|
Devlet alacaklarının tahsilini sağlamak
ve bu konuda gerekli tedbirleri almak görevi, 5345 sayılı Gelir İdaresi
Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
ile kurulan Gelir İdaresi Başkanlığına verilmiştir.
Gelir İdaresi Başkanlığının; toplumsal
refahın artırılmasına destek sağlamak üzere yeterli geliri; adalet,
tarafsızlık, verimlilik ilkeleri çerçevesinde toplamak, vergi sisteminin
basitleştirilmesi ve uyumun artırılmasına katkıda bulunmak ve mükellefe
kaliteli hizmet sunmak misyonu ile Anayasal görev olan vergi toplama
işlevini yerine getirirken etkin vergi idaresi olma anlayışı
çerçevesinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında
Kanunun
uygulamasına yönelik Tahsilat Genel Tebliğleri gözden geçirilmiştir.
6183 sayılı Kanunun 01.01.1954 tarihinde
yürürlüğe girmesiyle birlikte yürürlükten kaldırılan Tahsili Emval
Kanununa yönelik 236 adet Tahsilat Genel Tebliği bulunmaktadır. 6183
sayılı Kanunun 2 nci maddesi ile Tahsili Emval Kanununa göre takip
edileceği belirtilen alacakların da Kanun kapsamına alınması nedeniyle,
belirtilen tebliğler yürürlükten kaldırılmamış, 6183 sayılı Kanunun
yürürlüğe girmesinden sonra yayımlanan Tahsilat Genel Tebliğlerinin seri
numaraları bu tebliğleri takip eder şekilde sürdürülmüş ve günümüze
kadar toplam 443 adet Tahsilat Genel Tebliği yayımlanmıştır.
Diğer taraftan, 6183 sayılı Kanunun
yürürlüğe girdiği 01.01.1954 tarihinden günümüze kadar geçen süreçte,
gerek bu Kanunda gerekse Kanunun uygulamasını etkileyen kanunlarda
meydana gelen değişiklikler ile yayımlanmış olan genel tebliğlerin
bazılarının uygulama alanlarının kalmaması karşısında, 6183 sayılı
Kanunun uygulamasını bir bütün olarak göstermek üzere bir tebliğ
yapılması gereği doğmuştur.
Başkanlığın 5345 sayılı Kanunun 12 nci
maddesinin (e) bendindeki “Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında
Kanunun uygulanmasında kamu kurum ve kuruluşları arasında uygulama
birliğini sağlamak.” görevi ve misyonu gereğince 6183 sayılı Kanunu
uygulayan amme idareleri arasında uygulama birliğinin sağlanması ve
tarafların tek kaynaktan bilgilenmelerinin temin edilmesi amacıyla bu
tebliğ hazırlanmıştır.
Bilindiği gibi, Devlet, il özel idareleri
ve belediyelerin kamu hukukundan kaynaklı alacaklarının takip ve tahsil
usullerini belirleyen 6183 sayılı Kanun;
I- Genel Esaslar,
II- Amme Alacaklarının Cebren Tahsili,
III- Zamanaşımı, Terkin, Yasaklar,
Cezalar ve Son Hükümler,
olmak üzere 3 kısımda düzenlenmiş ve bu
kısımlar da kendi içinde bölümlere ayrılmıştır.
Bu tebliğde, Kanunun
kısım ve bölümleri esas alınarak aynı sistematikte açıklamalar ve
Kanunun ilgili maddelerinde verilmiş yetkilere istinaden düzenlemeler
yapılmıştır.
Tebliğde, bugüne kadar
yayımlanmış tebliğlerde yapılan açıklamalar güncellenmekte ve Kanun
uygulamasına yönelik yeni açıklamalara yer verilmektedir.
BİRİNCİ KISIM
Genel Esaslar
BİRİNCİ BÖLÜM
Kanunun Kapsamı, Terimler, Görevli ve
Yetkililer
I- Kanunun Kapsamı ve Terimler
1.
Amme alacaklarının takip ve tahsil usulüne ilişkin esasların
düzenlendiği 6183 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde bu Kanunu uygulayacak
alacaklı amme idareleri (kamu tüzel kişileri) ismen belirtilmiş ve bu
idarelerin hangi alacaklarına bu Kanun hükümlerinin uygulanacağı
sayılmak suretiyle kapsama giren alacaklar açıklanmıştır. Ayrıca,
Kanunun 2 nci maddesinde mülga Tahsili Emval Kanununa göre takip ve
tahsil edilen alacakların da Kanun kapsamında olduğu belirtilmiştir.
Alacaklı amme idareleri;
Devlet, il özel idareleri ve belediyelerdir. Devlet tüzel kişiliğini
oluşturan kamu idareleri, genel bütçeye dahil kamu idareleridir. 5018
sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu
Devlet tüzel kişiliğini oluşturan kamu idarelerini Kanuna ekli (I)
sayılı cetvelde göstermiştir. İl özel idarelerine ilişkin hükümler, 5302
sayılı İl Özel İdaresi Kanununda,
belediyelere ilişkin hükümler ise 5393 sayılı Belediye Kanunu
ile 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununda
düzenlenmiştir.
6183 sayılı Kanunun 1
inci maddesinde alacaklı amme idaresi olarak sayılmamakla birlikte, özel
kanunlarda alacakları 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip edileceği
belirtilmiş olan kamu tüzel kişileri de alacaklarının takibinde 6183
sayılı Kanun hükümlerini uygulamaktadır.
Kanun kapsamına, Devlete,
il özel idarelerine ve belediyelere ait;
- Vergi, resim, harç, mahkeme masrafları,
vergi cezaları, para cezaları gibi asli alacaklar,
- Gecikme zammı, gecikme faizi, faiz,
zam, pişmanlık zammı gibi asli alacaklar üzerinden hesaplanan fer’i
alacaklar,
- Akitten, haksız fiilden ve haksız
iktisaptan doğanlar dışında kalan ve kamu hizmetlerinin yerine
getirilmesinden kaynaklanan alacaklar,
- Mahiyetleri ne olursa
olsun, çeşitli kanunlarda 6183 sayılı Kanundan önce yürürlükte bulunan
Tahsili Emval Kanununa göre tahsil edileceği belirtilen
alacaklar,
- Mahiyetleri ne olursa olsun, özel
kanunlarında 6183 sayılı Kanuna göre tahsil edileceği belirtilen
alacaklar,
- Bu amme alacaklarının takip
masraflarından kaynaklanan alacaklar,
girmektedir.
2.
6183 sayılı Kanun, Türk Ceza Kanununun para cezalarının tahsil şekli ve
hapse tahvili hakkındaki hükümlerini saklı tutmaktadır.
Mahkemelerin ceza hukukundan kaynaklı
olarak vermiş oldukları adli para cezalarının infazı, 5275 sayılı Ceza
ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun
hükümlerine göre yapılmakta ve adli para cezalarının infazını Cumhuriyet
Savcılıkları yerine getirmektedir.
Ancak, anılan Kanun hükümlerine göre
Cumhuriyet Savcıları tarafından infaz edilmek üzere hükümlülerden talep
edilen adli para cezalarının süresinde ödenmemesi halinde infaz; hapse
çevrilemeyen para cezalarında bu cezaların tamamının tahsili, hapse
çevrilerek infaz edilen adli para cezalarında ise hapis cezasıyla
giderilemeyen kısmının tahsili şeklinde yerine getirildiğinden,
Cumhuriyet Başsavcılıklarınca 6183 sayılı Kanuna göre takip ve tahsil
edilmek üzere bildirilen adli para cezalarının bu Kanuna göre takip ve
tahsili gerekmektedir.
II- Yetkililer, Yetkililerin
Sorumlulukları ile Yardım Mecburiyeti
1.
6183 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi uyarınca, alacaklı amme idarelerinin
bu Kanunu uygulamakla yetkili memurlarının görevlerinin, teşkilat ve
görevleri düzenleyen Kanunlara veya bu konuyla ilgili diğer kanun, tüzük
ve yönetmeliklere, sorumluluklarının ise sorumlulukların düzenlendiği
Kanunlara göre belirlenmesi gerekmektedir.
2.
6183 sayılı Kanunun 5 inci maddesi
uyarınca, alacaklı amme idarelerinin alacaklarının takibinin, bu
idarelerin mahalli tahsil daireleri tarafından yapılması esastır.
Ancak, borçlunun veya mallarının başka
mahallerde bulunması halinde, tahsil dairesi borçlunun veya mallarının
bulunduğu mahalde yapılacak takipleri o mahaldeki aynı nev’iden amme
idaresinin tahsil dairelerine niyabeten yaptırır.
3.
Alacaklı amme idaresi olan Devletin alacaklarının takibinde, Gelir
İdaresi Başkanlığına bağlı vergi daireleri, Muhasebat Genel Müdürlüğüne
bağlı malmüdürlükleri ve muhasebe müdürlükleri ile gümrük mevzuatı
uyarınca alınan amme alacakları için Gümrük Müsteşarlığına bağlı tahsil
daireleri yetkilidir.
Buna göre, Gümrük Müsteşarlığına bağlı
tahsil dairelerinin alacaklarını, borçlu veya mallarının bulunduğu
mahalde Gümrük Müsteşarlığına bağlı tahsil dairesi bulunmaması halinde
aynı nev’iden amme idaresinin tahsil daireleri olan Gelir İdaresi
Başkanlığına bağlı vergi daireleri/Muhasebat Genel Müdürlüğüne bağlı
malmüdürlükleri niyabeten takip ve tahsil edecektir.
4.
6183 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde “Tahsil dairelerince bu kanuna
göre yapılan tebliğ ve verilen emirleri derhal yapmaya ve neticesini
geciktirmeksizin tahsil dairesine bildirmeye alakadarlar mecburdurlar.
Makbul bir özre dayanmadan bu
mecburiyeti ifa etmeyenler hakkında Cumhuriyet Savcılığınca umumi
hükümlere göre doğrudan doğruya takibat yapılır.”
hükmü yer almaktadır.
Kanunun bu hükmü ile
tahsil dairesine amme alacağını ödemeyen borçlular hakkında yapılan
takip esnasında zor kullanma, borçlunun ikametgah ve hüviyetinin
tespiti, haciz tatbiki, kapalı yerlerin zorla açılması gibi amme
idarelerinin kendi araçlarıyla uygulamaya ve tespitine imkan bulamadığı
hususları ilgililerden isteme yetkisi verilmektedir. İlgililer tahsil
dairesi tarafından istenilen hususları derhal yapmaya ve verilen
emirleri yerine getirmeye mecburdur. Bu emirleri makul bir sebep
olmaksızın yerine getirmeyen ilgililer hakkında Cumhuriyet Savcıları
tarafından takibat yapılacaktır.
III- Borçlunun Ölümü ve Ölüm Halinde
Takibin Geri Bırakılması
1.
6183 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde, borçlunun ölümü halinde mirası
reddetmemiş mirasçılar hakkında bu Kanun hükümlerinin tatbik edileceği
ve borçlunun ölümünden önce başlanılmış olan işlemlere devam edileceği
açıklanmıştır.
Borçlunun ölümünden önce 6183 sayılı
Kanun çerçevesinde başlatılmış takip işlemlerinin tereke üzerinde devam
ettirilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte, Kanunun 50 nci maddesi
gereğince tereke hakkındaki takip işlemleri ölüm günü dahil 3 gün süre
ile durdurulacak, 3 üncü günün bitiminden itibaren takip işlemlerine
devam edilecektir.
Terekenin bir mahkeme veya iflas dairesi
tarafından tasfiyesini gerektiren hallerde ise takip işlemleri
durdurulacak, terekenin tasfiyesini yürüten mercie takibi gereken amme
alacakları bildirilecektir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun
590 ve 619 uncu maddeleri gereğince defter tutmaya karar verilmesi
halinde, defter tutma işlemlerinin devam ettiği süre içinde terekeye
dahil mal varlıklarının satışı yapılamayacaktır.
2.
Borçlunun ölümü halinde mirası reddetmemiş mirasçılar hakkında 6183
sayılı Kanun hükümleri uygulanacaktır.
6183 sayılı Kanunun 50 nci maddesi
uyarınca, mirasçılar, mirası kabul veya ret etmemişlerse bu hususta 4721
sayılı Kanunda belirlenmiş süreler geçinceye kadar haklarındaki takip
durdurulacaktır. 4721 sayılı Kanunun 606 ncı maddesinde; mirasın 3 ay
içerisinde ret olunabileceği hükme bağlanmış olup, bu süre içerisinde
mirasın kabul edildiğine ilişkin bir bilgi edinilmeden mirasçılar
hakkında takip yapılmasına imkan bulunmamaktadır.
Ancak, 4721 sayılı Kanunun 610 uncu
maddesi uyarınca, mirası ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke
işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetiminde olmayan veya miras
bırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan
ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine maleden mirasçı mirası
reddedemeyeceğinden, mirası ret hakkından mahrum olan bu mirasçılar
hakkında mirası ret süresi beklenilmeden takip işlemlerine devam
edilmesi gerekmektedir.
3.
Mirasçıların sorumluluğu; 213 sayılı Vergi Usul Kanununun
12 nci ve 4721 sayılı Kanunun 681 inci maddesinde düzenlenmiştir.
213 sayılı Kanunun 12 nci maddesinde,
“Ölüm halinde mükelleflerin ödevleri, mirası reddetmemiş kanuni ve
mansup mirasçılarına geçer. Ancak, mirasçılardan her biri ölünün vergi
borçlarından miras hisseleri nisbetinde sorumlu olurlar.” hükmüne
yer verilmek suretiyle ölen kişinin vergi borçlarından her mirasçının
kendi miras hissesi nispetinde sorumlu olması esası getirilmiştir.
Bu itibarla, ölen amme borçlusundan
aranılan amme alacaklarının 213 sayılı Kanun kapsamına giren alacaklar
olması halinde mirasçılar hakkında yapılacak takiplerde mirasçıların
sorumlu oldukları tutarların 213 sayılı Kanunun anılan maddesi uyarınca
tespit edilmesi gerekmektedir.
4721 sayılı Kanunun 641 ve 681 inci
maddelerinde ise; mirasçıların tereke borçlarından dolayı müteselsilen
sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Ancak, bu sorumluluk mirasın
paylaştırılmasından itibaren geçecek 5 yıllık sürede geçerli olup, bu
sürenin bitiminden sonra mirasçılar miras hisseleri oranında miras
bırakanın borçlarından sorumlu olacaklardır.
Miras bırakandan aranılan amme
alacaklarının 213 sayılı Kanun kapsamında olmayan alacaklardan olması
halinde mirasçılar hakkında yapılacak takipte 4721 sayılı Kanunun
hükümleri esas alınacaktır. Buna göre, mirasçılar müteselsil
sorumluluğun sona erdiği tarihe kadar borcun tamamından müteselsilen, bu
tarihten itibaren ise miras hisseleri oranında sorumlu tutularak takip
edilecektir.
4.
Mirasçılar tarafından, mirasın tutulan defter uyarınca kabulü yoluna
başvurulmuş olması halinde mirasçıların sorumluluğu;
a) Amme alacağının deftere kaydedilmiş
olması halinde, tebliğin bu bölümünün (3) numarasında yapılan
açıklamalara göre,
b) Amme alacağının deftere kaydedilmemiş
olması halinde, amme alacağının 213 sayılı Kanun kapsamında olup
olmamasına bakılmaksızın, miras yoluyla iktisap edilen miktar
kadarıyla,
olacaktır.
5.
4721 sayılı Kanunun 631 inci maddesi uyarınca, amme borçlusunun
mirasının Devlete geçmesi halinde, Devlet deftere yazılan borçlardan,
sadece miras yoluyla edindiği değerler ölçüsünde sorumlu olacaktır.
6.
Mirasın mirasçılar tarafından reddedilmesi ve amme alacağının tereke
varlığından alınamaması halinde, amme alacağı zamanaşımı süresi sonunda
terkin edilecektir.
7.
6183 sayılı Kanunun 50 nci maddesi uyarınca, amme borçlusu hakkında
yapılan takip işlemleri, karısı veya kocası, kan veya sıhriyet (kayın)
itibarıyla alt veya üst soylarından birisinin ölmesi halinde ölüm
günüyle beraber 3 gün durdurulacaktır.
IV- Tebliğler ve Sürelerin
Hesaplanması
1. 6183 sayılı
Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, bu Kanunda yazılı sürelerin
hesaplanmasında ve tebliğlerin yapılmasında 213 sayılı Kanunun ilgili
hükümleri uygulanacaktır.
2. 6183 sayılı
Kanunun uygulamasıyla ilgili olarak yapılacak tebliğlerde, tahsil
dairelerince 213 sayılı Kanunda öngörülen tebliğ usullerine uyulmakla
birlikte, gerekli görülen hallerde, postada oluşabilecek gecikme ve
tebliğ imkansızlıklarının önlenmesi, icra takiplerinin geciktirilmemesi
ve amme alacağını vadesinde ödemeyen borçlulara ilişkin cebri takip ve
tahsil işlemlerinin daha hızlı bir şekilde yürütülmesi için yapılacak
tebliğlerde, 213 sayılı Kanunun 107 nci maddesinin Bakanlığımıza verdiği
yetkiye istinaden, posta yoluna başvurmadan memur eliyle tebliğ
yaptırılması mümkündür.
İKİNCİ BÖLÜM
Amme Alacaklarının Korunması
I- Teminat Hükümleri
1. 6183 sayılı
Kanunun 9 uncu maddesinde, 213 sayılı Kanunun 344 üncü maddesine göre
vergi ziyaı cezası kesilmesini gerektiren haller ile 359 uncu maddesinde
sayılan hallere temas eden bir amme alacağının salınması için gerekli
işlemlere başlanılması halinde, vergi incelemesine yetkili memurlarca
yapılan ilk hesaplara göre belirtilen tutar üzerinden tahsil
dairelerince teminat isteneceği hükme bağlanmıştır.
Buna göre, 213 sayılı Kanunun 135 inci
maddesiyle kendilerine inceleme yetkisi verilmiş bulunanlar tarafından
mükelleflerin veya sorumluların kayıt ve işlemlerinin incelenmesi
sırasında 213 sayılı Kanunun 344 ve 359 uncu maddelerinde sayılan
hallerin tespit edilmesi nedeniyle bir amme alacağı salınması için
gereken işlemlere başlanılmışsa, inceleme elemanlarınca yapılacak ilk
hesaplara göre tespit edilecek tutar üzerinden derhal teminat
istenecektir.
2. Vergi
incelemesine yetkili memurlarca yapılan ilk hesaplara göre belirtilen
tutar üzerinden istenecek teminatın, vergi aslı, gecikme faizi ile ceza
tutarlarını karşılayacak değerde olması gerekmektedir. Bu aşamada vergi
alacağı tahakkuk etmediğinden gecikme faizinin hesabında teminat isteme
yazısının düzenlendiği tarih esas alınacaktır. Ancak, gerek teminat
isteme yazılarında gerekse teminat gösterme yazıları veya belgelerinde,
vergi alacağının tahakkuk etmesi üzerine hesaplanacak gecikme faizi ve
zammının dikkate alınacağının belirtilmesi gerekmektedir. Kanunun 9 uncu
maddesinin birinci fıkrası uyarınca teminat istenmesinde ekte yer alan
yazı örneği (EK-1) kullanılacaktır.
3. Türkiye’de
ikametgahı bulunmayan amme borçlusunun durumu, amme alacağının
tahsilinin tehlikede olduğunu gösteriyorsa, tahsil dairesi borçludan
teminat isteyebilecektir.
4. 6183 sayılı
Kanunun 8 inci maddesi ile tebliğlerin yapılması ve sürelerin
hesaplanması bakımından 213 sayılı Kanuna yapılan atıf sebebiyle,
teminat isteme yazılarında verilecek sürenin 213 sayılı Kanunun 14 üncü
maddesi hükmü çerçevesinde 15 günden az olmaması gerekir.
5. 6183 sayılı
Kanunun 10 uncu maddesinde, teminat olarak kabul edilecek değerler
sayılmıştır.
