|
İPTAL DAVASINI
AÇAN :
TBMM
Anamuhalefet (Cumhuriyet Halk) Partisi Grubu adına Grup
Başkanvekilleri Oğuz OYAN ve Mustafa ÖZYÜREK
İPTAL DAVASININ
KONUSU :
22.5.2003
günlü, 4857 sayılı İş Kanunu’nun;
A- a) 7. maddesinin,
b) 14. maddesinin,
c) 18. maddesinin birinci fıkrasının,
d) 20. maddesinin birinci fıkrasının son
tümcesi ile dördüncü fıkrasının,
e) 21. maddesinin birinci fıkrasının son
tümcesi ile altıncı fıkrasının,
f) 41. maddesinin birinci fıkrasının son
tümcesi ile üçüncü fıkrasının,
g) 63. maddesinin ikinci fıkrasının,
h) 111. maddesinin,
Anayasa’nın Başlangıç Bölümü ile 2.,
5., 6., 7., 10., 11., 13., 18., 36., 37., 48., 49., 50., 51.,
53., 54., 55., 56., 60. ve 124. maddelerine aykırılığı savıyla
iptali ve
B- a) 18. maddesinin birinci fıkrasının,
b) 21. maddesinin birinci fıkrasının son
tümcesi ile altıncı fıkrasının,
Yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi
istemidir.
I - İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI
İSTEMLERİNİN GEREKÇESİ
İptal ve yürürlüğün durdurulması istemini içeren
11.7.2003 günlü dava dilekçesinde özetle:
7. maddeyle ilgili olarak;
Geçici iş ilişkisinin, işçiyi bir meta haline
getirerek onun insan olma onurunu inciten bir düzenleme olduğu,
işçileri işverenlere karşı korumadığı, işçilerin çalışma ve
sözleşme hürriyetini kısıtladığı, örgütlenme ve grev hakkından
yararlanmalarını engellemeye müsait olduğu, işçinin iznine
dayalı olarak gerçekleştirilse bile emek ticaretine yol açtığı,
kötüniyetli işverenlerin işçileri cezalandırmalarına
imkan verdiği, her ne kadar işçinin
yazılı rızasını almak bir koşul ise de, Ülkemizdeki iş bulma
zorlukları göz önüne alındığında bu rızayı vermemenin neredeyse
olanaksız hale geldiği, Anayasa’nın 48. maddesindeki irade
özgürlüğünü ortadan kaldırıcı etki yapabileceği, Anayasa’nın 48.
maddesindeki “herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme
hürriyetine sahiptir” hükmüne de aykırı olduğu ve bu
maddedeki çalışma ve sözleşme özgürlüğünü, Anayasa’nın 13.
maddesinde yer alan ilkelerle bağdaşmayacak bir biçimde,
demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olarak ve amacı
aşan ölçülerde sınırlandırdığı, işçinin sürekli olarak yer
değiştirmesine imkan hazırladığı için sendika kurma hakkını
olumsuz etkileyeceğinden Anayasa’nın 51. maddesine de aykırı
olduğu, geçici iş ilişkisi uygulamasının yaygınlaşmasının iş
piyasasında rekabete dayalı bir anlayışın egemen olmasına da
aracılık edeceği, emeğin çalışma koşullarının ve yaşam
standartlarının en tabanda eşitlenmesi sonucunu doğuracağı ve
toplu iş sözleşmelerinde işçinin pazarlık gücünü olumsuz
etkileyeceğinden Anayasa’nın 53. maddesine ve adaletli ücret
ilkesinin gerçekleşmesine olanak bırakmayacağı için Anayasa’nın
55. maddesine aykırı olduğu, 4857 sayılı Yasa’nın 99. maddesine
göre, grev ve lokavt sırasında geçici iş ilişkisi ile işçi
çalıştırılması halinde, işveren için öngörülen yaptırımın sadece
50.000.000.- TL. para cezası olduğu, 2822 sayılı Yasa’nın 39.
madde hükmü saklı tutulmuş olsa da, 4857 sayılı Yasa’nın grev
sırasında geçici işçi çalıştırılması halinde öngördüğü
yaptırımın caydırıcılık sağlamayacak kadar düşük tutulmasının,
işverenin grev sırasında geçici işçi çalıştırmak suretiyle grev
hakkının kullanılmasını etkisizleştirebilmesine imkan
hazırladığı, bu nedenlerle Anayasa’nın 54. maddesine de aykırı
olduğu, Anayasa’nın 51., 53., 54. ve
55. maddelerindeki hakları Anayasa’nın 13. maddesindeki ilkelere
aykırı biçimde sınırlandırdığı, ayrıca Anayasa’nın 2., 5. ve 11.
maddelerine de aykırı olduğu,
14. maddeyle ilgili olarak;
Kuralın, çağrı üzerine çalışanlar için öngörülen
asgari çalışma sürelerinin karşılığı olarak ödenecek olan toplam
ücretin, işçi için adil ve yeterli olmaktan uzak olduğu,
uygulamada en alt sınır olarak belirlenen süre ve ücretlerin
yaygınlaşması kaçınılmaz olacağından bu çalışma biçiminin,
günlük ve aylık asgari ücretin de altında ücret alanlar
kitlesine neden olacağı, bunun da Anayasa’nın 55. maddesindeki
“Devlet çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret
elde etmeleri …
için gerekli tedbirleri alır” ilkesine aykırı olduğu,
çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde
etmelerini sağlayan düzenleme olmaması nedeniyle Anayasa’nın 5.
maddesine de aykırı olduğu, emeklilik için birlikte aranan, prim
ödeme gün sayısı, kıdem ve yaş koşullarından prim ödeme gün
sayısını tutturabilmenin fiilen imkansız olması nedeniyle
Anayasa’nın 60. maddesine de aykırı olduğu, Anayasa’nın 56.
maddesinde öngörülen, sağlık konusundaki sosyal yardım ve
sigortalardan yararlanabilmenin de neredeyse olanaksız olduğu,
Anayasa’nın 56. ve 60. maddelerdeki hakları sınırlandırma
nedenleri ve sınırlandırma ölçüsü bakımından Anayasa’nın 13.
maddesine aykırı olduğu, işçilerin örgütlenme ve sendikal
çalışma yapma haklarından yeterince yararlanmalarına imkan
tanımadığı için de Anayasa’nın 51. maddesine ve 13. maddesine
aykırı olduğu, çalışanları yeterince korumadığı ve Anayasa’nın
üstünlüğü ve bağlayıcılılığı ilkeleri ile bağdaşmadığı için de
Anayasa’nın 2 ve 11. maddelerine aykırı olduğu,
18. maddenin birinci fıkrasıyla ilgili olarak;
Kuralın, 30 işçiden az işçi çalıştırılan
işyerlerinde çalışanları, iş güvencesi kapsamına almayıp haksız
feshe karşı korumadığı, anayasal bir hak olan iş güvencesinin
işyerlerini değil, işçileri ilgilendiren nitelikte olduğu,
işyerleri açısından gözetilen eşitliğin, işçilerin haklarında
işyerlerinde çalıştırılan işçi sayısına göre bir ayırım
yapılması halinde eşitsizlik doğuracağı, işsizliğin büyük
boyutlara ulaştığı günümüzde iş güvencesinin eşitlik temelinde
yaygın olarak uygulanmamasının çalışma ilişkilerinin bütününü
etkileyeceği ve çalışma barışını bozacağı, Devletimizin taraf
olduğu 158 sayılı İLO Sözleşmesindeki iş güvencesi hükümlerine
uygun olmadığı, işçi olmak niteliğini taşıyan ve bu açıdan
durumları aynı olan kimselerin bir kısmının “çalıştıkları
işyerlerindeki işçi sayısı” gibi bir dış durum ölçüt alınarak iş
güvencesi koşulunun belirlenmesinin Anayasa’nın 10. maddesindeki
kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğu, Anayasa’nın 49.
maddesindeki çalışma hakkının, işçinin işine geçerli bir neden
olmadan son verilememesi hakkını da içerdiği, 30’dan az işçi
çalıştırılan işyerlerindeki işçilerin iş güvencesinden mahrum
bırakılmasının çalışma hakkını sınırlandırdığı için Anayasa’nın
49. ve 13. maddelerine aykırı olduğu, sosyal adaletin ve
toplumsal dengenin sağlanmasını imkansız
hale getirdiği için Anayasa’nın 2. ve 5. maddelerine aykırı
olduğu,
20. maddenin
birinci fıkrasının son tümcesi ile dördüncü fıkrasıyla ilgili
olarak;
20. maddenin birinci fıkrasının son tümcesinin,
öngörülen tahkimle ekonomik bakımdan daha zayıf durumda bulunan
işçiyi doğal yargıcı olan iş mahkemesinden yoksun bıraktığı,
toplu iş sözleşmesinde uyuşmazlığın hakeme götürüleceği yolunda
bir hükmün yer alması halinde, iş sözleşmesi feshedilen işçi ve
işveren arasındaki feshin haklı sebebe dayanıp dayanmadığına
ilişkin anlaşmazlığın çözümü için özel hakeme gidilmesini
zorunlu hale getirdiği, bunun hak arama özgürlüğü ve kanuni
hakim güvencesiyle bağdaşmadığı, hak arama özgürlüğünün
sınırlandırılmasının demokratik toplum düzeninin gerekleri ve
ölçülülük ilkesi bakımından uygun olmadığı, bu nedenlerle
Anayasa’nın 2., 5., 13., 36. ve 37.
maddelerine aykırı olduğu, Anayasa’ya aykırılık gerekçelerinin
tümünün özel hakemin oluşum ve çalışma esaslarının düzenlendiği
20. maddenin dördüncü fıkrası için de geçerli olduğu,
21. maddenin birinci fıkrasının son tümcesi ile
altıncı fıkrasıyla ilgili olarak;
Dava dilekçesinde, 21. maddenin birinci
fıkrasının son tümcesinin, geçerli fesih sebebi gösterilmediğine
ya da gösterilen sebebin geçersiz olduğuna karar verilen
işverenin, işçiyi işe başlatma yükümlülüğünden 4 ilâ 8 aylık
ücret tutarında tazminat ödemek suretiyle kurtulma olanağı
verdiği, böyle bir olanağın 18. maddesinde getirilen ve 21.
maddenin birinci fıkrasının birinci tümcesindeki iş güvencesini
etkisiz hale getirdiği ve Anayasa’nın 49. maddesindeki çalışma
hakkına aykırı olduğu, tazminat sınırı belirlenmiş olmasıyla iş
sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesi ile aksine sözleşme
imkanını ortadan kaldırdığından
Anayasa’nın 48. ve 53. maddelerindeki sözleşme hak ve
özgürlüklerini sınırlandırdığı, çalışma hakkını, sözleşme hak ve
özgürlüklerini demokratik toplum düzeninin gereklerine,
ölçüsüzce ve ilgili maddedeki sınırlama nedenlerine uymadan
sınırlandırdığı için Anayasa’nın 13. maddesine de aykırı olduğu,
güçsüzlerin güçlüler tarafından ezilmesine ve adaletsiz
uygulamaların ortaya çıkmasına yol açacağından Anayasa’nın 2. ve
5. maddelerine de aykırı olduğu; 21. maddenin altıncı fıkrasının
ise sözleşmeyle birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarda yer alan
hususların değiştirilmesine olanak bırakmadığından toplu iş
sözleşmesi ve sözleşme özgürlüklerine ilişkin Anayasa’nın 53. ve
48. maddelerine, anılan hak ve özgürlükleri sınırlandırdığı için
Anayasa’nın 13. maddesine ve bu nedenlerle Anayasa’nın 2. ve 11.
maddelerine de aykırı olduğu,
41. maddenin birinci fıkrasının son tümcesi ve
üçüncü fıkrasıyla ilgili olarak;
41. maddenin birinci fıkrasının son tümcesinin,
angarya niteliğinde bir çalışmayı tanımladığı, denkleştirme
kapsamında kalan haftalık 45 saatlik süreyi aşan çalışmalar için
fazla mesai ücreti ödenmemesinin, Anayasa’nın zorla çalıştırma
yasağını düzenleyen 18. maddesine aykırı olduğu, günde 11
saatlik bir çalışma temposunun Anayasa’nın 50. maddesiyle
güvence altına alınan dinlenme hakkına aykırı olduğu; 41.
maddenin üçüncü fıkrasının ise fazla çalışmanın niteliğinde bir
değişiklik olmamasına rağmen ücrette farklılaşma yaparak, adeta
sözleşmelerle belirlenecek haftalık çalışma süresinin 45 saatin
altında olmamasını dayattığı, toplu pazarlık sistemine de
dolaylı bir müdahale anlamı taşıdığı, bunun da sözleşme yapma
özgürlüğü açısından Anayasa’nın 48. ve 53. maddelerine aykırı
olduğu, iptali istenilen kuralların, dinlenme ve toplu iş
sözleşmesi haklarını demokratik toplum düzeninin gereklerine
aykırı ve ölçüsüz biçimde sınırlayıcı nitelik taşıdığından
Anayasa’nın 13. maddesine aykırı olduğu, güçsüzleri güçlüler
karşısında korumayacağı, sosyal adaleti ve dengeli bir gelir
dağılımını ve sosyal devlet ilkesini sağlamayacağı, bu
nedenlerle Anayasa’nın 2., 5. ve 11.
maddelerine aykırı olduğu,
63. maddenin ikinci fıkrasıyla ilgili olarak;
Kuralın, günde 11 saatlik bir çalışma biçimine
olanak vererek dinlenme hakkını zedelediğinden Anayasa’nın 50.
maddesine, dinlenme hakkını demokratik toplum düzeninin
gereklerine aykırı biçimde ve ölçüsüzce sınırlandırdığı için
Anayasa’nın 13. maddesine aykırı olduğu, işçilik maliyetlerini
kısarak rekabet üstünlüğü sağlama çabasının sosyal devlet
ilkesini zedelediği ve güçsüz durumdaki işçiyi ezdiği, bu
nedenlerle Anayasa’nın 2., 5. ve 11.
maddelerine de aykırı olduğu,
111. maddeyle ilgili olarak;
111. maddenin, bir kanunun
uygulama alanına nelerin gireceğini göstermenin kanunla
yapılması gerektiği, yürütmenin bir alanı aslî olarak düzenleme
yetkisinin olmadığı, sanayi, ticaret, tarım ve orman işleri ile
bu işlere ilişkin kuralda belirtilen hususları yönetmeliğe
bırakmasının Anayasa’nın 6. maddesine aykırı olarak yasama
yetkisinin yürütmeye devri anlamı taşıdığı ayrıca Anayasa’nın 7.
ve 124. maddelerine ve Anayasa’nın Başlangıç Bölümündeki
kuvvetler ayrılığına aykırı olduğu, kanunun taşıması gereken
süreklilik ve belirlilik unsurlarına aykırı durumların ortaya
çıkmasına yol açtığı için Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk
devleti ilkesine, Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı
ilkelerine uymadığı için de Anayasa’nın 11. maddesine aykırı
olduğu,
ileri
sürülmüş ve iptallerine karar verilmesi istenilmiştir.
18. maddenin birinci fıkrası ve 21. maddesinin
birinci fıkrasının son tümcesi ile altıncı fıkrasının
yürürlüğünün durdurulmasıyla ilgili olarak ise özetle:
İş sözleşmesinin feshinin ancak haklı nedene
dayalı olarak yapılabilmesi ilkesinin, çalışma hakkının bugün
çağdaş demokratik toplumların üzerinde anlaştığı bir parçası
olduğu, 18. maddenin birinci fıkrasında bu ilkeden, en az 30
işçinin çalıştığı işyerlerinde çalışan işçilerin yararlanmasına
olanak tanındığı halde, 30’dan az işçinin çalıştırıldığı
işyerlerindeki işçilerin bu olanaktan yoksun bırakıldığı, bu
nedenlerle kuralın, Anayasa’nın 2.,
5., 10., 11., 13. ve 49. maddelerine aykırı olduğu, bu kuralın
uygulanmasının pek çok işçinin iş sözleşmesinin haklı bir nedene
dayanılmadan feshedilmesine yol açabileceği, Türkiye’deki
işçilerin neredeyse yarısının 30’dan az işçi çalıştırılan
işyerlerinde çalışıyor olmasının, bu tehlike ile başbaşa
bırakılan işçi sayısını ortaya koyduğu;
4857 sayılı Yasa’nın 21. maddesinin birinci
fıkrasının son cümlesinde ve altıncı fıkrasında yer alan
hükümlerin, iş sözleşmesinin ancak haklı nedene dayalı olarak
feshedilebileceği konusundaki iş güvencesinin etkisiz kalmasına
neden olduğu ve Anayasa’nın 2., 5.,
11., 13., 48., 49. ve 53. maddelerine aykırı olduğu, bu
hükümlerin uygulanmasının, haksız nedene dayalı fesihlerin
sayısının artmasına yol açacağı, yetersiz düzeydeki bir
tazminatı ödemeyi göze alan işvereni, fesih nedeninin haksız
olduğu belirlenmiş işçileri de, talepleri olsa bile tekrar işe
almamaya yönelteceği ve işçilerin sözleşme ile iş güvencesini
daha etkin koşullara bağlamasını engelleyeceği,
ileri
sürülerek söz konusu kuralların yürürlüğünün durdurulması
istenilmiştir.
II - YASA KURALLARI
A - İptali İstenilen Yasa Kuralları
4857 sayılı Yasa’nın iptali istenilen bölümlerini
de içeren 7., 14., 18., 20., 21.,
41., 63. ve 111. maddeleri şöyledir :
1- “MADDE 7.-
İşveren, devir sırasında yazılı rızasını almak
suretiyle bir işçiyi; holding bünyesi içinde veya aynı şirketler
topluluğuna bağlı başka bir işyerinde veya yapmakta olduğu işe
benzer işlerde çalıştırılması koşuluyla başka bir işverene iş
görme edimini yerine getirmek üzere geçici olarak devrettiğinde
geçici iş ilişkisi gerçekleşmiş olur. Bu halde iş sözleşmesi
devam etmekle beraber, işçi bu sözleşmeye göre üstlendiği işin
görülmesini, iş sözleşmesine geçici iş ilişkisi kurulan işverene
karşı yerine getirmekle yükümlü olur. Geçici iş ilişkisi kurulan
işveren işçiye talimat verme hakkına
sahip olup, işçiye sağlık ve güvenlik risklerine karşı gerekli
eğitimi vermekle yükümlüdür.
Geçici iş ilişkisi altı ayı geçmemek üzere
yazılı olarak yapılır, gerektiğinde en fazla iki defa
yenilenebilir.
İşverenin, ücreti ödeme yükümlülüğü devam
eder. Geçici iş ilişkisi kurulan işveren, işçinin kendisinde
çalıştığı sürede ödenmeyen ücretinden, işçiyi gözetme borcundan
ve sosyal sigorta primlerinden işveren ile birlikte sorumludur.
İşçi, işyerine ve işe ilişkin olup kusuru ile
sebep olduğu zarardan geçici iş ilişkisi kurulan işverene karşı
sorumludur. İşçinin geçici sözleşmesinden aksi anlaşılmıyorsa,
işçinin diğer hak ve yükümlülüklerine ilişkin bu Kanundaki
düzenlemeler geçici iş ilişkisi kurulan işverenle olan
ilişkisine de uygulanır.
İşçiyi geçici olarak devralan işveren grev ve
lokavt aşamasına gelen bir toplu iş uyuşmazlığının tarafı ise,
işçi grev ve lokavtın uygulanması sırasında çalıştırılamaz.
Ancak, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununun
39 uncu maddesi hükümleri saklıdır. İşveren, işçisini grev ve
lokavt süresince kendi işyerinde çalıştırmak zorundadır.
Toplu işçi çıkarmaya gidilen işyerlerinde
çıkarma tarihinden itibaren altı ay içinde toplu işçi çıkarmanın
konusu olan işlerde geçici iş ilişkisi gerçekleşmez.”
2- “MADDE 14.-
Yazılı sözleşme
ile işçinin yapmayı üstlendiği işle ilgili olarak
kendisine ihtiyaç duyulması halinde iş görme ediminin yerine
getirileceğinin kararlaştırıldığı iş ilişkisi, çağrı üzerine
çalışmaya dayalı kısmi süreli bir iş sözleşmesidir.
Hafta, ay veya yıl gibi bir zaman dilimi
içinde işçinin ne kadar süreyle çalışacağını taraflar
belirlemedikleri takdirde, haftalık çalışma süresi yirmi saat
kararlaştırılmış sayılır. Çağrı üzerine çalıştırılmak için
belirlenen sürede işçi çalıştırılsın veya çalıştırılmasın ücrete
hak kazanır.
İşçiden iş görme borcunu yerine getirmesini
çağrı yoluyla talep hakkına sahip olan işveren, bu çağrıyı, aksi
kararlaştırılmadıkça, işçinin çalışacağı zamandan en az dört gün
önce yapmak zorundadır. Süreye uygun çağrı üzerine işçi iş görme
edimini yerine getirmekle yükümlüdür. Sözleşmede günlük çalışma
süresi kararlaştırılmamış ise, işveren her çağrıda işçiyi günde
en az dört saat üst üste çalıştırmak zorundadır.”
3- “MADDE 18.-
Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran
işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan
işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren,
işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin,
işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe
dayanmak zorundadır.
Altı aylık kıdem hesabında bu Kanunun 66 ncı
maddesindeki süreler dikkate alınır.
Özellikle aşağıdaki hususlar fesih için geçerli
bir sebep oluşturmaz:
a) Sendika üyeliği veya çalışma saatleri dışında
veya işverenin rızası ile çalışma saatleri içinde sendikal
faaliyetlere katılmak.
b) İşyeri sendika temsilciliği yapmak.
c) Mevzuattan veya sözleşmeden doğan haklarını
takip için işveren aleyhine idari veya adli makamlara başvurmak
veya bu hususta başlatılmış sürece katılmak.
d) Irk, renk, cinsiyet, medeni hal, aile
yükümlülükleri, hamilelik, doğum, din, siyasi görüş ve benzeri
nedenler.
e) 74 üncü maddede öngörülen ve kadın işçilerin
çalıştırılmasının yasak olduğu sürelerde işe gelmemek.
f) Hastalık veya kaza nedeniyle 25 inci maddenin
(I) numaralı bendinin (b) alt bendinde öngörülen bekleme
süresinde işe geçici devamsızlık.
İşçinin altı aylık kıdemi, aynı işverenin bir
veya değişik işyerlerinde geçen süreler birleştirilerek hesap
edilir. İşverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin
bulunması halinde, işyerinde çalışan işçi sayısı, bu
işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirlenir.
İşletmenin bütününü
sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları ile işyerinin
bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma
yetkisi bulunan işveren vekilleri hakkında bu madde, 19 ve 21
inci maddeler ile 25 inci maddenin son fıkrası uygulanmaz.”
4- “MADDE 20.- İş
sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep
gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep
olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden
itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabilir.
Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya taraflar
anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür.
Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat
yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe
dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla
yükümlüdür.
Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde
sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde,
Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir.
Özel hakemin oluşumu, çalışma esas ve usulleri
çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.”
5- “MADDE 21.-
İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin
geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit
edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren,
işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır.
İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde
işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık
ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur.
Mahkeme veya özel hakem feshin geçersizliğine
karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde ödenecek
tazminat miktarını da belirler.
Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı
süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve
diğer hakları ödenir.
İşçi işe başlatılırsa, peşin olarak ödenen
bildirim süresine ait ücret ile kıdem tazminatı, yukarıdaki
fıkra hükümlerine göre yapılacak ödemeden mahsup edilir. İşe
başlatılmayan işçiye bildirim süresi verilmemiş veya bildirim
süresine ait ücret peşin ödenmemişse, bu sürelere ait ücret
tutarı ayrıca ödenir.
İşçi kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının
tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlamak için işverene
başvuruda bulunmak zorundadır. İşçi bu süre içinde başvuruda
bulunmaz ise, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih
sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu
olur.
Bu maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkra
hükümleri sözleşmeler ile hiçbir suretle değiştirilemez; aksi
yönde sözleşme hükümleri geçersizdir.”
6- “MADDE 41.-
Ülkenin genel yararları yahut işin niteliği veya üretimin
artırılması gibi nedenlerle fazla çalışma yapılabilir. Fazla
çalışma, Kanunda yazılı koşullar çerçevesinde, haftalık kırkbeş
saati aşan çalışmalardır. 63
üncü madde hükmüne göre denkleştirme
esasının uygulandığı hallerde, işçinin haftalık ortalama çalışma
süresi, normal haftalık iş süresini aşmamak koşulu ile, bazı
haftalarda toplam kırkbeş saati aşsa dahi bu çalışmalar fazla
çalışma sayılmaz.
Her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret
normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde elli
yükseltilmesi suretiyle ödenir.
Haftalık çalışma süresinin sözleşmelerle kırkbeş
saatin altında belirlendiği durumlarda yukarıda belirtilen
esaslar dahilinde uygulanan ortalama haftalık çalışma süresini
aşan ve kırkbeş saate kadar yapılan
çalışmalar fazla sürelerle çalışmalardır. Fazla sürelerle
çalışmalarda, her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret
normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde
yirmibeş yükseltilmesiyle ödenir.
Fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma yapan
işçi isterse, bu çalışmalar karşılığı zamlı ücret yerine, fazla
çalıştığı her saat karşılığında bir saat otuz dakikayı, fazla
sürelerle çalıştığı her saat karşılığında bir saat onbeş
dakikayı serbest zaman olarak kullanabilir.
İşçi hak ettiği serbest zamanı altı ay zarfında,
çalışma süreleri içinde ve ücretinde bir kesinti olmadan
kullanır.
63 üncü maddenin son
fıkrasında yazılı sağlık nedenlerine dayanan kısa veya
sınırlı süreli işlerde ve 69 uncu maddede belirtilen gece
çalışmasında fazla çalışma yapılamaz.
Fazla saatlerle çalışmak için işçinin onayının
alınması gerekir.
Fazla çalışma süresinin toplamı bir yılda
ikiyüzyetmiş saatten fazla olamaz.
Fazla çalışma ve fazla sürelerle çalışmaların ne
şekilde uygulanacağı çıkarılacak yönetmelikte gösterilir.”
7- “MADDE 63.- Genel
bakımdan çalışma süresi haftada en çok kırkbeş saattir. Aksi
kararlaştırılmamışsa bu süre, işyerlerinde haftanın çalışılan
günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanır.
Tarafların anlaşması ile haftalık normal çalışma
süresi, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine, günde onbir
saati aşmamak koşulu ile farklı şekilde dağıtılabilir. Bu halde,
iki aylık süre içinde işçinin haftalık ortalama çalışma süresi,
normal haftalık çalışma süresini aşamaz. Denkleştirme süresi
toplu iş sözleşmeleri ile dört aya kadar artırılabilir.
Çalışma sürelerinin yukarıdaki esaslar
çerçevesinde uygulama şekilleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı tarafından hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir.
Sağlık kuralları bakımından günde ancak yedibuçuk
saat ve daha az çalışılması gereken işler, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı tarafından müştereken
hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir.”
8- “MADDE 111.- Bir işin bu Kanunun
uygulanması bakımından sanayi, ticaret, tarım ve orman
işlerinden sayılıp sayılamayacağını Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı bir yönetmelikle belirler.
Tarım ve ormandan sayılan işlerde
çalışanların, çalışma koşullarına ilişkin hükümleri, hizmet
akdi, ücret, işin düzenlenmesi ile ilgili hususlar Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle
düzenlenir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde Anayasa’nın Başlangıç Bölümü
ile 2., 5., 6., 7., 10., 11., 13.,
18., 36., 37., 48., 49., 50., 51., 53., 54., 55., 56., 60. ve
124. maddelerine dayanılmıştır.
III - İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ,
Samia AKBULUT, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN ve
Mehmet ERTEN’in katılımlarıyla 17.7.2003 gününde yapılan ilk
inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin
esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin bu konudaki
raporun hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına oybirliğiyle
karar verilmiştir.
IV - YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN
İNCELEMESİ
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ,
Samia AKBULUT, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU,
Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN ve
Fazıl SAĞLAM’ın katılmalarıyla 15.10.2003 günü yapılan
yürürlüğün durdurulması istemini inceleme toplantısında,
22.5.2003 günlü, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesinin
birinci fıkrasının ve 21. maddesinin birinci fıkrasının son
tümcesi ile altıncı fıkrasının yürürlüklerinin durdurulması
isteminin reddine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V - ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, iptali istenilen Yasa kuralları, dayanılan Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri
okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A - 7. Maddenin İncelenmesi
Dava dilekçesinde 7. maddenin, işçileri
işverenlere karşı korumadığı, işçilerin çalışma ve sözleşme
hürriyetini kısıtladığı, örgütlenme ve grev hakkından
yararlanmalarını engellemeye müsait olduğu, işçinin iznine
dayalı olarak gerçekleştirilse bile emek ticaretine yol açtığı,
sözleşme hürriyetinin dayanağı olan irade özgürlüğünü ortadan
kaldırıcı etki yapabileceği, sendika kurma hakkını olumsuz
etkileyeceği, iş piyasasında rekabete dayalı bir anlayışın
egemen olmasına da aracılık edeceği, emeğin çalışma koşullarının
ve yaşam standartlarının tabanda eşitlenmesi sonucunu doğuracağı
ve bunun da toplu iş sözleşmelerinde işçinin pazarlık gücünü
olumsuz etkileyeceği, bu nedenlerle Anayasa’nın 2.,
5., 11., 13., 48., 49., 51., 53., 54.
ve 55. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
7. maddede,
“geçici iş ilişkisi” kurala bağlanmıştır. Geçici iş
ilişkisinin kurulabilmesi için işverenin, devir sırasında
işçinin rızasını alması zorunlu koşuldur. Eğer bu rıza yoksa
geçici iş ilişkisi kurulmuş sayılmaz. İşçinin bu konudaki
rızasının yazılı olması da gereklidir.
Devir konusu
sınırlıdır. İşveren, işçiyi, holding bünyesi içinde veya aynı
şirketler topluluğuna bağlı başka bir işyerinde veya işçinin
yapmakta olduğu işe benzer işlerde çalıştırılması koşuluyla
başka bir işverene iş görme edimini yerine getirmek üzere geçici
olarak devredebilir; söz konusu devirle geçici iş ilişkisi
gerçekleşmiş olur.
Geçici iş ilişkisi altı ayı geçmemek üzere yazılı
olarak yapılır, gerektiğinde en fazla iki defa yenilenebilir.
Toplu işçi çıkarmaya gidilen işyerlerinde çıkarma
tarihinden itibaren altı ay içinde toplu işçi çıkarmanın konusu
olan işlerde geçici iş ilişkisi gerçekleşmez. İşçi, sendikal
haklar ve toplu sözleşme ve grev hakları açısından asıl iş
sözleşmesiyle bağlı olduğu işyerinin işçisi sayılmaya devam
eder.
Çeşitli hukuk sistemleri incelendiğinde, ödünç iş
ilişkisi olarak da adlandırılan geçici iş ilişkisinin hemen her
ülkede mevcut olduğu görülmektedir. Bu ilişkinin düzenlenmesinde
karşılaştırmalı hukukta farklılıklar görülebilmektedir. Ancak,
bu uygulamanın olduğu bütün ülkelerdeki ortak görünüş, ödünç
işçi istihdam edilmesinin gerek ulusal gerek uluslararası
düzeyde firmaların rekabet gücünü artırdığı gerçeğidir.
Anayasa’nın 2. maddesinde
belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan
haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,
her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek
sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine
açık, yasaların üstünde yasakoyucunun da uyması gereken Anayasa
ve temel hukuk ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Bu bağlamda, hukuk devletinde
yasakoyucu, yalnız yasaların Anayasa’ya değil, Anayasa’nın da
evrensel hukuk ilkelerine uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür.
Anayasa’nın 5. maddesinde, kişilerin ve toplumun
refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve
hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle
bağdaşmayacak şekilde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal
engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının
gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak, devletin
temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.
Anayasa’nın 13. maddesinde, “Temel hak ve
hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla
sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve
ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir.
Anayasa’nın 48. maddesinde, “Herkes dilediği
alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine
sahiptir…Devlet, özel teşebbüslerin milli ekonominin
gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve
kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır”;
49. maddesinde ise, “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.
Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma
hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak,
çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir
ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli
tedbirleri alır” denilmektedir.
Anayasa’nın 51. maddesinin dördüncü fıkrasında,
“Aynı zamanda ve aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye
olunamaz.” denilmektedir. Anayasa’nın 53. maddesinde toplu
iş sözleşmesi hakkı kurala bağlanmıştır. Anayasa’nın 54.
maddesinde ise grev ve lokavt hakkı düzenlenmiş ve işçi-işveren
ilişkilerindeki tarihi gelişim göz önünde bulundurularak, bugüne
kadar kazanılmış hakların korunması amaçlanmıştır. Anayasa’nın
55. maddesinde ise ücrette adalet sağlanması düzenlenmiştir.
Sözleşme özgürlüğü, özel hukuktaki irade
özerkliği ilkesinin Anayasa hukuku alanındaki dayanağıdır. Özel
hukukta irade özerkliği, özel kişilerin yasal sınırlar
içerisinde istedikleri hukuki sonuca bu yoldaki iradelerini
yeterince açığa vurarak ulaşabilmeleri demektir. Anayasa
açısından sözleşme özgürlüğü ise Devletin, özel kişilerin
istedikleri hukukî sonuçlara ulaşmalarını sağlaması ve bu
bağlamda, özel kişilerin belli hukukî sonuçlara yönelen
iradelerini geçerli olarak tanıması, onların iradelerinin
yöneldiği hukukî sonuçların doğacağını ilke olarak benimsemesi
ve koruması demektir.
Sözleşme iki taraflı bir hukuki işlem olup,
tarafların karşılıklı ve birbirine uygun surette irade
açıklamalarıyla meydana gelir. Kuralda, işçinin özgür
iradesiyle katıldığı iş ilişkisi devam ederken, işçinin yazılı
olarak belirttiği iradesiyle geçici iş ilişkisi kurulmaktadır.
Geçici iş ilişkisinin kurulması konusunda işçinin
yazılı irade beyanını zorunlu kılan, bu konuda karar verme
yetkisini sadece işverene bırakmayan kuralın Anayasa’nın 48.
maddesine aykırı olduğundan söz edilemez.
Devralan işveren ile işçi arasındaki ilişki
geçici nitelikte olup işçinin, devreden (asıl) işveren ile iş
akdi ve (asıl) işverenin sorumluluğu devam etmektedir. Devralan
işverene karşı işçinin sendika ve toplu iş sözleşmesi hakkının
olması ise biçimsel olarak gerekli değildir. Geçici iş
ilişkisinde, asıl işveren ile işçi arasındaki iş akdi, toplu iş
sözleşmesi, asıl işverene yönelik olarak (işçi bakımından)
sendikal hak ve ilişki ile asıl işverenin ücreti ödeme
yükümlülüğü de devam etmektedir.
İşçi aynı anda iki ayrı sendikaya üye
olamayacağından, geçici iş ilişkisinin kurulduğu iş kolu
açısından sendika üyeliğinin tanınmaması Anayasa’nın 51.
maddesinin dördüncü fıkrasının gereğidir. Söz konusu anayasal
sınır gereğince de zaten Anayasa’nın 53. maddesindeki toplu iş
sözleşmesi hakkından söz edilemeyecektir. Kuralda işverenin
ücret ödeme yükümlülüğü devam ettiğine göre, Anayasa’nın 55.
maddesine aykırılık da bulunmamaktadır.
7. maddenin ikinci fıkrasında, geçici
ilişkisi …
gerektiğinde en fazla iki defa yenilenebilir”
denilmekte ancak, yenilemenin nasıl yapılacağı konusunda başkaca
açıklama yer almamaktadır. 7. maddenin birinci fıkrasına göre,
devir sırasında yazılı rızası alınan işçinin ikinci fıkraya göre
iş ilişkisinin yenilenmesi durumunda yine rızasının alınması
gerekliliği, işçi bakımından hukuki güvence niteliğindedir.
Öte yandan, günümüzde birçok nedenle değişen
ticari ve ekonomik koşullar, iş idaresi yönünden esnek çalışma
yöntemlerini gerekli kılmaktadır. Bunun bir sonucu olarak ortaya
konulan geçici iş ilişkisi esnek çalışma şekillerinden birisi
olarak değerlendirilmektedir. Kuralla, uygulamada ortaya çıkan
bu çalışma türü yasal düzenlemeyle belirli ilkelere bağlanmış,
tarafların sorumlulukları, borçları ve bu çalışma türünün
sınırları belirtilmiştir.
İşçi ile işveren arasında hak ve yükümlülükler
konusunda Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçülere uygun olduğu
görülen kural, Anayasa’nın 2., 5.,
13., 48., 49., 51., 53. ve 55. maddelerine aykırı değildir,
iptal isteminin reddi gerekir.
İptali istenilen kuralın Anayasa’nın 11. ve 54.
maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
B- 14. Maddenin İncelenmesi
Dava dilekçesinde 14. maddenin, çağrı üzerine
çalışan işçiye adil ve yeterli ücret sağlamaktan uzak olduğu,
uygulamada alt sınır olarak belirlenen süre ve ücretlerin
yaygınlaşması kaçınılmaz bulunduğundan bu çalışma biçiminin
günlük ve aylık asgari ücretin de altında ücret alanlar
kitlesine neden olacağı, işçilerin, örgütlenme ve sendikal
haklarından yeterince yararlanmalarına imkan tanımadığı, sağlık
yardımlarından yararlanabilmelerinin neredeyse imkansız olduğu,
sosyal güvenlik hakkını da sağlamayacağı, bu nedenlerle
Anayasa’nın 2., 5., 11., 13., 51.,
55., 56. ve 60. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
14. maddede, işçinin üstlendiği işin görülmesi
ediminin, işin çıktığı zamanlarda işveren tarafından işçinin
çağrılması esasına dayanılarak yerine getirildiği “çağrı üzerine
çalışma” düzenlenmektedir.
Çağrı üzerine çalışma, esnek çalışma türlerinden
birisidir. 14. maddeye göre, bu çalışma türüne ilişkin sözleşme
yazılı olarak yapılır ve işçi iş yapma edimini, işverenin
ihtiyaç duyması halinde yerine getirir. Aksi
kararlaştırılmamışsa haftalık çalışma süresi 20 saat olarak
kabul edilir. Taraflarca belirlenen ya da Yasa gereği haftalık
20 saatlik sürede işçi çalıştırılsın veya çalıştırılmasın ücrete
hak kazanır. İşçi çalışma edimini yerine getirmek üzere, aksi
kararlaştırılmamışsa işveren tarafından en az dört gün önce
haberdar edilmelidir. Sözleşmede günlük çalışma süresi
kararlaştırılmamışsa, işveren her çağrıda işçiyi en az dört saat
üst üste çalıştırmak zorundadır. Taraflar isterlerse, söz konusu
kuralların aksini kararlaştırabilirler.
1475 sayılı İş Kanunu döneminde Yargıtay
içtihatlarıyla fiilen kabul edilmiş olan çağrı üzerine çalışma,
4857 sayılı Yasa’yla mevzuatımıza girmiştir.
Sendika kurma hakkının düzenlendiği Anayasa’nın
51. maddesinin birinci fıkrasında “Çalışanlar ve işverenler,
üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve
menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin
almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe
üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç
kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya
zorlanamaz.” denilmektedir.
Anayasa’nın 56. maddesinde, “Devlet, herkesin
hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak;
insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini
gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden
planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve
özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak,
onları denetleyerek yerine getirir. Sağlık hizmetlerinin yaygın
bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık
sigortası kurulabilir.” denilmektedir.
Çağrı üzerine çalışmada da, işçi ile işveren
arasında hizmet akdi bulunmakta olup, işçinin sendikaya üye
olması ve sendikal hakları bakımından herhangi bir sınırlama söz
konusu olmadığına göre, çağrı üzerine çalışan işçinin de
sendikal haklarından yararlanacağı kuşkusuzdur.
506 sayılı Yasa’nın 32. maddesinin (A), (B) ve
(D) bentlerindeki hastalıklarla ilgili yardımlardan
yararlanabilmek için, hastalığın anlaşıldığı tarihten önceki bir
yıl içinde en az 90 gün hastalık sigortası primi ödenmiş
olmalıdır. Çağrı üzerine çalışan bir işçi, 90 günlük hastalık
sigortası primi ödenmiş ise, 506 sayılı Yasa’nın 32. maddesinin
son fıkrasındaki hastalık sigortasından yararlanabilecektir.
İptali istenilen kuralda buna engel bir düzenleme yer
almamaktadır.
Çağrı üzerine çalışan işçinin, emekliliği sosyal
güvenlik mevzuatında hüküm bulunmamasıyla ilgili olup, bu durum
iptali istenilen 14. maddedeki düzenlemeden kaynaklanmamaktadır.
C - 18. Maddenin Birinci Fıkrasının
İncelenmesi
Dava dilekçesinde 18. maddenin birinci
fıkrasının, 30 işçiden az işçi çalıştırılan işyerlerinde çalışan
işçiler için güvence sağlamamasının eşitsizliğe neden olduğu, bu
durumun çalışma barışını bozacağı, kapsam dışındaki işçilerin
çalışma haklarını sağlamadığı, 158 sayılı ILO Sözleşmesindeki iş
güvencesi hükümlerine uygun olmadığı, bu nedenlerle kuralın
Anayasa’nın 2., 5., 10., 11., 13. ve
49. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kuralla, otuz veya daha fazla işçi çalıştıran
işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz
süreli iş sözleşmesini fesheden işverenin, işçinin
yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin,
işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe
dayanmak zorunda olması öngörülmektedir.
İş güvencesi ölçütleri belirlenirken, her ülke
kendi verilerini ve iş hayatı koşullarını göz önüne almaktadır.
İş hayatına ilişkin kuralların belirlenmesinde kamu yararı
esastır, ayrıca işçi ve işveren arasındaki denge de
gözetilmektedir. 18. maddeyle getirilen 30
veya daha fazla işçi çalıştırma koşulunun işveren aleyhine
değiştirilmesi durumunda işveren bakımından oluşacak ek mali
külfetlerin kayıt dışı uygulamalara neden olabileceği, ayrıca iş
güvencesi ile oluşabilecek ağır mali yükten küçük işletmelerin
uzak tutulması amaçları gözetildiğinde, dava konusu kuralla
getirilen şartlarla işçi ve işveren arasında kurulan dengede bir
ölçüsüzlük bulunmamaktadır. Nitekim, Uluslararası Çalışma
Örgütünün 158 sayılı Sözleşmesinde de, işçilerin özel istihdam
şartları bakımından veya istihdam eden işletmenin büyüklüğü veya
niteliği açısından esaslı sorunlar bulunan durumlarda,
işçilerden bir kategorinin, iş güvencesinin tamamı veya bir
kısım hükümlerinin kapsamı dışında tutulabileceği
öngörülmektedir.
İptali istenilen kuralın Anayasa’nın 10. ve 11.
maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
D - 20. Maddenin Birinci Fıkrasının Son
Tümcesi ile Dördüncü Fıkrasının İncelenmesi
1) Birinci Fıkranın Son Tümcesi
Dava dilekçesinde, 20. maddenin birinci
fıkrasının son tümcesinde öngörülen tahkimin, ekonomik bakımdan
daha zayıf durumda bulunan işçiyi doğal yargıcı olan iş
mahkemesinden yoksun bıraktığı, hak arama özgürlüğüyle
bağdaşmadığı, bu nedenlerle Anayasa’nın 2.,
5., 11., 13., 36. ve 37. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
20. maddenin birinci fıkrasının ilk tümcesine
göre, iş sözleşmesinin fesih bildiriminde, sebep gösterilmediği
veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı iddiasında olan işçi,
fesih bildiriminin tebliğinden itibaren bir ay içinde iş
mahkemesine dava açabilecektir.
Birinci fıkranın iptali istenilen son tümcesinde,
birinci tümcedeki uyuşmazlığın iki şekilde özel hakeme
götürülebilmesi öngörülmüştür:
a) Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa ya da
b) Sözleşmede hüküm olmamasına rağmen taraflar
özel hakeme gitmek için anlaşırlarsa.
a) “Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa veya…”
Bölümü
20. maddenin birinci fıkrasının son tümcesi
uyarınca, toplu iş sözleşmesine özel hakeme gitme hükmü
konulmuşsa, bu hüküm normatif niteliktedir ve sendika üyesi olan
işçiyi bağlar. Çünkü, 20. maddenin birinci fıkrasının son
tümcesinde emredici nitelikte bir ifadeyle, “Toplu iş
sözleşmesinde hüküm varsa ...
özel hakeme götürülür”
denilmektedir.
Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasına
göre, herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle
yargı mercileri önünde davacı olarak iddiada bulunmak ve adil
yargılanmak hakkına sahiptir.
İptali istenilen kuralın,“Toplu iş
sözleşmesinde hüküm varsa veya” bölümüyle, toplu iş
sözleşmesinin bu konudaki hükümlerine yasa hükmü gibi
bağlayıcılık kazandırılmaktadır.
Özel hakem kararları ancak Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunu’nun 533. maddesinde yer alan ve esas
yönünden denetime olanak vermeyen nedenlerle temyiz edilebiliyor
ise de, iptali istenilen kuralda yargı önünde davacı olarak esas
yönünden iddiada bulunulmasına olanak verilmemiş olması hak
arama özgürlüğünü sınırlamaktadır.
Bu nedenle kuralın “Toplu iş sözleşmesinde
hüküm varsa veya” bölümü Anayasa’nın 36. maddesine
aykırıdır, iptali gerekir.
b) “…taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı
sürede özel hakeme götürülür.” Bölümü
İşçinin, 20. maddenin birinci fıkrasındaki
uyuşmazlığı özel hakeme götürme konusunda işverenle
anlaşabilmesi yalnızca kendi iradesine ilişkindir. İşçi ancak
özel hakeme gitme konusundaki iradesini kullandığında, dava açma
seçeneğinden vazgeçmiş olacağından Anayasa’nın 36. maddesine
aykırılıktan söz edilemez.
Bu nedenlerle, kuralın “…taraflar anlaşırlarsa
uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür” bölümü
Anayasa’nın 36. maddesine aykırı değildir, iptal isteminin reddi
gerekir.
Şevket APALAK ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu
görüşe katılmamışlardır.
İptali istenilen kuralın Anayasa’nın 2.,
5., 11., 13. ve 37. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
2) Dördüncü Fıkra
Dava dilekçesinde, özel hakemin oluşum ve çalışma
esaslarını düzenleyen dördüncü fıkranın, birinci fıkranın son
tümcesi için belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 2.,
5., 11., 13., 36. ve 37. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
20. maddenin dördüncü fıkrasında özel hakemin
oluşumu, çalışma esas ve usullerinin çıkarılacak bir
yönetmelikle belirlenmesi öngörülmektedir.
HUMK’nun 516
ilâ 536. maddeleri arasında, özel tahkim kurulunun oluşumuna ve
görevlerine ilişkin kurallar yer almaktadır.
HUMK’nun 527. maddesinde hakemlerin hangi
hallerde sulh mahkemesine başvurabilecekleri, 528. maddesinde
tahkikat esnasında ceza takibatına esas teşkil eden bir sahtelik
söz konusu olursa, ceza mahkemesince bir karar verilinceye kadar
tahkim incelemesinin erteleneceği, 529. maddesinde hakemlerin
ilk oluşumundan itibaren altı ay içinde hüküm vermek zorunda
oldukları, aksine yapılan sözleşmelerin batıl olduğu ve bu
konudaki uyuşmazlıkların yetkili mahkemece çözümleneceği, 530.
maddesinde hakem kararlarında nelerin olması gerektiği, 531.
maddesinde hakemlerin çoğunlukla karar verebilecekleri, 533.
maddesinde hakemlerin kararlarının hangi hallerde temyiz
edilebileceğinin kurallara bağlandığı görülmektedir.
Hakem kurullarının oluşumunun ve çalışma
yönteminin, uzmanlığın önemi de gözetilerek hukuk devleti
ilkeleriyle uyum içinde düzenlenmesi gerekir. Ayrıca hakem
kurullarının tarafsızlığı ve bağımsızlığı, uzman niteliği ile bu
kurulların alacağı kararların bağlı olacağı usul ve esasların
yönetmeliğe bırakılmayıp yasa ile düzenlenmesi adil yargılanma
hakkının sağlanabilmesi için zorunludur.
Bu nedenle kural, Anayasa’nın 2. ve 36.
maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.
Kuralın, 2. ve 36. maddeye dayanılarak iptaline
karar verildiğinden, Anayasa’nın 5.,
11., 13. ve 37. maddeleri açısından denetim yapılmasına gerek
görülmemiştir.
E - 21. Maddenin Birinci Fıkrasının Son
Tümcesi ile Altıncı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde 21. maddenin birinci fıkrasının
son tümcesinin, feshin geçersiz olduğuna karar verildiğinde
işverene, işçiyi işe başlatmayıp 4 ilâ 8 aylık ücreti tutarında
tazminat ödeme seçeneği sağladığı, bunun iş güvencesini etkisiz
hale getirdiği, bu nedenlerle kuralın, Anayasa’nın 2.,
5., 11., 13., 48., 49. ve 53. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
21. maddenin birinci fıkrasının iptali istenilen
son tümcesindeki, 4 ilâ 8 aylık tazminatın nasıl belirleneceği
maddenin gerekçesinde, “Bu tazminat, iş sözleşmesinin sona
erdirilmesi ve işverenin işçiyi işe başlatmama sebepleri göz
önünde tutularak, … mahkeme veya özel
hakem tarafından takdir edilecektir” şeklinde
belirtilmiştir.
Anayasa’nın 48. ve 49. maddelerinde öngörülen
özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal
amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde
çalışmasını sağlamak, işçi ve işveren arasındaki dengenin
kurularak çalışma barışını korumak Devletin görevleri arasında
sayılmıştır. İş ilişkisinde kişisel yapı ön planda olup
işverenden zorla bir kişiyi çalıştırmasını istemek beklenemez
ise de, işçi ve işverenin hak ve yükümlülükleri arasında
aranılan ölçülü ve makul bir dengenin, işverene tazminat ödeme
yükümlülüğü getirilmek suretiyle kurulduğu anlaşıldığından
kuralda Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir.
Bu nedenlerle kural Anayasa’nın 13.,
48. ve 49. maddelerine aykırı değildir, iptal isteminin reddi
gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2.,
5., 11. ve 53. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
2) Altıncı Fıkra
Dava dilekçesinde 21. maddenin altıncı
fıkrasının, sözleşmeyle birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarda yer
alan hususların değiştirilmesine olanak bırakmadığından
Anayasa’nın 2., 11., 13., 48. ve 53.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
21. maddenin altıncı fıkrasında, maddenin
birinci, ikinci ve üçüncü fıkra hükümlerinin sözleşmeler ile
hiçbir suretle değiştirilemeyeceği ve aksi yönde sözleşme
hükümlerinin geçersiz olduğu hükme bağlanmıştır.
Birinci fıkrada, geçerli sebebe dayanmadan iş
akdini fesheden işverenin işçiyi bir ay içinde işe başlatma
zorunluluğu öngörülmüş, aksi halde tazminat ödeme yükümlülüğü
getirilmiştir.
İkinci fıkrada, feshin geçersiz olduğuna karar
verildiğinde, işverenin işçinin başvurusuna rağmen işçiyi işe
başlatmaması durumunda, mahkeme veya hakem kararıyla birinci
fıkrada öngörülen 4-8 aylık ücret
tutarındaki tazminatın miktarı belirlenmektedir.
Üçüncü fıkrada ise kararın kesinleşmesine kadar
çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş
bulunan ücret ve diğer hakların ödenmesi hükme
bağlanmıştır.
Sözleşme hürriyetine aykırı olduğu ileri sürülen
kuralın, işverenler karşısında işçilerin zor durumundan
yararlanılarak 21. maddede belirtilen haklarının sözleşmelerle
ortadan kaldırılmasının ya da daraltılmasının önlenmesinin
amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu anlamda işçi ile işveren
arasında hak ve yükümlülükler konusunda Anayasa’nın 13.
maddesinde öngörülen ölçülere uygun bir denge oluşturulduğu
görüldüğünden kural, Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırı
değildir, iptal isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
Kuralın Anayasa’nın 2.,
11. ve 53. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
F- 63. Maddenin İkinci Fıkrasının
İncelenmesi
İptali istenilen 41. maddenin birinci fıkrasının
son tümcesinde, dayanak hüküm olan 63. maddeye yollama yapıldığı
için işin niteliği gereğince öncelikle 63. maddenin ikinci
fıkrasına ilişkin iptal isteminin incelenmesi gerekir.
Dava dilekçesinde 63. maddenin ikinci fıkrasının,
günde 11 saatlik bir çalışma biçimine olanak verdiği, dinlenme
hakkını zedelediği, bu hakkı ölçüsüzce sınırlandırdığı, güçsüz
durumdaki işçiyi ezdiği, bu nedenlerle Anayasa’nın 2.,
5., 11., 13. ve 50. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
63. maddenin birinci fıkrasında, genel bakımdan
çalışma süresinin haftada en çok kırkbeş saat olduğu, aksi
kararlaştırılmamışsa bu sürenin, işyerlerinde haftanın çalışılan
günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
İptali
istenilen ikinci fıkraya göre, tarafların anlaşması ile haftalık
normal çalışma süresi, işyerlerinde haftanın çalışılan
günlerine, günde onbir saati aşmamak koşulu ile farklı şekilde
dağıtılabilecektir. Bu halde, iki aylık süre içinde işçinin
haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık çalışma
süresini aşamayacak ve denkleştirme süresi toplu iş sözleşmeleri
ile dört aya kadar artırılabilecektir.
63. maddenin ikinci fıkrasında yasal dayanağını
bulan denkleştirme yöntemi, çalışma süreleri konusunda esneklik
sağlayan bir uygulamadır.
Kural olarak denkleştirme, azami 45 saatlik
haftalık normal çalışma süresinin, haftanın çalışılan günlerine
eşit bölünerek her gün 7,5 saat çalışmak yerine, günde onbir
saatin ve haftalık 45 saatlik çalışma süresinin aşılmaması
kaydıyla, günlük çalışma sürelerinin farklı olabilmesini
sağlayan esnek çalışma yöntemidir.
Kuralla esnek çalışma konusunda, iki ayrı olanak
tanınmaktadır. Birincisinde, haftalık
normal çalışma süresi haftanın çalışılan günlerine
dağıtılabilecektir. İkincisinde ise,
haftalık ortalama çalışma süresi içinde kalınarak, bazı
haftalarda normal çalışma süresi aşılabilecektir. 63.
maddedeki bu denkleştirme yönteminin uygulanabilmesi için
aşağıdaki koşulların gerçekleşmesi öngörülmüştür:
c) Haftalar için yapılacak
denkleştirme süresi kural olarak iki aydır.
Yukarıda iki aylık süre için yapılan açıklamalar,
dört ay için de geçerlidir. Burada haftalık normal çalışma
süresinin ortalama olarak tutturulması hesabı, başlangıç ile
dört ayın bitimi arasında çalışılan haftalar için yapılacaktır.
Denkleştirme yapılan
dönemde, kimi haftalarda 45 saatin üzerinde çalışılmasına
rağmen, 45 saat ortalama süre aşılmamışsa, işçiye, (haftalık)
normal çalışma süresi olan 45 saat üzerinden ücret ödenecek
olması, denkleştirme yönteminin doğasının bir gereğidir.
Anayasa’nın 50. maddesinde, çalışma şartlarının
çalışanın yaşına, cinsiyetine ve gücüne uygun olması, küçükler
ve kadınların özel olarak korunması güvence altına alınmakta,
çalışanın bedenen korunması ve çalışmanın verimi açısından
gerekli olan dinlenmenin çalışanların hakkı olduğu
belirtilmektedir.
Denkleştirmede esas alınan azami sürede, işçinin
ortalama günlük ya da haftalık çalışma süresinde işçi aleyhine
değişiklik söz konusu olmamaktadır. Yasa’da işçinin günlük
çalışma süresi bakımından öngörülen 11 saatlik azami süre
sınırlaması denkleştirme için de geçerlidir. İşçinin 11 saate
ulaşabilecek çalışma süresi, denkleştirme esasının gereği olarak
diğer günlerindeki çalışma sürelerinin belirlenmesinde dikkate
alınacaktır. Haftanın çalışılan günleri için söz konusu olan ve
tarafların anlaşması koşuluna bağlı olarak uygulanabilecek
denkleştirme esaslarının düzenlendiği kuralın, çalışma şartları
ve dinlenme hakkına aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Bu nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 50.
maddelerine aykırı değildir, iptal isteminin reddi gerekir.
İptali istenilen kuralın Anayasa’nın 5.,
11. ve 13. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
G- 41. Maddenin Birinci Fıkrasının Son Tümcesinin
ve Üçüncü Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde 41.
maddenin birinci fıkrasının son tümcesinin, haftalık 45 saatlik
süreyi aşan çalışmalar için fazla mesai ücreti ödenmemesi
açısından zorla çalıştırma yasağına ve günde 11 saatlik bir
çalışma temposuna neden olması açısından ise dinlenme hakkına
aykırı olduğu, ölçüsüz bulunduğu ve güçsüzleri korumayacağı, bu
nedenlerle Anayasa’nın 2.,
5., 11., 13., 18. ve 50. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasının iptali istenilen son
tümcesinde “63 üncü madde hükmüne göre denkleştirme esasının
uygulandığı hallerde, işçinin haftalık ortalama çalışma süresi,
normal haftalık iş süresini aşmamak koşulu
ile, bazı haftalarda toplam kırkbeş saati aşsa dahi bu
çalışmalar fazla çalışma sayılmaz” denilmektedir.
Anayasa’nın 18. maddesinde hiç kimsenin zorla
çalıştırılamayacağı ve angaryanın yasak olduğu belirtilmektedir.
İptal istemi dışında kalan birinci fıkranın ilk
iki tümcesine göre, Ülkenin genel yararları yahut işin niteliği
veya üretimin artırılması gibi nedenlerle fazla çalışma
yapılabileceği; fazla çalışmanın, Yasa’da yazılı koşullar
çerçevesinde, haftalık kırkbeş saati aşan çalışmalar olduğu
belirtilmektedir.
İptali istenilen kuralda, denkleştirme yapılan
haftalarda, haftalık ortalama çalışma süresi 45 saati aşmıyorsa,
denkleştirme dönemiyle sınırlı olarak 45 saatin üzerindeki
çalışma süreleri için fazla çalışma ücreti ödenmeyecektir.
41. maddenin birinci fıkrasının son tümcesindeki
kural, denkleştirme esasının bir gereğidir. Bu esasın önemli bir
sonucu, 45 saatin aşıldığı ve fakat ortalama azami normal
çalışma süresinin aşılmadığı çalışmalarda, aşılan süreler için
fazla çalışma ücretinin ödenmemesinin gerekmesidir.
Anayasa’ya aykırı olmadığı
görülen denkleştirme esasının bir sonucu olarak iki ya da dört
aylık dönem içinde haftalık 45 saatlik çalışma sürelerinin
toplamda aşılamayacağı gözetildiğinde, bu dönem içinde bazı
haftalarda 45 saatin aşılmasında, aşan süre fazla çalışma süresi
olarak değerlendirilemeyeceği gibi, dönemsel süreç içinde
işçinin çalışma ve dinlenme hak ve süreleri de dikkate
alındığında bu durumun angarya olarak kabul edilmesi olanaklı
değildir.
Bu nedenlerle kural Anayasa’nın 2. ve 18.
maddelerine aykırı değildir, iptal isteminin reddi gerekir.
İptali istenilen kuralın Anayasa’nın 5.,
11., 13. ve 50. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
2) Üçüncü Fıkra
Birinci fıkranın ikinci tümcesindeki “Fazla
çalışma, Kanunda yazılı koşullar çerçevesinde, haftalık kırkbeş
saati aşan çalışmalardır” kuralında, fazla çalışmanın
haftalık azami normal çalışma süresi olan 45 saati aşan süreler
olduğu genel ilke olarak belirtilmektedir.
İptali istenen üçüncü fıkrada ise, sözleşmeyle
haftalık normal çalışma süresinin 45 saatin altında belirlendiği
hallerde, belirlenen bu süreyi aşan fakat 45 saate kadar olan
süre bakımından yapılan çalışmanın, fazla süreli çalışma olarak
kabul edildiği hükme bağlanmıştır.
Haftalık azami normal çalışma süresi 45 saat
olduğundan, üçüncü fıkradaki kural, birinci fıkradaki genel
kuralın bir istisnası niteliğindedir ve bu süre 45 saatten az
olarak anlaşmayla belirlenebilmektedir.
41. maddenin ikinci fıkrasına göre, haftalık 45
saat normal çalışılan işyerlerindeki fazla çalışma ücreti, saat
başına normal ücrete % 50 ilave edilerek hesap edilmektedir.
Haftada normal süre olarak 45 saat çalışan işçi,
çalışma süresi sözleşmeyle bu süreden daha az tespit edilen
işçiye göre daha fazla yıpranmakta ve yorulmaktadır. Bu nedenle
45 saatin altında çalışan işçiye yaptığı fazla süreli çalışma
karşılığı ücretin % 25 artırılarak ödenmiş olması ile 45 saatin
üstünde çalışan işçiye fazla çalışma süresi karşılığı ücretin %
50 artırılarak ödenmesinde, farklı konumda çalışan işçiler
açısından çalışma barışı ile adalet ve hakkaniyet ilkelerinin
gözetildiği anlaşılmaktadır.
Bu nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine
aykırı değildir, iptal isteminin reddi gerekir.
İptali istenilen kuralın Anayasa’nın 5.,
11., 13., 48. ve 53. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
H - 111. Maddenin İncelenmesi
Dava dilekçesinde 111. maddenin, sanayi, ticaret,
tarım ve orman işleri ile bu işlere ilişkin kuralda belirtilen
hususların belirlenmesini yönetmeliğe bırakması nedeniyle,
Anayasa’nın Başlangıç Bölümü ile 2.,
6., 7., 11. ve 124. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Maddenin birinci fıkrasında,
“Bir işin bu Kanunun uygulanması bakımından sanayi, ticaret,
tarım ve orman işlerinden sayılıp sayılamayacağını Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı bir yönetmelikle belirler”, ikinci
fıkrasında da “Tarım ve ormandan sayılan işlerde
çalışanların, çalışma koşullarına ilişkin hükümleri, hizmet
akdi, ücret, işin düzenlenmesi ile ilgili hususlar Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle
düzenlenir.” denilmektedir.
111. maddenin birinci fıkrası gereğince
çıkarılacak yönetmelikle, 4857 sayılı Yasa kapsamına giren ya da
istisna tutulan sanayi, ticaret, tarım ve orman işleri
belirlenecektir. Bu yönetmelik, söz konusu işlerde çalışanlara
uygulanacağı ifade olunan hükümlerin, 4857 sayılı Yasa açısından
uygulama alanının tespiti ve sınırının çizilmesiyle ilgilidir.
İkinci fıkrada yönetmelikle düzenlenmesi gereken
konular, tarım ve ormandan sayılan işlerde çalışanların çalışma
koşulları, hizmet akdi, ücret ve işin düzenlenmesi ile ilgili
hususlardır.
Anayasa’nın 7. maddesine
göre Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet
Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. Anayasa’nın 124.
maddesinin birinci fıkrasına göre, yönetmelikler, kanunların ve
tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı
olmamak şartıyla çıkarılabilir.
Yasayla düzenleme, konunun tüm ayrıntılarının
yasayla belirlenmesini değil, temel ilkelerin, ölçü ve
sınırların yasada gösterilip uzmanlık ve teknik konulara yönelik
ayrıntıların düzenlenmesinin yürütme organına bırakılmasını
ifade eder. Yasada, yönetmelikle düzenlenecek konuların
çerçevesinin, Anayasa yargısı bağlamında denetime olanak verecek
biçimde düzenlenmiş olması gerekir. 111. maddenin birinci ve
ikinci fıkralarındaki konuların belirlenmesinde belirtilen
çerçeveye yer verilmediği açıktır.
Bu nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 7.
maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.
Haşim KILIÇ ile Serdar ÖZGÜLDÜR birinci fıkraya
ilişkin bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın Başlangıç Bölümü ile 6.,
11. ve 124. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
VI - İPTAL HÜKMÜNÜN YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN
SORUNU
4857 sayılı İş Kanunu'nun
itiraz konusu 111. maddesinin iptaline karar verilmesiyle
meydana gelen hukuksal boşluk kamu yararını olumsuz yönde
etkileyecek nitelikte olduğundan, Anayasa'nın 153. maddesi ve
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun'un 53. maddesi uyarınca, yeni düzenleme yapması
için yasama organına süre tanımak amacıyla iptal kararının Resmi
Gazete'de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe
girmesi uygun bulunmuştur.
VII - SONUÇ
22.5.2003 günlü, 4857 sayılı “İş Kanunu”nun:
A) 1- 7. maddesinin,
2- 14. maddesinin,
3- 18. maddesinin birinci fıkrasının,
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
4- 20. maddesinin;
a- Birinci
fıkrasının son tümcesinin “Toplu iş sözleşmesinde hüküm varsa
veya...” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
b-
Birinci fıkrasının son tümcesinin “...taraflar anlaşırlarsa
uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür.” bölümünün
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Şevket
APALAK ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
c-
Dördüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
5- 21. maddesinin;
a-
Birinci fıkrasının son tümcesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına
ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b-
Altıncı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyu ve
OYÇOKLUĞUYLA,
6- 41. maddesinin;
a-
Birinci fıkrasının son tümcesinin,
b-
Üçüncü fıkrasının,
7- 63. maddesinin ikinci fıkrasının,
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
8- 111. maddesinin;
a-
Birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim
KILIÇ ile Serdar ÖZGÜLDÜR’ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- İkinci
fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B) 111.
maddesinin iptalinin doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını
ihlal edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin
üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa’nın 53. maddesinin dördüncü
ve beşinci fıkraları gereğince BU MADDEYE İLİŞKİN İPTAL
HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK
ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
19.10.2005 gününde karar verildi.
|
Başkan
Tülay TUĞCU |
Başkanvekili
Haşim KILIÇ |
Üye
Sacit ADALI |
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU |
Üye
Ahmet AKYALÇIN |
Üye
Mehmet ERTEN |
|
Üye
A. Necmi ÖZLER |
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR |
Üye
Şevket APALAK |
|
Üye
Serruh KALELİ |
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT |
KARŞIOY YAZISI
1) 22.5.2003 günlü, 4857 sayılı İş Kanunu’nun
111. maddesinin birinci fıkrasında “Bir işin bu Kanunun
uygulanması bakımından sanayi, ticaret, tarım ve orman
işlerinden sayılıp sayılmayacağını Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı bir yönetmelikle belirler.”
denilmektedir.
Mülga 1475 sayılı İş
Kanununun 6. maddesinin (I) numaralı fıkrasında sanayiden
sayılacak işler 13 madde halinde (a-k bentlerinde); (II)
numaralı fıkrasında ticaretten sayılan işler 3 madde
halinde (a-c bentlerinde); tarımdan sayılacak işler ise (III)
numaralı fıkrasında 4 madde halinde (a-d bentlerinde) sıralanmış
ve aynı maddenin (IV) numaralı bendinde, “Yukarıda sayılan işler
dışında kalan bir işin bu Kanunun uygulanması bakımından
sanayi, ticaret veya tarım işlerinden sayılıp sayılmadığını
belirlemeye, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Tarım ve Köyişleri
Bakanlığının görüşleri alınarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı yetkilidir.” şeklinde bir düzenleme öngörülmüş
idi.
1475 sayılı Yasa’nın yürürlükte olduğu dönemde,
sayma usulüyle belirlenen bu işlerin dışında da, gelişen
teknoloji, yeni iş kollarının ortaya çıkması, zamanın
ihtiyaçları vb. nedenlerle, birçok işin sanayi, ticaret veya
tarım işleri kapsamında değerlendirilmesi zorunluluğu doğmuştur.
Bu nedenle, yasa koyucu 4857 sayılı yeni İş
Kanunu’nun kabulünde, hızla değişen teknoloji ve sosyal
yapıyı gözeterek, bu konuda sayma/sıralama usulünü terketmiş ve
bu belirlemenin ilgili Bakanlıkça bir yönetmelikle yapılmasını
uygun görmüştür. 4857 sayılı Kanun’un 111.
maddesinin birinci fıkrasında Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı’nca çıkarılması öngörülen “Sanayi, Ticaret, Tarım
ve Orman İşlerinden Sayılan İşlere İlişkin Yönetmelik” (R.G.
28.2.2004, Sayı: 25387) incelendiğinde; Sanayiden Sayılan
İşlerin 100 madde halinde, Ticaretten Sayılan İşlerin
32 madde halinde ve Tarım ve Orman İşlerinin 4 madde
halinde belirtildiği görülmektedir. Evvelce yasa ile
yapılan bu belirlemenin zaman içerisinde yetersiz
ve eksik kalması karşısında, yasa
koyucunun bu konuda genel ve soyut bir belirleme yapma
yöntemini terketmesi ve bunu bir düzenleyici tasarrufa
(yönetmeliğe) bırakması kamu yararına uygun düştüğü gibi; bu
esasen yasa koyucunun takdir yetkisi içerisindedir. Yönetmelikte
-şimdilik-toplam 136 madde halinde sayılan sözkonusu işlerin
Kanun metninde yer almasını istemek ve beklemek herhalde yasa
koyucunun bu konuda öngördüğü amaca uygun düşmeyecektir. Öte
yandan, bu konunun bir yönetmelikle düzenlenmesinin Anayasa’nın
124. maddesine aykırı düşen bir yönünün olamayacağı da açıktır.
Gerçekten, “tarım”, “ticaret”, “sanayi”, “orman” gibi
kavramlar mevzuatımızda birçok kanun tarafından düzenlenmiş,
çeşitli cepheleri yönünden düzenlemeler getirilmiştir. Bu
mevzuat düzenlemeleri mevcutken, 4857 sayılı Kanun’da ayrıca bu
kavramların yeniden tanımlanması gerekmediği gibi, yönetmelikle
sınırları güçlükle belirlenen bu konunun çerçevesinin yasayla
nasıl çizilebileceği de meçhûldür.
Yasa koyucu, evvelce yaptığı ama hep eksik, yetersiz kaldığı
için yeni düzenlemede bu çerçeveyi çizmek yerine, Anayasa’nın
124. maddesinin kendisine verdiği yetkiyle, konunun
düzenlenmesinin yönetmelikle yapılmasını uygun görmüştür. Bu hâl
tarzının ise Anayasa’nın herhangi bir maddesine aykırılığı
sözkonusu değildir.
2) Anayasa Mahkemesi’nin aşağıda sıralanan
kararları incelendiğinde de, sözkonusu
düzenlemenin Anayasa’ya uygun düştüğü anlaşılmaktadır:
- “... 24.6.1938 günlü, 3491
sayılı Toprak Mahsulleri Ofisi Kanunun Değişik 18. maddesinin
(A) bendinin birinci fıkrasında yer alan ve haşhaş ekilecek
yerlerin her yıl tarımsal ve ekonomik gereklere, dışsatım
olanaklarına ve stok durumuna göre Sanayi ve Ticaret ile Tarım
Bakanlıklarının önerisi üzerine Bakanlar Kurulu’nca saptanmasını
öngören kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu öne sürülmüştür...
Yasama organı yasa yaparken bütün olasılıkları gözönünde
bulundurarak ayrıntılara ilişkin kuralları da saptamak yetkisine
sahipse de, zamanın gereklerine göre sık sık değişik önlemler
alınmasına ve alınan önlemlerin kaldırılmasına veya
değiştirilmesine gerek görülen hallerde, yasama organının
yapısı ve ağır işleyişi bakımından bu gibi günlük olayları hemen
inceleyerek zamanında gerekli önlemleri almasının güçlüğü de
ortadadır. Bu nedenle, yasa koyucunun, temel
kuralları saptadıktan sonra, uzmanlık ve yönetim tekniğine
ilişkin hususların düzenlenmesi için Hükümete yetki vermesi,
yasama yetkisinin devri niteliğinde değildir. Bu bakımdan,
Anayasa’nın 5. maddesine aykırı bir durumdan söz edilemez...” (Any.Mah.nin
5.4.1977 tarih ve E.1977/2, K.1977/20 sayılı kararı)
- “...27.5.1988 günlü, 3454 sayılı Adalet
Teşkilâtını Güçlendirme Fonu Kurulmasına Dair Kanun’un 5.
maddesindeki ‘Adalet Teşkilâtını Güçlendirme Fonu çalışma usul
ve esasları ile diğer hususlar, Adalet Bakanlığı’nca Kanun’un
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde çıkarılacak
yönetmelikte gösterilir’ kuralının Anayasa’ya aykırı olduğu
ileri sürülerek iptali istenmiştir. ‘Çalışma usul ve esasları’
ibaresini, Anayasa’ya uygun bir yorumla, dava konusu
Yasa’nın uygulanmasını sağlamak amacıyla, bu Yasa’da belirtilen
esaslara uygun olarak yürürlüğe konacak kurallar biçiminde
anlamak gerekir... Adalet Teşkilâtını Güçlendirme Fonu ile
benzeri öteki fonlara ilişkin çalışma usul ve esaslarını ve
diğer hususları yasa ile önceden belirlemek her zaman olanaklı
değildir. İlgili yasaya bağlı kalmak üzere bu hususların
yönetmeliklerle düzenlenmesi Anayasa’nın 124. maddesinin verdiği
yetki kapsamı içindedir. Bu nedenlerle Fon’un çalışma usul
ve esasları ile diğer hususların yönetmelikle düzenlemesinde
Anayasa’ya aykırılık yoktur...” (Any.
Mah.nin 8.9.1989 tarih ve E.1988/37, K.1989/36 sayılı kararı)
- “... 29.2.1984 günlü, 2983 sayılı Tasarrufların
Teşviki ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkında Kanun’un
6. maddesinin son fıkrasında yer alan ‘Toplu Konut ve Kamu
Ortaklığı Kurulunun çalışma usul ve esasları, bu Kurul
tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle tespit edilir’ yolundaki
hükmün... Anayasa’nın 124. maddesine aykırı düştüğü ileri
sürülmüştür... Kimi konularda 2983 sayılı Kanun’da olduğu gibi,
‘çıkarılacak’ sözcüğü, ‘hazırlanacak’ anlamında
kullanılmaktadır... Davaya konu edilen 6. maddenin son fıkrası
hükmü, Anayasa’nın 124. maddesine aykırı değildir...” (Any.Mah.nin
18.2.1985 tarih ve E.1984/4, K.1985/4)
3) Gerek yukarıda açıklanan hususlar, gerek
özetlenen Anayasa Mahkemesi kararları gözetildiğinde, 4857
sayılı İş Kanunu’nun 111. maddesinin birinci fıkrasının
Anayasa’nın 2., 6., 7., 11. ve 124.
maddelerine aykırı bir yönünün bulunmadığı, dolayısiyle bu
konudaki iptal isteminin reddinin gerektiği kanaatine
vardığımızdan; sözkonusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu
yolundaki değerlendirmeyle iptaline dair çoğunluk görüşüne
katılmadık.
|
Başkanvekili
Haşim KILIÇ |
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR |
AZLIK OYU
Anayasa’nın 36. maddesi hak arama özgürlüğünü
düzenlerken yargı mercileri vurgusu yanında, hemen ikinci
fıkrasında hiçbir mahkemenin davaya bakmaktan kaçınamayacağını
belirtmiştir. Anayasa bununla da yetinmemiş 37. maddesi ile hiç
kimsenin kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne
çıkarılamayacağını öngörmüştür. Bu bakımdan “yargı mercii”
kavramının içinde barındırdığı hukuksal konumun sözleşmelerle
yapılan belirlemelerden çok önce yasalarla
saptanmış bir statüyü, uyuşmazlıkları çözen bir “makam”ı
öngördüğünü söylemek doğal bir sonuçtur. Anayasa’nın 9.
maddesinde ve yargı ile ilgili bölümünde mahkemelerden ve üst
mahkemelerden söz edilmiş olması da, anayasal “yargı mercii”
kavramına yönelik bu belirlemeyi desteklemektedir.
Kaldı ki, Anayasa bir başka
konuyla ilgili olsa da 125. maddesinde idarenin her türlü eylem
ve işlemine karşı yargı yolunun açık olduğunu vurgularken, kamu
imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklara
ilişkin tahkim olanağına da vurgu yapmış ve böylece yargı yolunu
veya merciini gösterirken gerek duyarsa yargı yanında hakem
seçeneğine yer vereceğine işaret etmiştir.
Anayasal bu görünüme karşın, iptali istenen
kuralla sonuç olarak yargı yolunun ve doğal
yargıç ilkesinin bir özel hukuk anlaşmasıyla sınırlanmasına
neden olunmaktadır. Ayrıca ilgililerin dava yolundan kendi
iradeleriyle vazgeçtikleri düşünülse bile, dava açmaktan
birlikte vazgeçme niteliği taşıyan toplu iş sözleşmesinin
verdiği olanakla hakeme gidilmesi kuralının hakem kararlarına
karşın yetkin bir temyiz incelenmesi olanağı bulunmadığından
iptaline ilişkin gerekçeler bu kısım içinde geçerli olmalıdır.
Başka bir anlatımla, yetkin bir temyiz incelemesi hak arama
özgürlüğünün doğal bir sonucu
olduğundan, irade sergilemeleriyle hak arama özgürlüğünün boyutu
ve kapsamının bu nedenle de daraltılamayacağı kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle 4857 sayılı Kanun’un 20.
maddesinin birinci fıkrasının son tümcesinin itiraza konu edilen
“taraflar anlaşırsa uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme
götürülür” bölümü Anayasa’nın, 13.,
36. ve 37. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. Bu
gerekçelerle karara karşıyım.
Üye
Şevket APALAK
KARŞIOY YAZISI
1. İş Kanunu’nun 20. maddesinin birinci
fıkrasının son tümcesinde yer alan “veya taraflar anlaşırlarsa
uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür” ibaresinin iptali
istemi:
Anayasamızın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36.
maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak
suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia
ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu
belirtilmiştir. Anayasamızın 9. maddesine göre yargı yetkisi,
Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.
Hukukun çağdaş ve evrensel ilkelerine uygun
olarak, temellerini Anayasa’da bulan hukuk sistemimizde
uyuşmazlıkların asıl çözüm yerinin bağımsız mahkemeler olduğunu
kabul edilmiş, hakem ise istisnai bir çözüm yolu olarak
öngörülmüştür.
İş sözleşmesi sebep gösterilmeden veya geçerli
bir sebebe dayanmadan feshedilen işçinin, fesih bildiriminden
itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açma hakkı bulunduğu
gibi, hukuka uygun diğer çözüm yollarına başvurma hakkı da
olduğu tartışmasızdır. Ne var ki, iptali istenen kuralın bu
yollara başvurmada işçiye özgür iradesiyle hareket etmek
hususunda tam bir serbesti tanıyıp tanımadığına da bakmak
gerekir.
Öncelikle, özel hakeme gitme yolunun işçiye
oranla işverenin daha lehine olduğu anlaşılmaktadır. Hakem
kararları mahkemeye oranla daha süratle ve kesin olarak
verileceği için, 21. maddenin üçüncü fıkrasında öngörülen ve
mahkemeye gidilmesi halinde kararın kesinleşmesine kadar
çalıştırılmadığı süre için dört ayı geçmemek koşuluyla işçiye
verilecek ücretin işveren yönünden yaratacağı külfet nedeniyle,
işverenin mahkeme yerine özel hakem yolunu tercih edeceği
açıktır. İkinci önemli nokta, iptali istenen kuralın, özel
hakeme gitme konusunda tarafların yapacakları anlaşmanın zamanı
hakkında bir açıklık taşımamasıdır. Başka bir ifadeyle iptali
istenen kural, özel hakeme gitme anlaşmasının uyuşmazlığın
doğmasından önce hatta iş akdinin yapılışı sırasında
gerçekleşmesine olanak tanımaktadır. Ülkemizdeki işsizlik
sorununun boyutları ve iş bulmanın güçlükleri nedeniyle, özel
hakeme gitme anlaşmasının, işe alınırken kabul edilecek standart
bir koşul haline dönüşmesi ve sonuç olarak, serbestçe ve özgür
irade ile kullanılması gereken hak arama hürriyetinin
zedelenmesi söz konusudur.
Bu nedenlerle, yasa kuralının, Anayasa’nın 2. ve
36. maddelerine aykırı olduğu düşüncesindeyim.
2. İş Kanunu’nun 21. maddesinin altıncı
fıkrasının iptali istemi:
İptali istenen kural, İş Kanunu’nun 21.
maddesinin ilk üç fıkrasında belirtilen tazminatların
sözleşmelerle artırılması yolunu kesin biçimde kapatmış ve
Anayasa’nın 48. maddesinde yer alan sözleşme özgürlüğü ile 53.
maddesinde yer alan toplu sözleşme hakkının kullanımını
sınırlamıştır.
Anayasa’nın 13. maddesine göre “Temel hak ve
hürriyetler, özüne dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla
sınırlanabilir. Bu sınırlamalar Anayasanın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve
ölçülülük ilkelerine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 48. maddesinde, sözleşme hürriyetinin
sınırlandırılması için açık bir sebep gösterilmemiştir.
Her ne kadar muhterem çoğunluk, 48. maddenin
ikinci fıkrasında belirtilen ve özel teşebbüslerin çalışmalarına
ilişkin tedbirlerin alınması amacıyla devlete verilen görevi,
sözleşme hürriyetinin sınırlanmasına olanak veren bir neden gibi
kabul etmiş ise de, bahse konu ikinci fıkranın bu şekilde
anlaşılmasının temel hak ve özgürlüklerin korunması ve
güçlendirilmesi amacına uymadığı düşüncesindeyim. Kaldı
ki, Anayasa’nın 53. maddesinde düzenlenen toplu iş sözleşmesi
hakkı yönünden 48. maddedekine benzer, yorum yoluyla dahi
sınırlama nedeni kabul edilebilecek herhangi bir kural mevcut
değildir.
İptali istenen kuralın amacının, İş Kanunu’nun
21. maddesinde öngörülen tazminatların sözleşmelerle işçi
aleyhine değiştirilmesini, yani azaltılmasını önlemek olduğu
yolundaki görüşlere de katılmak mümkün değildir. Maddenin
gerekçesinde, “Maddede öngörülen tazminatların sözleşmelerle
artırılmaması için, bunların değiştirilemeyeceği
vurgulanmıştır.” denilmek suretiyle amaç açıkça ortaya
konmuştur. İptal davasına konu edilen bir yasa kuralının amacı
yasama gerekçesinde açıkça belirtildiği halde Anayasa’ya
uygunluk denetimi yapılırken, aksi yönde bir amacın varlığı
yorum veya tahmin yoluyla kabul edilmek suretiyle sonuca
gidilmesinin Anayasa yargısının esaslarına uygun bir yöntem
olmadığını da kaydetmek gerekir.
Bu nedenlerle, kuralın Anayasa’nın 13.,
48. ve 53. maddelerine aykırılıktan dolayı iptal edilmesi
gerektiği görüşündeyim.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT |