|
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN :
Adana 8. Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU :
4.1.1961 günlü, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 4369 sayılı
Yasa ile değiştirilen 359. maddesinin (a) bendinin 2 numaralı
alt bendinin “… gizleyenler (Varlığı noter tasdik kayıtları veya
sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi
incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz
edilmemesi gizleme demektir.) … hakkında altı aydan üç yıla
kadar hapis cezası hükmolunur”
bölümünün, Anayasa’nın 38. maddesine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I - OLAY
İhtara rağmen, 2001 yılına ait defterlerini
incelenmek üzere vergi dairesine ibraz etmeyen sanık hakkında
213 sayılı Yasa’nın 359. maddesinin (a) bendinin 2 numaralı alt
bendi uyarınca cezalandırılması için açılan kamu davasında,
itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan
Mahkeme iptali için başvurmuştur.
II - İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Adana Cumhuriyet Başsavcılığı 16/02/2004 tarihli
iddianame ile mükellef olan sanığın
Ziyapaşa Vergi Dairesi yetkililerine 19/06/2003 tarihinde
tebliğ yapıldığı halde defter ve belgeleri incelemek üzere ibraz
etmediği iddiası ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu 359/a-2 maddesi
uyarınca cezalandırılması talebi ile dava açtığı, mahkememizce
duruşma hazırlığı yapıldığı ve ilk oturumda 213 sayılı Vergi
Usul Kanunu’nun Anayasa’ya aykırılığı hususunda tarafların
mütalaası sorulmuş, iddia makamı 213 sayılı Kanun’un 359/a-2
maddesinin Anayasa’nın 38/5. maddesine aykırı olduğundan Anayasa
Mahkemesi’ne iptal başvurusu yapılmasını mütalaa olarak
bildirmiş. Müdahil hazine vekili 213
sayılı Yasa’nın 359/a-2 maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığını
bildirmiş. Buna göre;
İtiraz konusu yasa kuralı, 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu’nun 359/a-2 maddesi ‘…Defter, kayıt ve belgeleri tahrif
edenler veya gizleyenler (varlığı noter tasdik kayıtları veya
sair suretler ile sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi
incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz
edilmemesi gizlemek demektir) veya muhteviyatı itibari ile
yanıltıcı belge düzenleyenler veya belgeleri kullananlar,
… Hakkında altı aydan üç yıla kadar hapis cezası
hüküm olunur.’
Şeklinde tanzim edilmiştir.
1. İlgili yasa kuralı Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin altıncı maddesi ‘Herkes, gerek medeni hak ve
yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine
yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla
kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının
makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak
görülmesini isteme hakkına sahiptir. Hüküm açık oturumda
verilir; ancak, demokratik bir toplumda genel ahlak, kamu düzeni
ve ulusal güvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya
taraf olanların özel hayatlarının gizlilik gerektirdiğinde
2. veya davanın açık oturumda görülmesinin
adaletin selametine zarar verebileceği bazı özel durumlarda,
mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava süresince
tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak
sürdürülebilir.
3. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu
yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.
4. Her sanık en azından aşağıdaki haklara
sahiptir:
a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve
nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı
olarak haberdar edilmek;
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve
kolaylıklara sahip olmak;
c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir
avukatın yardımından yararlanmak ve eğer avukat tutmak için mali
olanaklardan yoksunsa ve adaletin selametini gerektiriyorsa,
mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin
yardımından yararlanabilmek;
d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya
çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı
koşullar altında çağrılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını
istemek;
e) Duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya
konuşamadığı takdirde bir tercüman yardımından para ödemeksizin
yararlanmak.’
Şeklinde düzenlenmiştir.
Dayanılan Anayasa kuralı
otuzsekizinci madde:
‘Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan
kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz;
kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan
cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin
sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır.
Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri
ancak kanunla konulur.
Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse
suçlu sayılamaz.
Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen
yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil
göstermeye zorlanamaz.
Ceza sorumluluğu şahsidir.
(Ek: 3/10/2001- 4709/15 md.) Kanuna aykırı olarak
elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.
(Ek:3/10/2001- 4709/15 md.) Hiç kimse, yalnızca
sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı
özgürlüğünden alıkonulamaz.
(Ek: 3/10/2001- 4709/15 md.) Savaş, çok yakın
savaş tehdidi ve terör suçları halleri dışında ölüm cezası
verilemez.
