|
İTİRAZ YOLUNA
BAŞVURAN:
Bayramiç Asliye Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU:
17.10.1983 günlü, 2926 sayılı
Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar
Kanunu’nun 47. maddesinin ikinci fıkrasının, Anayasa’nın 2.,
5. ve 10. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I - OLAY
Üçüncü kişinin suç sayılır
eylemi nedeniyle ölen Bağ-Kur sigortalısının hak sahiplerine
yapılan yardımlarda katsayı değişikliklerine bağlı olarak ortaya
çıkan artışların peşin sermaye değerinin davalı üçüncü kişiden
tahsiline karar verilmesi istemiyle Bağ-Kur Genel Müdürlüğünce
açılan ek rücu davasında itiraz
konusu yasa kuralının Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan
Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II - İTİRAZIN
GEREKÇESİ
Başvuru kararının
gerekçe bölümü şöyledir.
“(…)
Davada çözümlenmesi gereken
uyuşmazlık 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına
Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununun 47. maddesi uyarınca,
Bağkur’un, üçüncü kişinin suç
sayılır hareketi sonucu bu kanunda sayılan yardımların
yapılmasını gerektiren bir durumun doğması halinde üçüncü
kişiden, yapılan yardımın ilk peşin değerinin mi yoksa bu
yardımlardaki artışı da isteyip isteyemeyeceği noktasında
toplanmaktadır.
Şu hali ile davanın
yasal dayanağı sözü edilen 2926 sayılı Yasa’nın 47. maddesidir.
Bağkur’un anılan maddeye dayanılarak
rücu hakkını kullanabilmesi için 3
üncü kişinin suç sayılır hareketinin gerçekleşmiş olması ve
sigortalıya Kanunda sayılan yardımların yapılması gerekir.
Olayda davalının suç sayılır hareketi ile
Bağkur’lunun öldüğü ve hak sahiplerine aylık bağlandığı,
davacının bağkurluya bağlanan ilk
peşin değerli aylığın tahsili için daha önce
rücu davası açtığı mahkememizce ilk
peşin değerli aylığa hükmedildiği verilen kararın kesinleştiği
işbu dava ile aylıklardaki artışın istendiği görülmektedir.
Bilindiği gibi Bağkur yürürlükteki
katsayıyı uygulamak suretiyle sigortalıya aylık bağlamakta,
müteakip senelerde bütçe kanunu ile saptanan katsayıya göre daha
önce bağlanan aylıkları arttırmaktadır.
Bağkur’un bağlanan ilk aylığın peşin değerini
isteyebileceği çekişmesizdir. Aynı doğrultudaki 1479 sayılı
Yasa’nın 63. maddesinde açıkça kurumun bağlanan yardımların ilk
peşin sermaye değerinin istenebileceği artışların istenemeyeceği
hükme bağlanmıştır. Uyuşmazlık 2926 sayılı Yasa ile aylıklarda
katsayıya dayalı olarak yapılan artışın istenilebilip
istenilemeyeceğine ilişkindir. Hemen belirtelim ki artışların
rücu yolu ile istenebilmesi için
yasanın özü ve sözünün böyle bir yoruma uygun olması gerekir.
Oysa 47. maddede aynen ‘… Kurum, sigortalı veya hak sahiplerine
bu Kanunda belirtilen gerekli yardımları yapar. …
üçüncü kişilere
rücu eder’ hükmü yer almakta olup artışların
istenebileceğine dair herhangi bir hükme yer verilmemiştir.
Aksinin kabulü halinde tazmin sorumlusunun devamlı olarak
yıllarca dava tehdidi altında bırakılmasına üstünlük tanınır ki
böyle bir yorum hukukun evrensel kurallarına aykırı düşeceği
gibi yasa koyucunun bu şekilde hukuka aykırı sonuç doğuracak
biçimde norm koyması düşünülemez. O halde madde, konulan amacına
uygun olarak yorumlandığında artışların istenemeyeceği sonucuna
ulaşılacağında kuşku olmamalıdır.
Sağlıklı ve doğru bir
sonuca ulaşabilmek için Bağkur’un
2926 sayılı Yasa’nın 47. maddesinden doğan
rücu hakkının hukuki temelinin ne olduğu bilinmelidir.
Rücu hakkının
halefiyet esasına dayandığı düşünülebileceği gibi,
kanundan doğan bağımsız bir hak olduğu da düşünülebilir.
Öğretide bu tür bağımsız rücu
hakkına “basit rücu hakkı veya
alelade rücu hakkı” da denmektedir.
Şayet bağkurun
rücu hakkının hukuksal niteliğinin bağımsız yani basit
rücu hakkına dayandığı görüşü
benimsendiği takdirde halefiyet
ilkesinden söz edilemez. Bir hakkın
halefiyet esasına dayandığı kabul edilecek olursa halef
olanın hukuksal statüsü halef olunanınkine tabi olur. Halef
olunanın hak ve yükümlülükleri ile sınırlı biçimde talepte
bulunulabilir. Yani halef olunanın sahip olduğu haklardan daha
fazlası kullanılamayacağı gibi hak sahibinin daha azı ile
yetinmesi de istenemez. Yine bir hakkın
halefiyet esasına dayandığının kabulü yasalarda açık bir
hükmün mevcut olmasına bağlıdır. Örneğin TTK 1301. maddesinde
sigortacının rücu hakkının
halefiyet esasına dayandığı açıkça
gösterilmiş, önceki MK nun 439.
maddesinde de mirasçıların halefiyet
yoluyla murisi temsil ettikleri belirtilmiştir.
Başka bir yönden
yasalarda yer alan halefiyete
ilişkin hükümler istisnai nitelikte olup genişletici yoruma tabi
tutulamayacağı gibi kıyasa dahi esas olamazlar. Nitekim Yargıtay
da aynı görüştedir. (Y.İ.B.K. 23.5.1960 tarih, 11/10 E.K.) Keza
öğretinin görüşü de aynı doğrultudadır. Buna göre
bağkurun rücu
hakkının halefiyet esasına dayanıp
dayanmadığı belirlenmelidir. 2926 sayılı Yasa’nın ne 47.
maddesinde ne de diğer maddelerinde rücu
hakkının halefiyete dayandığına dair
bir hüküm mevcut olmadığından hakkın
halefiyete dayanmadığı söylenebilir. 506 sayılı SSK
nun 26 ncı
maddesinden doğan rücu hakkının
halefiyete dayandığı görüşü
benimsenmiş ise de (Y.İ.B.B.G.K. 1.7.1994 tarih, 1992/3 E.
1994/3 K.) anılan 26 ncı maddenin
düzenleme biçimi ile söz konusu 47. maddenin düzenleniş biçimi
birbirinden farklıdır. Kaldı ki 26 ncı
maddede yer alan hüküm kıyas yoluyla 47 nci
maddeye uygulanamaz. Zira yukarıda ifade edildiği gibi
halefiyete ilişkin hüküm istisnai
niteliktedir. Hal böyle olunca bu davada,
bağkurun 506 sayılı Yasa’nın 26 ncı
maddesinde olduğu gibi tavan kadar tazmin sorumlusundan talepte
bulunabileceğine ilişkin ilkenin uygulama yeri bulunmamaktadır.
Bu sebeple SSK 26 ncı maddeye göre
açtığı davalarda katsayı artışına göre yeni taleplerde
bulunabilmektedir. Aynı imkandan
bağkurun yararlanabileceğinin
düşünülmesi yeni bir hüküm koymak anlamına gelir ki yargının
böyle bir yetkisi tabii ki yoktur. Kısacası
bağkurun hakkının kanundan doğan bağımsız bir
rücu hakkı (basit
rücu hakkı) olduğu açıktır.
Bağkura böyle bir
rücu hakkının tanınmasının amacı
ikidir. Birincisi bağkur
sigortalılarını suç sayılır eylemlere karşı korumak, kişilerin
sigortalılara karşı daha dikkatli davranmalarını sağlamak,
ikincisi de bağkura gelir
sağlamaktır. Nitekim pozitif hukukumuzda bu tür
rücu hakkının tanındığına ilişkin
örnekler vardır. (Anayasa 129, MK 917, BK 50 md. gibi)
Hal böyle olunca
bağkur ancak ilk bağladığı aylığın
peşin değerini isteyebilir, ileriki yıllarda aylıklarda meydana
gelen artışları talep edemez. H.G.K. da aynı görüştedir. (Y.H.G.K.
18.3.1998 tarih 183 E. 233 K.) Kurul bu kararında; “… Diğer
yandan öbür bağkur sigortalılarının
sosyal sigorta hakları 1479 sayılı Esnaf ve
Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kurumu Kanununda düzenlenmiş olup, bağlı bulundukları
kuruluş da Bağkurdur. 2926 sayılı
Yasa’ya tabi olan sigortalıların bağlı bulundukları kuruluş da
aynıdır. 1479 sayılı Yasa’nın 63 ncü
maddesinde yapılan yardımların ilk peşin sermaye değerinin
istenebileceği dolayısıyla artışların istenemeyeceği hükme
bağlanmıştır. Maddenin ilk metninde böyle bir hüküm yok iken
3165 sayılı Yasa ile az önce işaret edilen değişiklik
getirilmiştir. 63 ncü maddede bile
506 sayılı Yasa’nın 26 ncı maddesine
paralel bir hüküm bulunmamaktadır. Tersine yardımların ilk peşin
sermaye değerinin istenebileceği öngörülmüş olmakla
halefiyet ilkesinden
uzaklaşılmıştır. Asıl temel kanun olan 1479 sayılı Yasa’da
artışların istenemeyeceği hükme bağlanmış iken bu yasaya göre
özel nitelikteki 2926 sayılı Yasa’dan kaynaklanan
uyuşmazlıkların çözümünde artışların istenebileceğini kabul
etmek çelişki teşkil eder ki yasa koyucunun böyle bir ikilemi
amaçlamış olması düşünülemez. Esasen çelişkili davranış içine
girmeyi mazur gösterecek makul ve hukuki bir neden yoktur. Deyim
yerinde ise 2926 sayılı Yasa 1479 sayılı Yasa’nın şemsiyesi
altındadır. Temel kanunda artışlar istenemediğine göre daha özel
nitelikteki 2926 sayılı Yasa gereğince de artışların talep
edilememesi hukuk mantık ve yorum kurallarına uygun düşer.”
hususları vurgulanmıştır.
Toplumsal yaşantıyı
düzenleyen hukuk kuralları statükocu
bir anlayışla tatbik edilemez. Hukuk yaşayan bir varlıktır ve
toplumun çağın gelişim ve değişimine göre şekillenir. Nitekim 47
nci madde ile ilgili yukarıda
belirtilen Yargıtay kararının mevcut halini alması süreç içinde
gerçekleşmiş, zaman zaman aksi yönde
daire kararları söz konusu olmuştur. Gerek H.G.K. gerek 10.
Hukuk Dairesi kararları aynı yönde olmakla birlikte bu kararlar
tatbikat açısından içtihadı birleştirme kararı niteliğine sahip
değillerdir. Bir başka deyişle, 2926 sayılı Yasa’nın 47
nci maddesindeki mevcut norm var
iken Yargıtayın şüphesiz hakkaniyete
uygun şekildeki yorumu, uygulama şeklini belirlemesi, maddenin
üçüncü kişiler açısından haksızlık arzeden
düzenleme biçimini ortadan kaldırmaz. Zira madde metninde 1479
sayılı Yasa’nın 63 ncü maddesinden
farklı olarak ilk peşin değer ayırımı yapılmaksızın yardımların
tutarı için rücu olunabileceği
belirtilmiş olup, rücu olunacak
miktarın kapsamı açık bırakılmıştır. Nitekim Y. 10. H.D. uzun
süre 47 nci madde açısından ilk
peşin değer sınırlaması söz konusu olmayacağından zamanaşımı
süresi dahilinde ve tavanla sınırlı
biçimde artışların istenebileceğini kabul etmiştir. (Y.10 H.D.
1995/2660-5613 E.K. sayılı ve
20.6.1995 tarihli kararı) Netice itibariyle 1479 sayılı Yasa’nın
63 ncü maddesi ile 2926 sayılı
Yasa’nın 47 nci maddesi arasında
amaca uygun olmayacak biçimde çelişki vardır.
İki yasanın birbirine ters hükümler ihtiva etmesi
başlı başına Anayasaya aykırılık teşkil etmemekle birlikte somut
olayda ihtilafın doğası, yasaların amaç ve nitelikleri gereği
bir uygunsuzluğun bulunduğu tartışmasızdır. Bu ise Anayasanın 2.,
5. ve 10. maddelerinde anlamını bulan Cumhuriyetin nitelikleri,
devletin temel amaç ve görevlerinde zikrolunan hukuk devleti ve
adalet ilkesi ile kanun önünde eşitlik ilkesine aykırıdır. (…)
Açıklamalar ışığı altında 2926 sayılı Yasa’nın 47
nci maddesinin 2
nci fıkrasının; Anayasaya aykırı
olduğu sonuç ve kanaati ile iptali için dosyanın Anayasa
Mahkemesine gönderilmesine …
karar verilmiştir.”
III - YASA
METİNLERİ
A - İtiraz Konusu Yasa Kuralı
17.10.1983 günlü, 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına
ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu’nun, itiraz
konusu ikinci fıkrayı da içeren 47. maddesi
şöyledir:
“Üçüncü şahısların sorumluluğu:
Madde 47 –
Üçüncü şahısların suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan
yardımların yapılmasını gerektiren bir durumun doğması halinde
Kurum, sigortalı veya hak sahiplerine bu Kanunda belirtilen
gerekli yardımları yapar.
Ancak, Kurum bu yardımların tutarı için
üçüncü kişilere rücu eder.”
B - Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa’nın
2.,
5. ve 10. maddelerine dayanılmıştır.
IV - İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince, Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ,
Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali
HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet
AKYALÇIN, Enis TUNGA ve Mehmet ERTEN’in
katılmalarıyla 22.10.2002 tarihinde yapılan ilk inceleme
toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V - ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve
ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı,
dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü:
A - Kuralın Anlam
ve Kapsamı
2926 sayılı Yasa’nın 47. maddesinin birinci
fıkrasına göre, üçüncü şahısların suç sayılır hareketi ile bu
Kanunda sayılan yardımların yapılmasını gerektiren bir durumun
doğması halinde Kurum, sigortalı veya hak sahiplerine bu Kanunda
belirtilen gerekli yardımları yapacaktır. Maddenin ikinci
fıkrasına göre ise, Kurum, yaptığı bu yardımların tutarı için
üçüncü kişilere rücu etme hakkına
sahiptir.
2926 sayılı Yasa’nın 47. maddesinde, “yapılan
yardımların tutarı” için üçüncü kişilere
rücu edilebileceği belirtilmiş fakat “yapılan yardımların
tutarı” ibaresinin kapsamına hak sahiplerine bağlanan gelirlerde
katsayı değişikliklerine bağlı olarak ortaya çıkan artışların da
dahil edilip edilmeyeceği hususunda
herhangi bir açıklamada bulunulmamıştır. Bu nedenle, uygulamada,
itiraz konusu kuralın anlam ve kapsamının belirlenmesinde
duraksamalar ortaya çıkmıştır. Şöyle ki, itiraz konusu kural
uyarınca, Bağ-Kur’un, bağladığı ilk gelirin “peşin sermaye
değeri”ni sorumlu üçüncü kişilerden rücuan
isteyebileceği hususu tartışmasızdır. Buna karşılık, bağlanan
gelirlerde katsayı değişikliklerine bağlı olarak ortaya çıkan
artışların peşin sermaye değerinin de istenilip istenilemeyeceği
hususunda yargı kararlarında birbirinden farklı sonuçlara
ulaşılmış olduğu görülmektedir. İtiraz konusu kuralın
uygulanması sürecinde, Yargıtay’ın ilgili özel dairesinin önceki
yıllarda aksi yönde kararlar vermiş olduğu; son yıllarda ise
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun ve 10. Hukuk Dairesi’nin,
sadece, bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin istenebileceği,
bu gelirlerde meydana gelen artışların istenemeyeceği yönünde
kararlar vermiş olduğu görülmektedir.
İtiraz konusu kural, Mahkemenin itiraz
başvurusundan sonra, 24.7.2003 günlü, 4956 sayılı Yasa’nın 56.
maddesinin (d) bendi ile, 2 Ağustos
2003 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılmış ve bunun yerine
1479 sayılı Yasa’nın 63. maddesinin uygulanacağı hükme
bağlanmıştır. 1479 sayılı Yasa’nın 63. maddesinde ise şu
kurallara yer verilmiştir:
“Üçüncü bir kimsenin suç sayılır hareketi ile
bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasını gerektiren bir halin
doğmasında, Kurum, sigortalı veya hak sahiplerine gerekli bütün
yardımları yapar.
Ancak, Kurum, yapılan bu yardımların ilk peşin
değeri için üçüncü kişilere, istihdam
edenlere, (...) ve diğer sorumlulara
rücu eder. (…)”
İtiraz konusu kural yukarıda açıklandığı şekilde
yürürlükten kaldırılmıştır. Bunun yanında, 24.7.2003 günlü, 4956
sayılı Yasa’nın 55. maddesi ile 2926 sayılı Yasa’ya geçici 9.
madde eklenmiştir. Bu maddede, “2926 sayılı Kanunun 47
nci maddesine göre açılan ek
rücu davalarına devam edilir, ancak
maddenin yürürlükten kalktığı tarihten sonra ek
rücu davası açılamaz” hükmü yer
almaktadır. Bu nedenle, 2926 sayılı yasanın geçici 9. maddesi
uyarınca 2 Ağustos 2003 tarihinden sonra ek
rücu davası açılması imkanı
kalmamıştır. Böylece, itiraz konusu yasa kuralının sadece 2
Ağustos 2003 tarihinden önce açılmış olan ek
rücu davaları bakımından uygulanma
kabiliyetini devam ettirdiği anlaşılmaktadır.
Görüldüğü üzere, 2926 sayılı
Yasa’nın 47. maddesinin 2 Ağustos 2003 tarihinden itibaren
yürürlükten kaldırılması ve bu Yasaya geçici 9. maddenin
eklenmiş olması nedeniyle, bu tarihten itibaren, 2926 sayılı
Yasa’ya tabi sigortalılara veya hak sahiplerine Bağ-Kur
tarafından yapılan yardımlar nedeniyle, sorumlu üçüncü kişilere
karşı ek rücu davası açılması
olanağı kalmamıştır.
İtiraz konusu yasa kuralı, yukarıda açıklandığı
şekilde yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte itiraz yoluna
başvuran mahkemenin bakmakta olduğu dava yönünden uygulanacak
kural olmaya devam ettiğinden buna ilişkin itiraz başvurusunun
esas yönünden incelenmesine devam edilmesi gerekmektedir.
B - Anayasaya
Aykırılık Sorunu
Başvuru kararında,
üçüncü kişilerin suç sayılır eylemleri nedeniyle Bağ-Kur
tarafından sigortalılara veya bunların hak sahiplerine gerekli
yardımların yapılması durumunda, Bağ-Kur’un
rücu edebileceği miktarın nasıl belirleneceği ile ilgili
olarak, 2926 sayılı Yasa’nın 47. maddesinin itiraz konusu ikinci
fıkrasında, “yardımların ilk peşin değeri” sınırlaması
yapılmadığı, bunun yerine “yardımların tutarı” için
rücu olanağı tanındığı ve böylece
rücu olunacak miktarın kapsamının
açık bırakıldığı; bu nedenle, Yargıtay’ın ilgili dairesinin
önceki yıllarda, zamanaşımı süresi dahilinde ve sigortalı veya
hak sahibinin üçüncü kişiden isteyebileceği miktarla sınırlı
olmak kaydıyla katsayı değişikliklerine bağlı artışların da
rücuan istenebilmesinin mümkün
olduğu yönünde kararlar vermiş olduğu; Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu’nun ve 10. Hukuk Dairesi’nin son yıllardaki uygulamasında
ise, Bağ-Kur’un sadece hak sahiplerine bağlanan ilk aylık
üzerinden hesaplanan peşin değeri rücuan
isteyebileceği, ancak, sonradan kanunla aylıklarda yapılan
artışın peşin değerinin rücuan
istenemeyeceği noktasına gelindiği vurgulanmış; fakat bu
kararların uygulama açısından içtihadı birleştirme kararı
niteliğinde olmadığı, bu nedenle de itiraz konusu kuralın tazmin
sorumlusu üçüncü kişiler yönünden haksızlık oluşturmaya devam
ettiği, bu durumun da Anayasa’nın 2.,
5., ve 10. maddelerine aykırı olduğu savı ileri sürülmüştür.
2926 sayılı Yasa’nın “Üçüncü
şahısların sorumluluğu” başlığını taşıyan
47. maddesinde, “Üçüncü
şahısların suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan
yardımların yapılmasını gerektiren bir durumun doğması halinde
Kurum, sigortalı veya hak sahiplerine bu Kanunda belirtilen
gerekli yardımları yapar.
Ancak, Kurum bu yardımların tutarı için üçüncü
kişilere rücu eder.”
denilmiştir.
Madde gerekçesinde ise Kurumun,
“… Borçlar Kanunu
hükümlerine muvazi olarak, …”
üçüncü
şahıslara rücu hakkına sahip
bulunduğu ifade edilmiştir.
İtiraz
konusu kuralda, üçüncü şahısların suç sayılır eylemleri
nedeniyle sigortalı veya hak sahiplerine Bağ-Kur tarafından
yapılan yardımların tutarı için sorumlu üçüncü kişilere
rücu edilebilmesi olanağı
düzenlenmiştir.
Anayasa Mahkemesi, anayasaya uygunluğunu
denetlediği bir kuralın anlamını, bu kuralın diğer organlarca
nasıl anlaşılıp uygulandığından bağımsız olarak bizzat
belirlemek ve buna göre de incelediği kuralın Anayasaya uygun
olup olmadığına karar vermek yetkisine sahiptir.
Yasa’nın 47. maddesi uyarınca, Bağ-Kur tarafından
yapılan yardımlarda katsayı değişikliklerine bağlı olarak ortaya
çıkan artışların da rücuan
istenebilmesi ancak bu hususun Yasa’da açıkça gösterilmesi
halinde mümkün olabilir. Oysa iptali istenilen kuralda bu yönde
açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Bu durum gözetildiğinde ve ayrıca itiraz konusu
Yasa kuralında ve aynı konuyu düzenleyen 1479 sayılı Yasa’nın
63. maddesinde son yıllarda yapılan yasal değişiklikler de
dikkate alındığında, itiraz konusu yasa kuralı uyarınca,
sigortalılara veya bunların hak sahiplerine Bağ-Kur tarafından
yapılan yardımların ilk peşin değeri için sorumlu üçüncü
kişilere rücu edilmesinin mümkün
olduğu, buna karşılık, bu yardımlarda katsayı değişikliklerine
bağlı olarak ortaya çıkan artışın peşin değerinin Bağ-Kur
tarafından ek rücu davaları açılması
suretiyle istenmesine olanak tanınmadığı sonucuna varılmıştır.
İtiraz konusu kural, Anayasa’nın 2.,
5. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
Mehmet ERTEN, A. Necmi
ÖZLER, Şevket APALAK ve Osman Alifeyyaz
PAKSÜT bu sonuca farklı gerekçeyle katılmışlardır.
VI - SONUÇ
17.10.1983 günlü, 2926 sayılı “Tarımda Kendi
Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu”nun 47.
maddesinin ikinci fıkrasının, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
itirazın REDDİNE, 21.12.2006
gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Tülay TUĞCU |
Başkanvekili
Haşim KILIÇ |
Üye
Sacit
ADALI |
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU |
Üye
Ahmet AKYALÇIN |
Üye
Mehmet ERTEN |
|
Üye
A.
Necmi ÖZLER |
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR |
Üye
Şevket APALAK |
|
Üye
Serruh
KALELİ |
Üye
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT |
FARKLI GEREKÇE
Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar
Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 47. maddesinin ikinci fıkrasının
Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülmüştür.
2926 sayılı Kanun’un “Üçüncü şahısların
sorumluluğu” başlıklı 47. maddesi, üçüncü şahısların suç sayılır
hareketi ile Kanun’da sayılan yardımların yapılması halinin
doğması durumunda, Kurumun sigortalı veya hak sahiplerine
Kanun’da belirtilen gerekli yardımları yapacağını ve bu
yardımların tutarı için de üçüncü kişilere
rücu yoluyla başvurarak, ödettirme hakkını
kullanabileceğini düzenlemektedir.
İtiraz konusu fıkra
ise Borçlar Kanunu hükümlerine muvazi olarak getirildiğine
ilişkin yasama gerekçesi de dikkate alındığında, üçüncü
şahısların rücu davasındaki
sorumluluğunu yapılan yardımlar tutarıyla sınırlayarak tazminat
miktarının kapsamını belirlemekte, hem de suç sayılan harekete
maruz kalan sigortalı veya hak sahiplerinin üçüncü şahıstan
isteyebileceği ve Kurumun da buna göre rücu
yoluyla ödettirebileceği miktarı göstermektedir. Böylece,
üçüncü şahsın ilerde yapılacak artışlardan nereye kadar sorumlu
tutulacağı, suç sayılan hareketi sonucu olarak katlanmaya mecbur
olduğu zarar miktarıyla sınırlandırarak, sınırlanandan daha
fazlasının üçüncü şahıstan rücu
yoluyla ödettirilmesinin talep edilemeyeceği saptanmış
olmaktadır. Diğer yandan, üçüncü şahıs,
rücu yoluyla Kuruma yaptığı ödeme ölçüsünde sigortalı
veya hak sahiplerine karşı tazmin sorumluluğundan da
kurtulmaktadır. Herkes, kasıtlı eyleminin sonuçlarına katlanmaya
mecburdur. Bu nedenle sigortalı veya hak sahiplerinin, suç
sayılan eylem nedeniyle Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca da
isteyebilecekleri zararın, rücu
yoluyla üçüncü şahısa ödettirilmesine
ilişkin düzenlemenin temelinde, sigortalıları suç sayılan
eylemlere karşı korumak ve Kuruma gelir temin etmek düşüncesi
bulunmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa’ya aykırılığı ileri
sürülen bir yasa kuralını kendi hukuk görüşü ve anlayışı
açısından inceler ve o kuralın bu anlamda Anayasaya uygunluğunu
denetler. Yasa kurallarını yorumlayarak uygulama yapan yargı
mercileri ya da yüksek mahkemeler, farklı yorumlamalar yaparak
değişik uygulamalar yapabilirler. Aynı konu, benzer nitelikteki
yasalarda farklı da düzenlenebilir. Bütün bunlar, aykırılığı öne
sürülen hükmün anayasal denetiminde izlenmesi gereken yöntemi
değiştirmez.
Anayasa’nın 60. maddesinin ikinci fıkrasında
sosyal güvenlik alanında, Devlete gerekli önlemleri alma görevi
yüklenmiş, 65. maddesinde ise bu yükümlülüğün sınırları
belirtilerek, sosyal güvenlik konusunda, ancak Devletin ekonomik
ve mali kaynakları ölçüsünde önlem alma yükümlülüğü verilmiştir.
Sosyal Sigortalar Kurumu ise Devlete yüklenen sosyal güvenlik
hakkını sağlamak üzere kurulmuştur.
Anayasa, sosyal güvenlik alanında Devlete
gerekli önlemleri alma görevini, ekonomik ve mali kaynakları
ölçüsünde yüklemiştir. Katkılı sosyal güvenlik rejimlerinde,
Sosyal Güvenlik Kurumunun amacına uygun olarak hizmet
verebilmesi ve sosyal riskleri karşılayabilmesi sahip olduğu
parasal kaynaklara bağlıdır. Yasakoyucunun,
Devlete yüklenen görevin yerine getirilebilmesini sağlayacak ve
Kurumun malvarlığını koruyacak tarzda, temel hukuk kurallarına
ve Anayasa’nın diğer hükümlerine aykırı olmayan kimi
düzenlemeler yapması, Anayasa’da öngörülen sosyal güvenlik
anlayışının gereği ve ona tanınan takdir yetkisinin sonucudur.
İtiraz konusu fıkranın ise bu amaçla ve takdir yetkisi
kullanılarak getirildiğinde kuşku bulunmamaktadır. Buna göre,
üçüncü şahısların sorumluluğunu belirleyen “Ancak, Kurum bu
yardımların tutarı için üçüncü kişilere
rücu eder” şeklindeki fıkranın, adil olmadığı hususu
ileri sürülemeyeceği gibi hukuka aykırı olduğu da söylenemez.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu fıkranın,
Anayasa’nın 2., 5. ve 10. maddelerine
aykırı bir yönü olmadığı gibi Anayasa’nın öbür kurallarına da
aykırılığı saptanamadığından, iptal isteminin belirtilen
gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekir.
Bu nedenle çoğunluk tarafından benimsenen
gerekçeye katılmadık.
|
Üye
Mehmet ERTEN |
Üye
A.
Necmi ÖZLER |
|
Üye
Şevket APALAK |
Üye
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT |
|