Madde hükmüne göre;
a)
Para,
b)
Bankalar tarafından verilen süresiz teminat mektupları,
c)
Hazine Müsteşarlığınca ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetleri
(Hazine bonosu ve Devlet tahvilleri) veya bu senetler yerine düzenlenen
belgeler (nominal bedele faiz dahil edilerek ihraç edilmişse bu
işlemlerde ana paraya tekabül eden satış değerleri esas alınır.),
d)
Bakanlar Kurulu tarafından tespit edilecek milli şirketlerin
hisse senetleri ve tahvilleri (Bu hisse senetleri ve tahviller,
teminatın kabul edilmesine en yakın borsa cetvelleri üzerinden % 15
noksanıyla değerlendirilir.),
e)
Amme borçlusu veya borçlular lehine üçüncü şahıslar tarafından
gösterilen ve alacaklı amme idarelerince haciz varakalarına istinaden
haczedilen menkul ve gayrimenkul mallar,
teminat olarak kabul edilecektir.
6.
6183 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin (5) numaralı bendi uyarınca,
üçüncü şahıslar tarafından borçlu lehine teminat olarak gösterilen
menkul veya gayrimenkul malların da teminat olarak alınması mümkündür.
Bu durumda, üçüncü şahsın kendisine ait malı başkasının borcuna karşılık
teminat olarak vermek istemesi halinde, bu iradesini açık bir şekilde
gösteren imzalı muvafakat yazısını tahsil dairesine bizzat getirmesi
gerekmektedir.
Ancak, muvafakat yazısının bizzat üçüncü
şahıs tarafından getirilmemesi halinde, üçüncü şahıs tarafından
imzalanmış ve noter tarafından onaylanmış bir örneğinin tahsil dairesine
gönderilmesi yeterli olacaktır.
Muvafakat yazısında; alacaklı tahsil
dairesinin ismi, borçlunun adı, soyadı/unvanı, T.C. Kimlik/Vergi Kimlik
Numarası, borcun türü, dönemi, tutarı, teminatın asli ve fer’i
alacakları kapsamak üzere ve 6183 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin (5)
numaralı bendi gereğince teminat olarak verildiği, teminat olarak
gösterilen menkul ve/veya gayrimenkul malın özellikleri belirtilecek ve
malın teşhisine yarayacak belge fotokopileri de eklenecektir.
Bu şekilde muvafakat
yazısı alındıktan sonra, haciz varakasına istinaden mal gayrimenkul ise
tapu müdürlüğüne haciz tebliğ edilmek, mal menkul mal ise haciz tutanağı
ile haczedilmek ve Kanunun 82 ve 83 üncü maddelerinde gösterilen esaslar
dairesinde gerekli muhafaza tedbirleri alınmak suretiyle haciz işlemleri
gerçekleştirilecektir.
7. Amme borçlusu
veya borçlu lehine üçüncü şahıslar tarafından elbirliği (iştirak
halinde) mülkiyetine konu gayrimenkullerin teminat olarak
gösterilebilmesi için 4721 sayılı Kanunun 701 ve devamı maddeleri
uyarınca diğer ortakların (maliklerin) muvafakatı gerektiğinden bu tür
malların teminat olarak alımı sırasında bu hususun göz önünde
bulundurulması gerekmektedir.
8.
6183 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi
hükmüne göre verilen teminatların sonradan tamamen veya kısmen değerini
kaybetmesi veya borç tutarının artması halinde, teminatın
tamamlanması veya yerine başka teminat gösterilmesi istenecektir. Üçüncü
kişiler tarafından gösterilen teminatın değerinin azalması halinde,
teminatın tamamlatılmasının borçludan isteneceği tabiidir.
Aynı madde hükmüne göre borçlu, tahsil
dairesinin kabulüne bağlı olarak daha önce verdiği teminatı kısmen veya
tamamen başka bir teminatla değiştirebilecektir.
9. 6183 sayılı
Kanunun 10 uncu maddesinde teminatın nev’ileri belirtildikten sonra, bu
maddeye göre teminat sağlayamayanlara, Kanunun 11 inci maddesiyle
(kabulü tahsil dairesinin ihtiyarına bırakılmak suretiyle) muteber bir
şahsı müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu olarak gösterebilme
imkanı tanınmıştır.
10. Şahsi kefalet,
tespit edilecek şartlara uygun olarak noterden tasdikli mukavele ile
tesis edilecektir. Buna göre, alacaklı tahsil dairelerince, 6183 sayılı
Kanunun 11 inci maddesine göre şahsi kefalet tesis edilmesi halinde bu
tebliğin ekinde yer alan şahsi kefalet senedinin (EK-2), Kanunun
14 üncü maddesine göre şahsi kefalet tesis edilmesi halinde bu tebliğin
ekinde yer alan taahhüt/şahsi kefalet senedinin (EK-3 ve EK-4) ve
Kanunun 48 inci maddesine göre şahsi kefalet tesis edilmesi halinde bu
tebliğin ekinde yer alan şahsi kefalet senedinin (EK-5)
düzenlenmesi ya da bu eklere uygun belgelerin aranılması gerekmektedir.
II. İhtiyati Haciz
1. 6183 sayılı
Kanunun 13 üncü maddesinde; 7 bent halinde gösterilen hallerden herhangi
birinin mevcudiyeti halinde, hiç bir müddetle mukayyet olmaksızın
alacaklı amme idaresinin mahalli en büyük memurunun kararıyla borçlunun
mallarına ihtiyati haciz tatbik edileceği düzenlenmiştir.
2. 6183 sayılı
Kanunun 13 üncü maddesine istinaden alınacak ihtiyati haciz kararlarının
haciz varakalarına dayanması gerekmekte olup, ihtiyati haciz kararı
verme yetkisi alacaklı amme idaresinin mahalli en büyük memuruna aittir.
3. 5345 sayılı
Kanunla kurulan Gelir İdaresi Başkanlığına doğrudan bağlı vergi dairesi
başkanlıklarının kurulduğu yerlerde ise aynı Kanunun 33 üncü maddesi
gereğince Gelir İdaresine bağlı tahsil daireleri (bağlı vergi daireleri
dahil) tarafından takip ve tahsil edilen amme alacakları için ihtiyati
hacze karar verme yetkisi vergi dairesi başkanlarına aittir.
4. Alacaklı amme
idaresinin il özel idaresi olması halinde, ihtiyati hacze karar verme
yetkisi valiye; belediye olması halinde ise belediye başkanına aittir.
5. İhtiyati haczin
amacı amme alacağını teminat altına almak olup, tahsil dairelerince
mükellefin menkul ve gayrimenkul malları ile diğer hak ve alacaklarının
kaçırılmasına engel olunması ve ihtiyati haciz uygulamasından beklenen
faydanın elde edilebilmesi için, ihtiyati haciz kararının ivedilikle
uygulanması zorunludur. Dolayısıyla, ihtiyati haciz kararlarına ilişkin
işlemlerin elden takip edilerek gecikmeye yer verilmeden tamamlanması ve
haciz kararlarının gerek hazırlanması ve gerekse uygulanması
aşamalarında gizlilik içerisinde hareket edilerek borçlunun mallarını
kaçırmasına engel olunması gerektiği tabiidir.
Gerek ihtiyati tahakkuka dayalı gerekse
diğer nedenlerden dolayı ihtiyati haciz sebeplerinin tayin ve takdirinde
tahsil dairesinin ve ihtiyati haciz kararını verecek makamın gereken
hassasiyeti göstermesi ve alacaklı amme idaresinin hukuku kadar borçlu
hukukunu da koruması gerekmektedir.
6.
6183 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinde, ihtiyati haciz sebeplerinin
varlığı halinde “ihtiyati haczin hiç bir müddetle mukayyet
olmaksızın” uygulanacağı hükme bağlandığından, ihtiyati hacizler
belli bir süre için konulmayıp, kaldırılmadığı müddetçe devam
edecektir.
6183 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin
(1) numaralı bendi gereğince uygulanacak ihtiyati hacizlerde, borçlu
tarafından teminat gösterilinceye kadar beklenilmesi zorunlu olmayıp,
gerek teminat olarak verilecek değerlerin haczedilebilmesini sağlamak
gerekse teminat istenmesine ilişkin yapılacak tebligatlarda geçecek
sürede amme alacağının güvence altına alınmasını temin etmek üzere,
ihtiyati hacze ilişkin işlemlere derhal başlanılması gerekmektedir.
7. İhtiyati haciz
hiç bir süreye bağlı olunmaksızın borçlunun menkul ve gayrimenkul
malları ile alacak ve haklarına derhal uygulanacak olmakla birlikte,
bazı hallerde borçlunun bu varlıklarının tespiti zaman almakta ve bu
süre zarfında da amme borçluları mallarını kaçırabilmektedir.
İhtiyati hacizde mal varlığı
araştırmaları ile bu şekilde zaman kaybına meydan verilmemesi
bakımından, mükelleflerin hesap ve işlemleri üzerinde inceleme yapan
vergi incelemesine yetkililerce, mükellefler hakkında 6183 sayılı
Kanunun 9 ve 13 üncü maddeleri gereğince işlem yapılması gerektiğine
kanaat getirilmesi halinde, yapılacak ilk hesaplara göre belirlenecek
tutarın yanı sıra inceleme sırasında tespit olunan mükellefe ait mal,
alacak ve hakların da vergi dairesine bildirilmesi gerekmektedir.
8. 6183 sayılı
Kanunun 13 üncü maddesinin (7) numaralı bendinde “7. İptali istenen
muamele ve tasarrufun mevzuunu teşkil eden mallar, bu mallar elden
çıkarılmışsa elden çıkaranın diğer malları hakkında uygulanmak üzere, bu
kanunun 27, 29, 30’uncu maddelerinin tatbikini icabettiren haller
varsa.” hükmü yer almaktadır.
Bu hüküm aynı Kanunun 24 ve müteakip
maddelerinde düzenlenen iptal davalarına ilişkin hükümler çerçevesinde
iptal davası açılması halinde iptale konu malların elden çıkarılmasını
önlemek amacıyla düzenlenmiş olup, bu bent uyarınca tatbik edilen
ihtiyati haciz, ihtiyati tedbir niteliği taşımaktadır.
İptal davası açılabilmesi için gerekli
koşulların varlığı halinde durumun alacaklı amme idarelerinin dava
açmaya yetkili birimlerine bildirilmesi ve davanın açılması halinde söz
konusu bent hükmüne göre ihtiyati haciz kararı alınması mümkündür.
İhtiyati haciz kararı üzerine, iptal davasına konu mal üzerine ihtiyati
haciz tatbik edilecek, söz konusu mal elden çıkarılmış ise elden
çıkaranın diğer malları üzerine ihtiyati haciz uygulanacaktır.
Bunun yanı sıra, iptal davasına konu
malların iptal davasına taraf olmayan kişilerin mülkiyetine geçmesini
önlemek amacıyla açılacak davalarda, ayrıca 1086 sayılı Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanununun
101 ve devamı maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir talebinde de
bulunulması gerektiği tabiidir.
9.
6183 sayılı Kanun hükümlerine göre, ihtiyati veya kat’i haczin borçlunun
her türlü mal, hak ve alacaklarına tatbik edilmesi mümkün
bulunmaktadır.
Ancak, borçlu olan bir şahsın bankalarda
bir alacak ve hakkı bulunmamasına rağmen ileride borçlu adına doğacak
alacaklar için bankalara haciz veya ihtiyati haciz bildirisi tebliğ
edilmesi, haczin “borçlunun mal varlığını hedef tutması” esasına aykırı
düşecektir.
Amme alacağından borçlu
olan bir şahsın, bankalarda alacak ve hakkının bulunmamasına rağmen
ileride tahakkuk edecek alacağından istifade etmek üzere geleceğe
yönelik olarak bankalara haciz veya ihtiyati haciz tebliği, muhtemel bir
alacak niteliğinde dahi tanımlanamayacak bir durum oluşturması ve
bankanın bu hacizleri sürekli izlemesi veya banka tarafından yapılan tüm
işlemlerde bir süreye de bağlı kalınmaksızın borçlu adına mal, hak ve
alacak doğup doğmadığının takip edilmesi, doğması halinde haciz veya
ihtiyati haciz uygulanmasını gerektirir ki bankalara böyle bir külfet
yüklemeye imkan bulunmamaktadır.
Bu nedenle, bankalara yapılacak haciz ve
ihtiyati haciz tebliğlerinin sadece tebliğ tarihi itibarıyla amme
borçlularının mevcut olan varlıklarını konu alması ve bu kişilerin
ileride doğabilecek alacakları için haciz ve ihtiyati haciz tebliğinde
bulunulmaması icap etmektedir.
Bankacılık sisteminde, POS cihazı
kullanan müşteri ile banka arasında yapılan sözleşmelere dayanan
bankalar nezdindeki hesaplar banka ile müşterisi arasında devamlılık arz
etmektedir. Dolayısıyla bu hesaplar her zaman için banka nezdinde alacak
doğmasına (muhtemel alacak) müsait hesaplar olarak değerlendirildiğinden
bu hesaplara ileriye matuf olmak üzere haciz konulması mümkün
bulunmaktadır.
10.
İhtiyati haciz kat’i hacze dönüştürülmediği sürece, ihtiyaten haczedilen
malların satılarak paraya çevrilmesi mümkün bulunmamaktadır. Ancak,
ihtiyaten haczedilen malların bozulması, çürümesi gibi nedenlerle
korunmasının mümkün olmadığı veya beklediği zaman önemli bir değer
düşüklüğüne uğrayacağının anlaşılması hallerinde, bu mallar derhal
paraya çevrilerek, elde edilen tutarlar teminat olarak muhafaza
edilecektir.
11.
6183 sayılı Kanunun 15 inci maddesinde, haklarında ihtiyati haciz tatbik
olunanların; haczin tatbiki, gıyapta yapılan hacizlerde haczin tebliği
tarihinden itibaren 7 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz
işlerine bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde ihtiyati haciz sebebine
itiraz edebilecekleri, itirazın şekli ve incelenmesi hususunda Vergi
Usul Kanunu hükümlerinin tatbik olunacağı, bu ihtilafların itiraz
komisyonlarınca diğer işlere takdimen incelenerek karara bağlanacağı ve
itiraz komisyonlarının bu konuda verecekleri kararların kesin olduğu
hükme bağlanmıştır.
Ancak, 20.01.1982 tarihli ve 17580 sayılı
Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2576 sayılı Bölge İdare
Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve
Görevleri Hakkında Kanunun yürürlüğe girmesini müteakiben vergi itiraz
komisyonlarının görevleri sona ermiş ve anılan Kanunun 6 ncı maddesinin
(b) bendi gereğince de vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali
yükümlülükler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin olup 6183 sayılı
Kanunun uygulanmasından doğan davaların çözüm görevi vergi mahkemelerine
verilmiştir.
Vergi davalarında ihtilafların görüm ve
çözümünde uygulanacak hükümleri düzenleyen ve 213 sayılı Kanunda yer
alan hükümler de 2577 sayılı Kanunla
yürürlükten kaldırılması nedeniyle, ihtiyati hacze karşı dava açılması
halinde, bu davaların görüm ve çözüm usulleri 2577 sayılı Kanunda
yapılan düzenlemelere tabi kılınmıştır.
Bu itibarla, ihtiyati haciz sebeplerine
karşı açılacak davaların;
- haczin tatbik edildiği tarihten,
- gıyapta yapılan hacizlerde ise haczin
tebliğ edildiği tarihten,
itibaren 7 gün içinde ilgili vergi
mahkemesinde açılması gerekmektedir.
Diğer taraftan, 2577 sayılı Kanunda ilk
derece mahkemesi olarak vergi mahkemelerinin vermiş olduğu nihai
kararlara karşı itiraz yoluyla Bölge İdare Mahkemelerine veya temyiz
yoluyla Danıştay’a başvurulabilmesi nedeniyle, vergi mahkemelerinin
vermiş olduğu nihai kararlar kesin olmayıp bu kararlara karşı temyiz
veya itiraz yoluna gidilmesi mümkündür.
2577 sayılı Kanunun 28 inci maddesinde,
haciz veya ihtiyati haciz uygulamalarıyla ilgili davalarda verilen
kararlar hakkında bu kararların kesinleşmesinden sonra idarece işlem
tesis edileceği hükme bağlandığından, ihtiyati hacze karşı dava açılması
sonucunda ilk derece mahkemesinin kararı üzerine işlem tesis
edilebilmesi için bu karara karşı, itiraz veya temyiz yoluna
başvurulmamış olması gerekmekte, ilk derece kararına karşı kanun
yollarına (itiraz, temyiz, kararın düzeltilmesi) başvurulmuş olması
halinde ise bu yolların tüketilmesine bağlı olarak kesinleşen nihai
kararlara göre işlem yapılması zorunlu bulunmaktadır.
İhtiyati hacze karşı dava açılmadığı
halde, bu haczin dayanağı olan tarhiyata karşı dava açılması durumunda
ve ilk derece mahkemesince tarhiyatın kısmen veya tamamen terkinine
yönelik kararlar verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, bu
tarhiyata dayalı ihtiyati haczin kaldırılması gerekmektedir.
Gerek tarhiyata gerekse bu tarhiyattan
kaynaklı olan ihtiyati hacze karşı dava açıldığı hallerde ise, yargı
organlarınca tarhiyatın terkinine karar verilmesi ve terkin kararının
kesinleşmesi şartıyla ihtiyati hacze ilişkin davanın sonucu
beklenilmeksizin ihtiyati haczin kaldırılması gerekmektedir.
12.
6183 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde, hakkında ihtiyati haciz uygulanan
borçlu tarafından, aynı Kanunun 10 uncu maddesinde sayılan değerlerden
(maddenin (5) numaralı bendinde sayılan menkul mallar hariç) birinin
teminat olarak gösterilmesi halinde, uygulanan ihtiyati haczin tahsil
dairesi tarafından kaldırılacağı hüküm altına alınmıştır.
Buna göre, ihtiyati haciz borçlu
tarafından Kanunun 10 uncu maddesinin beşinci bendinde sayılan menkul
mallar hariç aynı maddede sayılan teminatların verilmesi ve verilen
teminatın tahsil dairesi tarafından kabul edilmesi halinde, ihtiyati
haciz tatbik edilmiş mallar üzerinden kaldırılarak teminat olarak
gösterilen mallara haciz tatbik edilecektir.
III. İhtiyati Tahakkuk
1. 6183 sayılı
Kanunun 5615 sayılı Kanunla
değişik 17 nci maddesinde “Aşağıdaki hallerden birinin bulunması
takdirinde vergi dairesi müdürünün (5345 sayılı Kanun uyarınca vergi
dairesi yetkisini haiz olarak kurulan ve faaliyete geçen vergi dairesi
başkanlıklarında, ilgili grup müdürünün ve/veya müdürün) yazılı talebi
üzerine defterdar ve/veya vergi dairesi başkanı, mükellefin henüz
tahakkuk etmemiş vergi ve resimlerinden Maliye Bakanlığınca tespit ve
ilan edilecek olanlarla bunların zam ve cezalarının derhal tahakkuk
ettirilmesi hususunda yazılı emir verebilir.
Vergi dairesi müdürü (5345 sayılı
Kanun uyarınca vergi dairesi yetkisini haiz olarak kurulan ve faaliyete
geçen vergi dairesi başkanlıklarında, ilgili grup müdürü ve/veya müdür)
bu emri derhal tatbik eder:
1. 13 üncü maddenin 1, 2, 3 ve 5 inci
bentlerinde yazılı ihtiyati haciz sebeplerinden birisi mevcut ise,
2. Mükellef hakkında 110 uncu madde
gereğince takibata girişilmişse,
3. Teşebbüsün muvazaalı olduğu ve
hakikatte başkasına aidiyeti hakkında deliller elde edilmişse.”
hükmü yer almaktadır.
2.
6183 sayılı Kanunun 17 nci maddesinde ihtiyati tahakkuk müessesesi hükme
bağlanmış ve amme alacağının tehlikeye girdiği hallerde henüz tahakkuk
etmemiş alacaklar için de ihtiyati haciz uygulanması mümkün
kılınmıştır.
3.
İhtiyati tahakkuk, vergi dairesi
müdürünün yazılı isteği üzerine defterdarın/vergi dairesi başkanlığının
kurulduğu yerlerde vergi dairesi başkanının kararıyla uygulanacaktır.
İhtiyati tahakkuk talepleri 5345 sayılı
Kanun uyarınca vergi dairesi yetkisini haiz olarak kurulan ve faaliyete
geçen vergi dairesi başkanlıklarında, ilgili gelir idaresi grup müdürü
ve/veya müdür tarafından yazılı olarak yapılacak, bu talepler vergi
dairesi başkanı tarafından uygun görülmesi üzerine ihtiyati tahakkuk
işlemleri ilgili gelir idaresi grup müdürü ve/veya müdür tarafından
derhal yerine getirilecektir.
4.
6183 sayılı Kanunun 17 nci maddesinde, ihtiyati tahakkukun mükellefin
henüz tahakkuk etmemiş vergi ve resimlerinden Maliye Bakanlığınca tespit
ve ilan edilecek olanlarla bunların zam ve cezaları hakkında
uygulanabileceği hükme bağlanmıştır.
Buna göre, madde metninde yazılı
hallerden birinin bulunması halinde, mükellefin henüz tahakkuk etmemiş;
a) Gelir Vergisi (geçici
vergi dahil),
b) Kurumlar Vergisi
(geçici vergi dahil),
c) Katma Değer Vergisi,
d) Damga Vergisi,
e) Özel Tüketim Vergisi,
f) Özel İletişim Vergisi,
g) Şans Oyunları Vergisi,
h) Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi,
ı) Veraset ve İntikal Vergisi,
i) Bu vergilerin gecikme
faizi ve vergi aslına bağlı vergi cezaları,
hakkında ihtiyati
tahakkuk uygulanabilmesi uygun görülmüştür.
Gelir ve kurumlar vergisine mahsup
edilmek üzere tarh ve tahakkuk ettirilen geçici verginin asıllarının
aranılmayacağı durumlarda, maddenin öngördüğü şartların varlığı halinde
ihtiyati tahakkuk, bu vergi için hesaplanan gecikme faizi ve bu vergiye
bağlı vergi cezaları için uygulanır.
5.
6183 sayılı Kanunun 18 inci maddesi gereğince ihtiyati tahakkuk tutarı,
mükellefin maddede sayılan vergi, resim ve cezalarından matrahı belli
olanlar üzerinden, geçmiş yıllara ve cari yılın geçen aylarına ait olup,
matrahı henüz belli olmayan alacaklar açısından ise geçici olarak harici
karinelere göre takdir yoluyla tespit ettirilen matrahlar üzerinden
hesaplanacaktır.
İhtiyaten tahakkuk ettirilecek amme
alacakları üzerinden hesaplanarak ihtiyaten tahakkuku verilmesi gereken
gecikme faizi tutarının belirlenmesinde, ihtiyati tahakkuk talep
yazısının düzenlendiği tarih esas alınacaktır.
6. 6183 sayılı
Kanunun 20 nci maddesinde, haklarında ihtiyati tahakkuk üzerine,
ihtiyati haciz tatbik olunanların, ihtiyati tahakkuk sebep ve tutarına
15 inci madde gereğince itirazda bulunabilecekleri hükme bağlanmıştır.
İhtiyati tahakkuk sebep ve tutarlarına karşı açılacak davalar ile ilgili
olarak, tebliğin ihtiyati haciz bölümünde, Kanunun 15 inci maddesine
yönelik yapılan açıklamaların dikkate alınması gerekmektedir.
Diğer Korunma Hükümleri
IV. Amme Alacaklarında Rüçhan Hakkı
1.
Amme alacaklarına öncelik hakkı veren 6183 sayılı Kanunun 21 inci
maddesi hükmü ile üçüncü şahıslar tarafından haczedilen mallar paraya
çevrilmeden önce o mal üzerine amme alacağı için de haciz konulduğunda
satış bedelinin ne şekilde dağıtılacağına ilişkin düzenlemeler yapılmış,
borçlunun iflası, mirasın reddi ve terekenin resmi tasfiyeye tabi
tutulması hallerinde amme alacağının sırası belirlenmiştir.
Madde hükmüne göre, üçüncü şahıslar
tarafından haczedilen mallar paraya çevrilmeden önce o mal üzerine amme
alacağı için de haciz konulduğunda satış bedeli alacaklılar arasında
garameten taksim edilmektedir. Satış bedelinin dağıtımında, amme
alacaklarından önce tesis edilmiş olan rehinli alacakların hakları saklı
tutulmuş, ancak, eşya ve gayrimenkulün aynından doğan amme alacaklarına
rehinli alacaklardan önce tahsil edileceğine yönelik öncelik hakkı
verilmiştir.
2.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun
(4949 sayılı Kanun
ile değişik) 268 inci maddesinde, 261 inci maddeye göre ihtiyaten
haczedilen malların, ihtiyati haciz kesin hacze dönüşmeden önce diğer
bir alacaklı tarafından bu Kanuna veya diğer kanunlara göre haczedilmesi
halinde, ihtiyati haciz sahibi alacaklının, bu hacze 100 üncü maddedeki
şartlar dairesinde kendiliğinden ve muvakkaten iştirak edeceği ve
rehinden önce ihtiyati veya icrai haciz bulunması halinde amme alacağı
dahil hiçbir haczin rehinden önceki hacze iştirak edemeyeceği hüküm
altına alınmıştır.
2004 sayılı Kanunda yapılan bu
düzenlemeler, amme alacaklarının rüçhan hakkını etkilemiş ve üçüncü
şahıslar tarafından haczedilmiş olan mallara, amme alacağından önce
rehin tesis edilmiş olması halinde amme alacağının hacze iştirak hakkı
ortadan kaldırılmıştır.
08.04.2006 tarihli ve 26133 sayılı Resmi
Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 5479 sayılı Kanun ile
6183 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının sonuna eklenen
hükümle genel bütçeye gelir kaydedilen vergi, resim, harç ile vergi
cezaları ve bunlara bağlı zam ve faizler için tatbik edilen hacizlerde,
2004 sayılı Kanunun 268 inci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi
hükmünün uygulanmayacağı belirtilerek, üçüncü şahıslar tarafından
haczedilmiş mallara, maddede belirtilen amme alacakları için rehinden
sonra haciz konulması halinde, rehinden önce üçüncü şahıslar tarafından
tatbik edilmiş olan hacizlere iştirak edilmesi imkanı sağlanmıştır.
Üçüncü şahıslar tarafından haczedilmiş
mallar üzerinde amme alacağı için tatbik edilmiş hacizden önce tesis
edilmiş bir rehin bulunmadığı sürece nev’i sınırlaması olmaksızın hacze
konu tüm amme alacaklarının ilk haciz alacaklısı üçüncü şahsın haczine
iştirak edeceği tabiidir.
3.
6183 sayılı Kanunun 21 inci maddesinde yapılan diğer bir değişiklikle de
yine 2004 sayılı Kanunun 4949 sayılı Kanun ile değişik 206 ncı maddesi
dikkate alınarak, borçlunun iflası, mirasın reddi ve terekenin resmi
tasfiyeye tabi tutulması hallerinde amme alacakları imtiyazlı alacak
olarak tanımlanmış ve bu alacakların 2004 sayılı Kanunun 206 ncı
maddesinin üçüncü sırasında, bu sıranın önceliğini alan alacaklar da
dahil olmak üzere tüm imtiyazlı alacaklar ile birlikte işleme tabi
tutulacağı hükme bağlanmıştır.
Yapılan bu değişikliğe göre, borçlunun
iflası, mirasın reddi ve terekenin resmi tasfiyeye tabi tutulması
hallerinde amme alacakları imtiyazlı alacak olarak üçüncü sırada yer
alacaktır. Üçüncü sırada, bu sıranın önceliğini alan bir alacağın
bulunması halinde, amme alacakları da öncelikli alacakla aynı sırada yer
alacak ve bu alacaklar tamamen tahsil edilinceye kadar diğer imtiyazlı
alacaklara bir pay ayrılmayacaktır. Öncelik hakkı bulunan alacak ile
amme alacağı toplamının, bu sıraya tahsis edilen tutardan fazla olması
halinde ise tahsis edilen tutarın garameten taksim edileceği tabiidir.
4.
2004 sayılı Kanunun 206 ncı maddesine
göre üçüncü sırada yer alan alacaklar arasında önceliğe sahip bir
alacağın bulunmaması halinde, amme alacağı ile bu sırada yer alan
alacaklar birlikte işleme tabi tutularak garameten taksim suretiyle
paylarını alacaklardır. Ayrıca, amme alacağının, özel kanunlarında 2004
sayılı Kanunun 206 ncı maddesinin üçüncü sırasında imtiyazlı alacak
olarak tanımlanan alacaklardan da önceliğinin bulunduğuna ilişkin özel
hükümlerin yer alması halinde bu hükümlere göre işlem yapılması
gerekmektedir.
5.
6183 sayılı Kanun bir usul kanunu olduğundan, 5479 sayılı Kanunla, 21
inci maddesinde yapılan değişikliğin, değişikliğin yürürlüğe girdiği
tarih itibarıyla tahsil edilmemiş olan amme alacakları ile ilgili olarak
tatbik edilmiş ancak paraya çevrilmemiş veya satış bedeli ilgili
dairenin veznesine yatırılmamış hacizlerde, anılan maddenin üçüncü
fıkrasındaki değişikliğin ise kesinleşmemiş sıra cetvellerinde dikkate
alınması gerekmektedir.
V. İptal Davaları
1.
6183 sayılı Kanunun 24 ila 31 inci maddelerinde iptal davalarına ilişkin
hükümler düzenlenmiştir. Bu hükümlerle güdülen amaç; amme alacağını
ödemeyen borçlunun malı bulunmadığı ya da borca yetmediği takdirde, amme
alacağının tamamının veya bir kısmının tahsiline imkan bırakmamak
amacıyla borçlu tarafından yapılan tek taraflı hukuki muamelelerle
borçlunun amacını bilen veya bilmesi lazım gelen kimselerle yapılan
bütün muamelelerin hükümsüzlüğünü sağlamak ve bu yol ile amme alacağını
tahsil etmektir.
2.
6183 sayılı Kanunun 24 üncü maddesinde, bu Kanuna göre açılan davalara
genel mahkemelerde bakılacağı belirtildiğinden, iptal davalarının,
iptali istenen tasarrufun değerine göre sulh hukuk veya asliye hukuk
mahkemelerinde açılması gerekmektedir.
6183 sayılı Kanunda iptal davasının mahal
olarak nerede açılacağına ilişkin özel bir belirleme yapılmadığından
yetkili mahkeme Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre belirlenecektir.
3.
6183 sayılı Kanunun 25 inci maddesinde, iptal davasının tarafları ve
husumetin kimlere yöneltileceği sayılmıştır. Buna göre, alacaklı amme
idareleri veya alacağın tahsili ile görevlendirilmiş olan tahsil
daireleri tarafından davacı sıfatıyla açılacak iptal davalarının
davalısı; borçlu, borçlu ile hukuki muamelede bulunanlar veya
kendilerine borçlu tarafından ödeme yapılan kimselerle, bunların
mirasçıları ve kötü niyetli üçüncü şahıslar olacaktır.
İptal davalarının alacaklı amme
idarelerinin bu konuda yetkilendirilmiş birimlerince açılacağı
tabiidir.
4.
İptal davasının açılabilmesi için takip konusu amme alacağının ödeme
vadesinin gelmiş (muaccel) olması ve yapılan takip işlemlerine rağmen
borçlunun mal varlığından bu alacağın tahsil edilememiş olması
gerekmektedir.
5.
6183 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinde;
27, 28, 29 ve 30 uncu maddelerde sözü edilen tasarrufların vukuu
tarihinden 5 yıl geçmesinden sonra bu maddelere dayanılarak dava
açılamayacağı hükme bağlanmıştır. Bu maddede yer alan 5 yıllık süre hak
düşürücü süredir.
Diğer taraftan, Kanunun ivazsız
tasarrufların hükümsüzlüğüne ilişkin 27 nci maddesi ile hükümsüz sayılan
diğer tasarruflarla ilgili 29 uncu maddesinde öngörülen 2 yıllık
süreler, amme alacağının ödeme müddetinin başladığı tarihten geriye
doğru kaç yıllık süre içerisinde yapılmış tasarrufların iptalinin
istenebileceğine ilişkin olup, bu maddelere göre açılacak davalarda da
hak düşürücü sürenin hesabında her hal ve takdirde tasarrufun vukuu
tarihinden itibaren 5 yıllık sürenin dikkate alınması gerekmektedir.
6.
6183 sayılı Kanunun 31 inci maddesi, iptal davasının kabul edilmesi
halinde alacaklı amme idaresi yararına ne gibi sonuçlar doğuracağını
düzenlemektedir.
Bu düzenlemelere göre, iptal davaları
alacaklı amme idaresine alacağını tahsil olanağı sağlayan nisbi
nitelikte kanundan doğan şahsi davalardır. Dava sabit olduğu takdirde
davacı amme idaresi, bu davaya konu teşkil eden mal üzerinde cebri icra
yoluyla alacağını tahsil edebilme hakkını elde eder ve davanın konusu
gayrimenkul ise davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine
mahal olmadan o gayrimenkulün haciz ve satışını isteyebilir.
Anılan madde uyarınca, tasarruf ve
muameleden faydalananlar elde ettiklerini, elden çıkarmışlarsa takdir
edilecek bedelini vermeye mecburdurlar.
VI. Limited Şirketlerin
Amme Borçları
1.
6183 sayılı Kanunun 4369 sayılı Kanunla
değişik 35 inci maddesinde “Limited şirket ortakları şirketten tahsil
imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan
doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi
tutulurlar.” hükmü yer almaktadır.
Bu hükme göre, limited
şirket ortakları şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacaklarından
sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacaklardır.
2.
6762 sayılı Türk
Ticaret Kanununun
503 ve müteakip maddelerinde limited şirketlerin kuruluşu düzenlenmiş,
Kanunun 511 inci maddesinde tescil ve ilan edilecek hususlar arasında;
ortakların kimliği ve koymayı taahhüt ettikleri sermaye miktarları yer
almış, 515 inci maddesinde şirket esas mukavelesinde yapılan her
değişikliğin ilk mukavelede olduğu gibi tescil ve ilan edileceği, 519
uncu maddesinde de pay defterinin tutulacağı, bu deftere; ortakların ad
ve soyadlarının, pay miktarlarının, vukuu bulan ödemelerin, payların
devir ve intikali ve bu hususlarla ilgili değişikliklerin kaydedileceği
hükme bağlanmıştır.
Aynı Kanunun 520 nci maddesi hükmüne göre
de ortaklık payının devri; tescil ve ilan edilmese de noter tasdikli
devir sözleşmesi, ortakların devir işlemine muvafakatı ve devrin pay
defterine işlenmesi ile hüküm ifade etmektedir.
Bu hükümlerin birlikte incelenmesinden de
görüleceği gibi, limited şirket ortaklarının kimliği ve şirketteki
sermaye hisselerine ilişkin bilgiler; şirketin Türkiye Ticaret Sicil
Gazetesinde ilan edilen ana sözleşmesinde, bu sözleşmede yapılan
değişikliklerde, pay devrinin tescil ve ilan edilmemiş olduğu hallerde
pay defterinde yer almaktadır.
3.
6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesi uyarınca limited şirket ortakları
hakkında takibe geçilebilmesi için, Kanunun 54 ve müteakip maddelerine
göre şirket hakkında yapılan takip muameleleri sonucunda amme alacağının
şirketten tahsil imkanının bulunmaması gerekmektedir.
Şirketten amme alacağının tahsil imkanın
bulunmaması;
- Şirketin haczedilen mal varlığının,
6183 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan değerleme sonucu, tespit
edilen değerlerinin amme alacağını karşılamaması veya satış yapılmasına
rağmen amme alacağının tamamen tahsil edilememiş olması,
- Şirketin haczi kabil herhangi bir mal
varlığının bulunmaması,
- Şirketin iflasının istenmiş veya
iflasının açılmış olması hallerinde amme alacağının iflas yoluyla takip
sonucunda da tahsil edilemeyeceği kanaatinin oluşması,
- Borçlu şirketin yapılan araştırmalara
rağmen bulunamaması,
gibi alacaklı tahsil dairesinin takdir ve
tespitine dayalı hallerdir.
Yukarıda sayılan hallerde limited
şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacaklarını ödemek
mecburiyetinde olan gerçek veya tüzel kişi ortaklar, 6183 sayılı Kanunun
3 üncü maddesi uyarınca amme borçlusu olup, bu Kanun hükümlerine göre
takip edilecektir.
4.
Limited şirket ortakları hakkında yapılacak takipte aşağıdaki hususlara
dikkat edilecektir.
- Öncelikle şirketten tahsil imkanı
bulunmayan amme alacağının ait olduğu dönemde ve ödeme zamanında şirket
ortaklarının kimler olduğu ve bu ortakların sermaye hisseleri; şirket
ana sözleşmesi, ana sözleşme değişikliği veya pay defterindeki
kayıtlardan tespit edilecektir.
- Her bir ortağın sermaye hissesine göre
takip konusu olan amme alacağından sorumlu olduğu miktar
belirlenecektir.
- Takip konusu amme alacağının ait olduğu
dönemde ve ödeme zamanında pay devri nedeniyle farklı kişilerin ortak
olması halinde, payı devreden ve devralan kişiler hakkında müşterek ve
müteselsil sorumluluk esasına göre takip yapılacaktır.
- Ortaklar hakkında takip muamelesine
6183 sayılı Kanunun 55 inci maddesine göre tanzim edilecek ödeme emri
tebliği suretiyle başlanılacaktır.
5.
6762 sayılı Kanunun 540 ıncı maddesinde, aksi kararlaştırılmış
olmadıkça, ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini
idareye ve şirketi temsile mezun ve mecbur oldukları hükme bağlanmıştır.
Böyle bir durumda ortaklar hakkında 6183 sayılı Kanun uyarınca yapılacak
takip; 35 inci madde hükümlerine göre sermaye hisseleri oranında
olmayacaktır. Ortakların hepsi kanuni temsilci sıfatına haiz
olacaklarından, haklarındaki takip 213 sayılı Kanunun 10 uncu ve 6183
sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddelerine göre, amme alacağının
tamamından müşterek ve müteselsil sorumluluk esasına göre
yürütülecektir.
Diğer taraftan, 6183 sayılı Kanunun “Amme
alacaklarının korunması” başlıklı ikinci bölümünde yer alan teminat
isteme, ihtiyati haciz, ihtiyati tahakkuk ve diğer koruma hükümleri,
yeterli şartların varlığı halinde bu tebliğdeki düzenlemeler dikkate
alınarak amme borçlusu sayılan ortak hakkında da uygulanacaktır.
6.
6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesinde 4369 sayılı Kanunla yapılan
değişiklik 29.07.1998 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu itibarla,
29.07.1998 tarihi ve bu tarihten sonraki dönemlere ait olan amme
alacakları, limited şirketten tahsil imkanı bulunmaması halinde yukarıda
belirtilen esaslar çerçevesinde ortaklardan takip ve tahsil edilecektir.
Bu tarihten önceki dönemlere ait amme alacakları ise ortaklardan kanun
değişikliği öncesi hükümlere göre takip ve tahsil edilecektir.
VII. Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu
1.
6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesinde kanuni temsilcilerin
sorumlulukları düzenlenmiştir. Madde başlığında yer alan “kanuni
temsilciler” ifadesi; tüzel kişilerin, küçüklerin ve kısıtlıların kanuni
temsilcilerini, tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenleri, yabancı
şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessillerini kapsamaktadır.
6183 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde,
Kanunun 1 ve 2 nci maddeleri kapsamına giren alacaklar amme alacağı
olarak tanımlanmış, amme borçlusu veya borçlu teriminin, amme alacağını
ödemek mecburiyetinde olan gerçek ve tüzel kişileri ve bunların kanuni
temsilcilerini veya mirasçılarını ve vergi mükelleflerini, vergi
sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumlar temsilcilerini ifade
ettiği hükme bağlanmıştır.
6183 sayılı Kanunun amme borçlusu saydığı
kanuni temsilcilerin kimler olduğu ve sorumluluklarının şekli Türk
Medeni Kanunu, Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve ilgili diğer
mevzuatta belirlenmiştir.
Buna göre, ilgili mevzuatta belirlenen
tüzel kişiliği haiz kuruluşlar için ayrıca ticaret siciline tescil ve
Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilen ana sözleşmelerinde ve bu
sözleşmelerde aynı usulle yapılan değişikliklerde tayin edilen kanuni
temsilciler, 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesi ile amme
alacağının ödenmesinden de sorumlu tutulmuşlardır.
Diğer taraftan, kanuni
temsilcilerin sorumluluğuna ilişkin olarak 213 sayılı Kanunun 10 uncu
maddesinde de aynı içerikte hükümler yer almaktadır.
2.
6762 sayılı Kanunun 317 nci maddesinde; “Anonim şirket idare meclisi
tarafından idare ve temsil olunur.” hükmü yer almaktadır. Buna göre,
anonim şirketin kanuni temsilcisi idare meclisi, bir diğer ifade ile
yönetim kuruludur. Kanunun 317 nci maddesi hükmü genel kuralı
belirtmekte, ancak vazifelerin azalar arasında ne şekilde taksim
olunacağı 319 uncu maddede düzenlenmektedir.
Anılan maddede, “Esas mukavelede idare
ve temsil işlerinin idare meclisi azaları arasında taksim edilip
edilmeyeceği ve taksim edilecekse bunun nasıl yapılacağı tespit olunur.
İdare meclisinin en az bir azasına şirketi temsil salahiyeti verilir.
Esas mukavele ile temsil salahiyetinin
ve idare işlerinin hepsini veya bazılarını idare meclisi azası olan
murahhaslara veya pay sahibi olmaları zaruri bulunmayan müdürlere
bırakabilmek için umumi heyete veya idare meclisine salahiyet
verilebilir. Bu gibi kayıtlar bulunmadığı takdirde 317 nci madde hükmü
tatbik olunur.” hükmü yer
almaktadır.
Türk Ticaret Kanununun 319 uncu madde
hükmü, yönetim kuruluna ait olan şirketi temsil ve idare yetkisinin;
esas sözleşme ile yönetim kurulu üyelerinden en az biri veya birden
fazlasına veya esas sözleşmede genel kurula veya yönetim kuruluna
verilecek yetki ile yönetim kurulu üyesi olmaları şartıyla murahhas
üyelere veya şirkette pay sahibi olmasalar bile sorumlu müdürlere
devredilebileceğine ilişkindir.
Buna göre, 6183 sayılı Kanunun mükerrer
35 inci maddesi uygulamasında kanuni temsilci, şirket esas sözleşmesi
ile temsile yetkilendirilmiş veya kaynağını esas sözleşmeden alan yetki
ile idare meclisi ya da genel kurulca temsil yetkisi verilmiş kişi veya
kişiler olacaktır.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir
husus da idare ve temsil yetkisi verilen kişi ya da kişilerden birinin
mutlak surette yönetim kurulu üyelerinden birisi olmasıdır.
3.
Türk Ticaret Kanununun 323 üncü maddesinde, idare meclisinin şirketi
temsile salahiyetli kimseleri tescil edilmek üzere ticaret siciline
bildireceği, temsil salahiyetine müteallik kararın noterlikçe tasdik
edilmiş suretinin de sicil memuruna verilmesinin şart olduğu hükme
bağlanmıştır.
Bu hükme göre;
- Temsil salahiyetine ilişkin noter
tasdikli yetkili organ (yönetim kurulu veya genel kurul) kararı,
- Şirketi temsil salahiyeti verilen
kişilerin kimler olduğu,
hususlarının ticaret sicilinde tescil ve
ilan edilmiş olması gerekmektedir. Aynı Kanunun 38 inci maddesi
gereğince de bu tescilin ilan tarihinden itibaren hüküm ifade edeceği
tabiidir.
Türk Ticaret Kanununun 321 inci
maddesinde, “Temsile salahiyetli olanlar şirketin maksat ve mevzuuna
dahil olan her nevi işleri ve hukuki muameleleri şirket adına yapmak ve
şirket unvanını kullanmak hakkını haizdirler.
Temsil salahiyetinin tahdidi,
hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı hüküm ifade etmez. Ancak temsil
salahiyetinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine hasrolunduğuna
veya müştereken kullanılmasına dair tescil ve ilan edilen tahditler
muteberdir...” hükmü yer
almaktadır.
Bu madde ile temsil salahiyetinin
kapsamına işaret edilerek, temsile salahiyetli olanların şirketin maksat
ve mevzuuna dahil olan tüm işleri ve tüm hukuki işlemleri şirket adına
yapmaları gerektiği ve bu salahiyetin kapsam olarak
sınırlandırılamayacağı ifade edilmektedir.
Bu durumda, 6183 sayılı Kanunun mükerrer
35 inci maddesinin uygulamasında, 319 uncu madde hükmüne göre temsil
yetkisi verilen kişi ya da kişilerin kanuni temsilci kabul edilebilmesi
için, şirketin maksat ve mevzuuna dahil olan tüm işlemlerde tam yetkili
olmaları zorunludur.
4.
Türk Ticaret Kanununa ilişkin yukarıda yer verilen açıklamalar dikkate
alınarak, bir anonim şirketin kanuni temsilcileri;
a) Öncelikle şirket esas sözleşmesinde
yönetim kurulu üyelerinden birinin veya birden fazlasının şirketi
temsile yetkili kılınıp kılınmadığı,
b) Şirketi temsile yetkili üye esas
sözleşmede belirlenmemiş ise sözleşmede yönetim kurulu veya genel
kurula, yönetim kurulu üyesi olması şartıyla murahhas üyeleri veya
şirkette pay sahibi olmayan sorumlu müdürleri temsilci olarak belirleme
konusunda yetki verilip verilmediği,
c) Esas sözleşmede temsilci belirleme
konusunda yetkisi bulunan organ tarafından bu yetki çerçevesinde temsil
salahiyetinin; yönetim kurulu üyelerinden biri veya birkaçına ya da
yönetim kurulu üyelerinden en az biri ile birlikte şirketin sorumlu
müdürü veya müdürlerine devredilip devredilmediği,
hususlarına göre belirlenecektir.
Bu hususların varlığı, ticaret sicili
kayıtlarına ve ilanın yapıldığı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesine
bakılarak tayin olunacaktır.
5.
Türk Ticaret Kanununun 319 ve müteakip maddelerine göre temsil
salahiyeti murahhas azalara veya pay sahibi olmaları zaruri bulunmayan
müdürlere bırakılmamış ise yönetim kurulu üyeleri kanuni temsilci
sıfatını taşımaktadır.
Buna göre, amme alacağının anonim şirket
şeklinde örgütlenmiş tüzel kişiliğin mal varlığından kısmen veya tamamen
tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde
tüzel kişiliğin kanuni temsilcisi konumundaki yönetim kurulu üyelerinin
şahsi malvarlıklarından takip ve tahsili cihetine gidilmeden önce,
şirket esas sözleşmesinin tetkik olunması, temsil salahiyetinin aynı
zamanda yönetim kurulu üyesi olan murahhas bir veya birkaç üyeye veya
şirkette pay sahibi olmayan müdürlere bırakılmış olup olmadığının tespit
edilmesi gerekmektedir.
Yapılacak tespit sonucunda; şirketi
temsil salahiyetinin murahhas üye veya üyeler ile şirkette pay sahibi
olmayan müdürlere bırakıldığının anlaşılması halinde amme alacağının
bunlardan takip ve tahsiline gidilmesi, bu durumda diğer yönetim kurulu
üyeleri hakkında işlem yapılmaması icap etmektedir.
Şirket esas sözleşmesinde bu şekilde bir
görevlendirmeye ilişkin herhangi bir kayıt bulunmaması halinde, Türk
Ticaret Kanununun 317 nci maddesi hükmü göz önüne alınacak, yönetimde
bulunan tüm üyelerin müşterek ve müteselsil sorumlulukları dikkate
alınarak haklarında 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesi
uyarınca işlem yapılacaktır.
6.
Takip konusu amme alacağının ait olduğu
dönemde ve ödeme zamanında farklı kişilerin kanuni temsilci olması
halinde, bu kişiler hakkında müşterek ve müteselsil sorumluluk esasına
göre takip yapılacaktır.
7.
6183 sayılı Kanunun 54 ve müteakip maddelerine göre yapılan takip
sonucunda amme borçlusunun mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil
edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının,
yukarıda belirtildiği şekilde tayin olunan kanuni temsilcilerin mal
varlığından tahsil edilmesi gerekmektedir.
8.
6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesinde yer alan “... mal
varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen amme alacakları ...”
hükmü, amme borçlusu hakkında 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takip
muameleleri sonucunda; amme borçlusunun haczi kabil herhangi bir mal
varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya
çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi
nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacaklarını ifade etmektedir.
Anılan maddede yer alan amme borçlusunun
mal varlığından “… tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme
alacakları....” ifadesi ise, amme borçlusunun yapılan tüm
araştırmalara rağmen bulunamaması, amme borçlusunun haczedilen mal
varlığına 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan değerleme sonucu
tespit edilen değerlerin amme alacağını karşılamaması, borçlunun iflas
etmiş olması halinde iflas idaresi ile kurulan irtibat sonucu amme
alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi
nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerine rağmen amme
alacağının amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği kanaatinin oluştuğu
halleri kapsamaktadır.
Buna göre, amme
borçlusu nezdinde sürdürülen takip işlemleri sonucunda yukarıda
belirtilen hallerden herhangi birinin varlığı halinde kanuni temsilciler
hakkında takip yapılabilmesi için yeterli şartların oluştuğu kabul
edilecek ve takip işlemlerine kanuni temsilciler adına 6183 sayılı
Kanunun 55 inci maddesine göre düzenlenecek ödeme emri tebliği suretiyle
başlanılacaktır. Amme borçlusunun birden fazla kanuni temsilcisi
bulunduğu takdirde, ilgili kanunlara göre kanuni temsilcilerin
sorumluluk şekline bakılacak ve müşterek ve müteselsil sorumlu olanlar
hakkında tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan amme alacağının
tamamı için her birine ayrı ayrı ödeme emri düzenlenmek suretiyle takibe
geçilecektir.
9.
Yeterli şartlar oluştuğu takdirde 6183 sayılı Kanunun “Amme
alacaklarının korunması” başlıklı ikinci bölümünde yer alan teminat
isteme, ihtiyati haciz, ihtiyati tahakkuk ve diğer korunma hükümlerinin
amme borçlusunun yanı sıra amme borçlusu sayılan kanuni temsilciler
hakkında da uygulanması cihetine gidilecektir. Kanuni temsilciler
hakkında sürdürülecek takip işlemlerinde yukarıda açıklanan hususların
yanı sıra, kanuni temsilci sıfatı olmayan şahıslar hakkında mükerrer 35
inci madde gereğince takip yapılmamasına özellikle dikkat edilecektir.
10.
6183 sayılı Kanunun 35 ve mükerrer 35 inci maddelerinde yer verilen
sorumluluklar ile 213 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde düzenlenen
sorumluluk nedeniyle yapılacak takiplerde ortak ve kanuni temsilcilerin
takibinde bir öncelik sıralaması söz konusu olmadığından, ortaklar ve
kanuni temsilciler hakkında yapılacak takiplere aynı zamanda
başlanılması gerekmektedir.
VIII- Yurt Dışına Çıkış Yasağı
1.
5682 sayılı Pasaport Kanununun
“Pasaport ve vesika verilmesi yasak olan haller” başlıklı 22 nci
maddesinde, vergiden borçlu olduğu pasaport vermeye yetkili makamlara
bildirilenlere, pasaport veya seyahat vesikası verilmeyeceği, verilmişse
geri alınacağı, bunların yurt dışına çıkışlarının engelleneceği yönünde
hüküm yer almaktadır.
Vergi borcu nedeniyle yurt dışına çıkış
yasağı konulması yönündeki bu hükümle; mükelleflerin yükümlülüklerini
zamanında yerine getirmelerinin sağlanması, amme alacağının tahsilinin
güvence altına alınması ve tahsilatın hızlandırılmasının amaçlandığı
tabiidir.
2.
5682 sayılı Kanunun 22 nci maddesindeki “vergiden borçlu” tabiri ile
kastedilen, 6183 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde söz konusu edilen amme
alacaklarından borçlu bulunan şahıslar olduğundan, buradaki vergi borcu
tabirinden de “amme alacağı” anlaşılacaktır.
3.
Yurt dışına çıkış yasağı konulmasını gerektiren amme alacağı tutarı, 25
bin lira ve üzeridir. Bu tutarın altında borcu bulunan şahıslar hakkında
tahsil dairelerince yurt dışına çıkış yasağı uygulanmayacaktır.
4.
Borçludan aranılan amme alacağının, yurt dışına çıkış yasağı konulmasını
gerektirip gerektirmediğinin tespitinde aşağıdaki hususlar göz önünde
bulundurulacaktır.
a)
Kesinleştiği halde ödenmemiş olan ve varsa ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati
haciz uygulamasına konu amme alacakları toplamı dikkate alınacaktır.
b)
Yurt dışı çıkış yasağı uygulamasında;
-Tarhiyat safhasında olan veya tarhiyata
ilişkin olarak yaratılan ihtilaflar nedeniyle kesinleşmemiş olan amme
alacakları,
- 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesi
uyarınca tecil edilmesi nedeniyle ya da sair nedenlerle teminat altına
alınan alacaklar,
- İlgili mevzuat gereğince istenilen
belgelerin borçlu tarafından tam ve eksiksiz olarak tahsil dairesine
ibraz edilmiş olması koşuluyla nakden veya mahsuben iadesi talep edilen
tutar,
- Cebri takip sonucu haczedilen malların
değeri kadar borç tutarı,
dikkate alınmayacaktır.
c)
Tutarına bakılmaksızın 6183 sayılı Kanunun 75 inci maddesi uyarınca aciz
halinde olduğu tespit edilen borçlulardan aranılan ve aciz fişine
bağlanan amme alacakları için yurt dışına çıkış yasağı
uygulanmayacaktır. Bunun yanı sıra, haklarında iflas kararı bulunan
borçlular için de yurt dışına çıkış yasağı uygulanmayacaktır. Ancak,
haklarında iflas kararı bulunan tüzel kişilerin borçlarından sorumlu
olan kişilerin şahsi iflas kararları söz konusu olmadığı müddetçe bu
kişiler hakkında yurt dışına çıkış yasağı uygulanacağı tabiidir.
5.
Yurt dışına çıkış yasağı uygulanabilmesi için yukarıda belirtilen
şekilde tespit edilen bir borcun bulunması ve borcun teminat altına
alınmamış olması gerekmektedir.
6.
Emniyet Makamlarına yapılacak bildirimlerde; borçlunun adı soyadı, T.C.
kimlik/vergi kimlik numarası, doğum yeri ve tarihi, ana ve baba adı,
nüfusa kayıtlı olduğu yer, iş ve ikametgah adresleri, borcun mahiyeti ve
tutarı, yılı, türü ve vadesinin eksiksiz olarak yer alması zorunludur.
7.
Amme borcu dolayısıyla, yurt dışına çıkış yasağı konulmak üzere isimleri
Emniyet Makamlarına bildirilmek zorunda kalınan kişilere keyfiyet ayrı
bir yazı ile derhal bildirilecektir. Bu yazıda; borcun mahiyeti, yılı,
tutarı, vadesi ve ne şekilde tasfiye olunabileceği, yurt dışına çıkış
yasağının kaldırılabilmesi için ne gibi işlemler yapılması gerektiği
açıkça belirtilmek suretiyle borçluların bu konuda bilgilendirilmeleri
ve dolayısıyla da amme alacağının tahsilinin çabuklaştırılması
sağlanmaya çalışılacaktır.
8.
Hakkında yurt dışına çıkış yasağı konulan şahısların durumları dikkatle
izlenecek, bu yasağın konulmasına neden olan borcun ödenmesi, terkini,
teminata bağlanması gibi yasağın konulma gerekçesini ortadan kaldıran
durumlarda, keyfiyet derhal ilgili Emniyet Makamlarına bildirilmek
suretiyle mükelleflerin mağduriyetlerinin önlenmesi temin edilecektir.
9.
Yurt dışına çıkış yasağı uygulanan ancak faaliyet konuları gereği,
tedavi amacı ve benzeri zaruri nedenlerle yurt dışına çıkmaları
gerektiği halde borçlarına karşılık yeterli teminat gösteremedikleri
için yurt dışına çıkış yasağı kaldırılmayan bazı borçluların
karşılaştıkları olumsuz sonuçlarının önlenmesi açısından, bu durumda
bulunan borçluların taleplerinin, tahsil dairesi yöneticisi
başkanlığında (vergi dairesi yetkisini haiz olarak kurulan ve faaliyete
geçen vergi dairesi başkanlıklarında vergi dairesi başkanı, yetki devri
halinde ilgili grup müdürü/müdür, vergi dairesi müdürlüklerinde vergi
dairesi müdürleri, malmüdürlüklerinde malmüdürleri) ilgili bölüm
(vergilendirme ve tahsilat/kovuşturma) yöneticileriyle birlikte
değerlendirilmesi, bu değerlendirmede;
Borçlunun öteden beri borç ödeme
konusunda iyi niyetli olup olmadığı hususu da dikkate alınarak,
- Yurt dışına çıkış yasağı uygulamasının,
borçlunun ileride doğabilecek borç ödeme kabiliyetini olumsuz
etkileyebileceği veya tedavi olanaklarını kaybetmesine neden
olabileceği,
- Yurt dışına çıkışın amme alacağının
takip ve tahsilini olumsuz etkilemeyeceği,
kanaatine varılması halinde, borca
yetecek miktarda teminat gösterilmese dahi borçluların içinde
bulundukları bu tür durumlar nedeniyle yurt dışına çıkışlarına izin
verilmesi mümkün bulunmaktadır.
10.
Yurt dışına çıkış yasağının, tüzel kişiliğin borçlarından dolayı birden
fazla kanuni temsilcisi hakkında uygulanmış olması halinde, yasağın
kaldırılması için yukarıda belirtilen gerekçelerle yapılacak taleplerin
de aynı şekilde değerlendirilmesi, ancak en az bir kanuni temsilci
hakkında bu yasağın devam ettirilmesi gerekmektedir. Ancak, tüzel
kişiliğin kanuni temsil yetkisinin bir kişiye verilmiş olması halinde,
söz konusu kişi hakkında yasağın kaldırılmasına yönelik talebin de
yukarıda yapılan açıklamalara göre değerlendirilmesi icap etmektedir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Ödeme
I. Ödeme Zamanı
1.
6183 sayılı Kanunun 37 nci maddesinde, amme alacaklarının özel
kanunlarda düzenlenmiş olan ödeme sürelerinde ödeneceği ve ödeme
süresinin son gününün amme alacağının vade günü olduğu, özel
kanunlarında ödeme zamanı tespit edilmemiş amme alacaklarının Maliye
Bakanlığınca belirtilecek usule göre yapılacak tebliğden itibaren bir ay
içinde ödeneceği hükme bağlanmıştır.
Bakanlığımızca bugüne kadar yapılan
düzenlemelerle çeşitli kanunlarda yer alan ve ödeme süresi gösterilmemiş
olan amme alacaklarının ilgililerden hangi usulle tebligat yapılarak
istenileceği belirlenmiş ve belirlenen bu usullere uygun yapılan
tebliğler ile borçlulardan 1 ay içerisinde amme alacağının ödenmesi
istenmiştir.
2.
6183 sayılı Kanunun 37 nci maddesi uyarınca özel kanunlarında ödeme
süresi belirtilmemiş idari para cezalarının talik suretiyle tebliğ
edilerek vadelerinin belirlenmesi yönünde düzenleme yapılmış ise de,
5326 sayılı Kabahatler Kanununun
26 ncı maddesi ile idari yaptırım kararlarının 7201 sayılı Tebligat
Kanununa
göre tebliğ edileceği hüküm altına alındığından, idari para cezalarının
tebliğinde aksine bir düzenleme yapılmadığı sürece Tebligat Kanununun
hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Ancak, idari para cezalarının
takip ve tahsili için tahsil daireleri tarafından yapılacak tebliğ
işlemlerinde 6183 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı tabiidir.
3. Adli para cezaları,
açılmış kamu davası neticesinde işlenen suçun niteliğine göre mahkemeler
tarafından verilen mali cezalardır.
5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı
Hakkında Kanunun 5 inci maddesi gereğince mahkemeler tarafından verilen
ve kesinleşen kararların infazı, Cumhuriyet Savcılıklarınca yerine
getirilmektedir.
Adli para cezalarının ne şekilde infaz edileceği aynı
Kanunun 106 ncı maddesinde düzenlenmiştir. Kanun maddesinin (2) numaralı
fıkrası uyarınca, Cumhuriyet Savcıları tarafından hükümlüye adli para
cezasının 30 gün içinde ödenmesi için 5275 sayılı Kanun hükmüne göre
düzenlenmiş ödeme emri tebliğ edilmektedir.
Bu süre içinde adli para cezasının ödenmemesi halinde,
ödenmeyen kısma karşılık gelen gün sayısınca hükümlü hapsedilmekte,
ancak, bu şekilde verilebilecek hapis süresi 3 yılı geçememektedir.
İnfaz edilen hapsin süresi, adli para cezasının tamamın |