Genel müsadere cezası verilemez.
İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu
doğuran bir müeyyide uygulayamaz. Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni
bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebilir.
Vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye geri
verilemez.’
Şeklinde düzenlenmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi I.J.L, G.M.R ve
A.K.P.nin İngiltere aleyhine açtığı
davada 19/09/2000 tarihli 29522/95 sayılı kararı ile ‘… şirket
devrini soruşturan müfettişlere cezai yaptırım tehdidi ile
verilen ifadedeki beyanların yargılama sırasında kullanılması’
adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracağını belirtmiş.
Ayrıca Averill in İngiltere aleyhine
açtığı davada 06/06/2000 tarihli karar ve
Quinn’in İrlanda aleyhine açtığı davada 21/12/2000
tarihinde verilen karar ile sanığın susma hakkının aleyhine
delil olarak kullanılıp mahkumiyetine gidilmesini adil
yargılanma hakkının ihlali olarak kabul etmiştir. Dolayısıyla
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi istenen belgeleri vergi
denetçilerine vermekten kaçınan kişinin bu nedenle
cezalandırılmasını adil yargılanma hükmüne aykırı görmüştür.
(Prof. Dr. A. Şeref Gözübüyük ve
Prof. Dr. A. Feyyaz Gölcüklü’nün
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması isimli 4. baskı
eserin 294 sahifesi)
Mahkememizce 22/3/2004 tarihli kararın gerekçesi
yazılı hale getirildiğinde sehven 213 sayılı Kanun’un 359/a-2
maddesinin ‘…veya gizleyenler’ şeklindeki düzenlemenin iptali
gerektiği belirtilmiş ise de asıl olan kararın hüküm kısmı
olduğundan adı geçen Yasa’nın 359/a-2 maddesinde mahkememizi
bağlayıcı olan mükellefin defter, kayıt ve belgeleri gizleyip
vergi denetmenlerine ibraz etmemek
şeklindeki suç teşkil eden düzenlemenin Anayasamızın 38/5.
maddesine aykırı olduğu düşünüldüğünden hüküm kısmına uygun
olarak gerekçenin düzeltilmesi gerekmiştir.
Anayasamızın 38. maddesinin 5. fıkrası sözleşme
paralelinde ‘…Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen
yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil
göstermeye zorlanamaz’ şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre Vergi
Usul Kanunu’nun 359/a-2. maddesinde mükellefin defter ve
belgeleri vergi denetmenlerine ibraz
etmemesi şeklinde yer alan eylemin suç kabul edilmesi
Anayasamızın 38. maddesinin 5. fıkrasına aykırı olduğundan
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin altıncı maddesine de uygun
düzenleme olmadığından 213 sayılı Yasa’nın 359/a-2. maddesinin
‘Defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenler
(varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretler ile sabit
olduğu halde inceleme sırasında vergi incelemesine yetkili
kimselere defter ve belgelerin ibraz edilmemesi gizlemek
demektir.) Veya muhteviyatı itibari ile yanıltıcı belgeler
düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar (muhteviyatı itibari
ile yanıltıcı belge, gerçek bir muamele veya duruma dayanmak ile
birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktarı itibari ile
gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belgedir.)
Hakkında ‘6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası hüküm
olunur.’ şeklindeki düzenlemenin, Anayasa Mahkemesi tarafından
iptali için başvuru yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır.
Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi beş ay süre içinde karar
verdiğinde dosyanın buna göre karara bağlanması aksi takdirde
yürürlükteki yasaya göre karar verilmesi zarureti olduğundan son
soruşturmanın durdurulması yolunda karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: GEREKÇESİ YUKARIDA AÇIKLANDIĞI ÜZERE
213 sayılı Vergi Usulü Kanunu’nun 4369 sayılı
Kanun ile değişik 359/a-2. maddesinin Anayasamızın 38.
maddesinin 5. fıkrasına aykırı olduğundan iptal davası için
gerekçeli karar ile Anayasa Mahkemesi’ne İTİRAZ BAŞVURUSU
YAPILMASINA,
Gerekçeli itiraz başvurusuna 213 sayılı Yasa’nın
359/a-2. maddesi, Anayasamızın 38. ve 152. maddelerinin, Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi altıncı maddesi, Türk Ceza Kanunu’nun
107. maddesi ve dava açan iddianame ile vergi suçu raporu
suretinin eklenmesine,
Anayasa Mahkemesi’nin vereceği karar bekletici
mesele sayılarak son soruşturmanın DURDURULMASINA,
Anayasa Mahkemesi 23/09/2004 tarihine kadar bir
karar vermediğinde dosyanın ele alınarak yürürlükteki Yasa’ya
göre yargılamanın tamamlanmasına,
Müdahil
vekili Av. Filiz Akıncı yüzüne karşı sanığın gıyabında talep
gibi ve kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup
usulen tefhim edildi.”
III - YASA METİNLERİ
A - İtiraz Konusu Yasa Kuralı
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Kaçakçılık
Suçları ve Cezaları” başlıklı 359. maddesinin itiraz konusu
hükmü de kapsayan (a) bendi şöyledir.
“a) Vergi Kanunlarına göre tutulan veya
düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan;
1) Defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe
hileleri yapanlar, gerçek olmayan veya kayda konu işlemlerle
ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açanlar veya defterlere
kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının azalması
sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter,
belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydedenler,
2) Defter, kayıt ve belgeleri tahrif
edenler veya gizleyenler (Varlığı noter tasdik kayıtları veya
sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi
incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz
edilmemesi gizleme demektir.) veya muhteviyatı itibariyle
yanıltıcı belge düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar
(Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge, gerçek bir muamele veya
duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya
miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belgedir.)
Hakkında altı aydan üç yıla kadar hapis cezası
hükmolunur.
Hükmolunan
hapis cezasının para cezasına çevrilmesinde, hapis cezasının her
bir günü için, sanayi sektöründe çalışan
onaltı yaşından büyük işçiler için (…) yürürlükte bulunan
asgari ücretin bir aylık brüt tutarının yarısı esas alınır ve
hükmolunan bu para cezası
ertelenemez.”
B - Dayanılan Anayasa Kuralı
Başvuru kararında Anayasa’nın 38. maddesine
dayanılmıştır.
IV - İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi
uyarınca Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ,
Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN,
Mehmet ERTEN, Fazıl SAĞLAM ve A.Necmi
ÖZLER’in katılımlarıyla 5.5.2004
günü yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar
verilmiştir.
V - ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu yasa kuralı dayanılan Anayasa kuralı ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A - Sınırlama Sorunu
Vergi mükellefi olan sanığın, 2001 yılı
defterlerini incelenmek üzere vergi dairesine ibraz etmemesi
edeniyle 213 sayılı Yasa’nın 359. maddesinin (a) bendinin 2
numaralı alt bendi uyarınca cezalandırılması için kamu davası
açılmıştır.
Başvuran mahkeme, 359. maddenin (a) bendinin 2
numaralı alt bendinde yer alan vergi kanunlarına göre tutulan
veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan defter,
kayıt ve belgeleri gizlemek eyleminin suç olarak kabul
edilmesini Anayasa’ya aykırı bularak iptali için başvurmuştur.
Dava konusu olay 2001 yılına ait defterleri
incelenmek üzere istenmesine rağmen ibraz etmemek suretiyle
gizlemektir. Bu nedenle 4.1.1961 günlü, 213 sayılı “Vergi Usul
Kanunu”nun 4369 sayılı Yasa ile değiştirilen 359. maddesinin (a)
bendinin 2 numaralı alt bendinin “… gizleyenler (Varlığı noter
tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde,
inceleme sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter
ve belgelerin ibraz edilmemesi gizleme demektir.) …hakkında
altı aydan üç yıla kadar hapis cezası
hükmolunur.” bölümüne ilişkin incelemenin “defterler”
yönünden sınırlı olarak yapılması gerekmiştir.
B - Kuralın Anlam Ve Kapsamı
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun Kaçakçılık
Suçları ve Cezaları Başlıklı 359. maddesinin (a) bendinin 2
numaralı alt bendinde, Vergi Kanunlarına göre tutulan veya
düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan, defter,
kayıt ve belgeleri, “tahrif etmek”, “gizlemek”,
“muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlemek” ve “bu
belgeleri kullanmak” eylemleri suç olarak kabul
edilmiştir. İtiraza konu olan suç ise istenmesine rağmen Vergi
Kanunları uyarınca tutulması gereken defteri ibraz etmemek
suretiyle “gizleme” eylemidir. Suçun konusu, maddede
belirtilen nitelikteki defter kayıt ve belgelerdir. Suçun
oluşumu için gizleme eyleminin herhangi bir zarara yol açması
koşulu aranmamıştır.
C - Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararında, Vergi Usul Kanunu’nun 359.
maddesinin (a) bendinin 2 numaralı alt bendi uyarınca
mükellefin, defter ve belgelerini vergi denetimi sırasında ibraz
etmemesi nedeniyle oluşan eyleminin suç kabul edilmesinin,
Anayasa’nın 38. maddesine aykırı olduğu gibi, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nin altıncı maddesine de uygun bir düzenleme
olmadığı ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kural, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu
gereğince tutulması gereken defter, kayıt ve bu kayıtlarla
ilgili belgelerin takibinin sağlanması, vergiyi doğuran
muamelelerin gerçek mahiyetinin tespitini kolaylaştırmak
amacıyla tutulması zorunlu olan bu belgelerin belli bir süre
saklanması ve istenildiğinde de ibraz edilmesi yükümlülüğünü
getirmiştir.
Devletin üslendiği kamu hizmetlerinin finansman
kaynaklarından biri olan verginin, etkinliğini, vergi
kaynaklarının en az kayıpla değerlendirilmesini sağlamak için
alınan diğer önlemlerin yanında vergi kanunlarına aykırı
davranışlar suç sayılmış ve bu suçlar için ceza öngörülmüştür.
Ceza siyasetinin konusu, hangi eylemlerin suç
olacağını ve suç olarak kabul edilen eylemlere ne tür ve
miktarda ceza verileceğini belirlemektir. Vergi suç ve
cezalarında amaç, vergi yasalarının iyi biçimde uygulanarak
vergi borçlarının tespiti, zamanında ve eksiksiz ödenmesinin
sağlanması, böylece devletin gelir kaynaklarının güvence altına
alınmasıdır. Bu durumda defter tutma, saklama ve ibraz etme
ödevlerine uyulmamasının suç kabul edilmesi, vergi borcunun
tespiti ve sonuçta ödenmesini sağlayarak vergi kaybını önlemek,
kamu hizmetlerinin finansmanı için gerekli fonların toplanması
suretiyle kamu yararını sağlamak içindir.
Anayasa’nın 38. maddesinin beşinci fıkrasında,
“Hiç kimse kendisini ve kanununda gösterilen yakınlarını
suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye
zorlanamaz” hükmüne yer verilmiştir. İnsan hakları arasında
yer alan, manevi işkenceyi meneden,
insan haysiyetinin ve kişi dokunulmazlığının teminatı olan bu
düzenlemeye, ceza yasalarında sanığın “susma hakkı” olarak yer
verilmiştir. Bu hak, suçlanmayla başlayan bir haktır. Kovuşturma
ve soruşturmanın her aşaması için geçerlidir.
Kamu hizmetlerinin finansmanına, vergiler
aracılığıyla katılmak bireylere yüklenen Anayasal bir ödevdir.
Yasalar ile yükümlülerin ve onlarla hukuki ilişkide bulunan
üçüncü kişilerin vergi ile ilgili kayıtlarının denetlenmesi
amacıyla kimi defter, kayıt ve belgeleri tutmak, saklamak ve
istenildiğinde yetkililere ibraz etmek zorunluluğuna
uyulmamasının suç olarak kabul edilmesi ile suçla itham edilme
birbirinden farklı durumlardır. Vergi ile ilgili defter tutma,
saklama ve ibraz etme zorunluluğu yasalarla yükümlülere verilen
bir görevdir. Bu görevler yerine getirilmediği takdirde suç
oluşmaktadır. İtiraz konusu kural ile herkesin geliri oranında
vergiye katılımının sağlanması ve ödenmesi gereken vergi
miktarının tespiti için, Vergi Yasası’nda öngörülen defterlerin
tutulmasının ve bu defterlerin istendiğinde ibraz edilmesinin
zorunlu kılınması,mükellefin Anayasa’nın 38. maddesinin beşinci
fıkrasında öngörülen, kendisini suçlama ve bu yolda delil
göstermeye zorlanma olarak nitelendirilemez.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural
Anayasa’nın 38. maddesine aykırı değildir.
İtirazın reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
VI - SONUÇ
4.1.1961 günlü, 213 sayılı “Vergi Usul Kanunu”nun
4369 sayılı Yasa ile değiştirilen 359. maddesinin (a) bendinin 2
numaralı alt bendinin “… gizleyenler (Varlığı noter tasdik
kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme
sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter ve
belgelerin ibraz edilmemesi gizleme demektir.) … hakkında altı
aydan üç yıla kadar hapis cezası hükmolunur.”
Bölümünün, “defterler” yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
itirazın REDDİNE, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT’ün
karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
31.1.2007 gününde karar verildi.
|
Başkanvekili
Haşim
KILIÇ |
Üye
Sacit
ADALI |
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU |
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN |
Üye
Mehmet ERTEN |
Üye
Mustafa YILDIRIM |
|
Üye
A. Necmi ÖZLER |
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR |
Üye
Şevket APALAK |
|
Üye
Serruh
KALELİ |
Üye
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT |
KARŞIOY YAZISI
İptali istenen kural, 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu’nun 359. maddesinin (a) bendinin (2) numaralı alt
bendinin “… gizleyenler (Varlığı noter tasdik kayıtları veya
sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi
incelemesine yetkili kimselere defter veya belgelerin ibraz
edilmemesi gizleme demektir)” bölümüdür. Bu bölümü de içeren
maddenin tümüne bakıldığında, kamunun olası bir vergi kaybını
önleme düşüncesinden hareketle, kanuna göre tutulması zorunlu
olan defter ve kayıtlarda kasıtlı davranışlarla tahrifat,
değişiklik, hile yapılması; sahte veya yanıltıcı belgeler
düzenlenmesi veya bu defter ve kayıtların yok edilmesi
eylemlerinin hürriyeti bağlayıcı ceza yaptırımlarına bağlandığı
görülmektedir.
Defterlerin ibraz edilmemesi suçunun meydana
gelmesi için gerçekten bir vergi kaybının doğması
gerekmemektedir. Bu niteliğiyle 359. maddenin iptali istenen
kuralıyla düzenlenen suç, tehlike suçu niteliğindedir. Nitekim,
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun Resen Vergi Tarhı’nı düzenleyen
30. maddesinin birinci fıkrasında “Resen vergi tarhı, vergi
matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya
kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan bulunmayan hallerde
takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi
incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme
raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi
tarh olunmasıdır” denilmiş; anılan maddenin ikinci
fıkrasının 3. bendinde de “Bu kanuna göre tutulması mecburi
olan defterlerin hepsi veya bir kısmı tutulmamış veya tasdik
ettirilmemiş olursa veya vergi incelemesi yapmaya yetkili
olanlara herhangi bir sebeple ibraz edilmezse” resen vergi
tarh edileceği belirtilmek suretiyle, defter veya belgelerin
ibraz edilmemesi halinde kamunun zarara uğramaması için alınacak
önlemler belirlenmiştir. Öte yandan, vergi kaybı varsa, 359.
maddede yazılı cezaların uygulanması, 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu’nun 344. maddesinde yazılı vergi
ziyaı cezasının ayrıca uygulanmasına engel teşkil
etmeyecektir.
Açıkça görüldüğü üzere, defter ve belgeleri ibraz
etmeyen mükellefi hapisle cezalandıran kuralın amacı, idari bir
işlem olan vergi incelemelerinin sürat ve etkinliğini sağlamak,
bu yolla olası vergi kaçak ve kayıplarını önlemeye çalışmaktır.
Bu amacın kamu yararına yönelik olduğu ve bu amacı
gerçekleştirmek için yasa koyucunun ceza siyasetinin gereği
olarak uygun gördüğü hürriyeti bağlayıcı yaptırımları
getirebileceği söylenebilirse de, bir hukuk devletinde yasa
koyucunun takdir yetkisinin mutlak olmadığı ve Anayasa ile
hukukun genel ilkelerini gözetme mecburiyetinde bulunduğu
yadsınamaz. Bu nedenle, iptali istenen kural, ölçülülük ve
eşitlik ilkeleri açısından da incelenmeli ve Anayasa’nın 2. ve
10. maddelerine uygunluk açısından da değerlendirilmelidir.
Bu acıdan bakıldığında, şu saptamaları
yapabiliriz:
Defter ve belgelerin ibraz edilmemesi eylemi,
Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesinde belirtilen ve suçu
oluşturan diğer eylemlerden farklıdır. Anılan maddede sayılan
diğer tüm hallerde (defter ve belgelerin yok edilmesi dahil)
suç, icrai davranışlarla
gerçekleştirilmektedir. Bu davranışlar yanıltma ve gerçeğe
aykırı kayıt veya belgeler oluşturma kastı ile yani özel kastla
gerçekleştirilebilir. Defter ve belgelerin ibraz edilmemesi
eylemi ile pratikte aynı sonucu doğuran, 359. maddenin (b)
fıkrasının (1) numaralı bendinde düzenlenmiş olan “defter, kayıt
ve belgeleri yok etme” eylemi de, birtakım
icrai davranışlar gerektirmektedir. Uygulamada yaygın
şekilde başvurulan, işyerine hırsız girmiş, su basmış veya
yangın çıkmış süsü verilerek defter veya belgelerin yok
edilmesi, özel kast ile işlenen suçlardır. Buna karşılık,
defter ve belgelerin ibraz edilmemesi, aynı maddede düzenlenen
ve yukarı haddi üç yıl olan hapis cezasıyla cezalandırılan diğer
hileli ve yanıltıcı eylemlerin ihmali davranışlarla
gerçekleştirilen bir çeşidi olmayıp; genel kastla işlenmesi ve
yarattığı tehlikenin (vergi incelemesinin uzaması, vergi kaybı
olasılığı) büyüklüğü açısından farklılık gösteren bir eylemdir.
Defter ve belgelerin ibraz edilmemesi, cürüm niteliği
taşıdığında kuşku olmayan hileli işlemlerde bulunmak, sahte
belgeler düzenlemek gibi eylemlerden ziyade, mahiyet
itibariyle daha ziyade yaptırımı sadece idari para cezası olan,
meslek ve sanatın icrası için işyerinde belli belge veya
ruhsatların hazır bulundurulması ya
da duvara asılması, bunların denetimlerde ilgililere ibraz
edilmesi, sürücü belgesinin trafik kontrolünde gösterilmesi gibi
kural ve emirlere uymama eylemlerine benzemektedir. Bir hukuk
devletinde, mahiyet ve sonuçları itibariyle benzerlik gösteren
eylemlerin benzer yaptırımlara bağlanması gerekir. Yasa koyucu,
burada sınırsız takdir yetkisine sahip değildir.
Dolayısıyla, iptali istenen kuraldaki eylemi(defterleri ibraz
etmeme) gerçekleştiren mükellefin konumu da 359. maddede
sayılan diğer eylemlerde bulunan kişilerle aynı olmadığından, bu
kişilerin tümüne aynı cezanın öngörülmesi Anayasa’nın 10.
maddesindeki eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
Gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir
gerçek de, mevzuatımızda, ekonomik ve ticari faaliyette
bulunduğu halde hiç defter tutmayan, belge saklamayan ve vergi
mükellefi kaydı da olmayan kişilere hürriyeti bağlayıcı ceza
verilmediğidir. Tutulması kanuna göre
zorunlu olan defterlerin hiç tutulmaması cürüm oluşturmamakta,
“usulsüzlük” sayılarak, idari yaptırımla cezalandırılmaktadır.
Kuşkusuz, çağdaş hukukta geçerlilik kazanan “ekonomik suçlara
ekonomik ceza” ilkesi gereğince, kayıtdışı
ekonomik faaliyetlerden dolayı hapis cezası öngörülmesi uygun
olmayacak ve kayıtdışılık sorununa
esasen çözüm de getiremeyecektir. Ancak, mevzuata göre
tutması gereken defterleri hiç tutmayan kişi için hapis cezası
öngörülmezken iyi-kötü defter tutan, tasdik ettiren, fakat
inceleme sırasında göstermeyen/gösteremeyen kişiye üst sınırı
üç yıla varan ağırlıkta bir cezanın öngörülmesi, bir hukuk
devletinde mevzuatın muhtelif kuralları arasında bulunması
gereken denge, adalet ve ölçülülük hususlarına uygunluk
taşımadığından, Anayasa’nın 2. maddesine de
aykırıdır.
Kuralın iptali için itiraz yoluna başvuran Adana
8. Asliye Ceza Mahkemesi her ne kadar itirazının gerekçesini
Anayasa’nın 38. maddesinin beşinci fıkrasına dayandırmışsa da,
Anayasa Mahkemesi bu gerekçe ile bağlı olmadığından, yukarıda
arz olunan hususlar ışığında da Anayasa’ya uygunluk denetimi
yaparak, 2. ve 10. maddelere aykırılık nedeni ile de iptal
kararı vermeli idi.
Anayasa’nın 38. maddesinin beşinci fıkrası
açısından Anayasa’ya aykırılık sorununa gelince:
Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan esaslar ve
bunların güvence altına aldığı haklar, Anayasa’nın 12. maddesi
uyarınca herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez,
vazgeçilmez temel haklardan olup; yine Anayasa’nın 13. maddesine
göre bunlar “… yalnızca Anayasanın
ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak …
sınırlanabilir”.
Suç ve cezalara ilişkin esaslar başlıklı 38.
madde, tüm vatandaşlar, hatta yabancılar için geçerli on bir
fıkradan oluşmaktadır. Hiç kimsenin kendisini ve kanunda
gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu
yolda delil göstermeye zorlanamayacağına ilişkin beşinci fıkrada
herhangi bir sınırlama sebebi belirtilmemektedir.
Muhterem çoğunluk, red
gerekçesinde, “susma hakkı” olarak kabul edilen bu hakkın
“suçlanmayla başlayan bir hak” olduğuna hükmetmiş ve “suç ile
ilgili soruşturma ve kovuşturmaya başlandığı andan itibaren
susma hakkı söz konusudur” demiştir. Susma hakkının ancak
belirli koşullarda yani kişi hakkında soruşturma veya kovuşturma
başlaması durumunda doğacağı kabul edilmekle, bu temel hakkın
ancak “sanık” ya da “şüpheli”
konumundaki kişiler için geçerli olacağı sonucuna varılmakta ve
böylelikle, hak sujesi yönünden bir
sınırlandırma yapmaktadır. İlgili maddesinde herhangi bir
sınırlama nedeni belirtilmeyen bir hakkın, bu hakkı
kullanabilecek kişi veya bu kişinin konumu yönünden
sınırlandırılması olanağı yoktur. 38. maddedeki
sınırlamalar sadece, onuncu fıkranın ikinci cümlesinde silahlı
kuvvetler personeli yönünden, on birinci fıkrada da Uluslar
arası Ceza Divanına taraf olmanın getirdiği yükümlülükler
yönünden yapılan sınırlamalardan ibarettir. Bunlar dışında, 38.
maddeye yorum ve içtihat yoluyla sınırlama getirilemez. Kaldı
ki, susma hakkının sanıklık veya süphelilik
hali ile sınırlı olduğu kabul edilecek olursa, ceza
sorumluluğunun şahsiliği ilkesi karşısında, kendisi sanık veya
süpheli olmayan kişinin yakınları
için de susma hakkından yararlanacağı nasıl olup da Anayasada
belirtilmektedir? Çoğunluk görüşünün aksine, susma hakkının
kullanılmasının sanık veya şüpheli statüsü ile sınırlı olmadığı
açıktır.
Temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasında bu
tarz daraltıcı yorumların yapılması, demokratik gelişimin akışı
sürecine ters düşen ve bu hak ve özgürlüklerin içinin
boşaltılması yolunun açılmasına zemin oluşturan, tehlikeli bir
yöntemdir. Esasen 38. maddedeki diğer hak ve güvenceler (lehe
kanun uygulaması, masumluk karinesi, kanunsuz elde edilmiş
delil, zamanaşımı gibi) ceza hukukundaki soruşturma ve
kovuşturma işlemleri ile sınırlı olmayan, idari cezalar,
disiplin cezaları ve kabahatler için de geçerli olan evrensel
kurallardır. Susma ve kendisini veya yakınlarını suçlayıcı delil
göstermeye mecbur edilememe hakkının farklı şekilde
değerlendirilmesi mümkün değildir. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi de, İngiltere aleyhine açılan bir davada, 19.9.2000
tarihli ve 29522/95 sayılı kararı ile “ … şirket devrini
soruşturan müfettişlere cezai yaptırım tehdidi ile verilen
ifadedeki beyanların yargılama sırasında kullanılması”nın Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlalini oluşturduğuna
hükmetmiştir. Bu karar, susma hakkının idari soruşturma
aşamasında da geçerli olduğunu göstermektedir.
Bu nedenle, vergi incelemesinde susma hakkı
olamayacağı; kişiyi, kendi aleyhine sonuçlar doğuracak kayıt
veya belgeleri ceza tehdidi altında ibraz etme mecburiyeti
getiren kurallar konabileceği görüşüne karşıyım.
İtiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 2., 10. ve
38. maddelerine aykırı olduğu kanaatiyle, iptal isteminin
reddine ilişkin karara katılmıyorum.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT |