|
İTİRAZ YOLUNA
BAŞVURAN :
Adana 1. İş Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU :
17.7.1964 günlü, 506 sayılı
Sosyal Sigortalar Kanunu’nun Ek 5. maddesinin birinci fıkrasının
3395 sayılı Yasa ile eklenen IV. bendinde yer alan “Azotlu
gübre ve şeker sanayiinde, ...”
ibaresinin, Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I - OLAY
Davacının, çalıştığı işyerinin 506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanunu’nun Ek 5. maddesinin kapsamına girdiğinden
bahisle itibari hizmet süresinden yararlandırılması gerektiğinin
tespitine karar verilmesi istemiyle açtığı davada, itiraz konusu
kuralın Anayasaya aykırılığı iddiasını ciddi bulan Mahkeme,
iptali için başvurmuştur.
II - İTİRAZIN
GEREKÇESİ
Başvuru kararının
gerekçeye ilişkin bölümü şöyledir:
“... 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun bazı
maddelerinin değiştirilmesine ve bu Kanuna ek ve geçici maddeler
eklenmesine dair kanunun 13. maddesinin çıkartılış amacı
Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğünün maddeye
ilişkin gerekçesinde sosyal güvenlik sistemlerinde itibari
hizmet süresi ve fiili hizmet zammı gibi uygulamalara, vücudu
yıpratıcı, dolayısıyla çalışma gücünü ve hayat süresini azaltıcı
işyerlerinde çeşitli tehlikelere açık olarak çalışanlar için yer
verilmektedir. Buhar, is, duman, kurum, toz, koku, asit, zehirli
gaz, gürültü, sarsıntı ve radyoaktif ışın gibi ağır ve yıpratıcı
çalışma şartlarına rağmen, bu şartlara açık birçok kuruluşun
kurulması, çalıştırılması ve faaliyetini sürdürmesi ekonomik,
kültürel, sosyal ve sağlık yönlerinden topluma katkıları
sebebiyle zorunlu bulunmaktadır. Söz konusu ağır ve yıpratıcı
işlerde fiziki, ruhi ve fizyolojik bakımlardan insan sağlığını
olumsuz yönde etkileyen şartlar altında çalışanların tümünün,
2098 sayılı Kanunun ek 1. maddesinde unvan sayılmak suretiyle
sınırlı olarak verilen itibari hizmet süresi hakkından
yararlandırılmaları, “gerek Anayasamızın eşitlik ilkeleri ve
gerekse sosyal güvenliğin temel prensiplerine uygun düşeceği
için zorunlu görülmektedir” olarak açıklanmasına rağmen madde
metninde iş kolunda “Azotlu gübre ve şeker sanayinde” denmek
sureti ile sınırlamaya gidilerek anayasanın eşitlik ilkesine
aykırılıkta bulunduğu düşünülmüştür. Zira Azotlu gübre ve şeker
sanayiinde çalışanların çalışma
şartlarının sağlıklarına yaptığı olumsuz etki
gözönüne alınarak onlara itibari
hizmet süresinden yararlanma imkanı verirken, davamızda
sözkonusu olduğu gibi Tekstil
sektöründe sağlık yönünden sakıncalı ortamlarda çalışan işçilere
ya da
petrokimya sanayii, deri
işleme sektörü, boya imalatı sanayii
gibi benzeri, kimyasal maddelerin kullanıldığı ve bu nedenle
işçi sağlığının olumsuz etkilendiği sanayii
kollarında ve hatta dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının
Meclis Genel Kurulundaki madde metni üzerindeki görüşmeler
sırasında belirttiği gibi kanunun hazırlanması sırasında akla
gelmeyen iş kollarında çalışan işçilerin böyle bir haktan
yararlandırılmaması açıkça Anayasanın eşitliğe ilişkin 10.
maddesine aykırıdır. Esasen teknolojideki sürekli değişmeler,
yeni üretim alanlarının ve tekniklerinin gelişmesi, üretimlerde
yeni kimyasal maddeler kullanılmaya başlanması sebebiyle belirli
sanayii kollarının belirlenerek bu
sanayii kollarında çalışanların
itibari hizmet süresinden yararlandırılıp diğerlerinin
yararlandırılmaması halinde yürürlükteki kanun maddesinin
gelişen teknoloji ve üretim teknikleri karşısında ihtiyaca cevap
veremeyecek hale geleceği ve bu nedenle çalışanların kanunlar
önündeki eşitliğini zedeleyeceği açıktır. Bu nedenle maddelerin
düzenlenmesinde bu maddeden yararlanacak sigortalılar
belirlenirken herhangi bir sanayii
kolu belirtilmeksizin yalnızca fabrika, atölye, havuz ve
depolarda, trafo binalarında çalışanlar denildikten sonra
hizmetin geçtiği yerin nitelikleri
belirtilerek Anayasanın kanun önünde eşitlik ilkesine uygun bir
uygulamaya yönelik madde oluşturulabileceği düşüncesi ile ilgili
yasa maddesinin Anayasa Mahkemesince incelenerek madde
metnindeki “Azotlu gübre ve şeker
sanayiinde” ibaresinin iptal edilerek kanun metninden
çıkartılması yönünde karar verilmesi tekdirlerinize arz olunur.”
III - YASA
METİNLERİ
A - İtiraz Konusu
Yasa Kuralı
17.7.1964 günlü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar
Kanunu’nun Ek 5. maddesinin birinci fıkrasının 3395 sayılı yasa
ile eklenen ve iptali istenilen ibareyi de içeren IV numaralı
bendi şöyledir:
“506 sayılı Kanuna göre sigortalı sayılanların,
aşağıda sayılan görevlerde geçen sigortalılık sürelerine, bu
sürelerin her tam yılı için, hizalarında gösterilen süreler,
sigortalılık süresi olarak eklenir.
|
Sigortalılar |
Hizmetin geçtiği
yer |
Eklenecek süre |
|
I— … |
… |
… |
|
II— … |
… |
… |
|
III— … |
… |
… |
|
IV — (Ek: 20/6/1987 - 3395/13 md.) Azotlu
gübre ve şeker sanayiinde,
fabrika, atölye, havuz ve depolarda, trafo binalarında
çalışanlar.
|
1. Çelik, demir ve tunç döküm,
2. Zehirli, boğucu, yakıcı, öldürücü ve
patlayıcı gaz, asit, boya işleriyle gaz maskesi ile
çalışmayı gerektiren işlerde,
3. Patlayıcı maddeler yapılmasında,
4. Kaynak işlerinde çalışanlarda. |
90 gün |
B - Dayanılan
Anayasa Kuralı
Başvuru kararında
Anayasanın 10. maddesine dayanılmıştır.
IV - İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince, Mustafa BUMİN,
Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN,
Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Enis
TUNGA ve Mehmet ERTEN’in
katılmalarıyla 12.11.2002 gününde yapılan ilk inceleme
toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V - ESASIN
İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve
ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kural,
dayanılan Anayasa kuralı ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü.
Başvuru kararında, itiraz konusu Yasa kuralı
uyarınca “Azotlu gübre ve şeker sanayiinde”
çalışanların çalışma şartlarının sağlıklarına yaptığı olumsuz
etki gözönüne alınarak onlara
itibari hizmet süresinden yararlanma imkanı verilmesine karşın,
diğer kimi sanayi kollarında sağlık yönünden sakıncalı
ortamlarda çalışan işçilerin böyle bir haktan
yararlandırılmamasının açıkça Anayasanın eşitliğe ilişkin 10.
maddesine aykırı olduğu, bu nedenle “Azotlu gübre ve şeker
sanayiinde” ibaresinin iptaline
karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Hukukun temel ilkeleri arasında yer alan eşitlik
ilkesine, Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilmiştir. Buna göre,
“yasa önünde eşitlik ilkesi” hukuksal durumları aynı olanlar
için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik
öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan
kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını
sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir.
Bu ilkeyle aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı
kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi
yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı
kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki
özellikler, kimi kişiler ya da
topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal
durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasada öngörülen
eşitlik ilkesi zedelenmez.
İtiraz konusu Yasa kuralı, Sosyal Sigortalar
Kanunu’na tabi sigortalılardan, azotlu gübre ve şeker
sanayiinde fabrika, atölye, havuz ve
depolarda, trafo binalarında çalışan; ağır, tehlikeli, sağlığa
zararlı çalışma koşulları altında işlerini görmekte olan ve
kanun metninde yaptıkları işler belirtilen bir kısım
sigortalılara itibari hizmet süresinden yararlanma olanağı
getirmektedir. Kanunun uygulamasında itibari hizmet süresinden
yararlanılabilmesi için sigortalının iki koşulu birlikte
gerçekleştirmesi aranmaktadır. Buna göre, sigortalının azotlu
gübre ve şeker sanayiinde, fabrika,
atölye, havuz ve depolarda, trafo binalarında çalışma koşulunu
yerine getirmesi birinci şarttır. İkinci şart ise, sigortalının,
belirtilen bu işkollarında yer alan ve Kanunda sayma suretiyle
belirtilmiş olan bir kısım ağır, riskli, sağlığa zararlı işleri
ifa etmesidir.
İtiraz konusu Yasa kuralının, ağır, riskli ve
sağlığa zararlı işlerde çalışan kişilere itibari hizmet
süresinden yararlanma olanağı tanımak amacıyla kabul edilmiş
olduğu anlaşılmaktadır. Oysa, bu nitelikteki işlerin sadece
azotlu gübre ve şeker sanayiinde
bulunmadığı, diğer pek çok sanayi dalında da bu nitelikte
işlerin görülmekte olduğu açıktır. Bu durumda, itibari hizmet
süresinden yararlanabilecekler belirlenirken yapılan işin
niteliğinin dikkate alınması, böylece hangi iş kolunda çalışıyor
olursa olsun ağır, riskli ve sağlığa zararlı işleri yapan bütün
sigortalıların bu olanaktan yararlanmalarını sağlayacak bir
düzenlemeye gidilmesi Anayasada öngörülen eşitlik ilkesinin
gereğidir.
İtibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektiren
olgu sanayi kolları farklı da olsa belli ağır, riskli ve sağlığa
zararlı işlerin yapılmasıdır. Bu nitelikteki işleri yapan
kişilerin aynı durumda olmadıkları ileri sürülemez. Aynı
hukuksal durumda bulunanların farklı kurallara tabi tutulması
eşitlik ilkesine aykırılık oluşturacağından itiraz konusu Yasa
kuralı Anayasa’nın eşitlik ilkesine yer veren 10. maddesine
aykırıdır. İptali gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR ve Şevket APALAK bu görüşe
katılmamışlardır.
VI - SONUÇ
17.7.1964 günlü, 506 sayılı “Sosyal Sigortalar
Kanunu”nun Ek 5. maddesinin birinci fıkrasının 20.6.1987 günlü,
3395 sayılı Yasa ile eklenen IV numaralı bendinde yer alan
“Azotlu gübre ve şeker sanayiinde,
...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Serdar
ÖZGÜLDÜR ve Şevket APALAK’ın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
4.10.2006 gününde karar verildi.
|
Başkan
Tülay TUĞCU |
Başkanvekili
Haşim
KILIÇ |
Üye
Sacit
ADALI |
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU |
Üye
Ahmet AKYALÇIN |
Üye
Mehmet ERTEN |
|
Üye
Mustafa YILDIRIM |
Üye
A. Necmi ÖZLER |
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR |
|
Üye
Şevket APALAK |
Üye
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT |
AZLIK OYU
İtiraz konusu kural, yargı yerlerince farklı
yorumlanmış ve bu nedenle iptal istemine konu olmuştur. Oysa
kuralın, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nun ilgili maddesi de
gözetilerek yapılacak amaçsal yorumu, azotlu gübre ve şeker
sanayii ile fabrika, atölye gibi
yerleri ayrı ayrı iş alanları olarak
değerlendirmeye olanaklıdır. Bu durumda Anayasal ilkelerle bir
çelişme öne sürülmeyecek, kuralın yorumu yargısal gelişmelere
bırakılacaktır.
Ancak, kararla ulaşılan sonuç eşitlik ilkesinin
irdelenmesini gerekli kılmaktadır. Anayasa’nın 10. maddesinde
yer alan eşitlik ilkesi, eylemli değil, hukuksal eşitliği
amaçlar. Başka bir anlatımla, aynı durum ve konumda olan
kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını
sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemek
eşitlik ilkesinin gereğidir.
Kuralda ise, yasama organının değerlendirme alanı
içinde, iş kolu ve bu iş kolunda yürütülen görev alanları
belirlenerek hukuksal durumun çerçevesi çizilmiştir. Anayasal
eşitlik ilkesi bu hukuksal durum içinde görülecek farklılıklarda
söz konusu olabilir. Başka iş kolunun görev alanlarında
çalışanlar ise ayrı hukuksal konumun
süjeleridir.
Öte yandan, fiili hizmet süreleri, işyerlerinin
tehlike dereceleri, o günkü veriler ve
sosyo ekonomik koşullar gözetilerek belirlendiğinden;
Anayasa Mahkemesi’nce sonuç olarak daha önce olumlu bulunan ve
yıllardır uygulana gelen bir ilkenin, yeni yasal düzenlemenin
2007 yılından itibaren geçerli olacağı bir zaman diliminde
eşitlik yönünden irdelenmesi, gündeme getireceği olguların
özelliği ve denetimin sınırları bakımından anayasal uygunluk
ilkesinin kapsamıyla tam bir örtüşme de sağlamayacaktır.
Bu nedenle karara karşıyım.
Üye
Şevket APALAK
KARŞIOY GEREKÇESİ
1 - 17.7.1964 günlü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar
Kanunu’nun Ek 5. maddesinin birinci fıkrasının 20.6.1987 günlü,
3395 sayılı Kanunla eklenen IV numaralı bendinde yer alan “Azotlu
gübre ve şeker sanayiinde”
ibaresi sayın çoğunlukça Anayasa’ya aykırı görülerek iptal
edilmiştir.
Aynı kuralın iptali için evvelce yine Anayasa
Mahkemesi’ne itiraz yoluyla başvurulmuş ve Anayasa Mahkemesi’nin
2.5.1989 gün ve E.1988/51, K.1989/18 sayılı kararı ile kural
Anayasa’ya aykırı görülmeyerek itirazın REDDİNE karar
verilmiştir.
Anılan kararın gerekçesinde “…Anayasa
Mahkemesi’nin daha önceki kararlarında da açıklandığı gibi, bir
yasa hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğunun kabul edilebilmesi
için, bu hükmün Anayasa’nın koyduğu esaslara aykırı bir kural
içermesi gerekir. Anayasa; itiraz konusu maddede sözü edilen
sigortalıların ‘itibari hizmet süresi’nden yararlanmalarını
engelleyen bir kurala yer vermemiştir. Aksine, Anayasa’nın
öngördüğü ‘sosyal devlet’ ilkesi ve bu ilkenin içerisinde yer
alan ‘sosyal güvenlik’ kavramını, itibari hizmet türünden
kurumların kabulünü zorunlu kılmaktadır… Anılan bent
hükümlerinde Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı işyerlerinde
çalışan sigortalıların yer almaması, belli sigortalılara hak
tanıyan ve özü bakımından Anayasa’ya aykırı bulunmayan hükmün
iptalini gerektirmez. Kaldı ki, diğer sigortalıların bu
haktan yararlanmaları doğrultusunda her zaman yeni düzenlemeler
yapılabilir. Anayasa Mahkemesi’nden, ancak Anayasa’ya aykırı
olan bir yasa hükmünün uygulama alanından kaldırılmasını
sağlamak için iptal kararı istenebileceğine, özde Anayasa’ya
aykırı düşmeyen bir kural uygulama alanının genişletilmesi
amacıyla iptal edilmeyeceğine göre; bir kısım
sigortalılara hak tanıyan itiraz konusu hükmün, öteki kesimlere
de aynı hakkı tanıyan tamamlayıcı yasama işlemleriyle
düzeltilmesi, düzenleme eksikliklerinin bu yöntemle
giderilmesi Anayasa’ya uygun ve tutarlı bir tasarruf olacaktır.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu hüküm Anayasa’ya
aykırı görülmemiştir. İtirazın reddi gerekir…” (AMKD, Sayı:25,
Ankara 2001, s.227-228) denilmektedir.
Anılan karara konu olayda da, itiraz mahkemesi,
itiraz konusu kuralın kapsamının dar tutulması ve maddenin kabul
ettiği sistem sonucu Milli Savunma Bakanlığı ve diğer iş
kollarının madde içerisinde yer almamasının yasa önünde eşitlik
ilkesine aykırı düştüğü savında bulunmuş; Anayasa Mahkemesi’nce,
ortada eşitliğe aykırı bir durum görülmeyerek, yukarıdaki
gerekçe ile bu savlara katılınmamış
ve itirazın reddi yoluna gidilmiştir.
Söz konusu içtihadın değişmesini haklı kılacak,
eşitlik ilkesinin uygulanmasını gerektirecek makul ve doyurucu
hukuki nedenlerin dava konusu bakımından gerçekleşmediği
kanısında olduğundan, öncelikle karara bu yönü itibariyle
katılamıyorum.
2 - Anayasa’nın 153. maddesinin ikinci fıkrası
“Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin
tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi
hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis
edemez.” hükmünü taşımaktadır. Anılan fıkraya ilişkin
gerekçe şu şekildedir:
“…
a)… Öyle haller vardır ki; bir hükmün iptali,
uygulanması kanunen gerekmeyen bir başka hükmün uygulanmasını
gerekli kılabilir. Örneğin: Kanunla getirilen istisnalara
ilişkin kanun hükümlerinin iptali, ana kuralın uygulanması
sonucunu doğurabilir. Halbuki kanun koyucu böyle bir sonuç
çıkmasını arzu etmediği için istisnayı kabul etmiş durumdadır.
Bu istisna hükmünün iptali milli iradeye ters düşeceğinden,
eşitlik ilkesi gibi temel ilkelere aykırı olmamak koşulu ile
hüküm verirken bu özelliklerin gözönünde
bulundurulması zorunludur…”
Sözkonusu
Anayasa hükmü, öğretide pek çok tartışmaya yol açmıştır. Burada
örnek teşkil etmek üzere, bu görüşlerden birkaçına yer
verilecektir:
- “… Anayasa yapıcının bu kuralla ‘ayrık kuralın’
Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmesi durumunu, ulusal
istence ters düşen bir olgu olarak kabul ettiği anlaşılmaktadır…
Gerçekte, ana kuralı iptal edebilen bir mahkemenin, ayrık hükmü
iptal edememesini anlamak güçtür. Ayrıca, ayrık hükmün iptalinin
ulusal istence ters düştüğü yolundaki görüş, Anayasal denetimi
kabul eden bir sistemle bağdaşmaz. Anayasa Mahkemesi kural
koymaz. Kural koymak kuşkusuz yasamanın görevidir. Mahkeme ana
kural, ayrık kural gibi bir ayırım yapmaz. Anayasal denetim
sonucunda Anayasa’ya aykırı bulduğu kuralı iptal eder… Anayasa
Mahkemesi’nin her iptal kararı, kuşkusuz, yeni bir hukuksal
durum doğurur ve yeni bir uygulamaya yol açar. Bu durum kural
koymaktan çok, Anayasa’ya aykırılığı gidermek anlamına gelir.
Benzetme yerinde olursa, bahçeyi ekmek ve yeşillendirmek
yasamanın, ısırgan otlarını ayırmak
Anayasa Mahkemesi’nin işidir… Dolayısıyla, iptal kararı ulusal
istence aykırılık oluşturmaz. Nitekim, Anayasa Mahkemesi de bu
kuralı bu biçimde anlamıştır…” Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Anayasa
Yargısı, Ankara 1997, s.235-237)
- “…Aslında böyle bir hüküm gerek Anayasa yargısı
gerekçe idari yargı açısından Anayasa’da bulunması gereksizdir.
Tıpkı bir savcıya ‘sakın gereksiz yere soruşturma açma, gereksiz
yere cezalandırma ya da beraat
isteme’ anlamına gelir… Anayasa’da mevcut olan bu düzenleme
mutlak ve kesin yorumlanırsa, Anayasa’nın temel ilkelerine
aykırı düşen hükümleri dışındaki kuralları iptal etmemek
gerekir. Bu nedenle, böyle bir düzenlemenin mevcut olması,
Anayasa’ya uygunluk denetimi için gereksiz bir uyarı ve yersiz
bir hatırlatmadan öteye bir ‘engel’ olamaz. Belki bir fren
olarak fayda doğuracağı düşünülmüştür; ama iptal kararını
önleyebilecek bir işlerliğe sahip değildir…” (Burhan KUZU, 1982
Anayasanın Temel Nitelikleri ve Getirdiği Yenilikler, İstanbul
1990,s.199-205)
- “… Anayasa’nın 125. maddesine koşut olan bu
kural, yeni bir uygulamaya yol açmak Mahkemenin görevi
ya da emeli olmadığına göre, iptal
kararı verilmesini engellemek düşünülmüş olamayacağından,
açıkta, boşlukta durduğu, yineleme, gereksiz söz (haşiv) olduğu
da söylenemeyeceğinden bir uyarı (bir sınır, bir kısıtlama amacı
güdülse de) olduğunu kabul zorunluluğu açıktır. İptal kararı,
dava, inceleme-denetleme konusu kuralın ortadan kalkmasını
gerektirmektedir. Böylece aykırılık giderilmekte, yürürlükteki
durumun yerine, iptal edilen kuralın geçerli olmadığı yeni bir
biçim doğmaktadır. Kararın doğal sonucu kendiliğinden ‘yeni
bir durum’dur. Ama asla ‘yeni bir kural’ değildir, ‘uygun
durum’dur. Bu yeni durum, Anayasa Mahkemesi’ni ‘yasakoyucu’
kılmaz. Mahkeme, kararına bağlanarak sıfat değiştiremez,
kazanamaz… Mahkemenin yasakoyucu
gibi davrandığını yasal yönden saptamak olanağı bulunmadığı
gibi, iptal kararı yeni bir kural, yeni bir uygulama, yeni bir
düzenleme değildir… Kısıtlamanın amacı,
Yasakoyucunun istencinden büsbütün ayrı, ama tümüyle ters
bir yeni kural ya da metin biçiminde
bir kararın oluşmasını önlemektir… Anayasa Mahkemesiyle ilgili
kuralların güçlük değil, kolaylık vermesi gerekir. Yürütmeyi
tümüyle elinde bulunduran yönetimin daha çok güçlendirilmesi
yargının zayıflatılmasıyla sağlanmamalıdır…” (Yekta Güngör
ÖZDEN, Anayasa Mahkemesi Kanun Koyucu Gibi Hareketle Yeni Bir
Uygulamaya Yol Açacak Biçimde Hüküm Tesis Edemez Kuralına Nasıl
Gelindi? Anayasa Yargısı 2, Ankara 1986, s.73-81)
Anayasa Mahkemesi’nin de konuya ilişkin bazı
kararlarında şu gerekçeyi ortaya koyduğu görülmektedir:
“…her iptal kararı yeni hukuksal bir sonuca neden
olur. Bu durum, Anayasa Mahkemesi’nin kendisini
yasakoyucu yerine koyduğu anlamına
gelmez. Yasama organı, iptal hükmüyle ortaya çıkan hukuksal
yapıyı uygun bulunmazsa, kuşkusuz anayasal sınırlar içinde, yeni
kural koyabilir ya da yürürlükteki
kurallarda değişik yapabilir. Anayasa’nın 153. maddesi ile
yasaklanan, yasakoyucu gibi
davranarak kural konulmasıdır. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’ya
uygunluk denetimi işlevini yerine getirirken
yasakoyucu yerine
geçerek kural koyamaz ve yeni tür
uygulamaya yol açacak nitelikte karar veremez. İptal kararının
kaçınılmaz ve doğal sonucu olan yeni durum, yeni görünüm,
yürürlükte kalan bölüme göre ya da
yürürlükten kalkan kurala göre uygulama gerekliliği, yerine
getirilmesi zorunlu bir işlemdir. Afla salıverme arasındaki
hukuksal çizgiyi belirlemek, buna göre gereğini kararlaştırmak
yasakoyucunun yerine
geçmek değil, kendi yetki ve
görevinin gereğini yerine getirmektir… Anayasa Mahkemesi’nin
Anayasa’ya aykırı bulduğu kuralı ya
da bir aykırılık (istisna) hükmünü iptal etmesinde Anayasa’ya
aykırı bir yön bulunmamaktadır…” (Anayasa Mahkemesi’nin
19.7.1991 tarih ve E.1991/17, K.1991/23; 8.10.1991 tarih ve
E.1991/34, K.1991/34 sayılı kararları; AMKD, Sayı:27, Cilt:2,
s.483-484; s.580-582)
Gerek yukarıda bazılarına yer verilen öğreti
görüşleri, gerek Anayasa Mahkemesi’nin işaret edilen
kararlarında temas edilen düşünce ve değerlendirmelere büyük
ölçüde katılınmakla beraber, ortada
çözümü gereken önemli bir “Anayasal Sorun”un varlığı yadsınamaz.
Anayasa’nın hiçbir hükmünün, diğerlerine nazaran üstünlük
ya da önem önceliği olmadığı hukuki
gerçeği karşısında; halen yürürlüğünü sürdüren ve üstelik
gerekçesi de gayet açık bir Anayasa hükmünün, (Md.153/2) hiç
kimse ya da organ tarafından
“lüzumsuz”, “gereksiz”, “uyarıcı/hatırlatıcı nitelikte”, “ihmal
edilebilir”, “dikkate alınmaması gerekir”, “kimseyi bağlamaz”,
“bir anlam ifade etmez”, “etki ve yaptırım gücü yok” vb.
nitelemelere tâbi tutularak; beğenilmeyerek
ya da görmezlikten gelinerek uygulanmaması/değerlendirme
dışı bırakılması düşünülemez. Anayasakoyucu
hiçbir Anayasa kuralını nedensiz ve gereksiz olarak yürürlüğe
koymayacağı gibi, kimse tarafından dikkate alınmayacak mahiyette
bir kural da öngörmez. Önemli olan, yorum makamının o kuralın
ratio legis’ini
(ruhunu) ortaya çıkarabilmesidir. Şu halde, Anayasa Mahkemesi
de, Anayasa’nın 153/2. maddesinin yorumunda, önüne gelen her
somut olayın özelliğine göre, bu maddeye anlam ve içerik
kazandırmalı, hangi iptal kararının “kanun koyucu gibi
hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde” hükme
sebebiyet vereceğinin analiz ve değerlendirmesini yapmalıdır.
Davanın somutunda, iptali istenen kuralın, bir
başına Anayasa’ya aykırılığı sözkonusu
değildir ve esasen böyle bir iddia da yoktur. İptal istemi,
sadece “Azotlu gübre ve şeker sanayiinde”
bazı işkolları için yasakoyucu
tarafından tanınan hizmetin, ülkede SSK’ya tabi tüm
işyerlerinde, aynı işkolları içinde tanınması, yani “uygulama
alanının genişletilmesi” amacıyla yapılmış ve sayın çoğunlukça
da bu istem “eşitlik” ilkesi yönünden haklı görülerek, kuralın
iptaline karar verilmiştir. Diğer bir deyişle, sırf uygulama
alanının genişletilmesi amacıyla, özde Anayasa’ya aykırı
düşmeyen ve bir sosyal güvenlik atıfeti mahiyetinde, önemli
görülen iki-sanayi alanında belli işkollarında çalışan
SSK’lılara tanınan ve bu mahiyeti itibariyle de
yasakoyucunun takdir alanı
içerisinde bulunan bir düzenleme iptal edilmiş; böylelikle salt
iptal kararıyla, yasakoyucunun
iradesi dışında, yeni bir uygulamaya yol açılması ve aynı
hizmetin geçtiği tüm işyeri ve
işkollarında çalışanlara da itibari hizmet verilmesi gerekliliği
sonucu doğmuştur. Anayasa’nın 153/2. maddesinin gerekçesinde
açık biçimde örneklenmesine karşın, iptal kararıyla, istisna
hükmünün iptaliyle, istisna asıl “kural” haline dönüşmüştür.
Anılan maddenin ruhunun ise böyle bir sonucu amaçlamadığı çok
açıktır.
Açıklanan nedenlerle, iptal kararına bu yönü
itibariyle de katılmıyorum.
3 - Çoğunluk kararının dayalı olduğu “eşitlik”
gerekçesinin incelenme konusu kural bakımından uygulama alanının
olmadığını değerlendirmekteyim. Çünkü, yukarıda isnat edildiği
üzere, sonuçta iptalin asıl nedeni, yasadaki “düzenleme
eksikliği” (eksik düzenleme)dir.
Oysa Anayasa Mahkemesi’nin birçok kararında, Anayasa’nın
öngördüğü ve düzenlenmesini istediği hususlar dışında, yasadaki
düzenleme eksikliğinin o Yasa’nın iptalini gerektirmeyeceği
açıkça ifade edilmiştir. Örneğin Anayasa Mahkemesi, hazine
avukatlarına verilen yol tazminatının öteki kamu kurumu
avukatlarına verilmemesiyle ilgili davada, “Özde Anayasaya
aykırı düşmeyen bir kuralın, uygulamanın genişletilmesi amacıyla
iptali isteminde bulunulmaz” yönündeki gerekçeyle,
sözkonusu eksik düzenlemeyi
Anayasa’ya aykırı bulmamıştır. (Any.Mah.nin
24.11.1987 tarih ve E.1987/24, K:1987/32 sayılı kararı; AMKD,
Sayı: 23, s.427. Bu konudaki diğer karar örnekleri işin
bkz.
Aliefendioğlu, age.,
s.302-305)
Davanın somutunda, ortada eşitlik ilkesinin
uygulaması bakımından, durumları özdeş olan iki kategori
kişi/kişiler sözkonusu değildir.
SSK’nun
aktüeryal dengesi ve işkollarının özellikleri dikkate
alınarak, yasakokucu tarafından
sadece iki alanda (azotlu gübre ve şeker sanayinde) belli
çalışma sahalarında çalışan SSK’lılara itibari hizmet imkânı
sağlanmıştır. Azotlu gübre ve şeker
sanayiinde kanunda sayılan çalışma sahalarında bilfiil
istihdam edilenlerin hukuki konumu ile diğer sanayi kollarında
benzer çalışma sahalarında istihdam edilenlerin hukuki konumu
özdeş (aynı) sayılamaz Çünkü, bu hususun saptanması tamamen
teknik ve ihtisası gerektiren bir değerlendirmeyi gerektirir.
Yasakoyu SSK’lılar yönünden bir
sosyal güvenlik atıfeti getirirken, önceliği sayılan sanayi
kollarına vermiş olup, takdir yetkisini bu doğrultuda
kullanmıştır. Bu bakımdan, henüz
yasakoyucunun atıfet imkânı tanımadığı diğer sanayi ve
işkollarında benzer çalışma sahalarında çalışanların, azotlu
gübre ve şeker sanayinde çalışanlarla kıyaslanarak, aralarında
eşitsizlik olduğu yolunda ulaşılan sonuca katılmak mümkün
değildir. Bu nedenle, kararın gerekçesine bu yönü itibariyle de
katılamıyorum.
4 - Yukarıda üç başlık altında gerekçesini
açıkladığım nedenlere dayalı olarak, iptal isteminin reddi
gerektiği kanaatine ulaştığımdan; aksi düşünce ve gerekçelerle
kuralın iptali yolundaki sayın çoğunluk kararına iştirak
edemiyorum.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR |