için gecikme zammı tutarı ise aşağıdaki şekilde
hesaplanacaktır.
|
Günlük gecikme zammı oranı:
(2,5/100/30=)0.000833 3 3333
Þ
0,000834 |
Günlük esasa göre gecikme zammı tutarı=
(günlük gecikme zammı oranı) x (gün
sayısı) x (gecikme zammı uygulanacak tutar)
= (0,000834) x 5 x 10.000 = 41,70 lira
olacaktır.
Böylece mükellef (Z)’den, 10.000,- lira
gelir vergisi 2 nci taksit borcunun yanında, (500+41,70=) 541,70 lira
gecikme zammı da tahsil edilmesi gerekmektedir.
Örnek 3-
Kırıkkale ili Kaletepe Vergi Dairesi mükelleflerinden (K), 26.12.2006
vadeli ve 2.000,- lira tutarındaki Katma Değer Vergisi borcunu
08.01.2007 tarihinde ödemek üzere vergi dairesine başvurmuştur.
Bunun üzerine, Vergi Dairesi mükellef
(K)’den bu borcu ile birlikte 27.12.2006-08.01.2007 tarihleri arasındaki
süre için aşağıdaki şekilde gecikme zammını da hesaplayarak tahsil
edecektir.
27.12.2006-08.01.2007 tarihleri
arasındaki toplam 13 günlük ay kesri için gecikme zammı günlük
esasa göre hesaplanması gerektiğinden, bu mükelleften;
(günlük gecikme zammı oranı) x (gün
sayısı) x (gecikme zammının hesaplanacağı tutar) formülü ile 0,000834 x
13 x 2.000 = 21,68 lira tutarında gecikme zammı tahsil edilmesi
gerekmektedir.
Örnek 4-
Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı Veraset ve Harçlar Vergi Dairesi
mükelleflerinden (T), 30.11.2006 vadeli 5.000,- lira tutarlı Veraset ve
İntikal Vergisi ikinci taksidini 15.01.2007 tarihinde ödemek üzere vergi
dairesine başvurmuştur.
Mükellefin vadesinde ödemediği bu vergi
borcu için ayrıca 01.12.2006-15.01.2007 tarihleri arasındaki süre için
gecikme zammı hesaplanması gerekmektedir.
Buna göre, hesaplanacak gecikme zammı
tutarı,
-01.12.2006-31.12.2006 tarihleri
arasındaki 1 aylık süre için aylık esasa göre,
(%2,5 x 5.000=)125,00 lira ve
-01.01.2007-15.01.2007 tarihleri
arasındaki 15 günlük süre için günlük esasa göre
(0,000834 x 15 x 5.000=) 62,55 lira,
olmak üzere toplam 187,55 lira
olacaktır.
Bu itibarla, mükellef (T) 5.000,- lira
tutarındaki vergi borcuyla birlikte 187,55 lira tutarında gecikme
zammını da ödemek zorundadır.
Örnek 5-
İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Hocapaşa Vergi Dairesi
mükelleflerinden (R), 30.01.2007 vadeli borcunu 02.03.2007 tarihinde
gecikme zammıyla birlikte öderse, mükellefin bu borcu için hesaplanacak
gecikme zammına ilişkin süreler aşağıdaki şekilde olacaktır.
- 31.01.2007-29.02.2007 tarihleri
arasındaki 1 aylık süre için aylık esasa göre,
- 01.03.2007-02.03.2007 tarihleri
arasındaki 2 günlük süre için günlük esasa göre,
gecikme zammı hesaplanacaktır.
30 Günlük Ay Kesirlerinde Gecikme
Zammının Hesaplanması
Ay kesrinin 30 gün olduğu hallerde, bu ay
kesri tam ay olarak dikkate alınarak gecikme zammı aylık esasa göre
hesaplanacaktır.
Örnek 6-
31.12.2006 vadeli ve 1.000,- lira tutarlı
bir borcun 30.01.2007 tarihinde ödenmesi halinde, gecikme zammı günlük
esasa göre hesaplanması gerektiği halde 30 günlük bu ay kesrinin tam ay
olarak dikkate alınması ve gecikme zammının aylık esasa göre
hesaplanması gerekmektedir.
Buna göre, ay kesrinin 30 gün olduğu
hallerde bu süre tam ay gibi kabul edilerek hesaplama aylık esasa göre
yapılacaktır.
Örnek 7-
Mersin Vergi Dairesi Başkanlığı Silifke Vergi Dairesi mükelleflerinden
(B), 30.04.2007 vadeli 5.000,- lira tutarlı Kurumlar Vergisi borcunu;
a) 31.05.2007 tarihinde ödemesi,
b) 30.05.2007 tarihinde ödemesi,
hallerinde bu borç için aşağıdaki
şekilde gecikme zammı hesaplanacaktır.
Bu itibarla,
a) 01.05.2007-31.05.2007 tarihleri
arasındaki 1 aylık süre için aylık esasa göre gecikme zammı hesaplanması
gerekmektedir.
Bu durumda gecikme zammı tutarı [(%2,5) x
(1) x (5.000)=] 125,00 lira olacaktır.
b) 01.05.2007-30.05.2007 tarihleri
arasındaki 30 günlük süre için günlük esasa göre gecikme zammının
hesaplanması gerektiği halde, ay kesrinin 30 gün olması nedeniyle bu
sürenin de 1 ay olarak dikkate alınması ve gecikme zammının aylık esasa
göre hesaplanması gerekmektedir.
Bu durumda gecikme zammı tutarı [(%2,5) x
(1) x (5.000)=] 125,00 lira olacaktır.
f) Asgari gecikme zammı tutarı
5035 sayılı Kanunla değişik 6183 sayılı
Kanunun 51 inci maddesinin ikinci fıkrasıyla gecikme zammı asgari tutarı
1 lira olarak belirlenmiştir.
Buna göre, 5035 sayılı Kanunun 4 üncü
maddesinin yürürlüğe girdiği 02.01.2004 tarihi itibarıyla ödenmemiş olan
amme alacaklarına tahsil edildikleri tarih itibarıyla uygulanacak
gecikme zammının 1 liradan az olması halinde, bu alacaklar için asgari 1
lira gecikme zammı uygulanacaktır.
Örnek 8-
25.12.2006 vadeli ve 10 lira tutarlı amme
alacağının 25.02.2007 tarihinde ödenmesi halinde gecikme zammı aşağıdaki
şekilde hesaplanacaktır.
Gecikme zammının hesaplanması gereken
26.12.2006-25.02.2007 tarihleri arasındaki tam iki ay için, aylık %2,5
oranında olmak üzere, %5 oranında tatbik edilen gecikme zammı (%5x10
lira=)0,50 lira olacaktır.
Ancak, anılan Kanun hükmü ile gecikme
zammı asgari tutarı 1,00 lira olarak tespit edildiğinden, 10 lira vergi
aslı ile birlikte 1 lira tutarında gecikme zammı tahsil edilmesi
gerekmektedir.
6.
Gecikme zammı oranının değişmesi
6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin
dördüncü fıkrasında “Bakanlar Kurulu, gecikme zammı oranlarını aylar
itibarıyla topluca veya her ay için ayrı ayrı, yüzde onuna kadar
indirmeye, gecikme zammı oranı ile gecikme zammı asgari tutarını iki
katına kadar artırmaya, ayrıca gecikme zammı oranını aylar itibarıyla
farklı olarak belirlemeye ve gecikme zammını bileşik faiz usulüyle
aylık, üç aylık, altı aylık veya yıllık olarak hesaplatmaya yetkilidir.”
hükmü yer almaktadır.
6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin bu
hükmüne istinaden Bakanlar Kurulu Kararıyla aylık gecikme zammı oranının
yeniden belirlendiği hallerde, gecikme zammı hesaplamasında aşağıda
belirtilen açıklamalara göre işlem yapılacaktır.
-Aylık Esasa Göre:
Aylık esasa göre gecikme zammının hesaplanacağı bir aylık süre içindeki
bir tarihte oran değişikliği yapılırsa, bu bir aylık sürenin tamamına
eski oran tatbik edilecektir.
- Günlük Esasa Göre:
Ay kesirleri için gecikme zammının hesaplanması günlük esasa göre
yapıldığından, Bakanlar Kurulu Kararının yürürlüğe girdiği gün dahil
olmak üzere daha sonraki günler için yeni oran, yürürlük tarihinden
önceki günler için ise eski oran tatbik edilecektir.
Örnek 9-
Gaziantep Vergi Dairesi Başkanlığı Şehit Kamil Vergi Dairesi
mükelleflerinden (C), 26.12.2004 vadeli 120,- lira tutarlı Katma Değer
Vergisi borcunu 15.05.2005 tarihinde gecikme zammı ile birlikte
ödemiştir. Uygulanmakta olan aylık gecikme zammı oranı 02.03.2005
tarihinde %4’ten %3’e indirilmiştir.
Mükellefin vergi aslı ile birlikte
ödemesi gereken gecikme zammı;
-27.12.2004-26.01.2005 tarihleri
arasındaki bir aylık süre için (%4 oranında) aylık esasa göre (eski
oran),
-27.01.2005-26.02.2005 tarihleri
arasındaki bir aylık süre için (%4 oranında) aylık esasa göre (eski
oran),
-27.02.2005-26.03.2005 tarihleri
arasındaki bir aylık süre için (%4 oranında) aylık esasa göre (eski
oran),
-27.03.2005-26.04.2005 tarihleri
arasındaki bir aylık süre için (%3 oranında) aylık esasa göre (yeni
oran),
-27.04.2005-15.05.2005 tarihleri
arasındaki 19 günlük süre için ise günlük esasa göre (yeni oran),
uygulanmak suretiyle hesaplanacaktır.
Borcun 4 tam aylık süre için gecikme
zammı tutarı;
= (%4+%4+%4+%3) x 120 lira
=
%15 x 120 lira
=18
liradır.
Bu borca 27.04.2005-15.05.2005 tarihleri
arasındaki 19 günlük ay kesri için hesaplanan gecikme zammı tutarı ise;
Günlük gecikme zammı oranı:
(3/100/30=)0,001
(günlük gecikme zammı
oranı) x (gün sayısı) x (gecikme zammı uygulanacak tutar) =
=
(0,001) x 19 x 120 lira
=
2,28 liradır.
Böylece mükellef (C)’den, 120 lira Katma
Değer Vergisinin yanında ayrıca (18+2,28=)20,28 lira gecikme zammı
tutarının da tahsil edilmesi gerekmektedir.
Örnek 10-
İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı Menemen Vergi Dairesi mükelleflerinden
(N), 26.11.2004 vadeli Ekim/2004 döneminden kaynaklanan 250.000,- lira
Gelir (Stopaj) Vergisini gecikme zammıyla birlikte 05.03.2005 tarihinde
ödemiştir. Aylık gecikme zammı oranı 02.03.2005 tarihinde %4’ten %3’e
indirilmiştir.
Mükellefin 250.000,- lira vergi aslının
yanında ödemesi gereken gecikme zammı aşağıdaki şekilde
hesaplanacaktır.
Buna göre;
-27.11.2004-26.12.2004 tarihleri
arasındaki bir aylık süre için (%4 oranında) aylık esasa göre
(eski oran),
-27.12.2004-26.01.2005 tarihleri
arasındaki bir aylık süre için (%4 oranında) aylık esasa göre
(eski oran),
-27.01.2005-26.02.2005 tarihleri
arasındaki bir aylık süre için (%4 oranında) aylık esasa göre
(eski oran),
-27.02.2005-01.03.2005 tarihleri
arasındaki 3 günlük süre için günlük esasa göre (eski oran),
-02.03.2005-05.03.2005 tarihleri
arasındaki 4 günlük süre için günlük esasa göre (yeni oran),
dikkate alınacaktır.
Aylık Esasa Göre: Borcun 3 tam aylık süre
için gecikme zammı tutarı =
=
(%4+%4+%4) x 250.000 lira
=
%12 x 250.000 lira
=30.000,-
liradır.
Günlük Esasa Göre: Borcun
27.02.2005-05.03.2005 tarihleri arasındaki 7 günlük ay kesri için
gecikme zammı tutarı, oran değişikliği dikkate alınarak aşağıdaki
şekilde hesaplanacaktır.
- 27.02.2005-01.03.2005 tarihleri
arasındaki 3 günlük süre için eski orana göre günlük gecikme zammı
tutarı:
Günlük gecikme zammı oranı:
(4/100/30=)0.001333 3 3333 0,001334
(günlük gecikme zammı
oranı) x (gün sayısı) x (gecikme zammı uygulanacak tutar) =
=
(0,001334) x 3 x 250.000 lira
=
1.000,50 liradır.
- 02.03.2005-05.03.2005 tarihleri
arasındaki 4 günlük süre için yeni orana göre günlük gecikme zammı
tutarı:
Günlük gecikme zammı oranı:
(3/100/30=)0,001
(günlük gecikme zammı
oranı) x (gün sayısı) x (gecikme zammı uygulanacak tutar) =
=
(0,001) x 4 x 250.000 lira
=
1.000,- liradır.
Böylece mükellef (N)’den, 250.000 lira
Gelir (Stopaj) Vergisinin yanında ayrıca
(30.000+1.000,50+1.000=)32.000,50 lira gecikme zammı tahsil
edilecektir.
Örnek 11-
Samsun Vergi Dairesi Başkanlığı Havza Vergi Dairesi mükellefi (H),
17.02.2005 vadeli 650.000,- lira vergi borcunu gecikme zammıyla birlikte
02.03.2005 tarihinde ödemiştir. Aylık gecikme zammı oranı 02.03.2005
tarihinde %4’ten %3’e indirilmiştir.
Mükellefin 650.000,- lira vergi aslının
yanında ödemesi gereken gecikme zammı aşağıdaki şekilde
hesaplanacaktır.
Buna göre;
-18.02.2005-01.03.2005 tarihleri
arasındaki 12 günlük süre için günlük esasa göre (eski oran),
-02.03.2005 tarihi için günlük esasa göre
(yeni oran),
dikkate alınacaktır.
- 18.02.2005-01.03.2005 tarihleri
arasındaki 12 günlük süre için eski oran üzerinden günlük gecikme zammı
tutarı:
Günlük gecikme zammı oranı:
(4/100/30=)0.001333 3 3333 0,001334
(günlük gecikme zammı
oranı) x (gün sayısı) x (gecikme zammı uygulanacak tutar) =
=
(0,001334) x 12 x 650.000 lira
=
10.405,20 liradır.
- 02.03.2005 tarihi için yeni orana göre
günlük gecikme zammı tutarı:
Günlük gecikme zammı oranı:
(3/100/30=)0.001
(günlük gecikme zammı
oranı) x (gün sayısı) x (gecikme zammı uygulanacak tutar) =
=
(0,001) x 1 x 650.000 lira
=
650,- liradır.
Böylece mükellef (H)’den, 650.000,- lira
vergi aslının yanında ayrıca (10.405,20+650=)11.055,20 lira gecikme
zammı tahsil edilecektir.
Örnek - 12
Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı Beypazarı Vergi Dairesi mükellefi (A),
01.03.2005 vadeli 970,- lira vergi borcunu gecikme zammıyla birlikte
03.03.2005 tarihinde ödemiştir. Aylık gecikme zammı oranı 02.03.2005
tarihinde %4’ten %3’e indirilmiştir.
Mükellefin 970,- lira vergi aslının
yanında ödemesi gereken gecikme zammı;
02.03.2005-03.03.2005 tarihleri
arasındaki 2 günlük ay kesri için günlük esasa göre yeni oran tatbik
edilerek,
Günlük gecikme zammı oranı:
(3/100/30=)0,001
(günlük gecikme zammı
oranı) x (gün sayısı) x (gecikme zammı uygulanacak tutar) =
=
(0,001) x 2 x 970 lira
=
1,94 lira olarak bulunacaktır.
7.
6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinin üçüncü fıkrasında “Gecikme
zammı; 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre uygulanan vergi ziyaı
cezalarında bu madde uyarınca belirlenen oranda, mahkemeler tarafından
verilen ve ceza mahiyetinde olan amme alacaklarında ise bu oranın yarısı
ölçüsünde uygulanır. Bunlar dışındaki ceza mahiyetinde olan amme
alacaklarına gecikme zammı tatbik edilmez.” hükmü yer almaktadır.
Söz konusu madde hükmü gereğince,
mahkemelerce verilen adli para cezalarına, 6183 sayılı Kanunun 51 inci
maddesinde belirlenen gecikme zammı oranının yarısı oranında gecikme
zammı uygulanacaktır.
213 sayılı Kanuna göre uygulanan vergi
ziyaı cezalarına ise maddede belirtilen oranda gecikme zammı uygulanması
gerekmektedir.
IV. Gecikme Zammının Tatbik Müddeti
1.
6183 sayılı Kanunun 52 nci maddesine göre, amme alacağının vade
tarihinden itibaren;
- Amme alacağının tecilinde, tecilin
yapıldığı,
- Borçlunun iflası halinde, iflasın
açıldığı,
- Aciz halinde bu durumun tespit
edildiği,
tarihe kadar gecikme zammı
hesaplanacaktır.
a)
Amme alacağının tecil edilmesi halinde bu tebliğin Birinci Kısmının
Dördüncü Bölümünün Birinci Alt Bölümünde belirtildiği gibi, gecikme
zammı, müracaat tarihine kadar (bu tarih hariç) tatbik edilecektir.
Dolayısıyla, amme alacağının tecilinde, tecilden sonra tecil şartlarına
uygun ödeme yapıldığı sürece gecikme zammı tatbik edilmeyecektir.
b)
Amme borçlusunun iflasının açılmasına karar verilmesi halinde, iflasın
açıldığı tarih, mahkeme kararında gösterilmektedir. Dolayısıyla, iflasın
açıldığı tarihe kadar (bu tarih hariç) gecikme zammı tatbik edilecek, bu
tarihten sonra tatbik edilmeyecektir.
İflasın devam ettiği müddet içerisinde
vade tarihi iflas tarihinden önce ya da sonra olan amme alacaklarına
gecikme zammı uygulanmayacaktır. İflasın kapanma ile sonuçlanması
halinde, amme alacağına herhangi bir nedenle gecikme zammı tatbik
edilmesi mümkün bulunmamaktadır.
İflasın kaldırılması halinde, iflasın
açılması ile tatbiki durdurulan gecikme zammı, iflasın kaldırılma
tarihinden itibaren (bu tarih dahil) işlemeye devam edecektir.
c)
6183 sayılı Kanunun 75 inci maddesine
göre aciz hali tespit edilen amme borçlusundan aranılan amme
alacaklarına aciz fişinin tanzim edildiği tarihe kadar (bu tarih hariç)
gecikme zammı tatbik edilecek, bu tarihten sonra tatbik edilmeyecektir.
Aciz hali devam ettiği müddet
içerisinde, vade tarihi aciz halinin tespit edildiği tarihten önce veya
sonra olan amme alacaklarına gecikme zammı uygulanmayacaktır.
Aciz hali tespit edilen amme borçlusu
hakkında zamanaşımı süresince yapılan takip sırasında amme alacağını
karşılayacak değerde mal edindiğinin tespit edilmesi veya borçlunun
edindiği malları kendisinin bildirmesi ve bildirilen malların amme
alacağını karşılayacak değerde olması halinde, aciz hali ortadan
kalkacağından, mal edinme tarihinden itibaren (bu tarih dahil) gecikme
zammı işlemeye devam edecektir.
2.
Amme alacağının aslının ödenmiş olması, gecikme zammının takip ve
tahsiline engel teşkil etmemektedir. Gecikme zammı tutarının önceden
amme borçlusuna bildirilmesi gerekmez.
V. Köylerde Gecikme Zammı Uygulaması
6183 sayılı Kanunun “Köylerde gecikme
zammı” başlıklı 53 üncü maddesinde “Maliye Bakanlığınca tespit ve
ilan edilecek vergiler hariç olmak üzere belediye sınırları dışındaki
köylerde tahsildarlar tarafından tahsil olunan amme alacakları ödeme
süresi içinde ödenmediği takdirde bunlar için yalnız %10 gecikme zammı
uygulanır.
Ödeme müddeti geçmiş olmasına rağmen
tahsildarların gidemediği köylerdeki borçlulara bu zam, tahsildarın ilk
uğradığı zaman içinde borçlarını ödemedikleri takdirde tatbik olunur.”
hükmü yer almaktadır.
Bu hükümle, köylerde uygulanmakta olan
%10 oranındaki gecikme zammının hangi vergiler hakkında tatbik
edileceğini tespit etme yetkisi Maliye Bakanlığına verilmiştir.
Bu itibarla, ikametgahı veya kanuni ya da
iş merkezi köylerde olan amme borçlularının;
-
Gelir Vergisi (geçici vergi dahil),
-
Kurumlar Vergisi (geçici vergi dahil),
-
Katma Değer Vergisi,
-
Özel Tüketim Vergisi,
-
Motorlu Taşıtlar Vergisi,
-
Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi,
-
Özel İletişim Vergisi,
-
Şans Oyunları Vergisi,
-
Damga Vergisi,
borçlarının ödeme müddeti içinde
ödenmemesi halinde 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre gecikme
zammı uygulanması uygun görülmüştür.
Diğer amme alacaklarına ise Kanunun 53
üncü maddesine göre gecikme zammı tatbik edilecektir.
İKİNCİ KISIM
Amme Alacağının Cebren Tahsili
BİRİNCİ BÖLÜM
Cebren Tahsil ve Takip Esasları
I- Cebren Tahsil ve Şekilleri
1.
6183 sayılı Kanunun 54 üncü maddesinde, ödeme süresi içerisinde
ödenmeyen amme alacağının tahsil dairesince cebren tahsil olunacağı ve
cebren tahsilin;
- Amme borçlusu tahsil dairesine teminat
göstermişse, teminatın paraya çevrilmesi veya kefilin takibi,
- Amme borçlusunun borcuna yetecek
miktardaki mallarının haczedilerek paraya çevrilmesi,
- Gerekli şartlar bulunduğu takdirde
borçlunun iflasının istenmesi,
şekillerinden birinin tatbik edilmesi
suretiyle yapılacağı hükme bağlanmıştır.
II- Ödeme Emri ve Mal Bildirimi
1.
Vadesinde borcunu ödemeyenlere bir ödeme emri tebliğ edilerek cebri icra
işlemlerine başlanılması gerekmektedir.
Ödeme emirlerinde hangi hususların
bulunması gerektiği 6183 sayılı Kanunun 55 inci maddesinde
belirtilmiştir. Ayrıca, madde metninde yer almamakla birlikte, borçlunun
hukukunu koruma açısından ödeme emrinde; ödeme emrine karşı hangi
sürede, hangi yargı merciine başvurulabileceği hususlarına da yer
verilmesi gerekmektedir. Buna göre, alacaklı amme idarelerinin, matbu
ödeme emirlerinde, Kanunun 55 inci maddesinde yer alan hususlarla
birlikte bu hususlara da yer vermeleri gerekmektedir.
Ödeme emri ile amme borçlusundan, 7 gün
içinde borcunu ödemesi veya mal bildiriminde bulunması istenir. Amme
borçluları, tebliğ edilen ödeme emri üzerine 7 gün içinde borçlarını
ödemedikleri takdirde, bu süre içinde mal bildiriminde bulunmak
mecburiyetindedir.
Ödeme emrine karşı mal bildiriminde
bulunulmaması veya gerçeğe aykırı bildirimde bulunulması halinde hapis
cezaları; malının bulunmadığı yönünde beyanda bulunanların ise Kanunun
114 üncü maddesindeki bilgileri bildirmemeleri halinde hapis veya para
cezası ile cezalandırılmaları söz konusudur
Ödeme emrinde amme borçlusuna bildirilen
cezalar, borçtan kaynaklı bir ceza olmayıp, yükümlülüklerin süresinde
yerine getirilmemesinden kaynaklı cezalardır. Bu cezalar Kanuna,
borçluyu mal bildiriminde bulunmaya ve gerçeği beyan etmeye davet etmek
üzere konulmuş hükümlerdir.
Mal beyanında bulunan ya da haczi kabil
mal veya gelirinin bulunmadığını beyan eden borçlulara bu cezalar
uygulanmayacaktır.
2.
Ödeme emirlerinin borçlulara 213 sayılı
Kanun hükümlerine göre tebliğ edilmesi esastır. Ancak, bu tebliğin 6183
sayılı Kanunun 8 inci maddesine yönelik açıklamaların yer aldığı bölümde
de açıklandığı üzere, 213 sayılı Kanunda öngörülen tebliğ usullerine
uyulmakla birlikte, gerekli görülen hallerde, postada oluşabilecek
gecikme ve tebliğ imkansızlıklarının önlenmesi, icra takiplerinin
geciktirilmemesi ve amme alacağını vadesinde ödemeyen borçlulara ilişkin
cebri takip ve tahsil işlemlerinin daha hızlı bir şekilde yürütülmesi
için yapılacak tebliğlerde, 213 sayılı Kanunun 107 nci maddesinin
Bakanlığımıza verdiği yetkiye istinaden, posta yoluna başvurmadan memur
eliyle tebliğ yaptırılması mümkündür.
Bununla birlikte, 6183 sayılı Kanunun 55
inci maddesinde yer alan “Belediye hududu dışındaki köylerde bulunan
borçlulara ödeme emirleri muhtarlıkça tebliğ olunur. Ödeme emirlerinin
muhtarlığa tevdii tarihinden itibaren 15 gün içinde tebligat yapılmadığı
takdirde ödeme emirleri tebliğ edilmemiş olan borçluların isimleri ödeme
emri hüküm ve mahiyetindeki bir “ödeme cetveline” alınarak borçlular
borçlarını ödemeye ve mal bildiriminde bulunmaya çağırılırlar.
Ödeme cetveli köy ihtiyar kurulu
kapısına bir örneği de köyde herkesin görebileceği umumi bir mahalle 10
gün müddetle asılmak suretiyle tebliğ olunur ve cetvelin asıldığı Köy
muhtarlığınca münadi vasıtasiyle ilan olunur. Cetvel asılırken ve
indirilirken keyfiyet muhtarlıkça zabıt varakasıyle tesbit edilir.
Cebren tahsil ve takip ödeme emrinin tebliği veya ödeme cetvelinin
indirilmesi tarihinde başlamış olur.”
hükmüne istinaden köylerde ödeme emirlerinin köy muhtarlıkları
vasıtasıyla tebliğ edilmesi gerekmektedir.
3.
6183 sayılı Kanunun 59 uncu maddesi mal bildiriminin mahiyetini
açıklamaktadır.
Madde metninde yer alan tanıma göre, mal
bildirimi; amme borçlusunun, amme alacağını karşılayacak miktarda, gerek
kendi elindeki, gerekse üçüncü şahıslar elindeki menkul ve gayrimenkul
malları ile alacak ve haklarının; nev’ini, mahiyetini ve miktarını veya
malı olmadığını ve yaşayış tarzına göre geçim kaynakları ile buna
nazaran borcunu ne şekilde ödeyebileceğini tahsil dairesine yazılı veya
sözlü olarak beyan etmesidir.
4.
6183 sayılı Kanunun 59 uncu maddesinin ikinci fıkrasının Bakanlığımıza
verdiği yetkiye istinaden, köylerde mal bildirimi;
- Gelir Vergisi (geçici vergi
dahil),
-
Kurumlar Vergisi (geçici vergi dahil),
-
Katma Değer Vergisi,
-
Özel Tüketim Vergisi,
-
Motorlu Taşıtlar Vergisi,
-
Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi,
-
Özel İletişim Vergisi,
-
Şans Oyunları Vergisi,
-
Damga Vergisi,
dışında kalan amme borçları için köy
muhtarlığına da yapılabilecektir.
5.
Madde hükmüne göre asıl olan borcu karşılayacak miktarda mal
bildiriminde bulunmaktır. Mal bildirimi servet beyanı olmadığından,
borcuna yetecek miktarda mal bildiren amme borçlusunun daha fazlasını
bildirmeğe zorlanması mümkün değildir.
Kendisine ödeme emri tebliğ edilen borçlu
7 gün içinde borcunu ödemek veya mal bildiriminde bulunmak
mecburiyetindedir. Mal bildirimi mutlaka bir malın bildirilmesini ifade
etmez. Haczi kabil malı olmayan borçluların malları olmadığını
bildirmeleri de mal bildirimi hükmündedir.
6.
Borçlu mal bildiriminde malın değerini de bildirmekle beraber,
bildirilen malın borcu karşılayıp karşılayamayacağının takdiri tahsil
dairesine ait bulunmaktadır.
Tahsil dairesince mal bildirimindeki
malların borcu karşılayamayacağına veya haciz ve satışının çok güç
olacağına kanaat getirilmesi halinde, borçludan ilave bildirimde
bulunması istenebilecektir. Borçludan ilave mal bildirimi isteği, ikinci
bir ödeme emri marifetiyle yapılmayıp, yazılı veya sözlü yapılması
lazımdır. Hazırlanan yazının ilgiliye tebliğ edilmesi, sözlü taleplerde
de durumun bir tutanakla tespit edilmesi, ileride gerektiği takdirde,
borçlunun gerçeğe aykırı bildirimde bulunması sebebiyle cezai
sorumluluğuna başvurulabilmesi için gereklidir.
7.
Tahsil dairesi, alacağını borçlunun mallarının haczi ve satışı suretiyle
tahsil etmek istediği takdirde, mutlaka borçlunun mal bildirimindeki
mallarını haczetmek mecburiyetinde değildir.
Kanunun 62 nci maddesinde yer alan hüküm
dolayısıyla, tahsil dairesi, mal bildirimi dışında kendisi tarafından
tespit edilen malları da, mal bildirimindeki mallarla birlikte veya
onlara tercihan haczedebilir.
Ancak, Kanunun 62 nci
maddesinin son fıkrasına göre tahsil dairesi alacaklı amme idaresi ile
borçlunun menfaatlerini mümkün olduğu kadar telif etmekle mükellef
olduğundan, haciz esnasında ve özellikle de satışta, alacağın kolaylıkla
tahsiline yarayacak mallar tercih edilmekle beraber, alacak garanti
edildikten sonra amme borçlusunun mağdur edilmesinin engellemesinin
gerektiği tabiidir.
8.
6183 sayılı Kanun borca yetecek miktarda mal bildirimini esas
aldığından, 59 uncu maddede yer alan borçlunun “her türlü gelirlerini”
ve “yaşayış tarzına göre geçim kaynaklarını” ve “buna nazaran borcunu ne
suretle ödeyebileceğini” ibareleri ile istenen bildirim, borca yetecek
kadar mal bildiriminde bulunmayanları kapsamaktadır. Borcuna yetecek
kadar mal bildiriminde bulunan borçluların, Kanun maddesinin bu
hükümlerinden kaynaklı bildirimleri yapma mecburiyetleri
bulunmamaktadır.
9.
6183 sayılı Kanunun 111 inci maddesindeki cezalar; kasten gerçeğe aykırı
bildirimde bulunanlarla, bildirilen malları borca yetmediği veya haciz
ya da satışının çok güç olması nedeniyle ilave mal bildiriminde
bulunması uyarısına rağmen, başka malı olduğu halde eksik bildirimde
bulunanlara ve geçim kaynağı ve buna bağlı yaşayış tarzı bildirimlerini
gerçeğe aykırı bir şekilde yapmış olanlara yönelik olarak
düzenlenmiştir.
Borçlunun; başkasının
mallarını kendi malı olarak bildirmesi veya bildirdiği mallar üzerinde
üçüncü şahısların haklarını da aynı zamanda bildirmemesi, malı olduğu
halde beyan ettiğinden başka malları olmadığını bildirmesi gibi haller,
borçlunun gerçeğe aykırı bildirim yaptığı hususundaki kastının
karinesidir.
10.
Mal bildirimine yazılan; borcun belirli bir süre içinde veya taksitle
ödeneceği yahut hiç bir şekilde ödenmeyeceği yönündeki cevap ve beyanlar
tahsil dairesini bağlamayacaktır.
Mal bildirimine bu şekilde cevap
verenlerin durumlarının tahsil dairelerince tetkik edilmesi ve bu
beyanlara aykırı kanaatler edinildiği takdirde, borçlunun beyanları ile
bağlı kalınmayarak tespit edilecek mallarının haciz ve satışı suretiyle
amme alacağının tahsilinin sağlanması gerekir.
Diğer taraftan, bildirimlerinin doğru
olup olmadığının tetkiki sonunda gerçeğe aykırı bildirimde bulundukları
anlaşılanlar veya yaşayış tarzları mal bildirimlerine uymayanlar
hakkında da 6183 sayılı Kanunun 111 ve 115 inci maddeleri gereğince
işlem yapılması zaruridir.
11.
6183 sayılı Kanunun 61 inci maddesine
göre, malı olmadığını veya borcu karşılayacak miktarda malı olmadığını
beyan eden amme borçlusu, daha sonra edindiği mallar ile gelirlerindeki
artışları edinme ve artış tarihinden itibaren 15 gün içinde tahsil
dairesine bildirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyen
borçlular hakkında Kanunun 112 nci maddesine göre işlem yapılır.
12.
Kendisine ödeme emri tebliğ edildiği halde 7 gün içinde borcunu ödemeyen
ve mal bildiriminde de bulunmayan borçlular hakkında, 6183 sayılı
Kanunun 60 ıncı maddesi uyarınca hapsen tazyik talebinde bulunulur.
Borçlunun hapsen tazyiki için, tahsil dairesince bir yazı ile icra
mahkemesine başvurulur.
Bu şekilde alınan hapsen tazyik
kararları, infaz için derhal yetkili Cumhuriyet Savcılığına gönderilir.
6183 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesiyle
düzenlenen hapis cezası gerektiren suç ile ilgili davalara icra
mahkemesince bakıldığından, bu davalarla ilgili hak düşürücü sürelerin
2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 347 nci maddesine göre tespiti
gerekmektedir.
2004 sayılı Kanunun 347 nci maddesinde
“Bu Bapta yer alan fiillerden dolayı şikâyet hakkı, fiilin öğrenildiği
tarihten itibaren üç ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren
bir yıl geçmekle düşer.” hükmü yer almaktadır.
Borçlu hakkında hapsen tazyik kararı
verilebilmesi için tahsil dairesince icra mahkemesine yapılacak
başvurular için anılan maddeye göre öncelikle suçun işlendiği tarihin ve
idarenin suçu öğrendiği tarihin tespiti önem arz etmektedir.
Buna göre, ödeme emrinin borçluya tebliğ
edildiğini gösteren tebliğ alındısının, tahsil dairesine intikal ettiği
tarihin suça ıttıla tarihi (suçu öğrenme günü) olarak kabul edilmesi
gerekmekte, her halükarda suçun işlendiği tarihten itibaren bir yılı
geçmemek kaydıyla suçu öğrenme tarihinden itibaren üç ay içerisinde icra
mahkemesine şikayet yoluna gidilmesi icap etmektedir.
13.
Amme borçlusunun tüzel kişi olması halinde, mal bildiriminde bulunma
yükümlülüğü kanuni temsilcisine ait olduğundan, bu yükümlülüğü yerine
getirmeyen kanuni temsilciler hakkında hapsen tazyik kararı alınarak
uygulanması gerekmektedir.
III- Ödeme Emrine Dava Açılması
1.
6183 sayılı Kanunun “Ödeme emrine
itiraz” başlıklı 58 inci maddesinde “Kendisine
ödeme emri tebliğ olunan şahıs, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen
ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 7
gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi
itiraz komisyonu nezdinde itirazda bulunabilir. İtirazın şekli,
incelenmesi ve itiraz incelemelerinin iadesi hususlarında Vergi Usul
Kanunu hükümleri tatbik olunur.
Borcun bir kısmına itiraz eden
borçlunun o kısmın cihet ve miktarını açıkça göstermesi lazımdır, aksi
halde itiraz edilmemiş sayılır.
İtirazda bulunan borçlu bu kanuna göre
teminat gösterdiği takdirde takip muamelesi itirazlı borç miktarı için
ve itiraz komisyonunca bu hususta karar verilinceye kadar durdurulur.
İtiraz komisyonu bu itirazları en geç
7 gün içinde karara bağlamak mecburiyetindedir.
İtirazında tamamen veya kısmen haksız
çıkan borçludan, hakkındaki itirazın reddolunduğu miktardaki amme
alacağı % 10 zamla tahsil edilir.
İtiraz komisyonlarının bu konudaki
kararları kesindir.
Borcun tamamına bu madde gereğince
vaki itirazların tamamen veya kısmen reddi halinde, borçlu ret kararının
kendisine tebliği tarihinden itibaren 7 gün içinde mal bildiriminde
bulunmak mecburiyetindedir.
Borcun bir kısmına karşı bu madde
gereğince vaki itirazlar mal bildiriminde bulunma müddetini uzatamaz.”
hükmü yer almaktadır.
2.
20.01.1982 tarihli ve 17580 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe
giren 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi
Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun yürürlüğe
girmesini müteakiben vergi itiraz komisyonlarının görevleri sona ermiş
ve 2576 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesiyle vergi itiraz komisyonlarının
görevleri vergi mahkemelerine verilmiştir.
Vergi davalarında ihtilafların görüm ve
çözümünde uygulanacak hükümleri düzenleyen ve Vergi Usul Kanununda yer
alan hükümler de 2577 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılması nedeniyle,
ödeme emrine karşı dava açılması halinde, bu davaların görüm ve çözüm
usulleri 2577 sayılı Kanunda yapılan düzenlemelere tabi kılınmıştır.
Dolayısıyla, ödeme emrine karşı açılan
davalarda, 2577 sayılı Kanun hükümleri uygulanacağından ilk derece
mahkemesinin verdiği kararlar, kesin olmayıp üst yargı mercii nezdinde
temyiz veya itiraza konu olabilecektir.
3.
6183 sayılı Kanun 55 inci maddesine göre ödeme süresi içinde ödenmeyen
bir amme alacağının takibi için düzenlenerek muhatabına tebliğ edilmiş
olan ödeme emirlerine karşı borçlu tarafından 7 gün içinde ilgili idari
yargı merciinde (mahkemesinde) Kanunun 58 inci maddesine göre ancak;
a) Böyle
bir borcun olmadığı,
b) Borcun kısmen ödendiği,
c) Borcun zamanaşımına uğradığı,
gerekçeleriyle dava açılması mümkün
bulunmaktadır.
Ödeme emrine karşı dava açma
gerekçelerinin sınırlandırılmış olması, tahsil edilmesi gereken safhaya
gelen amme alacaklarının sürüncemede bırakılmadan en kısa sürede
alacaklı amme idarelerine intikal ettirilmesinin sağlanmak istenmesinden
kaynaklanmaktadır.
Amme alacaklarının tahsili için
düzenlenen ödeme emirlerinin 6183 sayılı Kanunun 58 inci maddesine göre
dava konusu yapılabilmesi için Kanunda öngörülen ve aşağıda açıklanan 3
şarttan herhangi birinin var olması gerekmektedir.
i) Böyle bir borcun olmadığı yönündeki
iddialar:
Kendisine ödeme emri tebliğ edilen
borçlunun böyle bir borcunun olmadığını iddia edebilmesi için, borcun
hukuken hiç doğmaması ya da borç doğduktan sonra tamamen ödenmesi veya
sair bir nedenle ortadan kalkması gerekmektedir.
ii)
Borcun
kısmen ödendiği yönündeki iddialar:
Bu iddia; borçlunun, borcun varlığını
kabul etmekle birlikte, borç tutarının ödeme emriyle talep edilen tutar
kadar olmadığını ileri sürmesi durumunda gündeme gelmektedir.
iii) Borcun zamanaşımına uğradığı
yönündeki iddialar:
Zamanaşımı kanunlarda belirlenmiş olan
belli bir sürenin geçmesi nedeniyle bir hakkın elde edilmesi veya bir
hakkın kaybedilmesidir. Amme alacaklarının tahsil zamanaşımı 6183 sayılı
Kanunun 102 nci maddesinde düzenlenmiş olup, bu iddiaya göre amme
alacağının bu madde hükmüne göre zamanaşımına uğramış olması
gerekmektedir.
4.
6183 sayılı Kanunun 58 inci maddesinin
üçüncü fıkrasında “İtirazda bulunan borçlu bu kanuna
göre teminat gösterdiği takdirde takip muamelesi itirazlı borç miktarı
için ve itiraz komisyonunca bu hususta karar verilinceye kadar
durdurulur.” hükmü yer almaktadır. Ancak, 2577 sayılı Kanunun
yürürlüğe girmesi ve aynı konuda hüküm içeren düzenleme yapması
nedeniyle bu hükmün uygulama alanı kalmamıştır.
2577 sayılı Kanunun 27 nci maddesinin (3)
numaralı fıkrasında “Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından
doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile
benzeri yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen
bölümünün tahsil işlemlerini durdurur. Ancak, 26 ncı maddenin 3 üncü
fıkrasına göre işlemden kaldırılan vergi davası dosyalarından tahsil
işlemi devam eder. Bu şekilde işlemden kaldırılan dosyanın yeniden
işleme konulması ile ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine
yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davalar, tahsil
işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin durdurulması
istenebilir.” hükmü yer almaktadır.
Bu nedenle, ödeme emrine karşı açılan
davalarda, yargı mercilerince yürütmenin durdurulması kararı verilmediği
müddetçe amme alacağı için tahsil dairesine teminat gösterilse dahi,
takibatın devam ettirilmesi gerekmektedir.
5.
6183 sayılı Kanunun 58 inci maddesinin beşinci fıkrasında “İtirazında
tamamen veya kısmen haksız çıkan borçludan, hakkındaki itirazın
reddolunduğu miktardaki amme alacağı %10 zamla tahsil edilir.” hükmü
yer almaktadır.
Madde hükmü ile ödeme emrine dava açan
borçlunun tamamen veya kısmen haksız çıkması halinde %10 haksız çıkma
zammı alınacağı açıkça belirtilmiştir. Bu düzenleme, ödeme emrine karşı
mesnetsiz dava açılmasını önlemeye yönelik bir düzenleme olduğundan,
ödeme emrine karşı açılan davaların reddi halinde kesinleşecek kararlar
üzerine %10 zammın uygulanması gerekmektedir.
Kanunda %10 zammın hangi sürede
ödeneceğine yönelik özel bir düzenleme yer almadığından, bu alacağın
vadesinin 6183 sayılı Kanunun 37 nci maddesine göre ilgilisine 213
sayılı Kanun hükümlerine göre yapılacak tebliğ ile verilecek bir aylık
ödeme süresi ile belirlenmesi gerekmektedir. Haksız çıkma zammına,
süresinde ödenmemesi halinde gecikme zammı tatbik edilmeyecektir.
6.
6183 sayılı Kanunun 58 inci maddesinin yedi ve sekizinci fıkralarında
“Borcun tamamına bu madde gereğince vaki itirazların tamamen veya kısmen
reddi halinde, borçlu ret kararının kendisine tebliği tarihinden
itibaren 7 gün içinde mal bildiriminde bulunmak mecburiyetindedir.
Borcun bir kısmına karşı bu madde
gereğince vaki itirazlar mal bildiriminde bulunma müddetini uzatamaz.”
hükmü yer almaktadır.
Madde hükmüne göre, amme borçlusunun
ödeme emri ile istenen alacağın tamamına karşı dava açması halinde mal
bildiriminde bulunma süresi, ilk derece mahkemesinin nihai kararına
kadar uzamaktadır.
Açılan davanın kısmen ya da tamamen
borçlu aleyhine sonuçlanması durumunda, borçlunun ayrıca bir bildirimi
beklemeksizin ret kararının kendisine tebliğ tarihinden itibaren 7 gün
içinde ret olunan tutar kadar mal bildiriminde bulunması gerekmektedir.
Bu madde hükmüne uymayan borçlular
hakkında Kanunun 60 ıncı maddesine göre işlem yapılacağı tabiidir.
Ancak, davanın devamı sırasında, yürütmenin durdurulması kararı
verilmediği müddetçe takip işlemleri süreceğinden, borcu karşılayacak
değerde mal haczi yapılmış olması halinde, borçlunun dava sonucunda
ayrıca mal bildiriminde bulunmasına gerek bulunmamaktadır.
Öte yandan, borçlu tarafından ödeme emri
ile takip edilen borcun bir kısmına dava açılması halinde, dava konusu
yapılmayan amme alacağı kısmı için, ödeme emri tebliği üzerine 7 gün
içinde mal bildiriminde bulunma yükümlüğüne yönelik süre uzatımı söz
konusu değildir.
IV. Teminatlı Alacaklarda Takip
1.
6183 sayılı Kanunun 56 ncı maddesi, teminata bağlanmış olan alacağın
takip usulünü belirlemektedir. Bu madde hükmüne göre, karşılığında
teminat gösterilmiş bulunan amme alacağının vadesinde ödenmemesi halinde
borcun 7 gün içinde ödenmesi, aksi takdirde teminatın paraya çevrileceği
veya diğer şekillerle cebren tahsile devam olunacağı hususlarının
borçluya bir yazıyla bildirilmesi gerekmektedir. Teminatlı alacaklar
için bu madde hükmüne göre takip yapılacağından ayrıca ödeme emri tebliğ
edilmeyecektir.
Borçlu tarafından, amme alacağının 7 gün
içinde ödenmemesi halinde, borca karşılık alınmış olan teminat, 6183
sayılı Kanun hükümlerine göre paraya çevrilerek amme alacağı tahsil
edilecektir.
V. Kefil ve Yabancı Şahıs veya
Kurumlar Mümessillerini Takip
1.
6183 sayılı Kanunun 57 nci maddesi hükmüne göre, kefil ve yabancı şahıs
veya kurumların mümessilleri, bu Kanun hükümlerine göre ve aynen asıl
borçluların tabi tutuldukları usullere göre takip edilecektir.
Şahsi kefalet müessesesi tebliğin ilgili
bölümünde açıklanmış olduğundan bu bölümde ayrıca şahsi kefaletin
alımına yönelik açıklama yapılmamıştır.
Asıl amme borçlusundan takip ve tahsili
gereken amme alacağının şahsi kefilden müştereken ve müteselsilen
aranılması gerektiğinden, bu alacağın takibine asıl borçlu ile birlikte
eş zamanlı olarak kefil hakkında da başlanılacaktır. Bu takibe, 6183
sayılı Kanunun 56 ncı maddesine dayanılarak hazırlanan bir yazının
kefile, alma haberli tebliği suretiyle başlanılacak, yazı ile verilen 7
|