|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2006/111
Karar Sayısı : 2006/112
Karar Günü : 15.12.2006
İPTAL DAVASINI AÇANLAR :
1 - Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER
2 - Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyesi
Haluk KOÇ ve Kemal KILIÇDAROĞLU ile birlikte 116 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU :
31.5.2006 günlü, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun;
1) 3. maddenin (29)
numaralı bendinin,
2) 18. maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan “... genel sağlık sigortası dahil
prim ve her türlü borçlarının ödenmiş olması şartıyla...”
ibaresinin,
3) 19. maddesinin
dördüncü ve beşinci fıkralarının,
4) 27. maddesinin
birinci fıkrasının,
5) 28. maddesinin
ikinci fıkrasının,
6) 29. maddesinin
ikinci ve üçüncü fıkralarının tümüyle, birinci ve beşinci
fıkralarının ise Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendi kapsamına giren sigortalılar yönünden,
7) 30. maddesinin
dördüncü fıkrasının,
8) 31. maddesinin
birinci fıkrasının,
9) 40. maddesindeki
Cetvelin 8., 12., 13. ve 14. sıralarında yer alan
düzenlemelerin,
10) 46. maddesinin
dördüncü ve beşinci fıkralarının,
11) 55. maddesinin
ikinci fıkrasının,
12) 63. maddesinin
birinci fıkrasının (d) bendindeki “…18 yaşını doldurmamış
veya 45 yaşından gün almış kişilerin diş protezlerinin 72 inci
maddeye göre belirlenen tutarının % 50’si.” İbaresinin ve
ikinci fıkrasının,
13) 67. maddesinin
birinci fıkrasının (b) bendinin,
14) 68. maddesinin
ikinci fıkrasının, tüm genel sağlık sigortalıları yönünden,
ikinci ve son tümcelerinin de emekli ve malûllük aylığı alan,
dul aylığı alan ve yetim aylığı alan sigortalılar yönünden,
15) 73. maddesinin
dördüncü fıkrasının,
16) 80. maddesinin
birinci ve ikinci fıkralarının, Yasa’nın 4. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar yönünden,
17) 81. maddesinin
birinci fıkrasının (c) ve (e) bentlerinin,
18) 106. maddesinin;
a) (2) numaralı
fıkrasındaki “...diğer maddeleri,” ibaresinin, Bağ-Kur
kapsamındaki sigortalılar yönünden,
b) (8) numaralı
fıkrasındaki “...30 ilâ 39 uncu maddeleri,...”
ibaresinin, TC. Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden,
19) Geçici 1.
maddesinin beşinci fıkrasının,
20) Geçici 2.
maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (c) ve (d) bentlerinin,
Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına
giren sigortalılar yönünden,
21) Geçici 4.
maddesinin ikinci ve dokuzuncu fıkralarının,
22) Geçici 6.
maddesinin yedinci fıkrasının (a) bendinin,
23) Geçici 9.
maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarının,
Anayasa’nın 2., 5., 6., 7., 8., 10., 11., 13.,
17., 49., 56., 60., 73., 90., 123. ve 153. maddelerine
aykırılığı savıyla iptali ve
1) 3. maddesinin
(29) numaralı bendinin,
2) 18. maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan “... genel sağlık sigortası dahil
prim ve her türlü borçlarının ödenmiş olması şartıyla...”
ibaresinin,
3) 19. maddesinin
dördüncü ve beşinci fıkralarının,
4) 27. maddesinin
birinci fıkrasının,
5) 28. maddesinin
ikinci fıkrasının,
6) 29. maddesinin
ikinci ve üçüncü fıkralarının,
7) 30. maddesinin
dördüncü fıkrasının,
8) 40. maddesinde
yer alan cetvelin 8., 12., 13. ve 14. sıralarındaki
düzenlemelerin,
9) 46. maddesinin
dördüncü ve beşinci fıkralarının,
10) 55. maddesinin
ikinci fıkrasının,
11) 63. maddesinin,
birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “...18 yaşını
doldurmamış veya 45 yaşından gün almış kişilerin” ibaresi
ile “...nın %50’si.” ibaresinin ve ikinci fıkrasının,
12) 67. maddesinin
birinci fıkrasının (b) bendinin,
13) 68. maddesinin
ikinci fıkrasının, tüm genel sağlık sigortalıları yönünden,
ikinci ve son tümcelerinin de emekli ve malûllük aylığı alan,
dul aylığı alan ve yetim aylığı alan sigortalılar yönünden,
14) 73. maddesinin
dördüncü fıkrasının,
15) 80. maddesinin
birinci fıkrasının (a) bendinin “...ile prim, ikramiye ve bu
nitelikteki her çeşit istihkaktan o ay için yapılan ödemelerin
brüt toplamı...” bölümünün, TC. Emekli Sandığı
iştirakçileri yönünden,
16) 81. maddesinin
birinci fıkrasının (c) ve (e) bentlerinin,
17) 106. maddesinin;
a) (2) numaralı
fıkrasındaki “...diğer maddeleri,” ibaresinin, Bağ-Kur
kapsamındaki sigortalılar yönünden,
b) (8) numaralı
fıkrasındaki “...30 ilâ 39 uncu maddeleri,...”
ibaresinin, TC. Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden,
18) Geçici 1.
maddesinin beşinci fıkrasının,
19) Geçici 4.
maddesinin dokuzuncu fıkrasının,
20) Geçici 9.
maddesinin birinci fıkrasının TC. Emekli Sandığı iştirakçisi
sigortalılar ile Bağ-Kur kapsamındaki sigortalılar yönünden,
Yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi
istemidir.
I - İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI
İSTEMLERİNİN GEREKÇESİ
İptal istemini içeren Cumhurbaşkanı Ahmet
Necdet SEZER tarafından verilen 16.6.2006 günlü dava
dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“III- İPTAL İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
5510 sayılı “Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu” ile, Devlet
memurları ve diğer kamu görevlileri, hizmet akdine dayalı
ücretle çalışanlar, tarımsal işlerde ücretle çalışanlar, kendi
hesabına çalışanlar ve tarımsal alanda kendi hesabına
çalışanları kapsayan beş ayrı emeklilik rejiminin, aktüeryal
olarak hak ve yükümlülüklerin eşit olacağı tek emeklilik
rejiminde buluşturulması amaçlanmaktadır.
Yasa, sosyal
sigortalar ile genel sağlık sigortasından yararlanacak kişileri,
işverenleri, sağlık hizmeti sunucularını, bu Yasa’nın
uygulanması yönünden gerçek kişiler ile her türlü kamu ve özel
hukuk tüzelkişilerini ve tüzelkişiliği olmayan diğer kurum ve
kuruluşları kapsamaktadır.
Yasa’da, sosyal
sigortalar ile genel sağlık sigortası yönünden kişileri
güvenceye alacak düzenlemeler yapılmakta; bu bağlamda,
sigortalardan yararlanacak kişiler ve sağlanacak haklar, bu
haklardan yararlanma koşulları, finansman ve karşılanma
yöntemleri belirlenmekte; sosyal sigortaların ve genel sağlık
sigortasının işleyişine ilişkin ilke ve yöntemlere yer
verilmektedir.
1- 5510 sayılı
Yasa’nın kimi maddelerinin ya da bu maddelerin kimi kurallarının
Anayasa’nın “sosyal devlet” ve “eşitlik” ilkeleri ile “sosyal
güvenlik hakkı” yönünden incelenmesi gerekmektedir.
Anayasa’nın sözkonusu
kuralları yukarıda anılan maddeler yönünden ortak gerekçe
oluşturacağından, öncelikle “sosyal devlet” ve “eşitlik”
ilkeleri ile Anayasa’da herkes için öngörülen “sosyal güvenlik
hakkı” üzerinde durulması gerekmektedir.
Anayasa’nın 2.
maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin, toplumun huzuru, ulusal
dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı,
Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel
ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti
olduğu belirtilmiş; “sosyal devlet” niteliği, Türkiye
Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri arasında sayılmıştır.
Madde gerekçesinde
belirtildiği gibi, sosyal devlet, çalışan, ancak, çalışması
karşılığı elde ettiği ürün ile mutlu olabilmek için tasarladığı
maddi ve manevi değerlere ulaşamayan kişilere yardımcı olmayı
ilke edinen devlettir.
Sosyal devlet, bireyin
huzur ve gönencini gerçekleştiren ve güvenceye alan, kişi ve
toplum arasında denge kuran, emek ve sermaye ilişkilerini
dengeli olarak düzenleyen, çalışanların insanca yaşaması ve
çalışma yaşamının kararlılık içinde gelişmesi için sosyal,
ekonomik ve mali önlemleri alarak çalışanları koruyan, işsizliği
önleyici ve ulusal gelirin adalete uygun biçimde dağılmasını
sağlayıcı önlemleri alan, adaletli bir hukuk düzeni kuran ve
bunu sürdürmeye kendini yükümlü sayan, hukuka bağlı devlettir.
Anayasa Mahkemesi’nin
konuya ilişkin tüm kararlarına egemen olan görüşe göre de,
sosyal devletin görevi, kişinin doğuştan sahip olduğu onurlu bir
yaşam sürdürmesini, maddi ve manevi varlığını bu yönde
geliştirmesi için gerekli koşulları, güçsüzleri güçlüler
karşısında koruyarak gerçek eşitliği, yani sosyal adaleti,
sosyal gönenci, sosyal güvenliği ve toplumsal dengeyi
sağlamaktır.
Nitekim, Anayasa’nın
5. maddesinde, kişilerin ve toplumun gönenç, huzur ve
mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve özgürlüklerini,
sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak biçimde
sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak,
insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli
koşulları hazırlamak Devlet’in temel amaç ve görevleri arasında
sayılmıştır.
Sosyal devlette sosyal
güvenlik sistemi, yalnızca aktüeryal dengeye dayalı bir düzenek
olarak oluşturulamaz. Sosyal güvenliği salt aktüeryal denge
olgusu düşüncesiyle oluşturmak, “sosyal devlet” ilkesini
savsaklamak anlamına gelir ki, bunu, Anayasa’nın 2. maddesiyle
bağdaştırmak olanaksızdır.
Devletin “sosyal”
niteliği, aktüeryal denge ile sosyal devlet ilkesi arasında uyum
sağlanmasını; sosyal güvenlik sisteminden kaynaklanan açıkların,
başka bir deyişle sosyal güvenlik yükünün gerektiğinde devletçe
karşılanmasını zorunlu kılar.
Ayrıca, hukuk
devletinin amaç edindiği kişinin korunması da, toplumda sosyal
güvenliğin, sosyal gönencin ve sosyal adaletin sağlanmasıyla
gerçekleştirilebilmektedir.
Cumhuriyet’in
nitelikleri arasında yer verilen sosyal hukuk devleti ilkesi
uyarınca, toplumda yoksul ve gereksinim duyan insanlara
Devlet’çe yardım yapılarak, onlara insan onuruna yaraşır asgari
yaşam düzeyinin sağlanması, böylece, sosyal adaletin ve sosyal
devlet ilkesinin gerçekleşmesine elverişli ortam yaratılması
gerekmektedir.
Sosyal devletin
görevleri arasında yer alan insan onuruna yaraşır asgari yaşam
düzeyinin sağlanması, herkese çalışma olanağı yaratılması,
çalışanlara adaletli ve dengeli ücret verilmesi ve çalışamayacak
durumda olanların sosyal güvenlik önlemleri ile korunması
anlamını taşımaktadır.
Sosyal güvenliğin de
içinde bulunduğu sosyal hakların devletçe tanınmış olması
yeterli değildir. Bu hakların gerçekleşmesi için devletin olumlu
edimde bulunması, sosyal güvenlik alanında oluşturulacak kural
ve kurumların da, Anayasa’nın sözüne ve özüne, bu bağlamda
sosyal hukuk devleti ilkesine uygun olması zorunludur.
Uluslararası hukuk
belgelerinde ve çağdaş anayasalarda olduğu gibi, Anayasamızda da
sosyal güvenlik hakkına, “Temel Haklar ve Ödevler” bölümünde
“sosyal ve ekonomik haklar “ arasında yer verilmiştir.
Anayasa’nın 60.
maddesinde, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu;
Devlet’in, bu güvenliği sağlayacak gerekli önlemleri alıp örgütü
kuracağı belirtilmiştir.
Maddede, sosyal
güvenlik, bireyler yönünden “hak”, Devlet yönünden “ödev” olarak
öngörülmüştür. Anayasa koyucu, Devlet’i yalnızca sosyal
güvenliği sağlayacak önlemleri almak ve gerekli örgütü kurmakla
görevlendirmemiş, aynı zamanda bunu Devlet’in yükümlülüğü olarak
görmüştür.
Sosyal güvenlik
hakkının, yurttaşlarının sosyal durumu ve gönenciyle ilgilenen,
onlara insanlık onuruna yaraşır asgari yaşama düzeyi sağlayan
“sosyal devlet”in gereği ve zorunlu sonucu olduğu
tartışmasızdır.
Sosyal güvenlik,
geliri ne olursa olsun bireylere belirli sosyal riskler
karşısında ekonomik güvence sağlanmasını, onun kimi zararlara
uğrama olasılığına karşı korunmasını, sosyal zararların
tehlikeleri karşısında bireyin ekonomik yönden güçlü kılınmasını
gerektirmektedir.
Çağdaş toplumlarda bu
niteliği ile sosyal güvenliğin sağlanması, bireylerin
geleceklerini güvence altına almaya, mutluluğunu, huzurunu ve
gönencini sağlamaya yönelik etkinliklerin en önemlilerinden biri
olarak kabul edilmektedir.
Sosyal güvenliğin
işlevlerinin yerine getirilmesini amaçlayan kurallar ve
kurumların tümü sosyal güvenlik sistemini oluşturmaktadır.
Toplumsal dayanışmanın kurumsal duruma getirilmesini anlatan
sosyal güvenlik sistemi, Devlet’in, Anayasa’nın 60. maddesi
gereğince kurmakla görevli ve yükümlü olduğu sosyal güvenlik
örgütü ile yine Devlet’in sosyal güvenliği sağlamak için alacağı
önlemlerin tümünü kapsamaktadır.
Anayasa’nın 65.
maddesinde, Devlet’in, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile
belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun
öncelikleri gözeterek, mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde
yerine getireceği belirtilmiştir. Ancak, bu kural Devlet’e,
Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı gibi, yurttaşlar
için hak, kendisi için ödev olan sosyal güvenliği sağlama
görevini yerine getirirken, sosyal sigortacılığın teknik
gereklerine uygun kimi sınırlamalar yapma hakkı tanımakta,
sosyal güvenlik hakkını kullanılamayacak duruma getiren önlemler
alma yetkisi vermemektedir.
Nitekim, maddede,
Devlet’e sosyal hakları mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde
gerçekleştirme olanağı tanınırken, “bu görevlerin amaçlarına
uygun öncelikleri gözetme” koşulu da konulmuştur.
Yine Anayasa
Mahkemesi’nin 23.02.2001 günlü, E.1999/42, K.2001/41 sayılı
kararında belirtildiği gibi, sosyal güvenlik sisteminde yapılan
değişikliklerin, hukuk devletinde olması gereken hukuk
güvenliğini zedelemeyecek biçimde “adil, makul ve ölçülü” olması
zorunludur.
Bu yaklaşım, emekli
olabilmek için öngörülen prim ödeme gün sayısı, prime esas aylık
tutarı ve prim oranı, emekliliğe hak kazanabilme ile emekli
aylığına hak kazanmada yaş sınırları, yaşlılık aylığı bağlama
oranı, yaşlılık aylığı hesaplama yöntemi, aylıklarda sağlanacak
yıllık artış tutarı ve sağlık gibi konularda getirilen
kuralların adil, makul ve ölçülü olmasını gerektirmektedir.
Öte yandan,
Anayasa’nın 10. maddesinde, herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet,
siyasal düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri
nedenlerle ayırım gözetilmeksizin yasa önünde eşit olduğu
belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin
birçok kararında da açıklandığı gibi, yasa önünde eşitlik,
hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Eşitlik
ilkesi ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir.
Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan
kişilerin yasalarca aynı işleme
bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasa
karşısında ayırım yapılmasını ve
ayrıcalık tanınmasını önlemektir.
Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kişi ve
topluluklara ayrı kurallar uygulanarak
yasa karşısında
eşitliğin zedelenmesi önlenmiştir.
Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler
ya da topluluklar için değişik
kuralları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal
durumlar ayrı kurallara
bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmiş
olmaz.
Ancak, nitelikleri ve durumları özdeş olanlar
için değişik kurallar konulamaz.
Anayasa Mahkemesi’nin 06.01.2005 günlü,
E.2001/479, K.2005/1 sayılı
kararında belirtildiği gibi, Anayasa’nın 2. ve
60. maddeleri uyarınca, Devlet’çe, sosyal
güvenliğin ve sosyal adaletin sağlanmasına
elverişli ortamın yaratılması ve bu
anlamda sosyal
güvenlik alanında getirilecek bir haktan, aynı sosyal güvenlik
kurumu içinde yer alan ve
temelde birbirine yakın konumda bulunan tüm sigortalıların
“dengeli ve makûl”
ölçüler içinde yararlanmalarını öngören düzenlemelerin
gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Yine bu kararda, aynı sosyal güvenlik sistemi
içinde bulunan, aynı sosyal
risklere karşı asgari ölçüde güvence altına
alınan ve aynı kurallara bağlanan
sigortalıların aynı
hukuksal statü içinde özdeş durumda bulunan kişiler olduğu, aynı
durumdaki kişilerin, yasanın
öngördüğü haklardan aynı esaslara göre
yararlandırılmalarının ise eşitlik ilkesinin gereği bulunduğu
açıklanmıştır.
Bu açıklamalardan sonra, 5510 sayılı Yasa’nın
kimi maddeleri ya da bu
maddelerin kimi kurallarının sosyal hukuk devleti
ve eşitlik ilkeleri, sosyal güvenlik
hakkı yönünden
incelenmesi, bu kurallarda “adil, makul ve ölçülü” olma
ölçütünün
gözetilip gözetilmediğinin ortaya konulması
gerekmektedir.
a- 5510 sayılı Yasa’nın,
- 28. maddesinin ikinci fıkrasında,
“İlk defa bu Kanuna göre sigortalı sayılanlara;
a)
Kadın
ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olmaları ve en az 9000 gün
malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları primi bildirilmiş olması şartıyla yaşlılık aylığı
bağlanır.
b) (a) bendinde belirtilen yaş şartı;
1) 1/1/2036 ilâ 31/12/2037 tarihleri arasında
kadın için 59, erkek için 61,
2) 1/1/2038 ilâ 31/12/2039 tarihleri arasında
kadın için 60, erkek için 62,
3) 1/1/2040 ilâ 31/12/2041 tarihleri arasında
kadın için 61, erkek için 63,
4) 1/1/2042 ilâ 31/12/2043 tarihleri arasında
kadın için 62, erkek için 64,
5) 1/1/2044 ilâ 31/12/2045 tarihleri arasında
kadın için 63, erkek için 65,
6) 1/1/2046 ilâ 31/12/2047 tarihleri arasında
kadın için 64, erkek için 65,
7) 1/1/2048 tarihinden itibaren ise kadın ve
erkek için 65,
olarak uygulanır.”
- Geçici 6. maddesinin
yedinci fıkrasının (a) bendinde de,
“Aylık bağlama
şartları bakımından bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılarak aylık
bağlanacaklar için;
a) 28 inci maddenin
ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen 9000 günlük süre ilk
defa;
1) 1/1/2007 ilâ
31/12/2007 tarihleri arasında sigortalı sayılanlar için 7100 gün
olarak,
2) 1/1/2008
tarihinden itibaren sigortalı sayılanlar için ise her takvim
yılı başında 7100 güne 100 gün eklenmek suretiyle 9000 günü
geçmemek üzere,…
uygulanır.”
düzenlemesine yer
verilmiştir. Düzenlemelerde,
- 01.01.2007’den
sonra sigorta kapsamına girenlere aylık bağlanmasının koşulları,
kadın için 58, erkek için 60 yaşını doldurmuş ve en az 9000 gün
prim bildirilmiş olmak biçiminde belirlenmekte,
- Yaş sınırı,
01.01.2036’dan başlayarak kadınlar için 01.01.2048’e, erkekler
için 01.01.2044’e kadar artırılıp, 65’e yükseltilmekte,
- Hizmet akdi ile
çalışanlar için prim ödeme gün sayısı yönünden kademeli geçiş
öngörülmekte; 2007 yılında sigortalı olanlar için 7100 gün prim
bildirme koşulu aranırken, izleyen yıllarda sigortalı olanlar
için bu sınırın 7100’e her yıl için 100 eklenerek bulunacağı
belirtilmektedir.
Ülkemizde ortalama
yaşama süresinin 66 yıl olduğu, gelecek 50 yıl içinde bu Yasa
ile koşulları iyileştirilemeyecek çalışanlar yönünden bu sınırın
çok fazla yükseltilemeyeceği gözetildiğinde, Yasa ile tüm
sigortalılar yönünden emekli aylığı bağlama yaş sınırının zaman
içinde de olsa 65’e yükseltilmesinin; sürekli çalışma olanağı
işverenin inisiyatifinde bulunan sigortalılar yönünden de prim
ödeme gün sayısının 9000’e çıkarılmasının, gelecek kuşakların
emeklilik hakkına kavuşmasını olanaksız kılacağı, bu niteliği
ile adil, makul ve ölçülü olmadığı açıktır.
Ayrıca, hizmet akdi
ile çalışanlar yönünden prim ödeme gün sayısının 7000’den 9000’e
çıkarılması, Türkiye gerçekleriyle bağdaşmadığı gibi, esnek
çalışmanın, sendikasızlaştırmanın, kayıtdışı çalıştırmanın ve
yoğun işsizliğin yaşandığı ülkemizde gerçekçi de
görünmemektedir.
Üstelik, emekli
olabilme yaşı ile aylık bağlama yaşı arasındaki kimi durumlarda
uzun yılları içeren fark da ölçüsüzlüğün bir başka
göstergesidir. Örneğin, 01.01.2007 gününde, 18 yaşında iken
sosyal sigorta kapsamına giren, 43 yaşında emekli olma hakkı
kazanan bir sigortalı, ancak 22 yıl sonra, 65 yaşında aylığa hak
kazanabilecektir.
Yukarıda da
belirtildiği gibi, Yasa’nın 28. maddesinde, emeklilik yaşının,
01.01.2007 gününden sonra ilk kez sigortalı olacaklar yönünden
kadın için 58, erkek için 60 olarak belirlenmesine karşın, bu
yaş koşulu 2036 yılından başlayarak kademeli olarak artırılmakta
ve emeklilik yaşı 65’e yükseltilmektedir.
Bu düzenlemeye göre,
kadın için 58, erkek için 60 yaşını 01.01.2036 gününden önce
dolduramayan sigortalılar, emeklilik yaşını kademeli olarak
yükselten kurala bağlı olacak ve bunun sonucunda, kendisine
emekli aylığı bağlanabilmesi için 65’e kadar uzanan yaşları
beklemek zorunda kalacaklardır. Ayrıca, yine bu durum nedeniyle,
aynı gün işe başlayan ve prim ödeme süreleri eşit olan farklı
yaşlardaki sigortalılar, yaşlılık aylığına aynı yılda hak
kazanamayacaklardır.
Başka bir anlatımla,
Yasa’nın 28. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde,
01.01.2007’den sonra ilk kez sigortalı olanlar için öngörülen
kadın için 58, erkek için 60 yaş sınırı, ancak sırasıyla 30 ve
32 yaşlarında göreve başlayanlar yönünden geçerlidir. Yaş
küçüldükçe, 2036 yılından sonra artırılan yaş sınırı nedeniyle
bekleme süresi artmaktadır. Örneğin, 01.01.2007’de sigorta
kapsamına giren bir kadın sigortalı 30 yaşında ise, 58 yaşına
ulaştığı 2035 yılında; 18 yaşında ise, 65 yaşına ulaştığı 2054
yılında yaşlılık aylığına hak kazanabilecektir.
b- 5510 sayılı
Yasa’nın,
- 29. maddesinin
birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında,
“Yaşlılık aylığına hak
kazanan sigortalıların aylığı, aşağıdaki hükümlere göre
belirlenecek ortalama aylık kazancı ile aylık bağlama oranının
çarpımı sonucunda bulunan tutardır.
Ortalama aylık kazanç,
sigortalının her yıla ait prime esas kazancının, kazancın ait
olduğu yıldan itibaren aylık talep tarihine kadar geçen yıllar
için, her yıl gerçekleşen güncelleme katsayısı ile güncellenerek
bulunan kazançlar toplamının, itibarî hizmet süresi ile fiilî
hizmet süresi zammı hariç toplam prim ödeme gün sayısına
bölünmesi suretiyle hesaplanan ortalama günlük kazancın otuz
katıdır.
Aylık bağlama oranı,
sigortalının malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tâbi geçen
toplam prim ödeme gün sayısının her 360 günü için 2015 yılı
sonuna kadar % 2,5; 2016 yılı başından itibaren ise % 2
olarak uygulanır. Bu hesaplamada 360 günden eksik süreler
orantılı olarak dikkate alınır. Ancak aylık bağlama oranı % 90’ı
geçemez.”,
-31. maddesinin
birinci fıkrasında,
“Sigortalı olarak
çalıştığı işten ayrılan veya işyerini kapatan ve yaşlılık aylığı
bağlanması için gerekli yaş şartını doldurduğu halde malûllük ve
yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanamayan sigortalıya, bu
Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bendi
kapsamında ise kendi adına bildirilen, (b) bendi kapsamında ise
ödediği malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin her
yıla ait tutarı, primin ait olduğu yıldan itibaren yazılı istek
tarihine kadar geçen yıllar için, her yılın gerçekleşen
güncelleme katsayısı ile güncellenerek toptan ödeme şeklinde
verilir.”,
- 3. maddesinin 29.
fıkrasında,
“Güncelleme katsayısı:
4 üncü madde kapsamında sigortalı sayılanların, her yılın Kasım
ayına ait kanunî süresi içinde verilen belgelerindeki prim
tahakkukları üzerinden bulunacak ortalama prime esas günlük
kazancın, bir önceki yılın aynı ayına ait ortalama prime esas
günlük kazanca göre değişim oranı ile her yılın Aralık ayına
göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel
yıllı tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim oranının
toplamının yarışma (1) tam sayısının ilave edilmesi sonucunda
bulunan değeri,
ifade eder.”,
- Geçici 2.
maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde,
“Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten önce 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971
tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu
Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 8/6/1949
tarihli ve 5434 sayılı kanunlara ve 17/7/1964 tarihli ve 506
sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesine tâbi sandıklara tâbi
olanlara bağlanacak yaşlılık aylıkları aşağıdaki şekilde
hesaplanır:
a) Sigortalının veya
iştirakçinin bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen
sürelerdeki prim ödeme gün sayılarına veya fiilî hizmet süresine
ait aylık; bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki kanun
hükümlerine göre, aylık talep tarihindeki toplam prim ödeme gün
sayısı veya fiilî hizmet süresi üzerinden, bu Kanunun yürürlük
tarihi itibarıyla hesaplanacak aylığının bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihe kadarki prim ödeme gün sayısı veya fiilî hizmet
süresi ile orantılı bölümü, aylık başlangıç tarihine kadar
geçen yıllar için, her yıl gerçekleşen güncelleme katsayısı
ile çarpılarak hesaplanır.
b) Sigortalının veya
iştirakçinin bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra geçen
sürelerdeki prim ödeme gün sayılarına ait aylığı, aylık talep
tarihindeki toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden 29
uncu madde hükümlerine göre hesaplanacak aylığının, bu
Kanunun yürürlük tarihinden sonraki prim ödeme gün sayısına
orantılı bölümü kadardır.
c) Aylık, (a) ve
(b) bentlerine göre hesaplanan kısmî aylıkların toplamından
oluşur. Aylıklar ayrıca 29 uncu maddenin son fıkrasına göre
artırılarak belirlenir.
d) 8/6/1949 tarihli
ve 5434 sayılı Kanunun ek 48 inci maddesi ile ek 68 inci, ek 73
üncü ve 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Kanunun ek 18 inci
maddesi ve ilgili diğer maddeleri esas alınarak hak edilen makam
veya yüksek hâkimlik, temsil veya görev tazminatları ve ek
göstergeler, bu maddenin (a) bendinde belirtilen kısmî
aylıkların hesabında dikkate alınır. Ancak (a) bendine göre
yapılacak hesaplama açısından bu hükmün uygulanması sonucu daha
yüksek ek göstergeye hak kazanılmış olması, 8/6/1949 tarihli ve
5434 sayılı Kanunun ek 70 inci maddesinin birinci fıkrasının (b)
bendinin uygulanmasında esas alınacak ek göstergelerin
yükseltilerek uygulanması hakkını doğurmaz.”,
düzenlemelerine yer
verilmiştir.
Görüldüğü gibi 29.
maddenin,
- Birinci fıkrasında,
yaşlılık aylığının, ilgilinin ortalama aylık kazancı ile aylık
bağlama oranının çarpımıyla hesaplanacağı belirtilmiş,
- İkinci fıkrasında
da, “Ortalama aylık kazanç”, sigortalının her yıla ilişkin prime
esas kazancının, kazancın ilişkin olduğu yıldan başlayarak aylık
istem gününe kadar geçen yıllar için, her yıl gerçekleşen
güncelleme katsayısı ile güncellenerek bulunan kazançlar
toplamının, itibarî hizmet süresi ile fiilî hizmet süresi zammı
dışında, toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesiyle hesaplanan
ortalama günlük kazancın 30 katı olarak tanımlanmıştır.
Yaşlılık aylığının
hesaplanmasında “ortalama aylık kazanç”ın esas alınması, bugün
için Sosyal Sigortalar Kurumu’na bağlı sigortalılar yönünden
önemli yenilik getirmemektedir.
Sosyal Sigortalar
Kurumu sigortalıları yönünden eski ve yeni sistem arasındaki
fark, ilkinde prime esas kazanç, her takvim yılı itibariyle
Türkiye İstatistik Kurumu’nca açıklanan tüketici fiyatları
indeksindeki artış oranı ve gayrisafi yurt içi hasıla sabit
fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı arttırılarak, emekli
olunan güne kadar güncelleştirilmekte iken, bu kez güncelleşme
işinin “güncelleştirme katsayısı” esas alınarak yapılmasından
ibarettir.
Getirilen kural,
Bağ-Kur sigortalıları ve özellikle TC Emekli Sandığı
iştirakçileri yönünden önemli yenilik içermektedir.
Yasa’yla Bağ-Kur’a
bağlı sigortalılar yönünden basamak sistemi kaldırılarak,
bunların prime esas günlük kazanç alt sınırı ile üst sınırı
arasında kendilerinin bildireceği günlük kazancın prime esas
alınması öngörülmüş; dolayısıyla bunların yaşlılık aylıklarının
hesaplanması yöntemi de değiştirilmiştir.
Yaşlılık aylığının
hesaplanması yönteminde en köklü değişiklik TC Emekli Sandığı
iştirakçileri yönünden yapılmıştır.
TC Emekli Sandığı
iştirakçilerinin emekli aylıklarının nasıl hesaplanacağı 5434
sayılı Yasa’nın 41 ve ek 70. maddelerinde gösterilmektedir. Bu
maddelere göre, emekli aylığı bağlanmasına esas aylık, memur
aylık katsayısı ile emekli olunan günde bulunulan emeklilik
keseneğine esas derece ve kademe göstergesi ve çalışma yaşamı
boyunca elde edilen en yüksek ek gösterge çarpımından oluşmakta;
emeklilere ayrıca her ay kıdem aylığı, taban aylığı, zam ve
tazminat ödemesi karşılığında yasada gösterilen oranın, en
yüksek Devlet memuru aylığının brüt tutarına uygulanması
suretiyle hesaplanan emeklilik tazminatı ödenmektedir.
5434 sayılı Yasa’nın
ek 68. maddesine göre de, makam tazminatı ile yüksek yargıçlık
tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde bulunduktan sonra
emekliye ayrılanların, bulundukları en üst görevin makam, yüksek
yargıçlık, temsil ve görev tazminatları emekli aylıklarına
eklenmektedir.
Özetle, TC Emekli
Sandığı iştirakçilerinin emekli aylıklarının hesaplanmasında,
iştirakçinin bulunduğu en son görevinin aylığı ve yapılan
ödemelerin brüt tutarları gözönünde buldurulmakta; böylece,
çalışırken her ay ele geçen tutar ile emekli olunduğunda
alınacak tutar arasındaki fark çok azaltılmış bulunmaktadır.
Oysa, 5510 sayılı
Yasa’da, TC Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden de yukarıda
açıklanan yöntem benimsenmiştir. Bu yöntem uyarınca, Devlet
memurunun, göreve başladığı yıllarda daha düşük olan aylık
öğeleri üzerinden hesaplanan prime esas kazançları yaşlılık
aylığının belirlenmesinde de dikkate alınacak ve sonuca etkili
olacaktır.
Bu durumun, yaşlılık
aylığı bağlama oranının da düşürüldüğü göz önünde
bulundurulduğunda, kamu görevlilerine bağlanacak yaşlılık
aylıklarının bugüne göre daha düşük olmasına yol açacağı ve
çalışırken ele geçen toplam tutar ile emekli olunduğunda
alınacak toplam tutar arasındaki farkın yeniden artacağı
ortadadır.
Günümüzde uygulanan
emekli aylıklarının, insan onuruna yaraşır asgari yaşama
düzeyini sağlamaktan uzak olduğu gözetildiğinde, bu tutarları
daha da azaltan yeni kuralın adil, makul ve ölçülü olmadığı;
emeklilerin ulusal gelirden hak ettikleri payı almalarını
önleyeceği açıktır.
Ayrıca, Yasa’nın
geçici 2. maddesinde, çalışanların 01.01.2007 gününe kadar
sosyal güvenlik kurumlarına bağlı geçen süreleri için yaşlılık
aylıklarının eski kurallara, bu günden sonraki sürelerine
ilişkin yaşlılık aylıklarının Yasa kurallarına göre hesap
edilerek her iki tutarın toplamının yaşlılık aylığını
oluşturacağı belirtilmiştir ki, bu konunun, özellikle aynı
görevde çalışmış ve çalışmakta olanların emekli aylıkları ile
ölenlerin dul ve yetimlerinin aylıkları arasında fark
oluşturacağı; bu farkın, eşitlik ilkesine aykırı olduğu ve
adaletsizlik yaratacağı ortadadır.
Öte yandan, Yasa’nın
29. maddesinin üçüncü fıkrasında, aylık bağlama oranının, toplam
prim ödeme gün sayısının her 360 günü, yani her yıl için 2015
yılı sonuna kadar % 2.5, 2016 yılından başlayarak % 2 olduğu
belirtilmiştir.
Yine maddede, aylık
bağlama oranının % 90’ı geçemeyeceği de kurala bağlanmıştır.
Bugün için aylık
bağlama oranı, Sosyal Sigortalar Kurumu ile Bağ-Kur’a bağlı
sigortalılar yönünden her yıl için ortalama % 2.6, TC Emekli
Sandığı iştirakçileri yönünden ise 25 yıl için yıllık % 3,
sonraki yıllar için yıllık % 1’dir.
Ayrıca, bugünkü
sistemde TC Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden aylık bağlama
oranında üst sınır % 100’dür.
Aylık bağlama oranının
düşürülmesinin daha az emekli aylığı anlamına geleceği, bu
durumun, çalışanların emeklilik statüsü yönünden olumsuz bir
gelişme yaratacağı açıktır.
c- 5510 sayılı
Yasa’nın,
- 55. maddesinin
ikinci fıkrasında,
“Bu Kanuna göre
bağlanan gelir ve aylıklar, her yılın Ocak ve Temmuz ödeme
tarihlerinden geçerli olmak üzere, bir önceki altı aylık döneme
göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel
yıllı tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim oranı kadar
artırılarak belirlenir.”,
- 29. maddesinin son
fıkrasında,
“Yukarıdaki şekilde
hesaplanan aylığın başlangıç tarihinin yılın ilk altı aylık
dönemine rastlaması halinde 55 inci maddenin ikinci fıkrasına
göre Ocak ödeme dönemi için gelir ve aylıklara uygulanan artış
oranı kadar artırılarak, yılın ikinci altı aylık dönemine
rastlaması halinde ise öncelikle Ocak ödeme dönemi, daha sonra
Temmuz ödeme dönemi için gelir ve aylıklara uygulanan artış
oranları kadar artırılarak, sigortalının aylık başlangıç
tarihindeki aylığı hesaplanır.”,
Geçici 1. maddesinin
beşinci fıkrasında,
- “Bağlanmış aylık ve
gelirler, 55 inci maddenin ikinci fıkrasına göre artırılır.”,
düzenlemelerine yer verilmiştir.
Yasa’nın 55.
maddesinin ikinci fıkrasında, bu Yasa’ya göre bağlanan gelir ve
aylıkların, her yılın Ocak ve Temmuz ödeme günlerinden geçerli
olmak üzere, bir önceki altı aylık döneme göre Türkiye
İstatistik Kurumu’nca açıklanan en son temel yıllı tüketici
fiyatları genel indeksindeki değişim oranı kadar artırılarak
belirleneceği vurgulanmış; 29. maddesinin son fıkrasında,
bağlanacak yaşlılık aylığında 55. madde kuralının nasıl dikkate
alınacağı belirtilmiş; geçici 1. maddenin beşinci fıkrasında da,
bu kuralın 5510 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesinden önce
bağlanmış aylık ve gelirler için de uygulanması öngörülmüştür.
Oysa, 5434 sayılı
Yasa’nın ek 9. maddesinin birinci fıkrasında, yasalarla
yapılacak değişiklikler sonunda aylık tutarlarında oluşacak
yükselmelerin, aynı rütbe, kadro unvanı ve dereceden bağlanmış
bulunan emekli, adî malûllük, vazife malûllüğü, dul ve yetim
aylıklarına da uygulanması esası getirilmiştir.
Bu düzenleme,
25.08.1999 günlü, 4447 sayılı Yasa’nın 24. maddesiyle
değiştirilerek, Yasa’nın yürürlüğe girdiği 08.09.1999’dan önce
emekli, adî malûllük, vazife malûllüğü ile dul ve yetim aylığı
alanların bu aylıklarının, Yasa’nın yürürlüğe girdiği günden;
Yasa’nın yürürlüğünden sonra bağlanacak emekli, adî malûllük,
vazife malûllüğü ile dul ve yetim aylıklarının ise, bağlandığı
günden sonraki ilk memur aylık artış gününden başlayarak her ay
bir önceki aya ilişkin Türkiye İstatistik Kurumu’nca açıklanan
en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksi
değişim oranına göre belirlenmesi öngörülmüştür.
Görüldüğü gibi, önceki
ve sonraki emekliler arasındaki gelir farkını giderecek
düzenlemeye, 4447 sayılı Yasa döneminde olduğu gibi 5510 sayılı
Yasa’da da yer verilmemiştir. Bu durum, bir yandan emeklilerin
ulusal gelirden hak ettikleri payı almalarına engel olacak, öte
yandan da, aynı görevi yapmış önceki ve sonraki emekliler
arasında, hakkaniyete aykırı biçimde gelir farkı yaratacaktır.
Anayasa Mahkemesi’nin
4447 sayılı Yasa’ya ilişkin 23.02.2001 günlü, E. 1999/42,
K.2001/41 sayılı kararında,
“5434 sayılı Yasa’nın
ek 9. maddesinin birinci fıkrasının değişikliğinden önce, eski
emeklilerle yeni emekliler arasında herhangi bir eşitsizlik
doğması engellenmiş iken, yeni düzenlemeyle emekli
aylıklarındaki artışın gösterge ve ek göstergelerdeki artışa
göre hesaplanması esasından vazgeçilerek, aylığın enflasyon
oranındaki artışa göre hesaplanması kabul edilmiş, böylece
çalışan memurların maaş artışı ile emekli memurların maaş artışı
arasında olduğu gibi, daha önce aynı görevlerde bulunan eski ve
yeni emeklilerin maaşları arasında da büyük farkların ortaya
çıkmasına neden olacak bir sistem getirilmiştir.
Bu durum, Anayasa’nın
10. maddesindeki eşitlik ilkesini zedelemektedir.
Eşitlik temeline
dayanan adil bir hukuk düzeni kurmak, hukuk devletinin en önemli
işlevlerinden biri olduğundan hukuksal eşitlik sağlanmadan hukuk
devleti ilkesinin gerçekleşmeyeceği açıktır.”
gerekçesine yer
verilerek, 4447 sayılı Yasa’nın, 5434 sayılı Yasa’nın ek 9.
maddesini değiştiren kuralı, Anayasa’nın 2 ve 10. maddelerine
aykırı görülerek iptal edilmiştir.
Bunun üzerine, 5434
sayılı Yasa’nın ek 9. madde kuralının yeniden yasalaştırılması
ya da benzer bir yasal düzenleme yapılması gerekirken, 5510
sayılı Yasa’nın 55. maddesinde, 4447 sayılı Yasa benzeri bir
kurala yer verilmiştir.
Bu durum, 55. madde
kuralının, Anayasa’nın 2 ve 10. maddelerine açıkça aykırı
olduğunu göstermektedir.
Yasa’nın geçici 1.
maddesinde, 55. madde kuralının bağlanmış aylık ve gelirlere de
uygulanmasının öngörülmesi sonuca etkili değildir. Çünkü, bu
düzenleme, yalnızca eski ve yeni emekli aylıklarının aynı esasa
göre, enflasyon oranında artırılmasına ilişkin olup, Anayasa
Mahkemesi kararında belirtilen ve aynı görevde çalışan memurlar
ile bu görevlerden emekli olanların aylık artışları arasındaki
farkı giderecek, 5434 sayılı Yasa’nın ek 9. maddesine benzer bir
içerik taşımamaktadır.
Yasa’da, emekli
aylıklarının, yasal kesin ölçütler yerine piyasa koşullarına
dayanan yönetsel keyfi ölçütlerle artırılmasının öngörülmesi de
hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
Ayrıca, emekli
aylıklarının yalnızca yıllık TÜFE oranı kadar artırılması,
ulusal gelirdeki artış payının, başka bir deyişle gönenç payının
emekli aylıklarına yansıtılmaması, emeklilerin ulusal gelirden
aldıkları payın daha da gerilemesine neden olacaktır ki, bu da,
sosyal hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
d- 5510 sayılı
Yasa’nın,
- 80. maddesinin
birinci ve ikinci fıkralarında,
“4 üncü maddenin
birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamındaki
sigortalıların prime esas kazançlarının hesabında;
a) Hak edilen
ücretler ile prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit
istihkaktan o ay için yapılan ödemelerin brüt toplamı esas
alınır.
b) Ölüm, doğum ve
evlenme yardımları, görev yollukları, kıdem tazminatı, iş sonu
tazminatı veya kıdem tazminatı mahiyetindeki toplu ödeme, keşif
ücreti, ihbar ve kasa tazminatları, emekli ikramiyesi ile
Bakanlıkça tutarları yıllar itibarıyla belirlenecek yemek, çocuk
ve aile zamları, özel sağlık sigortalarına ve bireysel emeklilik
sistemine ödenen ve aylık toplamı asgarî ücretin % 30’unu
geçmeyen özel sağlık sigortası primi ve bireysel emeklilik katkı
payları tutarları, görevin yerine getirilmesi için zorunlu
olarak yapılan aynî yardımlar ile Bakanlıkça belirlenecek diğer
aynî yardımların asgarî ücretin % 30’unu geçmeyen kısmı, prime
esas kazanca tâbi tutulmaz.
c) Bu Kanunun 4 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tâbi sigortalılara
ödenen döner sermaye katkı payları ve döner sermayelerden başka
adla yapılan bu nitelikteki her türlü ödemeler ile ikramiyeler
ve benzeri ödemelerden en yüksek Devlet memuru aylığının %
200’ünü aşan kısmı prime esas kazanca tâbi tutulmaz.
Yukarıdaki fıkranın
(b) ve (c) bentlerinde belirtilen istisnalar dışında her ne adla
yapılırsa yapılsın tüm ödemeler prime esas kazanca tâbi tutulur.
Diğer kanunlardaki prime tâbi tutulmaması gerektiğine dair
muafiyet ve istisnalar bu Kanunun uygulanmasında dikkate
alınmaz.”,
- 46. maddesinin
dördüncü fıkrasının birinci tümcesinde,
“Kamu görevlilerinin
kısa ve uzun vadeli sigorta kollarının uygulaması bakımından
prime esas kazançlarının tespitinde 82 nci maddede belirtilen
üst sınır aranmaz.”,
düzenlemelerine yer
verilmiştir.
Görüldüğü gibi,
Yasa’nın 80. maddesinde, prime esas kazançlar düzenlenmiş; tüm
ödemeler keseneğe bağlı tutulacağı için TC Emekli Sandığı
iştirakçileri yönünden önemli değişiklikler getirilmiştir.
80. maddenin birinci
ve ikinci fıkralarında, TC Emekli Sandığı iştirakçisi olanların
aylık prime esas kazançlarının belirlenmesinde yapılan
ödemelerin tümünün brüt tutarlarının gözönünde bulundurulacağı
öngörülmektedir. Oysa, bugünkü sistemde zam ve tazminat
ödemelerinin yasada hesap biçimi belirtilen sınırlı tutarı
emeklilik keseneğine bağlı tutulmaktadır.
Ayrıca, Yasa’nın 82.
maddesinde, tüm sigortalılar yönünden, prime esas kazancın
hesaplanmasında alt ve üst sınır getirilmişken, 46. maddesinde,
kamu görevlilerinin prime esas kazançlarının saptanmasında 82.
maddedeki üst sınırın aranmayacağı belirtilmiştir. Böylece, kamu
görevlilerinin tüm aylık gelirlerinden prim kesintisi yapılması
olanaklı kılınmıştır.
Bu durumda, TC Emekli
Sandığı iştirakçileri yönünden, çalışanlar için prim oranı %14’e
düşürülmesine karşın, prime esas matrahın artması nedeniyle
görev aylıklarında azalma olması kaçınılmazdır.
Bunun içindir ki,
Yasa’nın geçici 4. maddesinin dokuzuncu fıkrasında, eski ve yeni
matrahlar arasındaki farka ilişkin sigorta priminin iki yıl
süreyle kurumca karşılanması öngörülmüştür. Böylece, görev
aylıklarındaki azalma iki yıl ertelenmiş olmaktadır.
Sonuç olarak, yukarıda
(a), (b), (c) ve (d) bölümlerinde belirtilen gerekçelerle, 5510
sayılı Yasa’nın,
- 3. maddesinin 29.
fıkrası,
- 28. maddesinin
ikinci fıkrası,
- 29. maddesinin
birinci, ikinci, üçüncü ve son fıkraları,
- 31. maddesinin
birinci fıkrası,
- 46. maddesinin
dördüncü fıkrasının birinci tümcesi,
- 55. maddesinin
ikinci fıkrası,
- 80. maddesinin
birinci ve ikinci fıkraları,
- Geçici 1.
maddesinin beşinci fıkrası,
- Geçici 2.
maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (c) ve (d) bentleri,
- Geçici 6.
maddesinin yedinci fıkrasının (a) bendi,
Anayasa’nın sosyal
hukuk devleti ve eşitlik ilkeleri ile sosyal güvenlik hakkı
kuralına aykırı düşmektedir.
2- 5510 sayılı
Yasa’nın 40. maddesinde, kimi ağır ve yıpratıcı işlerde
çalışanlar için 506 ve 5434 sayılı Yasalarda öngörülen fiilî
hizmet süresi zammı, sosyal güvenlik kurumlarına göre
farklılıkları kaldırılarak yeniden düzenlenmiştir.
Maddede,
sigortalıların hizmet sürelerine fiilî hizmet süresi zammı
eklenmesini gerektiren işyerleri ve/veya işler ile
sigortalıların bu işyerlerinde ve/veya işlerde geçen çalışma
sürelerinin her 360 günü için fiilî hizmet zammı olarak
eklenecek süreler gösterilmiş; hesaplanan fiilî hizmet süresi
zammının, yer altı işlerinde sürekli ya da dönüşümlü olarak
çalışanların maden işyerlerinde geçen hizmetleri ayrık olmak
üzere, en çok 8 yılının uzun vadeli sigorta kolları
uygulamasında prim ödeme gün sayısına eklenmesi ve bunun, üç
yılı geçmemek koşuluyla yarısının emeklilik yaş sınırlarından
indirilmesi öngörülmüştür.
Bu düzenleme, fiilî
hizmet zammı eklenmesi gereken kimi ağır ve çalışanı yıpratıcı
işleri yapanlar arasında ayırıma yol açması nedeniyle eşitsizlik
yaratmaktadır.
Gerçekten, Yasa’nın
40. maddesinde yer verilen ve fiilî hizmet süresi zammını
gerektiren işyerleri ve işler ile sigortalıları gösteren cetvel
incelendiğinde,
- 12. sırada, Türkiye
Radyo-Televizyon Kurumu’nda haber hizmeti yapan ve haber
hizmetlerinde fiilen çalışanlardan unvanları sayılanların TRT
Kurumu haber hizmetlerinde,
- 14. sırada,
Devlet Tiyatrosu sanatçıları ile Cumhurbaşkanlığı Senfoni
Orkestrası şef ve üyelerinin, Devlet Tiyatroları ile
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda,
geçen çalışmaları
nedeniyle fiilî hizmet süresi zammından yararlanmalarına olanak
tanındığı; ancak, aynı ya da benzer etkinlikleri özel televizyon
kuruluşları ve özel tiyatro ya da orkestralarda yürütenlerin
fiilî hizmet süresi zammından yararlandırılmadığı görülmektedir.
Anayasa’nın 10.
maddesinde, herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasal düşünce,
felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri nedenlerle ayırım
gözetilmeksizin yasa önünde eşit olduğu belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin
birçok kararında vurguladığı gibi, yasa önünde eşitlik, hukuksal
durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli
değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir.
Eşitlik ilkesinin
amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme
bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasa karşısında ayırım
yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir.
Bu ilkeyle, aynı
durumda bulunan kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak
yasa karşısında eşitliğin zedelenmesi önlenmiştir.
Durum ve
konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için
değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal durumlar
aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa
Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmiş olmaz.
Nitelikleri ve durumları özdeş olanlar için değişik kurallar
konulamaz.
Öte yandan, Anayasa
Mahkemesi’nin 06.01.2005 günlü, E.2001/479, K.2005/1 sayılı
kararında belirtildiği gibi, Anayasa’nın 2. ve 60. maddeleri
uyarınca, Devlet’çe, sosyal güvenliğin ve sosyal adaletin
sağlanmasına elverişli ortamın yaratılması ve bu anlamda sosyal
güvenlik alanında getirilecek bir haktan, aynı sosyal güvenlik
kurumu içinde yer alan ve temelde birbirine yakın konumda
bulunan tüm sigortalıların “dengeli ve makûl” ölçüler içinde
yararlanmalarını öngören düzenlemelerin gerçekleştirilmesi
gerekmektedir.
Yine bu kararda, aynı
sosyal güvenlik sistemi içinde bulunan, aynı sosyal risklere
karşı asgarî ölçüde güvence altına alınan ve aynı kurallara
bağlanan sigortalıların aynı hukuksal statü içinde özdeş durumda
bulunan kişiler olduğu, aynı durumdaki kişilerin, yasanın
öngördüğü haklardan aynı esaslara göre yararlandırılmalarının
ise eşitlik ilkesinin gereği bulunduğu açıklanmıştır.
Yasa’nın 40.
maddesinde yer verilen ve fiilî hizmet süresi zammı verilmesini
gerektiren işyerleri ve işler ile sigortalıları gösteren cetvel
bu ilke ve kararlar çerçevesinde değerlendirildiğinde, Türkiye
Radyo-Televizyon Kurumu’nda haber hizmeti yapan ve haber
hizmetlerinde çalışanlar ile Devlet Tiyatrosu sanatçıları ve
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının şef ve üyelerinin fiilî
hizmet süresi zammından yararlanmalarına olanak tanındığı;
ancak, aynı ya da benzer etkinlikleri özel televizyon
kuruluşları, özel tiyatrolar ve orkestralarda yürütenlerin fiilî
hizmet süresi zammından yararlandırılmadığı görülmektedir.
Oysa, televizyon haber
hizmetlerini TRT Kurumu’nda yürütenler ile özel televizyon
kuruluşlarında yürütenler arasında, bu etkinliğin gerektirdiği
teknik uygulamalar ile çalışanların görev ve sorumlulukları
arasında, çalışanların yıpranması yönünden bir fark
bulunmamaktadır. Aynı durum, Devlet Tiyatroları ve
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası sanatçıları ile özel tiyatro
ve orkestra sanatçıları yönünden de geçerlidir.
Yasa’nın temel
yaklaşımı, Devlet memurları, hizmet akdine göre ücretle
çalışanlar, tarım işlerinde ücretle çalışanlar, kendi hesabına
çalışanlar ve tarımda kendi hesabına çalışanları kapsayan beş
ayrı emeklilik rejiminin, aktüeryal olarak hak ve
yükümlülüklerin eşit olacağı tek bir emeklilik statüsüne
dönüştürülmesi olduğuna göre, kurumlarının ve bağlı oldukları
çalışma rejiminin, anılan sigortalıların fiilî hizmet süresi
zammından yararlanıp, yararlanmamasında ayrım yapılmasına
dayanak olamayacağı açıktır.
Nitekim, aynı
cetvelin,
- 3. sırasında,
Türkiye Denizcilik İşletmeleri ya da Kıyı Emniyeti ve Gemi
Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürlüğü ile özel sektör denizcilik
firmaları arasında bir ayrım yapılmadan gemi adamları, gemi
ateşçileri ve dalgıçlar denizde,
- 6. sırasında, Türk
Hava Yolları ile diğer özel havayolu firmaları arasında ayrım
yapılmadan, havayollarının uçucu personeli uçakta,
geçen çalışmaları
için fiilî hizmet süresi zammından eşit biçimde
yararlandırılmıştır.
Bu nedenlerle,
Yasa’nın 40. maddesinde yer verilen cetvelin 12. ve 14.
sıralarındaki düzenlemeler, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerinde
yazılı hukuk devleti ve eşitlik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
3- 5510 sayılı
Yasa’nın 63. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde,
“Kişilerin
hastalanmaları halinde ayakta veya yatarak; ağız ve diş
muayenesi, diş hekiminin göreceği lüzum üzerine ağız ve diş
hastalıklarının teşhisi için gereken klinik muayeneler,
laboratuar tetkik ve tahlilleri ile diğer tanı yöntemleri,
konulan teşhise dayalı olarak yapılacak tıbbî müdahale ve
tedaviler, diş çekimi, konservatif diş tedavisi ve kanal
tedavisi, hasta takibi, travmaya ve onkolojik tedaviye bağlı
protez uygulamaları, ağız ve diş hastalıkları ile ilgili acil
sağlık hizmetleri, 18 yaşını doldurmamış kişilerin ortodontik
diş tedavileri ile 18 yaşını doldurmamış veya 45 yaşından gün
almış kişilerin diş protezlerinin 72 nci maddeye göre belirlenen
tutarının % 50’si.”
denilerek, ağız ve diş
tedavisinde giderleri Kurum’ca ödenecek hizmetler sayılmıştır.
Kurala göre, 18-45 yaş
arasındaki kişilerin diş protez giderleri Kurum’ca
karşılanmayacak; 18 yaşını doldurmayanlar ile 45 yaş ve
üzerindeki kişilerin diş protez giderlerinin de ancak yarısı
Kurum’ca ödenecektir.
Anayasa’nın 56.
maddesinde, sağlık hizmetlerinin yaygın biçimde yerine
getirilmesi için yasayla genel sağlık sigortası kurulabileceği
belirtilmiştir.
5510 sayılı Yasa’yla,
sosyal güvenlik sistemi yeniden yapılandırılırken, Türkiye’de
yaşayan herkese sağlanacak sağlık hizmeti giderlerinin
karşılanmasının eşit ve tek statüye bağlanması öngörülmektedir.
Böylece, yurttaşların sağlık giderleri yönünden sosyal güvenlik
kapsamına alınması sağlanmaktadır.
Yasa’nın üçüncü
kısmında, “Genel Sağlık Sigortası”na ilişkin kurallara yer
verilmiş; 61. maddesiyle de, yalnız sosyal sigorta kapsamındaki
sigortalılar değil, bunların yanında Türk yurttaşı olan ya da
Türkiye’de yerleşik herkes genel sağlık sigortası kapsamına
alınmıştır.
Yasa’nın 63.
maddesinde, genel sağlık sigortalıları ile bakmakla yükümlü
oldukları kişilerin, giderleri Sosyal Güvenlik Kurumu’nca
karşılanacak sağlık hizmetleri düzenlenmiştir.
Ne var ki, Yasa’nın
63. maddesinin (d) bendinde yukarıdaki kurala yer verilerek, diş
protez giderlerinde yaşa bağlı sınırlama getirilmiş, birey
yaşamının dönemleri arasında farklı uygulama öngörülmüştür.
Diş protez
gereksinimi, kişilerin biyolojik yapıları, yaşam koşulları ve
beslenmelerine bağlı olarak ortaya çıkacak bir sağlık hakkıdır.
Bir başka deyişle diş protezine ne zaman gereksinim duyulacağı,
belirtilen etmenlere bağlı olarak kişiden kişiye farklılık
göstermektedir.
Toplumumuzda diş
protezinin, yine aynı etmenlere bağlı olarak çok genç yaşlarda
ortaya çıkan sağlık sorunu olduğu da bir gerçektir.
Bu durumda, diş protez
giderlerinin 18-45 yaş arasında ödenmemesi, 18 yaşını
doldurmayanlar ile 45 yaş üzerindekiler için bu giderlerin
yarısının ödenmesine ilişkin kural, Anayasa’da yer verilen
sosyal devlet ilkesiyle, sosyal güvenlik hakkıyla ve Anayasa’nın
56. maddesindeki Devlet’in “herkesin yaşamını, beden ve ruh
sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak” yükümlülüğüyle
bağdaşmamaktadır.
Anayasa’nın 65.
maddesinde, Devlet’in, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile
belirlenen görevlerini, mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde
yerine getireceği belirtilmiş ise de, bu kuralın, Anayasa
Mahkemesi kararlarında da açıklandığı gibi, sosyal güvenlik
hakkını ortadan kaldıran ya da onu kullanılamayacak ölçüde
sınırlayan biçimde uygulanmaması gerekmektedir.
4- 5510 sayılı
Yasa’nın geçici 4. maddesinin ikinci fıkrasında,
“Kamu görevlilerinin
emeklilik ikramiyeleri, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanun
hükümlerince hesaplanarak bu Kanunun yürürlük tarihinden
itibaren bir yıl süreyle, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı
Kanunun 89 uncu maddesi ve bu Kanunla mülga 24/5/1983 tarihli ve
2829 sayılı Kanun ile personel kanunlarına göre Kurumca ödenir
ve ilgili kurumlardan tahsilat, anılan maddedeki usûlle yapılır.
Bir yıllık sürenin dolmasından itibaren emekli ikramiyeleri
8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesi
hükümlerine göre kamu görevlisinin son defa çalıştığı kurumunca,
çalıştığı son kurumun özelleştirilmesi halinde ise Hazinece
ödenir.”
düzenlemesine yer
verilmiştir.
Maddede, emekli
ikramiyesine ilişkin kural korunmakta, ancak, ödemeyi yapacak
kurum değiştirilmektedir.
5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Yasası’nın 89. maddesine göre, emekli
ikramiyesi Emekli Sandığı’nca ödenmekte ve ödenen tutar daha
sonra görevlinin son çalıştığı kurumdan geri alınmaktadır.
Oysa, 5510 sayılı
Yasa’nın geçici 4. maddesinin ikinci fıkrasında, emekli
ikramiyelerinin bir yıl daha Sosyal Güvenlik Kurumu’nca
ödenmesi, bir yıldan sonra ise ödemenin doğrudan son çalışılan
kurumca yapılması öngörülmektedir.Kimi kamu kurum ve
kuruluşlarının, özellikle yerel yönetimlerin mali zorluk
nedeniyle hizmet akdi ile çalışan işçilerin kıdem tazminatlarını
ödemekte güçlük içinde bulundukları bir gerçektir.
Yapılan düzenleme ile,
memurlar ve diğer kamu görevlileri emekli ikramiyesini alabilmek
yönünden aynı güç koşullar içine itilmektedir.
Normal işleyen bir
düzenden, riski Kurum yerine çalışanlar üzerine taşıyan bir
sisteme geçmenin, görevi çalışanı korumak olan sosyal devlet
ilkesiyle bağdaşmayacağı açıktır.
Ayrıca, emekli
ikramiyesini ödeyecek kurumu değiştiren kalıcı düzenlemenin
geçici maddeyle yapılmasının yasa yapma tekniğine uygun
düşmediğini ve bunun hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını da
vurgulamak gerekir.
5- 5510 sayılı
Yasa’nın geçici 9. maddesinin ilk üç fıkrasında,
“4 üncü maddenin
birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında olup da 8.9.1999
tarihinden bu Kanunun yürürlük tarihine kadar ilk defa sigortalı
sayılanlar; kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmak ve 7000
gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak
şartıyla veya kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmak ve 25
yıldan beri sigortalı bulunmak ve en az 4500 gün malûllük,
yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak şartıyla
yaşlılık aylığından yararlanırlar.
4 üncü maddenin
birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında olup da 8.9.1999
tarihinden bu Kanunun yürürlük tarihine kadar ilk defa sigortalı
sayılanlar; kadın ise 60, erkek ise 62 yaşını doldurmak ve en az
onbeş tam yıl malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi
ödemek şartıyla kısmî yaşlılık aylığından yararlanırlar.
17.10.1983 tarihli ve
2925 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olup da 8.9.1999
tarihinden bu Kanunun yürürlük tarihine kadar ilk defa sigortalı
sayılanlar; kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmak ve onbeş
yıldan beri sigortalı olup 3600 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları primi ödemek şartıyla yaşlılık aylığından
yararlanırlar.”
düzenlemesine yer
verilmiştir.
Böylece, 08.09.1999
ile Yasa’nın yürürlüğe gireceği 01.01.2007 günleri arasında, 506
sayılı Sosyal Sigortalar Yasası ile 2925 sayılı Tarım İşçileri
Sosyal Sigortalar Yasası kapsamında ilk kez sigortalı olanların,
sigortalı oldukları günde geçerli koşullarla yaşlılık aylığına
hak kazanma olanakları korunmuştur.
Yine aynı günler
arasında ilk kez Bağ-Kur kapsamında sigortalı olanların, kadın
için 60, erkek için 62 yaşını doldurmak ve en az onbeş tam yıl
malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemek koşuluyla
“kısmi yaşlılık aylığı”ndan yararlanma olanakları da
korunmuştur.
Buna karşılık, Yasa’da
aynı günler arasında ilk kez Emekli Sandığı ile
ilgilendirilmelerini gerektiren görevlere atananların emekli
aylığına, yine ilk kez Bağ-Kur’a tâbi olmayı gerektiren
etkinliklere başlayanların ise “tam yaşlılık aylığı”na hak
kazanabilmeleri için, iştirakçi ya da sigortalı oldukları gün
geçerli olan koşullara bağlı olduklarını belirten bir geçiş
kuralına yer verilmemiştir.Öte yandan, 5434 sayılı Emekli
Sandığı Yasası’nın emekli aylığı bağlanacak durumların
belirlendiği 39. maddesi ile 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve
Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Yasası’nın yaşlılık
aylığından yararlanma koşullarının düzenlendiği 35. maddesi,
Yasa’nın 106. maddesinin 2. ve 8. fıkralarıyla yürürlükten
kaldırılmaktadır.
Dolayısıyla, bu
durumda olanların emeklilik ya da tam yaşlılık aylığına hak
kazanmasında yaş sınırı, fiilî hizmet süresi ve prim ödeme gün
sayısı gibi koşulları belirleyen herhangi bir düzenleme
kalmamakta; başka bir anlatımla, 08.09.1999-01.01.2007 günleri
arasında iştirakçi olanlar ile Bağ-Kur kapsamında sigortalı
olanların nasıl ve hangi koşullarla emeklilik haklarına
kavuşacakları konusu belirsiz bırakılmaktadır.
Bu kişilerin emeklilik
koşullarının Yasa’nın 28. maddesiyle düzenlendiğinden söz
edilmesi de olanaksızdır. Çünkü, Yasa’nın 28. maddesinde,
Yasa’nın yürürlüğe girmesinden, yani 01.01.2007 gününden sonra
ilk kez sigortalı olacakların yaşlılık aylığından yararlanma
koşulları düzenlenmektedir.
Yasa’nın geçici 9.
maddesinde, 08.09.1999-01.01.2007 günleri arasında Emekli
Sandığı iştirakçisi olanlar ile Bağ-Kur kapsamında sigortalı
olanların nasıl ve hangi koşullarla emeklilik haklarına, bu
bağlamda yaşlılık aylığına kavuşacakları belirsiz bırakılarak,
bu kişilerin sosyal güvenlik haklarının belki de en önemli öğesi
olan emeklilik hakkını kullanamaz duruma getirilmeleri
Anayasa’nın 2, 5 ve 60. maddeleriyle bağdaşmamaktadır.
IV- SONUÇ:
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, 31.05.2006
günlü, 5510 sayılı “Sosyal
Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanunu”nun,
a- - 28. maddesinin ikinci fıkrasının,
-31.
maddesinin birinci fıkrasının,
- 40. maddesindeki cetvelin 12. ve 14.
sıralarındaki düzenlemelerin,
- 46. maddesinin
dördüncü fıkrasının birinci tümcesinin,
- 55. maddesinin ikinci fıkrasının,
- 63. maddesinin
birinci fıkrasının (d) bendindeki “... 18 yaşını
doldurmamış veya 45 yaşından
gün almış kişilerin diş protezlerinin 72 nci maddeye
göre
belirlenen tutarının % 50’si.” ibaresinin,
- Geçici 1. maddesinin beşinci fıkrasının,
- Geçici 4. maddesinin ikinci fıkrasının,
- Geçici 6. maddesinin yedinci fıkrasının (a)
bendinin,
-
Geçici 9.
maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarının,
Anayasa’nın 2., 5., 10., 56. ve 60. maddelerine
aykırı olmaları nedeniyle,
b- 3. maddesinin 29. fıkrasının,
- 29. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü ve son
fıkralarının,-
80. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının,
- Geçici 2. maddesinin birinci fıkrasının (a),
(b), (c) ve (d) bentlerinin,
ise, Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının
(c) bendi kapsamına giren
sigortalılar yönünden,
yine Anayasa’nın aynı maddelerine aykırı olmaları nedeniyle,
iptallerine karar verilmesini arzederim.”
İptal ve yürürlüğün durdurulması istemlerini
içeren, Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri Haluk KOÇ ve Kemal
KILIÇDAROĞLU ile birlikte 116 Milletvekili tarafından verilen
14/7/2006 günlü dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir :
“III. GEREKÇE
1) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 3 üncü Maddesinin
Yirmidokuzuncu Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin
yirmidokuzuncu fıkrasında güncelleme katsayısı; “4 üncü madde
kapsamında sigortalı sayılanların, her yılın Kasım ayına ait
kanunî süresi içinde verilen belgelerindeki prim tahakkukları
üzerinden bulunacak ortalama prime esas günlük kazancın, bir
önceki yılın aynı ayına ait ortalama prime esas günlük kazanca
göre değişim oranı ile her yılın Aralık ayına göre Türkiye
İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel yıllı
tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim oranının
toplamının yarısına (1) tam sayısının ilave edilmesi sonucunda
bulunan değeri ifade eder”, şeklinde tanımlanmıştır.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 8.9.1999
gün ve 4447 sayılı Kanunun 7 inci maddesiyle değişik 61 inci
maddesinin ikinci fıkrasında, “Sigortalının
her takvim yılına ait prime esas kazancı, kazancın ait olduğu
takvim yılından itibaren aylık talep tarihine kadar geçen takvim
yılları için, her yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik
Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler
tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı ve gayrisafi yurt
içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı
artırılarak bulunan yıllık kazançlar toplamının, toplam prim
ödeme gün sayısına bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama günlük
kazancın 360 katı, aylığın hesaplanmasına esas ortalama yıllık
kazancı oluşturur.” denilmiştir.
Bu hüküm ile, Anayasa’nın 2 inci maddesinde yer
verilen sosyal hukuk devletinin temel görevlerinden olan ve
Anayasa’nın 60 ıncı maddesinde ifadesini bulan sosyal güvenlik
hakkının, günün koşullarına uygun, adil ve hakkaniyet ilkelerine
göre sağlanarak emeklinin değişen ekonomik koşullar karşısında
korunması ve refahtan pay alması amaçlanmış olmasına karşın,
yapılan söz konusu düzenlemeyle emeklinin refahtan pay alması
engellenerek sigortalıya bağlanacak emekli aylığının düşürülmesi
öngörülmüştür.
Anayasa’nın 2 nci maddesinde, Türkiye
Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir.
Bu maddede belirtilen sosyal hukuk devleti, temel hak ve
özgürlükleri en geniş ölçüde gerçekleştiren ve güvence altına
alan, toplumsal gerekleri ve toplum yararını gözeten, kişi ve
toplum yararı arasında denge kuran, toplumsal dayanışmayı en üst
düzeyde gerçekleştiren, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak
eşitliği, sosyal adaleti sağlayan, çalışma hayatının gelişmesi
için önlemler alarak çalışanları koruyan, sosyal güvenlik
sorunlarını çözmeyi yüklenmiş Devlettir.
Bu niteliği itibariyle sosyal hukuk devletinin
temel görevi de, değişen ekonomik koşullar karşısında
sigortalıyı korumak, refah düzeyini artırmaktır. İptali istenen
düzenlemenin ise, refahtan pay almasını engelleyerek değişen
ekonomik koşullar karşısında sigortalıyı koruyup refah düzeyini
arttırmadığı için Anayasa’nın 2 nci maddesine; sosyal devletin
asli görevlerinden olan vatandaşların sosyal güvenlik haklarını
sağlama ödevini yerine getirmesine de engel oluşturduğu için de
Anayasa’nın 60 ıncı maddesine aykırı düştüğü açıktır.
Diğer yandan Anayasa’nın 5 inci maddesinde de,
“kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak;
kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve
adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,
ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi
varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya
çalışmak”, devletin temel amaç ve görevleri arasında
sayılmıştır.
Anayasa Mahkemesi de bir kararında 2 nci maddeyi
5 inci madde ile birlikte değerlendirmiş ve sosyal güvenliğe
ilişkin çerçeveyi şu şekilde tanımlamıştır:
“…devletin temel amaç ve görevleri arasında
insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli
koşulları hazırlamaya çalışmak, kişiyi mutlu kılmak, onların
hayat mücadelesini kolaylaştırmak, insan haysiyetine uygun bir
ortam içinde yaşamalarını sağlamak gibi hususlar da yer alırlar.
Gerçekten yarattığı gelecek güvencesiyle bu mutluluğa hizmet
eden araçlardan biri de sosyal güvenliğin temin edilmiş
olmasıdır”( E.1986/16, K. 1986/25, k.t. 21.10.1986, AMKD, Sayı
22, s.290-291).
İptali istenen ibarenin ise, sigortalıyı prim
borcu nedeniyle iş göremezlik ödeneğinden yoksun bırakarak
gelecek güvencesini mutluluk ve huzurunu tehlikeye düşürmek gibi
sonuçlar yarattığı; sosyal güvenlik hakkını, sosyal hukuk
devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan
engelleri kaldırmak yerine, engeller koyduğu ortadadır.
Bu nedenle iptali istenen ibare, Anayasa’nın 5
inci maddesine de aykırıdır.
İptali istenen ibarenin Anayasa’nın 60 ncı
maddesinde ifade edilen sosyal güvenlik hakkını sosyal adalet
ilkesiyle ve demokratik toplum düzeninin gerekleriyle
bağdaşmayacak biçimde, ölçüsüzce ve özünü zedeleyerek
sınırlandırdığı; bu nedenle Anayasa’nın 13 üncü maddesine de
aykırı düştüğü yadsınamaz.
Diğer taraftan, bir
yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de
aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD.,
sa.24, shf. 225).
Açıklanan nedenlerle, 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 3
üncü maddesinin yirmidokuzuncu fıkrası, Anayasa’nın 2 nci, 5
inci, 11 inci, 13 ünü ve 60 ıncı maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
2) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 18 inci Maddesinin
İkinci Fıkrasında yer alan “genel sağlık sigortası dahil prim ve
her türlü borçlarının ödenmiş olması şartıyla” İbaresinin
Anayasa’ya Aykırılığı
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Kanunun 18 inci
maddesinin ikinci fıkrasındaki iptali istenen ibare ile; bu
Kanunun 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendine göre
sigortalı sayılanların (Bir veya birden fazla işveren tarafından
çalıştırılan; film, tiyatro, sahne, gösteri, ses ve saz
sanatçıları ile müzik, resim, heykel, dekoratif ve benzeri diğer
uğraşları içine alan bütün güzel sanat kollarında çalışanlardan,
düşünürlerden ve yazarlardan hizmet akdi ile çalışanların)
hastalıkları halinde geçici iş göremezlik ödeneğinden
yararlanmaları prim borçlarının bulunmaması koşuluna
bağlanmıştır.
Sosyal fondan yararlanmak için fona katkıda
bulunmak gereklidir. Sağlanacak yarar, nimet ve külfet ortaklığı
şeklindedir. Ancak iş göremez duruma gelenin yardımdan
yararlanması prim borcunun bulunmaması koşuluna bağlanamaz.
Çünkü sosyal dayanışmanın, tam bir alışveriş gibi
görülemeyeceği kuşkusuzdur. Gerek işyerini güçlükle ayakta
tutan, uzun süre işsiz kalarak güç koşullarda işyeri açan bir
serbest meslek mensubunun, gerekse hizmet akdi ile çalışan bir
sigortalının prim borcu olduğu için iş göremezlik ödeneğinden
yoksun bırakılması, “sosyal güvenlik”
ve “sosyal dayanışma” ilkelerine ters düşer.
Gerçekten, sigortalıya sağlanacak “sosyal
güvenlik”in “sosyal dayanışma”dan ayrı
düşünülüp ayrı tutulması olanaksızdır. Anayasanın ikinci
maddesiyle öngördüğü demokratik, laik, milli ve insan haklarına
dayalı sosyal bir hukuk Devletinde bireyler, yalnız kendi
çıkarlarının belirdiği yerlerde ve yalnız kendi çıkarları
ölçüsünde yer alan kişiler değillerdir. Herkesin sahip olduğu
sosyal güvenlik hakkını sağlamak için Devlet’e sosyal güvenliği
sağlayacak tedbirleri alma ve sosyal sigortalar ve sosyal yardım
teşkilatı kurdurmak ödevinin Anayasanın 60 ıncı maddesi ile
verilmiş olmasının bir anlamı budur.
Sosyal Hukuk Devleti ilkesi içinde yer alan
sosyal adalet, sosyal refah ve sosyal güvenlik kavramları tüm
yurttaşları kapsar. Toplum yararının birey yararına üstün
tutulması, sosyal hukuk devletinin temelini oluşturur. Ancak
bunda güdülen amaç sonuçta yine bireylerin mutluluğunun
sağlanmasıdır.
Anayasa’nın 2 nci maddesinde, Türkiye
Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir.
Bu maddede belirtilen sosyal hukuk devleti, temel hak ve
özgürlükleri en geniş ölçüde gerçekleştiren ve güvence altına
alan, toplumsal gerekleri ve toplum yararını gözeten, kişi ve
toplum yararı arasında denge kuran, toplumsal dayanışmayı en üst
düzeyde gerçekleştiren, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak
eşitliği, sosyal adaleti sağlayan, çalışma hayatının gelişmesi
için önlemler alarak çalışanları koruyan, sosyal güvenlik
sorunlarını çözmeyi yüklenmiş, ülkenin kalkınmasıyla birlikte
ulusal gelirin sosyal katmanlar arasında adaletli biçimde
sağlanmasını amaç edinmiş devlettir. Güçsüzleri güçlülere
ezdirmemek ilkesi, herkesi, bu arada çalışanları, emeklilerle
yaşlıları, durumlarına uygun düzenlemelerle, sağlıklı, mutlu ve
güven içinde yaşatmayı gerektirir.
Anayasa Mahkemesinin 17.10.1972 tarih ve
E.1972/16, K.1972/49 sayılı kararında da, “Anayasanın 2. maddesi
uyarınca Türkiye Cumhuriyeti, sosyal bir hukuk Devletidir.
Sosyal hukuk devletidir, güçsüzleri güçlüler karşısında
koruyarak gerçek eşitliği yani sosyal adaleti ve böylece
toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü Devlet demektir Çağdaş
uygar görüşü ve Anayasa’nın temel yapı ve felsefesine göre
gerçek hukuk devleti ancak toplumsal Devlet anlayışı içinde ise
bir anlam kazanır. Hukuk devletinin amaç edindiği kişiliğin
korunması, toplumda sosyal güvenliğin ve sosyal adaletin
sağlanması yoluyla gerçekleştirilebilir.” görüşüne yer
verilmiştir.
Bu nedenle , iptali istenen ibare Anayasa’nın 2
nci ve 60 ıncı maddelerine aykırıdır.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin 2 nci maddeyi 5
inci madde ile birlikte değerlendirdiği ve sosyal güvenliğe
ilişkin çerçeveyi belirlediği 21.10.1986 gün ve E.1986/16, K.
1986/25 sayılı kararı esas alındığında, yukarıda gerekçede (1)
numaralı başlık altında belirtilen nedenlerle, iptali istenen
düzenlemenin Anayasa’nın 5 inci maddesine de aykırı düştüğünü
söylemek gerekmektedir.
İptali istenen düzenlemenin Anayasa’nın 60 ıncı
maddesinde ifade edilen sosyal güvenlik hakkını, sosyal devlet
ilkesi ve demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayacak
biçimde, ölçüsüzce ve özünü zedeleyerek sınırlandırdığı; bu
nedenle Anayasa’nın 13 üncü maddesine de aykırı düştüğü
yadsınamaz.
Anayasa’nın 90 ıncı maddesine göre, yürürlüğe
konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası
anlaşmalarla yasaların aynı konuda farklı hükümler içermesi
nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma
hükümlerinin esas alınması kabul edilmiştir.
Sosyal güvenlik hakkını vurgulayan uluslararası
sosyal politikanın en önemli belgelerinden biri 1948 tarihli
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesidir.
Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da Bildirgenin 22 nci
maddesinde yer alan “Herkes, toplumun bir ferdi olarak sosyal
güvenlik hakkına sahiptir; sosyal güvenlik, bireyin onuru,
kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve
kültürel hakların tatmin edilmesine dayanır.” ilkesine atıfta
bulunulmuştur.
Bildirgenin, tamamlayıcı olarak görülebilecek 25
inci maddesinde ise her insanın yiyecek, giyecek, konut, tıbbi
bakım ve gerekli toplumsal hizmetler de dahil olmak üzere,
kendisinin ve ailesinin sağlığını ve refahını sağlayacak uzun
bir yaşam düzeyine hakkı olduğu; işsizlik, hastalık, sakatlık ya
da geçim olanaklarından iradesi dışında yoksun kaldığı diğer
hallerde, güvenlik hakkına sahip olduğu vurgusuyla sosyal
güvenlik hakkı, temel insan hakları arasında sayılmaktadır.
Bu nedenle, iptali istenen ibare Anayasa’nın 90
ıncı maddesine de aykırıdır.
Öte yandan, söz konusu ibarede yer verilen “her
türlü borç” kavramının hangi tür borçları kapsadığı, bir başka
deyişle içeriği belirsizdir. Anayasa’nın 2
nci maddesinde belirtilen hukuk devletinin unsurlarından biri
de, vatandaşlarına hukuk güvenliği sağlamasıdır. Hukuk
güvenliği, kurallarda
<<belirlilik>>
ve <<öngörülebilirlik>> gerektirir. Hukuk devletinde yargı
denetiminin sağlanabilmesi için yönetimin görev ve yetkilerinin
sınırının yasalarda açıkça gösterilmesi bir zorunluluktur.
Bu durumda, iptali istenen
kural belirlilik ve öngörülebilirlik
özelliklerini taşımaması nedeniyle de hukuk devleti ilkesi ile
de bağdaşmamaktadır.Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına
aykırılığının tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci
maddesine de aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa
Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı
kararı, AMKD., sa.24, shf. 225).
Açıklanan nedenlerle, 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 18
inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “genel sağlık
sigortası dahil prim ve her türlü borçlarının ödenmiş olması
şartıyla” ibaresi Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 11 inci, 13 üncü,
60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
3) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 19 uncu Maddesinin
Dördüncü Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Kanunun 19 uncu
maddesinin dördüncü fıkrası ile; bu Kanunun 4 üncü maddenin
birinci fıkrasının (b) bendine göre sigortalı sayılanlara (Bir
veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılan; film,
tiyatro, sahne, gösteri, ses ve saz sanatçıları ile müzik,
resim, heykel, dekoratif ve benzeri diğer uğraşları içine alan
bütün güzel sanat kollarında çalışanlardan, düşünürlerden ve
yazarlardan hizmet akdi ile çalışanlara) sürekli iş göremezlik
geliri bağlanabilmesi için, kendi sigortalılığından dolayı,
genel sağlık sigortası dahil prim ve her türlü borçlarının
ödenmiş olması zorunluğu getirilmiştir.
Bu Kanunun 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b)
bendine göre sigortalı sayılanların prim ve her türlü borçları
için sürekli iş göremezlik geliri bağlanmasından yoksun
bırakılması; “sosyal güvenlik” ,”sosyal dayanışma” ve
“belirlilik” ilkelerine ters düştüğü ve 1948 tarihli Birleşmiş
Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile bağdaşmadığı
için yukarıda (1) ve (2) numaralı başlıklar altında etraflıca
belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 11 inci,13
üncü, 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine aykırıdır.
Diğer taraftan, bir
yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de
aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD.,
sa. 24, shf. 225).
Açıklanan nedenlerle 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 19
uncu maddesinin dördüncü fıkrası Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 11
inci, 13 üncü, 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı olup,
iptali gerekmektedir.
4) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 19 uncu Maddesinin
Beşinci Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunun 19 uncu maddesinin iptali istenen beşinci
fıkrasında; Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendi kapsamında bulunan sigortalılardan, kurumlarınca sürekli
iş göremezlik nedeniyle görevlerine son verilenlerden; malûllük
veya yaşlılık aylığına hak kazanamayan sigortalılara sürekli tam
iş göremezlik geliri bağlanarak sürekli iş göremezlik derecesine
göre hesaplanacak sürekli iş göremezlik gelir tutarı ile sürekli
tam iş göremezlik geliri arasındaki farkın, sigortalının
görevine son veren kurum tarafından, Sosyal Güvenlik Kurumu’na
ödenmesi öngörülerek aynı statüdeki ve hatta aynı kurumdaki
sigortalılar arasında, Anayasa’nın 10 uncu maddesindeki “kanun
önünde eşitlik” ilkesine aykırı olarak, farklı uygulamalara
olanak sağlayan bir düzenleme yapılmıştır.
Böyle bir düzenleme, aynı kurumda çalışan ve aynı
iş kazasında aynı oranda sakat kalan ve bu nedenle işten
çıkartılan memur ile işçi arasında büyük ölçüde fark yaratacak
bir uygulama yapılması sonucunu doğurabilecektir. Örneğin, her
ikisinin aylık ücreti de 1000 YTL ise ve % 20 oranında sakat
kalmışlarsa, memura 700 YTL gelir bağlanırken işçiye 140 YTL
gelir bağlanacaktır. Makul bir nedene bağlanamayacak bu farkın,
kanun önünde eşitlik ilkesi ve dolayısıyla Anayasa’nın 10 uncu
maddesi ile bağdaşmayacağı açıktır.
Yine 19 uncu maddenin beşinci fıkrasının (b)
bendine göre de, söz konusu kapsamdaki sigortalılardan malûllük
veya yaşlılık aylığına hak kazananlara diğer sigortalılardan
farklı olarak sürekli iş göremezlik derecesine göre gelir
bağlanacaktır.
Bir sosyal güvenlik kuruluşu olan Sosyal Güvenlik
Kurumu kapsamı içinde bulunan, aynı sosyal risklere karşı asgari
ölçülerde güvence altına alınan ve aynı kurallara bağlı olan
sigortalılar, aynı hukuki statü içinde özdeş durumda bulunan
kişilerdir. Aynı durumda bulunan kişilerin yasanın öngördüğü
haklardan aynı esaslara göre yararlandırılmaları da Anayasa’nın
10 uncu maddesinde ifade edilen eşitlik ilkesinin gereğidir.
İptali istenen düzenleme ise aynı hukuki statüde
bulunan sigortalıların yasanın öngördüğü haklardan farklı
esaslara göre yararlandırılmaları sonucu doğuracağı için kanun
önünde eşitlik ilkesine aykırıdır.Diğer taraftan, Anayasaya
aykırı bir hükmün hukuk devleti, Anayasanın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkeleri ve dolayısıyla Anayasa’nın 2 ve 11 inci
maddeleriyle bağdaşmayacağı da açıktır.
Açıklanan nedenlerle, 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 19
uncu maddesinin beşinci fıkrası, Anayasa’nın 2 nci, 10 inci ve
11 inci maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
5) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun “Malûllük aylığının
hesaplanması, başlangıcı, kesilmesi ve yeniden bağlanması”
Başlıklı 27 inci Maddesinin Birinci Fıkrasının Anayasa’ya
Aykırılığı
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Kanunun 27 nci
maddesinin iptali istenen birinci fıkrasında “Malûllük aylığı;
prim ödeme gün sayısı 9000 günden az olan sigortalılar için 9000
gün üzerinden, 9000 gün ve daha fazla olanlar için ise toplam
prim ödeme gün sayısı üzerinden, 29 uncu madde hükümlerine göre
hesaplanır. Sigortalı başka birinin sürekli bakımına muhtaç ise
tespit edilen aylık bağlama oranı 10 puan artırılır”
denilmiştir.
Bu düzenlemeye göre, 5510 sayılı Kanunun
yürürlük tarihi olan 1.1.2007 tarihinden itibaren sigortalı
olacak birisi için malullük aylığı bağlama oranı %55 ve başka
birinin bakımına muhtaç ise %65 olacaktır. 2015 tarihinden
itibaren ise bu oranlar %50 ve %60 olacaktır.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun 55 inci
maddesine göre; Ortalama yıllık kazancın % 60 ının 1/12 si
oranında malûllük aylığı bağlanır. Sigortalı başka birinin
bakımına muhtaç durumda ise bu oran %70’e çıkarılır.
1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer
Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunun 30 uncu
maddesine göre malûllük aylığı, sigortalının sigortalılık süresi
içinde prim ödediği gelir basamaklarının, bu basamaklardaki prim
ödeme süreleri de dikkate alınarak, aylık başlangıç tarihinde
yürürlükte bulunan gelir tablosu üzerinden hesaplanacak
ağırlıklı ortalamasının %65’ idir. Başka birinin bakımına muhtaç
durumda ise %75’idir. 2926 sayılı Yasanın 14 üncü maddesine göre
ise bu oranlar %70 ve %80 olarak belirlenmiştir.
5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Kanununun 53 üncü maddesine göre malûliyet aylığı 15 yıl
üzerinden ve maaşının %65’i oranında bağlanmaktadır. Ayrıca,
vazife malûllüğünde; malûliyet derecesine göre söz konusu maaşa
zam yapılmaktadır. Örneğin 1. derece %60 zamlı uygulanmaktadır.
5510 sayılı Kanunun 27 nci maddesinin iptali
istenen birinci fıkrasının öngördüğü düzenleme çerçevesinde
malûliyet aylığı 9000 gün üzerinden hesaplandığında, aylık
bağlama oranı %55’e veya birinin bakımına muhtaç durumda ise
%65’e tekabül etmektedir. Dolayısıyla, 506, 1479, 2926 ve 5434
sayılı Kanunlara tabi sigortalılar açısından bugün mevcut olan
koruma düzeyinin gerisinde kalan bir sosyal güvenlik düzeyi
getirilmektedir. Ayrıca, yaşlılık aylığının hesaplanmasında
aylık bağlama oranlarındaki düşüşler ile güncelleme katsayısı
nedeniyle ortaya çıkması muhtemel reel kayıpların da gerilemeye
ilave edilerek değerlendirileceği tabiidir.
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı “Sosyal Sigortalar
ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun “Malûllük aylığının
hesaplanması, başlangıcı, kesilmesi ve yeniden bağlanması”
Başlıklı 27 inci maddesinin birinci fıkrası, sigortalıların
malüliyet aylıklarını düşürerek sigortalılar açısından koruma
düzeyini önemli ölçüde geriletip sosyal dışlayıcılığı engelleyen
asgari bir sınırın varlığını göz önünde tutmayarak Sosyal
Devletin asli görevlerinden olan vatandaşların sosyal güvenlik
haklarını sağlama ödevlini adil, makul ve ölçüsüzce
sınırlandırdığından “sosyal devlet”, demokratik toplum düzeninin
gereklerine uygunluk ve “ölçülülük” ilkeleri ile bağdaşmamakta
ve aşağıda (6) ve (7) numaralı başlıklar altında etraflıca
belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 2 nci ve 5 inci , 11 inci, 13
üncü , 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine
aykırı olup, iptali gerekmektedir.
6) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 28 inci Maddesinin
İkinci Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Kanunun 28 inci
maddesinin iptali istenen ikinci fıkrasının (a) bendinde , ilk
defa bu Kanuna göre sigortalı sayılacaklar yönünden yani
01.01.2007 gününden başlayarak emeklilik yaşının, kadın için
58, erkek için 60 olarak belirlenmesine karşın, bu yaş koşulu
anılan fıkranın (b) bendinde, 2036 yılından başlayarak kademeli
olarak artırılmakta ve emeklilik yaşı 65’e yükseltilmektedir.
Bu düzenlemeye göre, kadın için 58, erkek için 60
yaşını 01.01.2036 gününden önce dolduramayan sigortalılar,
emeklilik yaşını kademeli olarak yükselten kurala bağlı olacak
ve bunun sonucunda, kendisine emekli aylığı bağlanabilmesi için
65’e kadar uzanan yaşları beklemek zorunda kalacaklardır.
Ayrıca, yine bu durum nedeniyle, aynı gün işe başlayan ve prim
ödeme süreleri eşit olan farklı yaşlardaki sigortalılar,
yaşlılık aylığına aynı yılda hak kazanamayacaklardır.
Diğer bir anlatımla, 5510 sayılı Kanunun 28 inci
maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde, 01.01.2007’den sonra
ilk defa sigortalı sayılanlar için öngörülen kadın için 58,
erkek için 60 yaş sınırı, ancak sırasıyla 30 ve 32 yaşlarında
göreve başlayanlar yönünden geçerlidir. Yaş küçüldükçe, 2036
yılından sonra artırılan yaş sınırı nedeniyle bekleme süresi
artmaktadır. Örneğin, 01.01.2007’de sigorta kapsamına giren bir
kadın sigortalı 30 yaşında ise 58 yaşına ulaştığı 2035 yılında;
18 yaşında ise, 65 yaşına ulaştığı 2054 yılında yaşlılık
aylığına hak kazanabilecektir. Böyle bir durumun, Anayasa’nın 10
uncu maddesinde ifade edilen “kanun önünde eşitlik” ilkesi ile
bağdaşmayacağı açıktır.
Ayrıca söz konusu fıkranın (a) bendinde, yaş
artışı yanında emekli olabilmek için 9000 gün prim ödenmesi
koşulu getirilmiştir.Normal koşullarda bugün bir SSK’lı kadın
58, erkek ise 60 yaşını doldurmak ve en az 7000 gün prim ödemek
koşuluyla emekli olabilmektedir. İptali istenen hüküm ile,
01.01.2007’den sonra ilk defa sigortalı sayılanlar için prim
ödeme gün sayısı 9000 güne çıkarılmaktadır. 22.5.2003 tarih ve
4853 sayılı İş Kanununun uygulandığı, esnek çalışma düzeninin ve
kayıt dışı istihdamın giderek yaygınlaşmakta olduğu, milyonlarca
işçinin ancak mevsimlik işçi olarak çalışabildiği koşullarda
9000 günlük prim ödeme gereğinin yerine getirilmesinin (kamu ve
sendikalı işyerleri dışında) hemen hemen olanaksız olduğu çok
açıktır.
Ülkemizde ortalama yaşama süresinin 66 yıl olduğu
gözetildiğinde, Yasa ile tüm sigortalılar yönünden emekli aylığı
bağlama yaş sınırının zaman içinde de olsa 65’e yükseltilmesinin
ve sürekli çalışma olanağı işverenin inisiyatifinde olan
sigortalılar yönünden de prim ödeme gün sayısının 9000’e
çıkarılmasının, gelecek kuşakların emeklilik hakkına kavuşmasını
olanaksız kılacağı, bu niteliği ile adil, makul ve ölçülü
olmadığı açıktır.
İşçiler için prim ödeme gün sayısının 7000’den
9000 güne çıkarılması, Türkiye gerçekleriyle bağdaşmadığı gibi,
esnek çalışmanın, sendikasızlaştırmanın, kayıtdışı çalıştırmanın
ve yoğun işsizliğin yaşandığı ülkemizde 9000 prim ödeme günü
gerçekçi de görünmemektedir. Böyle bir düzenlemenin anlamı,
sendikasız işçilere düşük prim ödeme gün sayısı üzerinden emekli
olmanın yolunu açmaktır. Bu da işçilerin yaşlılıklarında düşük
emekli aylığı almaları sonucunu doğuracaktır. Eğer bir sosyal
sigorta sistemi, kişilerin emekliliklerinde yoksulluk sınırının
altında aylık almalarını öngörüyorsa, o sisteme “sosyal güvenlik
sistemi” denemez. Olsa olsa o sistem, “yoksullara asgari ödenek
sağlama sistemi” olur..
Üstelik, emekli olabilme yaşı ile aylık bağlama
yaşı arasındaki kimi durumlarda uzun yılları içeren fark da
ölçüsüzlüğün bir başka göstergesidir. Örneğin, 01.01.2007
gününde, 18 yaşında iken sosyal sigorta kapsamına giren, 43
yaşında emekli olma hakkı kazanan bir sigortalı, ancak 22 yıl
sonra, 65 yaşında aylığa hak kazanabilecektir.
Anayasa’nın 5 nci maddesinde, kişilerin ve
toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak
ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle
bağdaşmayacak şekilde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal
engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının
gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak, devletin
temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.
Anayasanın 60 ıncı maddesi ile de, herkesin sahip
olduğu sosyal güvenlik hakkını sağlamak için Devlet’e sosyal
güvenliği sağlayacak tedbirleri alma ve sosyal sigortalar ve
sosyal yardım teşkilatı kurdurmak ödevi verilmiştir. Bu maddede,
sosyal güvenlik, bireyler yönünden “hak”, Devlet yönünden “ödev”
olarak öngörülmüştür. Anayasa koyucu, Devlet’i yalnızca sosyal
güvenliği sağlayacak önlemleri almak ve gerekli örgütü kurmakla
görevlendirmemiş, aynı zamanda bunu Devlet’in yükümlülüğü olarak
görmüştür.
Hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir devlette,
hukuk güvenliğinin sağlanması hukuk devleti ilkesinin olmazsa
olmaz koşuludur.
Sosyal hukuk devleti, toplum ve çalışma yaşamında
adalete ve eşitliğe dayalı bir hukuk düzeni kurmak durumundadır.
Böyle bir hukuk düzeni ise, her alanda olduğu gibi, sosyal
güvenliğe ilişkin düzenlemelerde de, eşitlik, hukuk istikrarı,
hukuk güvenliği ve kazanılmış hakların korunması ilkelerinin
gözetilmesini zorunlu kılmaktadır.
Yaşlılık, gerçekleşmesi yönünden diğer sosyal
risklerden ayrı bir özelliğe sahiptir. Yasalarda
<<emeklilik yaşı>>nın
kesin olması nedeniyle, sigortalı, yarınını bu güvenlik içinde
planlamaktadır. Sosyal devlet, sosyal adaletin, refahın ve
güvenliğin gerçekleşmesini sağlayan devlettir. Sosyal güvenlik
kuruluşları, çalışanların geleceğine ilişkin güvenini sağlamak
durumundadır. Bu sağlanamadığı takdirde sosyal güvenlik
kavramından da bahsedilemez. Bu nedenle, sosyal güvenlik
sisteminde yapılan değişikliklerin hukuk devletinde olması
gereken hukuk güvenliğini zedelemeyecek biçimde adil, makul ve
ölçülü olması zorunludur (Anayasa Mahkemesi’nin 23.02.2001
günlü, E.1999/42, K.2001/41 sayılı kararı)
Anayasa Mahkemesi kararlarına göre hukuk devleti,
“vatandaşlarına ve onların haklarına saygılı” devlet demektir.
Yıllar önce, o günkü düzenlemeler çerçevesinde çalışmaya
başlayan ve hayatını buna göre programlayan insanların, yolun
yarısında haklarının elinden alınması hukuk dışı bir muameledir.
Çünkü, Anayasa Mahkemesi’ne göre sosyal hukuk devleti “adaletli
bir hukuk düzeni kuran ve bunu sürdürmeye kendini yükümlü sayan
Devlet’tir. Devlet yönetimi ciddi bir iştir, devlet,
yurttaşlarına karşı, oyunun yarısında “ben oynamıyorum” diyemez.
Bilindiği gibi sosyal sigortalar sözleşmesi bir
iltihakı sözleşme (katılma sözleşmesi)dir. Bu sözleşmenin
kurallarını tek taraflı olarak Devlet koymuştur. Bir kısım
vatandaşlar da o kuralları benimseyerek sözleşmeye
katılmışlardır. Katılımcılar (sigortalılar) işe başlayıp
çalışmalarına devam ederken hatta bazıları yolun tam sonuna
varmakta iken, Devlet “Ben kuralları değiştiriyorum!”
demektedir.
Kişilerin koşulları kanunla belirlenmiş bir
statüye, devlete ve hukuki istikrara güvenerek girmelerinden ve
kamu görevlisi olmalarından sonra bu statüde kanunla makul
nedeni olmayan ve ölçüsüz biçimde hakları kısıtlayıcı ve özünden
zedeleyici değişiklikler yapılması; hukuk güvenliği, kazanılmış
hakların korunması ve dolayısı ile hukuk devleti ilkesi ile
bağdaşmadığından, iptali istenen söz konusu düzenleme
Anayasa’nın 2 nci ve 13 üncü maddelerine aykırı düşmektedir.
Genel gerekçede, Türkiye’de sistemin kurgusundan
kaynaklanan hatalar nedeni ile sosyal güvenlik reformu yapılması
gerektiği belirtilerek, sosyal güvenlikte gelir azaltıcı
faktörler sayılmıştır. Buna göre, erken emeklilik, prime esas
kazancın düşük gösterilmesi, kayıt dışı istihdamın yüksekliği,
prim tahsilat oranının düşüklüğü, af ve ödeme kolaylığı gibi
uygulamalarla prim ödeme eğiliminin azalması, prime esas kazanç
sınırlarının düşüklüğü ve fon gelirlerinin yetersizliği ana
unsurlar olarak sayılmıştır. Yine genel gerekçede, son üç yıldır
İMF ile yapılan ekonomik istikrar paketi savunulmakta, mali
disiplinin sağlanması için sosyal güvenlikte reform yapılmasının
gerekliliği ifade edilmektedir. Kamu açıklarının önemli bir
bölümü olarak gösterilen sosyal güvenlik kurumlarının
açıklarının bütçeden karşılanmasında zorluklar anlatılarak,
bunların kontrol altına alınması gerektiği ifade edilmiştir.
Diğer bir anlatımla, bu Yasa ile devletin katkısını
sınırlandıracağı belirtilmektedir. Bunun anlamının ise, Sosyal
Devletin asli görevlerinden olan vatandaşların eğitim, sağlık ve
sosyal güvenlik haklarını sağlama ödevlerinin adil, makul ve
ölçüsüzce sınırlandırılması olduğu kuşkusuzdur.
Öte yandan iptali istenen bu kural, 1948 tarihli
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile
bağdaşmadığından yukarıda (2) numaralı başlık altında bildirilen
nedenlerle Anayasa’nın 90 ıncı maddesine de aykırıdır.
Anayasa’nın 65 nci maddesinde, Devlet’in, sosyal
ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu
görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek, mali
kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceği
belirtilmiştir. Ancak, Anayasa Mahkemesi kararlarında da
belirtildiği gibi, Devlet, yurttaşlar için hak, kendisi için
ödev olan sosyal güvenliği sağlama görevini yerine getirirken,
sosyal sigortacılığın teknik gereklerine uygun kimi sınırlamalar
yapabilirse de, sosyal güvenlik hakkını kullanılamayacak duruma
getiren önlemler alamaz.
Özellikle enflasyon ve siyasi müdahaleler sosyal
güvenlik sistemlerinin finansal temellerini sarsmıştır. Devletin
temel niteliklerinden olan sosyal devlet ilkesini
gerçekleştirmenin temel aracı ve yöntemi olan sosyal güvenlik
hakkını sağlamakla yükümlü bu kurumların geliştirilmesi ve
güçlendirilmesi, devletin yükümlülüğü altındayken, Anayasal
görevlerle donatılmış kurumların mali yapılarını zayıflatan
tutarsız politikalar süreklilik kazanmıştır.
Ancak, bu durum, sosyal güvenlik kapsamında
olanların haklarının kısıtlanmasını gerektirmez. Çünkü, “sosyal
sigorta kuruluşlarının güçlü mali yapıda tutulmasından sorumlu
olan devlet’tir (1990/28). Anayasa Mahkemesi, daha önceki
kararlarında, “siyasal iktidarların, sosyal sigorta
kuruluşlarının yönetiminde, sosyal sigortacılığın teknik
gereklerine uyarak hareket etmek zorunda olduklarını” belirtmiş
ve “kuruluşların aktüeryal dengesini bozacak davranışlardan ve
düzenlemelerden kaçınması” için uyarmış ve “tersi durumda
kuruluşların mali gereksinimlerinin, aktüaryal dengeyi bozan
yasaları çıkaran devletçe karşılanması gerektiğini”de
belirtmiştir (Anayasa Mahkemesi’nin 27.02.2001 tarihli
E.1999/43, K.2001/46 sayılı kararı).
Yukarıda etraflıca belirtilen nedenlerle dava
konusu kurallar, hukuk güvenliği ile sosyal ve ekonomik hakları
yaşama geçirmekle yükümlü sosyal hukuk devleti ilkesiyle
bağdaşmadığından ve ölçüsüz biçimde hakları kısıtlayıcı
değişiklikler getirdiğinden Anayasa’nın 2 nci ve 5. inci ,13
üncü ve 60 ıncı maddelerine aykırıdır.
Diğer taraftan, bir
yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de
aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD.,
sa. 24, shf. 225).
Bu nedenle,
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı “Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 28 inci maddesinin
ikinci fıkrası, Anayasa’nın 2
nci ve 5. inci , 11 inci, 13 üncü , 60 ıncı ve 90 ıncı
maddelerine
aykırı olup, iptali gerekmektedir.
7) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 29 uncu Maddesinin
İkinci ve Üçüncü Fıkralarının Anayasa’ya Aykırılığı
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı “Sosyal Sigortalar
ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 29 uncu maddesinin
birinci fıkrasında, yaşlılık aylığına hak kazanan
sigortalıların aylığının; iptal istenen ikinci ve üçüncü
fıkralar hükümlerine göre belirlenecek ortalama aylık kazancı
ile aylık bağlama oranının çarpımıyla bulunan tutar olduğu
belirtilmiştir.
5510 sayılı Kanunun 29
uncu maddesinin ikinci fıkrasında, “ortalama
aylık kazanç”, sigortalının her yıla ilişkin prime esas
kazancının, kazancın ilişkin olduğu yıldan başlayarak aylık
istem gününe kadar geçen yıllar için, her yıl gerçekleşen
güncelleme katsayısı ile güncellenerek bulunan kazançlar
toplamının, itibari hizmet süresi ile fiili hizmet süresi zammı
dışında, toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesiyle hesaplanan
ortalama günlük kazancın 30 katı olarak öngörülmüştür.
Güncelleme katsayısı bu Kanunun 3 üncü
maddesinde, 4 üncü madde kapsamında sigortalı sayılanların, her
yılın Kasım ayına ait kanunî süresi içinde verilen
belgelerindeki prim tahakkukları üzerinden bulunacak ortalama
prime esas günlük kazancın, bir önceki yılın aynı ayına ait
ortalama prime esas günlük kazanca göre değişim oranı ile her
yılın Aralık ayına göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından
açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel
indeksindeki değişim oranının toplamının yarısına (1) tam
sayısının ilave edilmesi sonucunda bulunan değer olarak
tanımlanmıştır.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun 61 inci
maddesinde, “sigortalının her takvim yılına ait prime esas
kazancı, kazancın ait olduğu takvim yılından itibaren aylık
talep tarihine kadar geçen takvim yılları için, her yılın Aralık
ayına göre açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici
fiyatları endeksi artış oranı ve gayri safi yurt içi hasıla
sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı arttırılarak
bulunan yıllık kazançlar toplamının, toplam prim ödeme gün
sayısına bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama günlük kazancın
360 katı, aylığın hesaplanmasına esas ortalama yıllık kazancı
oluşturur.” hükmü yer almaktadır.
1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer
Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunun 36 ncı
maddesine göre yaşlılık aylığı, sigortalının, sigortalılık
süresi içinde aylar itibariyle prim ödediği gelir
basamaklarının, bu basamaklardaki prim ödeme süreleri de dikkate
alınarak, aylık başlangıç tarihinde yürürlükte bulunan gelir
tablosu üzerinden hesaplanacak ağırlıklı ortalamanın aylık
bağlama oranı ile çarpılması suretiyle hesaplanır.
5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Kanunun 41 inci maddesinin (a) fıkrasında, 657 sayılı Yasanın 43
üncü maddesinde yer alan gösterge tablosu ve personel
yasalarındaki ek göstergelerin esas alınacağı, (b) bendinde ise
emekli adi malûllük ve vazife malûllüğü aylıklarının (a)
fıkrasına göre tespit edilen rakamların her yıl Bütçe Yasasında
tespit edilen katsayı ile çarpılması sonunda bulunacak tutarın,
fiili ve itibari hizmet toplamı 25 yıl olanlara %75’inin
ödenmesi öngörülmektedir. Bu tutara uygulanacak %75’lik oran,
hizmeti 25 yıldan az olanlara her tam yıl için %1 eksiltilmekte,
fazla olanlara ise her tam yıl için %1 artırılmaktadır.
Ayrıca, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli
Sandığı Kanunun ek 68. maddesine göre de, makam tazminatı ile
hakimlik tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerde toplam 2 yıl
bulunduktan sonra emekliye ayrılanların, bulundukları en üst
görevin makam, yüksek hakimlik, temsil ve görev tazminatları
emekli aylıklarına eklenmektedir.
Öte yandan, 5510 sayılı Kanunun 29 uncu
maddesinin iptali istenen üçüncü fıkrasında, aylık bağlama
oranının, sigortalının malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına
tabi geçen toplam prim ödeme gün sayısının her 360 günü, yani
her yıl için 2015 yılı sonuna kadar % 2,5, 2016 yılından
başlayarak % 2 olarak uygulanacağı belirtilmiştir.
Yine bu fıkrada, aylık bağlama oranının % 90’ı
geçemeyeceği de kurala bağlanmıştır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanun öncesi aylık
bağlama oranına ilişkin yasal durum şöyledir:
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun 61 inci
maddesinin üçüncü fıkrasında aylık bağlama oranı, sigortalının
toplam prim ödeme gün sayısının ilk 3.600 gününün her 360 günü
için %3.5, sonraki 5.400 gününün her 360 günü için % 2 ve daha
sonraki her 360 gün için %1.5 oranlarının toplamı olarak
düzenlenmiştir.
1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer
Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunun 36 ncı
maddesinin ikinci fıkrasında aylık bağlama oranı sigortalının
toplam sigortalılık süresinin ilk on tam yılının her bir yılı
için %3,5 takip eden onbeş tam yılın her bir yılı için %2 ve
yirmibeş yıldan fazla her bir tam yıl için %1,5 oranlarının
toplamıdır.
5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Kanunun 41 inci maddesinin (a) fıkrasında 657 sayılı Kanunun 43
üncü maddesinde yer alan gösterge tablosu ve personel
yasalarındaki ek göstergeler esas alınması ve (b) bendinde ise
emekli adi malûllük ve vazife malûllüğü aylıklarının (a)
fıkrasına göre tespit edilen rakamların her yıl Bütçe Yasasında
tespit edilen katsayı ile çarpılması sonunda bulunacak tutarın
fiili ve itibari hizmet toplamı 25 yıl olanlara %75’i, az
olanlara her tam yıl için %1 eksiltilmekte fazla olanlara her
yıl için %1 artırılmaktadır.
Görüldüğü üzere iptali istenen kurallar ile
yapılan düzenleme sonucunda; 506, 1479 ve 5434 sayılı Kanunlara
tabi sigortalılar açısından güncelleme katsayısı ve aylık
bağlama oranlarında düşüşler meydana gelmiş, diğer bir anlatımla
daha az emekli aylığı bağlanması ve dolayısıyla yaşlılık riski
karşısında koruma düzeyinde önemli ölçüde azalmalar olması gibi
sonuçlar ortaya çıkmıştır.
Aylıklardaki bu düşüşten mevcut sigortalılar da
yeni ve eski sistemde geçirdikleri süreye bağlı olarak çeşitli
düzeylerde etkilenmektedir.
Günümüzde uygulanan emekli aylıklarının, insan
onuruna yaraşır asgari yaşama düzeyini ve emeklilerin ulusal
gelirden hak ettikleri payı almalarını sağlayamayacağı
gözetildiğinde, bu tutarları daha da azaltan iptali istenen
kuralların adil, makul ve ölçülü olmadığı ve dolayısıyla
Anayasa’nın 13 üncü maddesine aykırı bir biçimde sosyal güvenlik
hakkını sınırlandırdığı açıktır.
Anayasa Mahkemesinin bir kararında “ölçülülük
ilkesi”nin çerçevesi açık bir biçimde ortaya konulmaktadır.
“… bir sınırlamanın demokratik toplum düzeninin
gereklerine uygun olduğundan söz edilebilmesi için hakkın özüne
dokunmaması, makul ve kabul edilebilir ölçüyü aşmaması gerekir.
Başka bir anlatımla, temel hak ve hürriyetler sınırlanırken
sınırlama ile öngörülen amaç arasında makul ve adaletli bir
denge kurulmalıdır.”(E.1999/1, K.1999/33, k.t.20.7.1999, AMKD
Sayı:36, s.579)
Öte yandan bir devletin “sosyal bir hukuk
devleti” olma düzeyi ekonomik ve sosyal hakların
gerçekleştirilme derecesi ile yakından ilişkili olmakla
birlikte, sosyal dışlayıcılığı engelleyen asgari bir sınırın
varlığı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu çerçevede sosyal
devleti, herkes için, insan haysiyetine yaraşır asgari bir hayat
düzeyini gerçekleştirmekle yükümlü devlet olarak tanımlamak da
olanaklıdır.
Bireyin, devlete ve topluma karşı korunmasını
sağlayan kişi haklarından farklı olarak, ekonomik ve sosyal
haklar “isteme hakları” kategorisi içindedir. Zira bireyin
toplum ve devletten, sosyal güvenlik, sağlık, eğitim ve öğrenim,
çevre, konut, ailenin korunması, kamu yararının korunması gibi
birçok toplumsal ihtiyacın yerine getirilmesini istemesi, hak
düzeyinde tanınmıştır.
İptali istenen kurallar, sosyal dışlayıcılığı
engelleyen asgari bir sınırın varlığını göz önünde tutmadığından
“sosyal devlet” ilkesi ile de bağdaşmamakta, dolayısıyla
Anayasa’nın 2 nci maddesine aykırı düşmektedir.
Diğer yandan Anayasa’nın 5 inci maddesinde de,
“kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak;
kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve
adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,
ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi
varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya
çalışmak”, devletin temel amaç ve görevleri arasında
sayılmıştır.
Anayasa Mahkemesi bir kararında da, 2 nci maddeyi
5 inci madde ile birlikte değerlendirmiş ve sosyal güvenliğe
ilişkin çerçeveyi şu şekilde tanımlamıştır:
“…devletin temel amaç ve görevleri arasında
insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli
koşulları hazırlamaya çalışmak, kişiyi mutlu kılmak, onların
hayat mücadelesini kolaylaştırmak, insan haysiyetine uygun bir
ortam içinde yaşamalarını sağlamak gibi hususlar da yer alırlar.
Gerçekten yarattığı gelecek güvencesiyle bu mutluluğa hizmet
eden araçlardan biri de sosyal güvenliğin temin edilmiş
olmasıdır”( E.1986/16, K. 1986/25, k.t. 21.10.1986, AMKD, Sayı
22, s.290-291).
İptali istenen fıkralardaki hükümlerin ise
kişinin temel hak ve hürriyetlerini sınırlayan engelleri ortadan
kaldırmak yerine yeni engeller yarattığı ortadadır.
Bu nedenle, 5510 sayılı Kanunun 29 uncu
maddesinin iptali istenen ikinci ve üçüncü fıkraları Anayasa’nın
5 inci maddesine de aykırıdır.
Diğer taraftan, bir
yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de
aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD.,
sa. 24, shf. 225). Yine iptali
istenen bu kurallar, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan
Hakları Evrensel Bildirgesi ile bağdaşmadığından yukarıda (1)
numaralı başlık altında bildirilen nedenlerle Anayasa’nın 90
ıncı maddesine de aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle, 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 29
uncu maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları Anayasa’nın 2 nci, 5
inci, 11 inci, 13 üncü ve 90 ıncı maddelerine aykırı olup, iptal
edilmeleri gerekmektedir.
8) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 30 uncu Maddesinin
Dördüncü Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin iptali
istenen dördüncü fıkrasında, “Yaşlılık aylığı almakta iken
sigortalı olarak yeniden çalışmaya başlayanlardan veya kendi
adına ve hesabına bağımsız çalışacağını beyan edenlerden
aylıklarının kesilmemesi için yazılı istekte bulunanların
yaşlılık aylıklarının ödenmesine devam edilir. Bunlardan 80 inci
maddeye göre tespit edilen prime esas kazançlar üzerinden 81
inci maddenin (e) bendi gereğince sosyal güvenlik destek primi
alınır.” hükmü yer almaktadır.
81. maddenin (e) bendine göre yaşlılık aylığı
almakta iken bu Yasaya tabi bir işte çalışanlara uygulanacak
sosyal güvenlik destek prim oranı, (a), (c) ve (f) bentlerinde
belirtilen prim oranlarının toplamı kadardır.
81. maddenin (g) bendine göre de, kendi adına ve
hesabına çalışan sigortalılar, sosyal güvenlik destek priminin
tamamını kendileri ödeyecektir.
Söz konusu (a), (c) ve (f) bentlerinde belirtilen
prim oranları toplandığında, sosyal güvenlik destek primi, prime
esas kazancın %33,5 ila %39’u arasında değişmektedir. Bunun
%14’ü sigortalı hissesi geriye kalanı işveren hissesidir.
Diğer bir deyişle, sigortalı olarak yeniden
çalışmaya başlayan emeklilerin prime esas kazançlarından %14,
kendi adına ve hesabına çalışanların prime esas kazançlarından
ise %33,5 ila %39’u arasında sosyal güvenlik destek primi
kesilecektir. Ayrıca, emekli sigortalı çalıştıran işveren de
çalıştırdığı sigortalının prime esas kazancının %19,5 ila %25’u
arasında sosyal güvenlik destek primi ödeyecektir.
Oysa, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 63
üncü maddesinin (B) fıkrasına göre yaşlılık aylığı almakta iken
sigortalı bir işte çalışmaya başlayanların 78 inci maddeye göre
tespit edilen prime esas kazançları üzerinden 1/4 ü sigortalı, ¾
ü işveren hissesi olmak üzere % 24 oranında sosyal güvenlik
destek primi kesilmektedir. Serbest avukat ve noterler için
sosyal yardım zammı dahil yaşlılık aylıklarının % 15 i oranında
sosyal güvenlik destek primi kesilmektedir.
Görüldüğü üzere, sigortalı bir işte çalışmaya
başlayan emeklilerin prime esas kazançları üzerinden alınmakta
olan %24 oranındaki sosyal güvenlik destek primi, 5510 sayılı
Kanunla %33,5 ila %39’a kadar, %7,5 olan çalışan hissesi de
%14’e kadar yükseltilmektedir.
Yine, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer
Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun ek 20 nci
maddesinin birinci fıkrasına göre, yaşlılık aylığı
bağlananlardan, çalışmalarına devam edenlerin veya daha sonra
çalışmaya başlayanların, sosyal yardım zammı dahil tahakkuk eden
aylıklarından, aylığın bağlandığı veya tekrar çalışmaya
başlanıldığı tarihi takip eden aybaşından itibaren,
çalışmalarının sona erdiği ay dahil % 10 oranında sosyal
güvenlik destek primi kesilmektedir. Söz konusu ek 20 nci
maddenin üçüncü fıkrasına göre diğer sosyal güvenlik yasalarına
göre yaşlılık ve malûllük aylığı bağlananlardan, çalışmaya
başlayanlar ise, çalışmaya başladıkları ayı takip eden ay
başından itibaren, çalışmalarının sona erdiği ay dahil, onikinci
gelir basamağının %10’u oranında sosyal güvenlik destek primi
ödemektedirler.
5510 sayılı Kanunun 80 inci maddesine göre, kendi
nam ve hesabına çalışanların aylık prime esas kazançları, prime
esas günlük kazanç alt sınırı ile üst sınırı arasında kalmak
koşulu ile kendileri tarafından beyan edilecek günlük kazancın
otuz katıdır. Sosyal güvenlik primi de beyan edilen bu kazanç
üzerinden alınacaktır.
Dolayısıyla, Bağ-Kur’dan emekli olup, emekli
aylıklarından % 10 oranında sosyal güvenlik destek primi
ödeyerek çalışmalarına devam edenler veya daha sonra çalışmaya
başlayanlar ile diğer sosyal güvenlik yasalarına göre yaşlılık
ve malûllük aylığı bağlanan ve onikinci gelir basamağının %10’u
oranında sosyal güvenlik destek primi ödeyerek çalışmaya
başlayanlar, yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte kendi adına
ve hesabına çalışmaları halinde beyan edecekleri prime esas
kazancın %33,5 ila %39’unu sosyal güvenlik destek primi olarak
ödeyeceklerdir, Bu primin tamamını kendileri ödeyeceklerdir.
5510 sayılı Kanun ile; Devlet memurları ve diğer
kamu görevlileri, hizmet akdine dayalı ücretle çalışanlar,
tarımsal işlerde ücretle çalışanlar, kendi hesabına çalışanlar
ve tarımsal alanda kendi hesabına çalışanları kapsayan beş ayrı
emeklilik rejiminin, aktüeryal olarak hak ve yükümlülüklerin
eşit olacağı tek bir emeklilik rejimine dönüştürülmesi
öngörülmüş olduğundan sosyal güvenlik destek priminde yapılan bu
artışlar açısından çeşitli sosyal güvenlik kurumundan emekli
olan sigortalılar yönünden bir ayrım yapılması söz konusu
olamaz.
Sosyal güvenlik destek priminde yapılan bu
artışlar sistemin açık yükünün mevcut sigortalılara
bindirilmesine yol açacak başlıca düzenlemelerden biridir.
Yurttaşlarımızın emeklilik dönemlerinde de çalışmaya devam
etmelerinin nedeni kazanma hırsı veya servet edinme arzusu
değil, insan onuruna yaraşmayan yaşlılık aylığı ile geçinmek
zorunda bırakılmalarıdır. Sosyal güvenlik destek primi
oranlarındaki bu artışlar, tüm emekli sigortalıların çalışma
hayatı dışına itilmeleri sonucunu doğuracaktır
İptali istenen kural bu bakımdan, sosyal
dışlayıcılığı engelleyen asgari bir sınırın varlığını göz önünde
tutmadığından “sosyal devlet” ilkesi ile bağdaşmamakta ve
sosyal devletin asli görevlerinden olan vatandaşların sosyal
güvenlik haklarını sağlama ödevini gereğince yerine getirmesini
engelleyerek vatandaşların sosyal güvenlik haklarını adil ve
makul olmayan biçimde, ölçüsüzce sınırlandırdığından yukarıda
(7) numaralı başlık altında etraflıca belirtilen nedenlerle
Anayasa’nın 2 nci , 5 inci, 13 üncü ve 60 ıncı maddelerine
aykırı düşmektedir.
Diğer taraftan, bir
yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de
aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD.,
sa. 24, shf. 225). Yine iptali
istenen bu kurallar, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan
Hakları Evrensel Bildirgesi’ne aykırı düştüğünden yukarıda (2)
numaralı başlık altında bildirilen nedenlerle Anayasa’nın 90
ıncı maddesi ile de bağdaşmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 30
uncu maddesinin dördüncü fıkrası, Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 11
inci, 13 üncü, 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı olup,
iptali gerekmektedir.
9) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 40 ıncı Maddesinde
yer verilen Cetvelin 8 inci,12 nci, 13 üncü ve 14 üncü
sırasındaki Düzenlemelerin Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesinde, 506
sayılı Yasa’nın ek 5 inci maddesi ile 5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunun 32 nci maddesine göre, kimi
ağır ve yıpratıcı işler için “itibari hizmet ya da fiili hizmet
süresi zammı” adıyla farklı esas ve sürelerde verilmekte olan
fiili hizmet süreleri, sosyal güvenlik kurumlarına göre
farklılıkları kaldırılarak yeniden düzenlenmiştir.
Bu maddede, sigortalıların hizmet sürelerine
fiili hizmet süresi zammı eklenmesini gerektiren işyerleri
ve/veya işler ile sigortalıların bu işyerlerinde ve/veya işlerde
geçen çalışma sürelerinin her 360 günü için fiili hizmet zammı
olarak eklenecek süreler gösterilmiş; hesaplanan fiili hizmet
süresi zammının, yer altı işlerinde sürekli ya da dönüşümlü
olarak çalışanların maden işyerlerinde geçen hizmetleri ayrık
olmak üzere, en çok 8 yılının uzun vadeli sigorta kolları
uygulamasında prim ödeme gün sayısına eklenmesi ve bunun, üç
yılı geçmemek koşuluyla yarısının emeklilik yaş sınırlarından
indirilmesi öngörülmüştür.
Ancak bu düzenleme ile, fiili hizmet zammı
eklenmesi gereken kimi ağır ve çalışanı yıpratıcı işleri
yapanlar arasında ayırım yapılmış olduğundan aynı hukuksal
durumda bulunanlar arasında eşitsizliğe yol açılmıştır. Şöyle
ki;
Söz konusu 40 ıncı maddede yer verilen ve fiili
hizmet süresi zammını gerektiren işyerleri ve işler ile
sigortalıları gösteren cetvel incelendiğinde,
- 8. sırada, emniyet ve polis mesleğinde
çalışanlar ile Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarından unvanı
sayılanların Emniyet ve Milli İstihbarat Teşkilatında,
- 12. sırada, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu’nda
haber hizmeti yapan ve haber hizmetlerinde fiilen çalışanlardan
unvanları sayılanların TRT Kurumu haber hizmetlerinde,
- 13. sırada, Ziraî mücadele ve ziraî karantina
teknik ve idarî işleri ile salgın, bulaşıcı, paraziter hayvan
hastalıkları ile mücadele işlerinde vazife gören memur ve
hizmetlilerin Tarım Bakanlığı Ziraî Mücadele ve Karantina
Teşkilatı ile Veteriner Teşkilatında ,
14. sırada, Devlet Tiyatrosu sanatçıları ile
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası şef ve üyelerinin, Devlet
Tiyatroları ile Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda,
geçen çalışmaları nedeniyle fiili hizmet süresi
zammından yararlanmalarının mümkün kılındığı, buna karşın aynı
ya da benzer çalışmaları özel televizyon kuruluşları ve özel
tiyatro ya da orkestralarda yürütenlerin fiili hizmet süresi
zammından yararlandırılmadıkları görülmektedir.
Anayasa’nın 10 uncu maddesinde, herkesin, dil,
ırk, renk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din, mezhep
ve benzeri nedenlerle ayırım gözetilmeksizin yasa önünde eşit
olduğu belirtilmiştir.
nayasa Mahkemesi’nin pek çok kararında
vurgulandığı gibi yasa önünde eşitlik ilkesi, herkesin her
yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmemekle
birlikte, yasaların uygulanmasında birbirinin aynı durumda
olanlar ayrı kuralların uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve
toplumların yaratılmasını engellemektedir. Kimi yurttaşların
haklı bir nedene dayanılarak değişik kurallara bağlı tutulmaları
eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmamakta, hatta bunların durumu
ve konumlarındaki özellikleri, kimi kişi ya da topluluklar için
değişik kuralları ve değişik uygulamaları gerekli kılmakta,
özelliklere ve aykırılıklara dayandığı için haklı olan nedenler,
ayrı düzenlemeyi aykırı değil, geçerli kılarsa da, aynı durumda
olanlar için ayrı düzenleme aykırılık oluşturur. Anayasa ile
eylemli değil hukuki eşitlik amaçlanmaktadır. Anayasa’nın
öngördüğü eşitlik ilkesinin çiğnenmemesi için, aynı hukuksal
durumlar aynı, ayrı hukuksal durumların ayrı kurallara bağlı
tutulması gerekmektedir. Başka bir anlatımla, kişisel durumları
ve nitelikleri özdeş olanlar arasında, konulan kurallarla
değişik uygulamaların yapılmaması gerekmektedir. Ancak,
durumlardaki değişikliğin doğurduğu zorunlulukların kamu yararı
ya da başka haklı nedenlere dayanılarak yasalarla farklı
uygulamalar getirilmesi durumunda Anayasa’nın eşitlik ilkesinin
çiğnendiği sonucu çıkarılamaz. (Anayasa Mahkemesinin 18.10.2005
tarihli, E.2003/7, K.2005/71 sayılı kararı).
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi’nin 06.01.2005
günlü, E.2001/479, K.2005/1 sayılı kararında belirtildiği gibi,
Anayasa’nın 2 nci ve 60 ıncı maddeleri uyarınca, Devlet’çe,
sosyal güvenliğin ve sosyal adaletin sağlanmasına elverişli
ortamın yaratılması ve bu anlamda sosyal güvenlik alanında
getirilecek bir haktan, aynı sosyal güvenlik kurumu içinde yer
alan ve temelde birbirine yakın konumda bulunan tüm
sigortalıların “dengeli ve makul” ölçüler içinde
yararlanmalarını öngören düzenlemelerin gerçekleştirilmesi
gerekmektedir.
Yine bu kararda, aynı sosyal güvenlik sistemi
içinde bulunan, aynı sosyal risklere karşı asgari ölçüde güvence
altına alınan ve aynı kurallara bağlanan sigortalıların aynı
hukuksal statü içinde özdeş durumda bulunan kişiler olduğu, aynı
durumdaki kişilerin, yasanın öngördüğü haklardan aynı esaslara
göre yararlandırılmalarının ise eşitlik ilkesinin gereği
bulunduğu açıklanmıştır.
5510 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesinde yer
verilen ve fiili hizmet süresi zammı verilmesini gerektiren
işyerleri ve işler ile sigortalıları gösteren cetvel
Anayasa’nın 10 uncu maddesinde ifade edilen “eşitlik ilkesi” ile
Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda değinilen kararları çerçevesinde
değerlendirildiğinde, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu’nda haber
hizmeti yapan ve haber hizmetlerinde çalışanlar ile Devlet
Tiyatrosu sanatçıları ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının
şef ve üyelerinin fiili hizmet süresi zammından yararlanmalarına
olanak tanındığı; ancak, aynı ya da benzer etkinlikleri özel
televizyon kuruluşları, özel tiyatrolar ve orkestralarda
yürütenlerin fiili hizmet süresi zammından yararlandırılmadığı
görülmektedir.
Öte yandan, özel güvenlik hizmetinde çalışanlar
da fiili hizmet süresi zammından yararlandırılmamaktadır.
10.6.2004 tarih ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair
Kanunun 1 inci maddesinde, “Bu Kanunun amacı, kamu güvenliğini
tamamlayıcı mahiyetteki özel güvenlik hizmetlerinin yerine
getirilmesine ilişkin esas ve usulleri belirlemektir” denilmiş
ve şirketlerin özel güvenlik alanında faaliyette bulunmasının
İçişleri Bakanlığının iznine tâbi olduğu belirtilmiş ve özel
güvenlik görevlilerinin silah taşıma dahil bütün yetkileri bu
Kanun ile belirlenmiştir. Bu nedenle, özel güvenlik
hizmetlerinin gerektirdiği teknik uygulamalar ile emniyet ve
polis mesleğinde çalışanların görev ve sorumlulukları arasında,
çalışanların yıpranması yönünden bir fark bulunmadığından özel
güvenlik görevlilerinin fiili hizmet süresi zammından
yararlandırılmamaları da, Anayasa’nın 10 uncu maddesinde ifade
edilen eşitlik ilkesi ile bağdaşmamaktadır.
Yine, Ziraî mücadele ve ziraî karantina teknik ve
idarî işleri ile salgın, bulaşıcı, paraziter hayvan hastalıkları
ile mücadele işlerinde Tarım Bakanlığı Ziraî Mücadele ve
Karantina Teşkilatı ile Veteriner Teşkilatında vazife gören
memur ve hizmetliler fiili hizmet süresi zammından
yararlandırıldıkları halde, aynı ya da benzer işleri gören özel
sektörde çalışan veterinerlerin bu zamdan yararlandırılmamaları
da eşitlik ilkesine aykırıdır.
Diğer taraftan hayvan hastalıkları ile mücadele
işlerinde çalışan veteriner, vazife gören memur ve hizmetliler
fiili hizmet süresi zammından yararlandırılmalarına karşın insan
sağlığı konusunda çalışan doktor ve diğer sağlık personelinin de
bu zamdan yararlandırılmamasının da eşitlik ilkesi ile
bağdaşmayacağı açıktır. Çünkü, doktor ve diğer sağlık personeli
de benzer tehlikelerle yüz yüze bir çalışma yaşamı
sürdürmektedirler.
5510 sayılı Kanunun temel amacının, Devlet
memurları ve diğer kamu görevlileri, hizmet akdine dayalı
ücretle çalışanlar, tarımsal işlerde ücretle çalışanlar, kendi
hesabına çalışanlar ve tarımsal alanda kendi hesabına
çalışanları kapsayan beş ayrı emeklilik rejiminin, aktüeryal
olarak hak ve yükümlülüklerin eşit olacağı tek bir emeklilik
rejimine dönüştürülmesi olduğundan, kurumlarının ve bağlı
oldukları çalışma rejiminin, anılan sigortalıların fiili hizmet
süresi zammından yararlanıp, yararlanmamasında ayrım yapılmasına
dayanak, diğer bir anlatımla değişik kurallara bağlı tutulmaları
için haklı bir neden olamayacağı açıktır.
Nitekim, aynı cetvelin,
- 3 üncü sırasında, Türkiye Denizcilik
İşletmeleri ya da Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri
Genel Müdürlüğü ile özel sektör denizcilik firmaları arasında
bir ayrım yapılmadan gemi adamları, gemi ateşçileri ve dalgıçlar
denizde,
- 6 ncı sırasında, Türk Hava Yolları ile diğer
özel havayolu firmaları arasında ayrım yapılmadan,
havayollarının uçucu personeli uçakta,
geçen çalışmaları için fiili hizmet süresi
zammından eşit biçimde yararlandırılmıştır.
Oysa, televizyon haber hizmetlerini TRT
Kurumu’nda yürütenler ile özel televizyon kuruluşlarında
yürütenler arasında, bu etkinliğin gerektirdiği teknik
uygulamalar ile çalışanların görev ve sorumlulukları arasında,
çalışanların yıpranması yönünden bir fark bulunmamaktadır. Aynı
durum, Devlet Tiyatroları ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası
sanatçıları ile özel tiyatro ve orkestra sanatçıları yönünden de
geçerlidir.
Bu durumda, haber hizmetlerini özel televizyon
kuruluşlarında yürütenler ile özel tiyatro ve orkestra
sanatçılarının; haber hizmetlerini TRT Kurumu’nda yürütenler ile
özel tiyatro ve orkestra sanatçılarının hukuksal durumları,
diğer bir anlatımla kişisel durumları ve nitelikleri özdeş
olduğundan ayrı kurallara bağlı tutulmaları, Anayasa’nın 10 uncu
maddesinde ifade edilen eşitlik ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Anayasaya aykırı bir hükmün hukuk devleti,
Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleri ve dolayısıyla
Anayasa’nın 2 ve 11 inci maddeleriyle bağdaşmayacağı da açıktır.
Açıklanan nedenlerle, 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 40
ıncı maddesinde yer verilen Cetvelin 8 inci,12 nci, 13 üncü ve
14 üncü sırasındaki düzenlemeler Anayasa’nın 2 nci, 10 uncu ve
11 inci maddelerine aykırı olup, iptalleri gerekmektedir.
0) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 46 ncı Maddesinin
Dördüncü Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun 82 nci maddesinin birinci
fıkrasında, “Bu Kanun gereğince alınacak prim ve verilecek
ödeneklerin hesabına esas tutulan günlük kazancın alt sınırı,
asgarî ücretin otuzda biri, üst sınırı ise günlük kazanç alt
sınırının 6,5 katıdır. “ denilmek suretiyle tüm sigortalılar
yönünden, prime esas kazancın hesaplanmasında alt ve üst sınır
getirilmişken, 5510 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinin iptali
istenen dördüncü fıkrasının ilk cümlesinde “Kamu görevlilerinin
kısa ve uzun vadeli sigorta kollarının uygulaması bakımından
prime esas kazançlarının tespitinde 82 nci maddede belirtilen
üst sınır aranmaz.” hükmü getirilerek kamu görevlilerinin prime
esas kazançlarının saptanmasında bu maddedeki üst sınırın
aranmayacağı belirtilmiştir. Bu düzenlemenin, kamu
görevlilerinin tüm aylık gelirlerinden prim kesintisi
yapılmasının olanaklı kılındığı anlamını taşıdığı açıktır.
Bu durumda, TC Emekli Sandığı iştirakçileri
yönünden, çalışanlar için prim oranı % 14’e düşürülmesine
karşın, prime esas matrahın artması nedeniyle görev aylıklarında
azalma olması kaçınılmazdır.
Bu nedenledir ki, bu Kanunun geçici 4 üncü
maddesinin dokuzuncu fıkrasında, eski ve yeni matrahlar
arasındaki farka ilişkin sigorta priminin iki yıl süreyle
kurumca karşılanması öngörülmüştür. Bu suretle, görev
aylıklarındaki azalma iki yıl ertelenmiş ve memurların matrah
farkına tekabül eden ilave primin iki yıl çalıştıkları kurumlar
tarafından ödenmesi öngörülmüştür.
Memurlarda prime esas ücret tavanı olmayacağı
için, asgari ücretin 6.5 katını aşan aylık ücret alan yüksek
gelirli kamu çalışanlarının ödeyeceği prim miktarı daha da
artacak; diğer sigortalıların prime esas kazanç matrahı asgari
ücretin 6.5 katı olan 3 bin 451.5 YTL ile sınırlanacak iken,
prim, tazminat ve diğer gelirleriyle birlikte toplam geliri bu
rakamı aşan memurların tüm kazançları prime esas kazanç olarak
kabul edilecektir.
Böyle bir düzenlemenin ise, Anayasa’nın sosyal
hukuk devleti ve eşitlik ilkeleriyle bağdaşmadığı açıktır.
Sosyal hukuk devleti, toplum ve çalışma yaşamında
adalete ve eşitliğe dayalı bir hukuk düzeni kurmak durumundadır.
Böyle bir hukuk düzeni ise, her alanda olduğu gibi, sosyal
güvenliğe ilişkin düzenlemelerde de, eşitlik, hukuk istikrarı,
hukuk güvenliği ve kazanılmış hakların korunması ilkelerinin
gözetilmesini zorunlu kılmaktadır.
Bir sosyal güvenlik kuruluşu
olan Sosyal Güvenlik Kurumu kapsamı içinde bulunan, aynı sosyal
risklere karşı asgari ölçülerde güvence altına alınan ve aynı
kurallara bağlı olan sigortalılar, aynı hukuki statü içinde
özdeş durumda bulunan kişilerdir. Aynı durumda bulunan kişilerin
yasanın öngördüğü haklardan aynı esaslara göre
yararlandırılmaları da eşitlik ilkesinin gereğidir.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi’nin 06.01.2005
günlü, E.2001/479, K.2005/1 sayılı kararında belirtildiği gibi,
Anayasa’nın 2 nci ve 60 ıncı maddeleri uyarınca, Devlet’çe,
sosyal güvenliğin ve sosyal adaletin sağlanmasına elverişli
ortamın yaratılması ve bu anlamda sosyal güvenlik alanında
getirilecek bir haktan, aynı sosyal güvenlik kurumu içinde yer
alan ve temelde birbirine yakın konumda bulunan tüm
sigortalıların “dengeli ve makul” ölçüler içinde
yararlanmalarını öngören düzenlemelerin gerçekleştirilmesi
gerekmektedir.
Bu nedenle. 5510 sayılı Kanunun 46 ncı
maddesinin iptali istenen dördüncü fıkrasının ilk cümlesi
Anayasa’nın 2 nci ,10 uncu ve 60 ıncı maddelerine aykırıdır.
Diğer taraftan, bir
yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de
aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD.,
sa. 24, shf. 225). Yine iptali
istenen bu kurallar, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan
Hakları Evrensel Bildirgesi ile bağdaşmadığından yukarıda (2)
numaralı başlık altında bildirilen nedenlerle Anayasa’nın 90
ıncı maddesine de aykırıdır.
Yine (1) numaralı başlık altında etraflıca
açıklandığı üzere Anayasa Mahkemesi’nin sosyal güvenliğe ilişkin
çerçeveyi tanımlayan ve Anayasa’nın 2 nci maddesini 5 inci
maddesi ile birlikte değerlendirdiği 21.10.1986 tarih ve
E.1986/16, K. 1986/25 sayılı kararı esas alındığında, iptali
istenen söz konusu kuralın Anayasa’nın 5 inci maddesine de
aykırı düştüğü görülmektedir.
5510 sayılı Kanunun dördüncü fıkrasının iptali
istenen birinci cümlesi ile ikinci cümlesi uygulama bakımından
ayrılamaz nitelikte yakın ilişki içindedir. Bu ilişkiden dolayı,
ikinci cümle de, birici cümle için söz konusu olan gerekçelerle
Anayasaya aykırı düşmektedir.
Açıklanan nedenlerle, 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 46
ncı maddesinin dördüncü fıkrası Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 10
uncu, 11 inci, 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı olup,
iptali gerekmektedir.
11) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 46 ncı Maddesinin
Beşinci Fıkrası
5510 Kanunun 46 ncı maddesinin iptali istenen
beşinci fıkrasında, “4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c)
bendi kapsamında bulunanlara geçici iş göremezlik ödeneği
verildiği sürece, bunların uzun vadeli sigorta kolları primleri
ile genel sağlık sigortası primleri işverenlerince ödenmeye
devam edilir.” denilmiştir.
Böyle bir düzenleme nedeniyle, aynı tarihte ve
aynı kurumda işe başlayıp çalıştıkları sürece hastalık nedeniyle
2 yıl istirahatlı kalan memur ve işçiden, memur 25 yılda
emeklilik hakkını elde ederken, işçi 27 yıl çalıştıktan9 sonra
emeklilik hakkını kazanabilecektir.
Bir sosyal güvenlik kuruluşu olan Sosyal Güvenlik
Kurumu kapsamı içinde bulunan, aynı sosyal risklere karşı asgari
ölçülerde güvence altına alınan ve aynı kurallara bağlı olan
sigortalılar, aynı hukuki statü içinde özdeş durumda bulunan
kişilerdir. Aynı durumda bulunan kişilerin yasanın öngördüğü
haklardan aynı esaslara göre yararlandırılmaları da Anayasa’nın
10 uncu maddesinde ifade edilen eşitlik ilkesinin gereğidir.
5510 sayılı Kanunun temel amacı, Devlet memurları
ve diğer kamu görevlileri, hizmet akdine dayalı ücretle
çalışanlar, tarımsal işlerde ücretle çalışanlar, kendi hesabına
çalışanlar ve tarımsal alanda kendi hesabına çalışanları
kapsayan beş ayrı emeklilik rejiminin, aktüeryal olarak hak ve
yükümlülüklerin eşit olacağı tek bir emeklilik rejimine
dönüştürülmesi olduğundan, bu Kanunun 4 üncü maddenin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamında bulunan sigortalıların değişik
kurallara bağlı tutulmaları için haklı bir neden olamayacağı
açıktır. Bu durumda, iptali istenen kuralın Anayasa’nın 10 uncu
maddesindeki “eşitlik ilkesi” ile bağdaşmadığı açıktır.
Diğer taraftan, Anayasaya aykırı bir hükmün hukuk
devleti, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleri ve
dolayısıyla Anayasa’nın 2 ve 11 inci maddeleriyle bağdaşmayacağı
da kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 46
ncı maddesinin beşinci fıkrası, Anayasa’nın 2 nci, 10 uncu ve 11
inci maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
12) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 55 inci Maddesinin
İkinci Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun 55 inci maddesinin iptali
istenen ikinci fıkrasında “Bu Kanuna göre bağlanan gelir ve
aylıklar, her yılın Ocak ve Temmuz ödeme tarihlerinden geçerli
olmak üzere, bir önceki altı aylık döneme göre Türkiye
İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel yıllı
tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim oranı kadar
artırılarak belirlenir.” denilmiş; geçici 1 inci maddesinin yine
iptali istenen ikinci fıkrasında da “Bağlanmış aylık ve
gelirler, 55 inci maddenin ikinci fıkrasına göre artırılır.”
hükmüne yer verilmiştir.
5434 sayılı Yasa’nın ek 9. maddesinin birinci
fıkrası 25.08.1999 tarih ve 4447 sayılı Kanunun 24 üncü
maddesiyle değiştirilerek, Kanunun yürürlüğe girdiği
08.09.1999’dan önce emekli, adi malullük, vazife malullüğü ile
dul ve yetim aylığı alanların bu aylıklarının, Kanunun yürürlüğe
girdiği günden; Kanunun yürürlüğünden sonra bağlanacak emekli,
adi malullük, vazife malullüğü ile dul ve yetim aylıklarının
ise, bağlandığı günden sonraki ilk memur aylık artış gününden
başlayarak her ay bir önceki aya ilişkin Türkiye İstatistik
Kurumu’nca açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici
fiyatları indeksi değişim oranına göre belirlenmesi
öngörülmüştür.
İptali istenen düzenlemeden de anlaşılacağı
üzere, önceki ve sonraki emekliler arasındaki gelir farkını
giderecek düzenlemeye, 4447 sayılı Kanun döneminde olduğu gibi
5510 sayılı Kanunda da yer verilmemiştir.
Yapılan bu düzenleme, 4447 sayılı Kanunun söz
konusu 24 üncü maddesiyle değiştirilen 5434 sayılı Kanun’un Ek
9. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa Mahkemesi tarafından
Anayasa’ya aykırı görülerek iptal edilmiş olmasına rağmen,
Anayasa’nın 153 üncü maddesi dikkate alınmaksızın, çalışan
memurların maaş artışı ile emekli memurların maaş artışı
arasında olduğu gibi, daha önce aynı görevlerde bulunan eski ve
yeni emeklilerin maaşları arasında da büyük farkların ortaya
çıkmasına neden olacak bir sistem getirilmiş ve 5510 sayılı
Kanunun 55 inci maddesine iptali istenen kural olarak
konulmuştur.
Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu 23.2 2001 tarih
ve E.1999/42, K.2001/ 41 sayılı kararında aynen şöyle
denilmiştir:
“4447 sayılı Yasa’nın 24. maddesi ile 5434 sayılı
Yasa’nın Ek 9. maddesinin birinci fıkrası değiştirilmiştir. Buna
göre, Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten önce emekli, adi
malüllük, vazife malüllüğü ile dul ve yetim aylığı alanların bu
aylıkları Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren; Kanunun
yürürlüğünden sonra bağlanacak emekli, adi malüllük, vazife
malüllüğü ile dul ve yetim aylıkları ise bağlandığı tarihten
sonraki ilk memur maaş artış tarihinden itibaren her ay bir
önceki aya ilişkin Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından
açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları
indeksi değişim oranına göre belirlenecektir.
Bu değişiklikle yasal kesin ölçüler yerine,
piyasa şartlarına dayanan yönetsel keyfi ölçüler getirilerek
hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturulmuştur.
Anayasa’nın 128. maddesinde, Devletin kamu
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri memurlar ve
diğer kamu görevlileri eliyle göreceği, memurların ve diğer kamu
görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri,
hakları ve yükümlülükleri ile aylık ve ödenekleri ve diğer özlük
işlerinin kanunla düzenleneceği öngörülmüştür.
Devlet memurlarının çalıştıkları ve emekli
oldukları döneme ilişkin hak ve yükümlülükleri yasalarla
düzenlenmiştir.
Emekli Sandığı Kanunu’nun “Emekli Aylığı”
başlıklı 41. maddesinin (a) fıkrasında; emekli, adi malüllük ve
vazife malüllüğü aylıklarının hesaplanmasında 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu’nun 43. maddesinde yer alan gösterge tablosu ve
personel kanunlarındaki ek göstergelerin esas alınacağı
belirtilmiştir. Buna göre, çalışmakta olan devlet memuru ile
emekli olan memurun aylıklarının hesaplanması, yasadaki belirli
oranlar gözönünde bulundurularak aynı esasa dayanılarak
yapılacaktır.
Anayasa Mahkemesi 4447 sayılı Kanuna ilişkin
23.02.2001 tarih ve E.1999/42, K.2001/141 sayılı kararında,
5434 sayılı Yasa’nın Ek 9. maddesinin birinci
fıkrasının değişikliğinden önce, eski emeklilerle yeni emekliler
arasında herhangi bir eşitsizlik doğması engellenmiş iken, yeni
düzenlemeyle emekli aylıklarındaki artışın gösterge ve ek
göstergelerdeki artışa göre hesaplanması esasından vazgeçilerek,
aylığın enflasyon oranındaki artışa göre hesaplanması kabul
edilmiş, böylece çalışan memurların maaş artışı ile emekli
memurların maaş artışı arasında olduğu gibi daha önce aynı
görevlerde bulunan eski ve yeni emeklilerin maaşları arasında da
büyük farkların ortaya çıkmasına neden olacak bir sistem
getirilmiştir.
Bu durum Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik
ilkesini zedelemektedir.
Eşitlik temeline dayanan adil bir hukuk düzeni
kurmak, hukuk devletinin en önemli işlevlerinden biri olduğundan
hukuksal eşitlik sağlanmadan hukuk devleti ilkesinin
gerçekleşmeyeceği açıktır.
Bu nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2.
ve 10. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.”
gerekçesi ile 4447 sayılı Kanun’un 5434 sayılı
Kanun’un ek 9 uncu maddesini değiştiren kuralını, Anayasa’nın 2
nci ve 10 uncu maddelerine aykırı bulup iptal etmiştir.
Bu durum, Anayasa Mahkemesi’nin yukarıdaki
gerekçe ile iptal ettiği kuralla yapılan düzenleme açısından
tümüyle benzer olan iptali istenen kuralın da, Anayasa’nın 2 nci
ve 10 uncu maddelerine aykırı olduğunu göstermektedir.
5510 sayılı Kanunun geçici 1
inci maddesinde, 55 inci madde kuralının bağlanmış aylık ve
gelirlere de uygulanmasının öngörülmesi sonuca etkili değildir.
Çünkü, bu düzenleme, yalnızca eski ve yeni emekli aylıklarının
aynı esasa göre, enflasyon oranında artırılmasına ilişkin olup,
Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen ve aynı görevde çalışan
memurlar ile bu görevlerden emekli olanların aylık artışları
arasındaki farkı giderecek, 5434 sayılı Yasa’nın ek 9 uncu
maddesine benzer bir içerik taşımamaktadır.
Bu düzenleme ile emekli aylıklarının, yasal kesin
ölçütler yerine piyasa koşullarına dayanan yönetsel keyfi
ölçütlerle artırılmasının öngörülmesi de hukuk devleti ilkesine
aykırılık oluşturmaktadır.
Ayrıca, emekli aylıklarının yalnızca yıllık TÜFE
oranı kadar artırılması, ulusal gelirdeki artış payının, başka
bir deyişle gönenç payının emekli aylıklarına yansıtılmaması,
emeklilerin ulusal gelirden aldıkları payın daha da gerilemesine
neden olacaktır ki, bu da, Anayasa’nın 2 nci maddesinde ifade
edilen “sosyal hukuk devleti” ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Öte yandan Anayasa’nın 153 üncü maddesinin son
fıkrası Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı
organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar
hükmü ile Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı yasama organının
da yasa çıkaramayacağını ifade etmiş olmaktadır. Anayasa’nın bu
hükmü gereğince, yasama organı Anayasa Mahkemesi’nin Anayasaya
aykırı görerek iptal ettiği bir kuralın aynını ya da değişik
ifadelerle benzerini yasalaştırmaması gerekir. Yasama organı,
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarından sonra aynı konuda yeni
bir yasa yaparken Anayasa Mahkemesi’nin kararının gerekçesinde
gösterilen iptal nedenlerini dikkate almalıdır. Anayasa
Mahkemesi’nin kararlarıyla bağlılık, özellikle yasama organı
yönünden, Anayasa Mahkemesi kararlarındaki iptal gerekçesiyle de
bağlılığı içerir.
Bu durumda söz konusu kuralın
Anayasa’nın 153 üncü maddesindeki Anayasa Mahkemesi
kararlarının bağlayıcılığı ilkesine aykırılığı nedeniyle de
iptali gerekir.
Diğer taraftan, bir
yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de
aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD.,
sa. 24, shf. 225).
Açıklanan nedenlerle 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 55
inci maddesinin ikinci fıkrası, Anayasa’nın 2 nci, 10 uncu, 11
inci ve 153 üncü maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
13) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 63 üncü Maddesinin
Birinci Fıkrasının (d) bendindeki “18 yaşını doldurmamış veya 45
yaşından gün almış kişilerin” İbaresi ile “nın % 50’si.”
İbaresinin Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun 63
üncü maddesinde, genel sağlık sigortalıları ile bakmakla yükümlü
oldukları kişilerin, giderleri Sosyal Güvenlik Kurumu’nca
karşılanacak sağlık hizmetleri düzenlenmiştir.
63 üncü maddenin
birinci fıkrasının iptali istenen (d) bendinde,
“Kişilerin
hastalanmaları halinde ayakta veya yatarak; ağız ve diş
muayenesi, diş hekiminin göreceği lüzum üzerine ağız ve diş
hastalıklarının teşhisi için gereken klinik muayeneler,
laboratuar tetkik ve tahlilleri ile diğer tanı yöntemleri,
konulan teşhise dayalı olarak yapılacak tıbbi müdahale ve
tedaviler, diş çekimi, konservatif diş tedavisi ve kanal
tedavisi, hasta takibi, travmaya ve onkolojik tedaviye bağlı
protez uygulamaları, ağız ve diş hastalıkları ile ilgili acil
sağlık hizmetleri, 18 yaşını doldurmamış kişilerin ortodontik
diş tedavileri ile 18 yaşını doldurmamış veya 45 yaşından gün
almış kişilerin diş protezlerinin 72 nci maddeye göre belirlenen
tutarının % 50’si.”
denilerek, ağız ve diş
tedavisinde giderleri Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenecek
sağlık hizmetleri sayılmıştır.
Söz konusu (d) bendine
göre, 18-45 yaş arasındaki (18 yaşını doldurmuş veya 45 yaşından
gün almamış) kişilerin diş protez giderleri Kurum’ca
karşılanmayacak; 45 yaş ve üzerindeki kişilerin diş protez
giderlerinin de ancak yarısı Kurum’ca ödenecektir.
Böyle bir düzenleme,
Anayasa’da yer verilen sosyal devlet ilkesiyle,
bağdaşmamaktadır.
Anayasa’nın 2 nci maddesinde belirtilen sosyal
hukuk devleti, temel hak ve özgürlükleri en geniş ölçüde
gerçekleştiren ve güvence altına alan, toplumsal gerekleri ve
toplum yararını gözeten, kişi ve toplum yararı arasında denge
kuran, toplumsal dayanışmayı en üst düzeyde gerçekleştiren ve
sosyal dışlayıcılığı engelleyen asgari bir sınırın varlığını göz
önünde tutan devlettir.
Bu nedenle diş protez
giderlerinin 18-45 yaş arasında olanlara Kurum’ca ödenmeyeceği,
18 yaşını doldurmamış olanlar ile 45 ve yukarı yaşlarda ise
yalnızca % 50’sinin ödeneceğine ilişkin iptali istenen ibareler,
toplumsal dayanışmanın en üst
düzeyde gerçekleştirilmesini ve sosyal dışlayıcılığı engelleyen
asgari bir sınırın varlığını göz önünde tutmadığından “sosyal
devlet” ilkesi ile ve sosyal güvenlik hakkı ile bağdaşmamakta,
dolayısıyla Anayasa’nın 2 nci maddesine aykırı düşmektedir.
Yine yukarıda (1) numaralı başlık altında
etraflıca açıklandığı üzere, Anayasa Mahkemesi’nin sosyal
güvenliğe ilişkin çerçeveyi Anayasa’nın 2 nci maddesini 5 inci
maddesiyle birlikte değerlendirerek tanımlayan 21.10.1986 tarih
ve E.1986/16, K. 1986/25 sayılı kararı esas alındığında, iptali
istenen söz konusu ibareler Anayasa’nın 5 inci maddesine de
aykırı düşmektedir.
Öte yandan bir sosyal güvenlik kuruluşu olan
Sosyal Güvenlik Kurumu kapsamı içinde bulunan, aynı sosyal
risklere karşı asgari ölçülerde güvence altına alınan ve aynı
kurallara bağlı olan sigortalılar, aynı hukuki statü içinde
özdeş durumda bulunan kişilerdir. Aynı durumda bulunan kişilerin
yasanın öngördüğü haklardan aynı esaslara göre
yararlandırılmaları da eşitlik ilkesinin gereğidir.
18-45 yaş arasındaki kişiler ile 45
yaş ve üzerindeki kişiler, diş protez giderlerinin ödenmesi
açısından diğer sigortalılarla aynı hukuki statü içinde
özdeş durumda bulunan kişiler olup, bunlara söz konusu
giderlerin hiç ya da belirlenen
tutarının % 50’sinin ödenmesi için hiçbir haklı neden
bulunmamaktadır. Bu durumda iptali istenen ibareler,
Anayasa’nın 10 uncu maddesinde ifade edilen eşitlik ilkesine de
aykırı düşmektedir.
İptali istenen
ibareler, Anayasa’nın 56 ncı maddesindeki Devlet’in “herkesin
yaşamını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak”
yükümlülüğüyle de bağdaşmamaktadır.
Bu maddenin
gerekçesinde “Maddenin getirdiği yenilik “Genel Sağlık
Sigortası” dır. Bu sigortanın kuruluş ve işleyişi ile ilgili
Anayasada belirtilen ilke şudur: Vatandaşlar katılma payı
ödeyecekler, yoksul ve dar gelirli vatandaşlara ise Devlet
yardım temin edecektir.” denilmiştir. Bir insanın, insan onuruna
yaraşan asgari bir yaşam düzeyi içinde yaşayabilmesi için
gerekli diğer bir koşul da, hastalandığında tedavi
olabilmesidir. (Gözler K., Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Bursa
2002, s.145).
Bu nedenle söz konusu
ibareler, Anayasa’nın 56 ncı maddesine de aykırıdır:
Öte yandan iptali istenen ibareler, 1948 tarihli
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile
bağdaşmadığından yukarıda (2) numaralı başlık altında bildirilen
nedenlerle Anayasa’nın 90 ıncı maddesine de aykırıdır.
Diğer taraftan, bir
yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de
aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD.,
sa. 24, shf. 225).
Açıklanan nedenlerle
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı
“Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 63 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (d) bendindeki “18 yaşını
doldurmamış veya 45 yaşından gün almış kişilerin” ibaresi ile
“nın % 50’si.”
ibaresi Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 10 uncu, 11 inci, 56 ncı ve
90 ıncı maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
14) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 63 üncü Maddesinin
İkinci Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin iptali
istenen ikinci fıkrasının birinci cümlesinde, Sosyal Güvenlik
Kurumuna; finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve
tedavi yöntemleri ile bu maddenin (f) bendinde belirtilen sağlık
hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini
Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirleme yetkisi verilmiş
ve Kurumun bu amaçla bilimsel komisyonlar kuracağı, ulusal ve
uluslararası tüzel kişilerle işbirliği yapabileceği
belirtilmiştir.
Böyle bir düzenleme sonucu, sigortalılara
verilecek sağlık hizmetlerinin yöntemini, verilecek ilaçlar ile
tıbbi malzemelerin miktar ve süresini belirleme yetkisi ile
donatılan Kurum, hastaya verilecek kan ve kan ürünleri ile
ilaçların, kişisel tıbbi malzemelerin miktar ve süresini
belirleyecek, bunlarda kısıntıya gittiğinde de sigortalı
hastanın tam olarak sağlık hakkını kullanmasını
önleyebilecektir.
Hastaya tedavisinin gerektirdiği kadar değil
Kurumun belirlediği kadar ilaç vermenin, hastanın iyileşmesinin
önünde bir engel oluşturacağı açıktır. Nitekim, Anayasa
Mahkemesi 17.7. 1964 günlü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar
Kanunu’nun sağlık yardımlarını 18 ayla sınırlayan 34 üncü
maddesinin üçüncü fıkrasındaki “18 aya kadar “ sözcüklerini
Anayasa’nın 17 nci, 56 ıncı ve 60 ıncı maddelerine aykırı
bularak iptal etmiştir (17.1.1991 gün ve E.90/17, 91/2 sayılı
kararı).
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararında, şu görüşlere
yer verilmiştir:
“Kişinin yaşama hakkı, maddî ve manevî varlığını
koruma hakkı;birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez,
vazgeçilmez temel haklardandır.Bu haklara karşı olan her türlü
engelin ortadan kaldırılması da devlete ödev olarak verilmiştir.
Güçsüzleri güçlüler karşısında koruyacak olan devlet, gerçek
eşitliği sağlayacak, toplumsal dengeyi koruyacak, böylece gerçek
hukuk devleti niteliğine ulaşacaktır. Hukuk devletinin amaç
edindiği yaşama hakkının korunması, sosyal güvenliğin
sağlanmasıyla gerçekleşecektir. Sosyal güvenliği sağlayacak olan
kuruluşların yasal düzenlemelerinin, “yaşama hakkı ile maddi ve
manevî varlığı koruma haklarını” zedeleyecek veya ortadan
kaldıracak hükümler içermemesi gerekir. Bu konuda düzenlenen
uluslararası kurallar da aynı amaca yönelik hükümler
taşımaktadır. 16.6.1989 günlü, 3581 sayılı Yasa’yla onaylanan
Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesi’nin 13. maddesi de hastalık
durumunda gerekli olan tüm bakımların sağlanmasını
öngörmektedir.
506 sayılı Yasa’nın 34. maddesinde öngörülen “18
aya kadar “ sınırlaması, sağlık yardımı sonunda henüz
iyileşmemiş ve tedavisi sürmekte olan kişinin gerek yaşama
hakkını gerekse maddî ve manevî varlığını koruma hakkını özünden
zedeler bir nitelik taşıdığından Anayasa’nın 17. maddesine
aykırı görülmüştür.
Anayasa’nın 56. maddesinin 3., 4. ve 5. fıkraları
yine devlete, kişilerin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde
sürdürmelerini sağlamak için sağlık kuruluşlarının hizmetlerini,
düzenleme, denetleme ve organize etme gibi görevler yüklemiştir.
Anlaşılmaktadır ki, devlet, kişilerin yaşamlarını sağlıklı
biçimde sürdürmeyi sağlamak amacını çeşitli sosyal güvenlik
kuruluşları ile gerçekleştirecektir. Devlet için bir görev,
kişiler için de bir hak olan bu amaç gerçekleştirilirken bu
hakkı sınırlayıcı, bu haktan yararlanmayı zayıflatıcı
düzenlemeler Anayasa’nın 56. maddesine de aykırıdır.
Anayasa’nın 65. maddesindeki bu sınırlama ile 506
sayılı Yasa’nın 34. maddesindeki itiraz konusu “18 aya kadar “
deyimi arasında bir ilişki kurulamaz. Anayasa’nın 60. maddesi
kişilere “sosyal güvenlik hakkını” vermekle birlikte ikinci
fıkrasında bunun için alınacak tedbirleri devlete görev olarak
verirken 65. madde ile de bu göreve bazı sınırlamalar
getirmiştir. Ancak, 60. maddede belirtilen bu sosyal hak, yine
Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen “yaşama, maddi ve manevi
ve varlığını koruma hakkı” ile çok sıkı bağlantı içindedir.
Dolayısıyla devlet ekonomik ve sosyal alandaki görevlerini
yerine getirirken uygulayacağı sınırlamalarda “yaşama hakkını”
ortadan kaldıran düzenlemeler yapamayacaktır. Bu nedenle
Anayasa’nın 65. maddesindeki sınırlamaları, 506 sayılı Yasa’nın
34. maddesindeki itiraz konusu “18 aya kadar” sözcüklerine
uygulama olanağı yoktur.
İtiraz konusu “18 aya kadar” sözcükleri
Anayasa’nın 60. maddesine aykırı olduğundan iptali gerekir.”
Bu kararlar esas alındığında, sağlık hakkını
sınırlayan söz konusu düzenlemenin, Anayasa’nın 17 nci, 56 ncı
ve 60 ıncı maddelerine aykırı düştüğünden kuşku duyulamaz.
Anayasaya aykırı bir hükmün hukuk devleti, Anayasanın üstünlüğü
ve bağlayıcılığı ilkeleri ve dolayısıyla Anayasa’nın 2 ve 11
inci maddeleriyle bağdaşmayacağı da açıktır.
Öte yandan finansmanı sağlanacak sağlık
hizmetlerinin kapsamını belirleme konusunda 5510 sayılı Kanunun
63 üncü maddesinin iptali istenen ikinci fıkrası ile Sosyal
Güvenlik Kurumuna verilen yetki, Anayasa’nın 6, 7 ve 8 inci
maddelerine ve 123 üncü maddesine aykırıdır.
Anayasa’nın 123 üncü maddesi idarenin
görevlerinin kanunla düzenleneceği ilkesini ifade etmekte;
Anayasa’nın 8 inci maddesinde de yürütme yetki ve görevinin
Anayasaya ve kanunlara uygun olarak yerine getirileceği ilkesi
yer almaktadır.
Anayasa’nın 8 inci maddesinden anlaşılacağı gibi,
yürütmenin-idarenin Anayasada gösterilen ayrık haller dışında
asli düzenleme yetkisi yoktur. Bu yetki Anayasanın 7 nci
maddesinde yasamaya verilmiştir ve devredilemez. Devredildiği
taktirde kökenini Anayasadan almayacağı için, Anayasa’nın 6 ncı
maddesine aykırı bir yetki niteliğini alır.
Anayasa’nın 123 üncü maddesine göre idarenin
yetkilerinin kanunla gösterilmesi gerekir. İdareye kendi yetki
ve görevlerini kendi işlemleri ile belirleme yetkisi
bırakılması, asli düzenleme yetkisi verilmesi anlamına gelir ve
bu tür bir yetkilendirme Anayasa’nın 6,7 ve 8 inci maddelerine
aykırı bir yetki devri anlamını taşır.
Bu nedenle söz konusu ikinci fıkranın birinci
cümlesinde Sosyal Güvenlik Kurumuna tanınan belirleme yetkisi
Anayasa’nın 6,7,8 ve 123 üncü maddelerine aykırıdır.
Ayrıca bir hukuk devletinde idarenin yetkilerinin
ve görevlerinin, kişi hak ve özgürlüklerinin kapsam ve
sınırlarının açık ve seçik biçimde hukuk kurallarıyla
gösterilmesi, hukuk devletinin gerçekleştirmek durumunda olduğu
hukuki güvenlik ve onun temelini oluşturan, hukuki belirliliğin
temel gereklerindendir. İdareye; görevlerini ve sağlık hakkına
ilişkin yükümlülüklerinin sınırlarını belirleme konusunda,
kanunda düzenleme yapılmaksızın verilecek bir asli düzenleme
yetkisi, keyfiliğe, belirsizliğe yol açar ve hukuki güvenliği
ortadan kaldırır. Böyle bir durumun, Anayasa’nın 2 nci maddesi
ile çelişeceği de açıktır. Bu nedenle söz konusu cümle,
Anayasa’nın 2 nci maddesine de aykırı düşmektedir.
5510 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin ikinci
fıkrasının birinci cümlesi ile ikinci cümlesi arasında uygulama
bakımından ayrılamaz nitelikte bir yakın ilişki vardır. Bu
nedenle ikinci cümlenin de, birinci cümle için söz konusu olan
gerekçelerle Anayasaya aykırı düştüğünü söylemek gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 63
üncü maddesinin ikinci fıkrası Anayasa’nın 2 nci, 6 ncı, 7 nci,
8 inci,11 inci, 17 nci, 56 ncı ,60 ıncı ve 123 üncü maddelerine
aykırı olup, iptali gerekmektedir.
15) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 67 nci Maddesinin
Birinci Fıkrasının (b) Bendinin Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun 67 nci maddesinin birinci
fıkrasının iptali istenen (b) bendinde; 60 ıncı maddenin
birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendi ile (b),
(d) ve (g) bentlerine tâbi olan genel sağlık sigortalısı ve
bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlık hizmetlerinden ve diğer
haklardan yararlanabilmeleri için; sağlık hizmeti sunucusuna
başvurdukları tarihten önceki son bir yıl içinde toplam 30 gün
genel sağlık sigortası prim ödeme gün sayısının olması şartıyla
birlikte sağlık hizmeti sunucusuna başvurdukları tarihte kısa ve
uzun vadeli sigorta primleri dahil genel sağlık sigortası prim
borçlarının da bulunmaması öngörülmüştür.
Söz konusu (b) bendinde belirtilen genel sağlık
sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlık
hizmetlerinden ve diğer haklardan yararlanabilmeleri için,
diğer sigortalılardan farklı olarak ayrıca sağlık hizmeti
sunucusuna başvurdukları tarihte kısa ve uzun vadeli sigorta
primleri dahil genel sağlık sigortası prim borçlarının da
bulunmaması şartının aranması, yukarıda (2) numaralı başlık
altında etraflıca açıklanan nedenlerle “sosyal hukuk devleti”,
“sosyal güvenlik” ve “sosyal dayanışma” ilkelerine ters düşer.
Bu durumda iptali istenen (b) bendinin
Anayasa’nın 2 nci ve 60 ıncı maddelerine aykırı düştüğü açıktır.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin 2 nci maddeyi 5
inci madde ile birlikte değerlendirdiği ve sosyal güvenliğe
ilişkin çerçeveyi belirlediği 21.10.1986 gün ve E.1986/16, K.
1986/25 sayılı kararı esas alındığında, yukarıda gerekçede (1)
numaralı başlık altında belirtilen nedenlerle, iptali istenen
düzenlemenin Anayasa’nın 5 inci maddesine de aykırı düştüğünü
söylemek gerekmektedir.
İptali istenen düzenlemenin Anayasa’nın 60 ıncı
maddesinde ifade edilen sosyal güvenlik hakkını, sosyal devlet
ilkesi ve demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayacak
biçimde, ölçüsüzce ve özünü zedeleyerek sınırlandırdığı; bu
nedenle Anayasa’nın 13 üncü maddesine de aykırı düştüğü
yadsınamaz.
Diğer taraftan, bir
yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de
aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD.,
sa.24, shf. 225).
Öte yandan iptali istenen bu kural, 1948 tarihli
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile
bağdaşmadığından yukarıda (2) numaralı başlık altında bildirilen
nedenlerle Anayasa’nın 90 ıncı maddesine de aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 67
nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 1948 tarihli
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile
bağdaşmadığı gibi, Sosyal Devletin asli görevlerinden olan
vatandaşların sosyal güvenlik haklarını sağlama ödevlini adil,
makul ve ölçüsüzce sınırlandırdığından “sosyal devlet”,
demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve “ölçülülük”
ilkeleri ile de bağdaşmamakta Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 11
inci, 13 üncü, 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı olup,
iptali gerekmektedir.
16) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 68 inci Maddesinin
İkinci Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin birinci
fıkrasında, katılım payı alınacak sağlık hizmetleri; iptali
istenen ikinci fıkrasında da katılım payı tutarı ve oranları
belirtilmiştir.
İkinci fıkrada birinci cümlesinde katılım
payının, birinci fıkranın (a) bendindeki sağlık hizmetleri
(Ayakta tedavide hekim ve diş hekimi muayenesi) için 2 Yeni Türk
Lirası olarak uygulanacağı belirtildikten sonra ikinci
cümlesinde, (b) ve (c) bendindeki sağlık hizmetleri için
gereksiz kullanımı azaltma, sağlık hizmetlerinin niteliği
itibarıyla hayati öneme sahip olup olmaması, kişilerin prime
esas kazançlarının, gelir ve aylıklarının tutarı ve benzeri
ölçütler dikkate alınarak % 10 ilâ % 20 oranları arasında olmak
üzere Kurum tarafından belirleneceği; son cümlesinde ise;
birinci fıkranın (a) bendindeki sağlık hizmetleri için
belirlenen katılım payını, birinci basamak sağlık hizmet
sunucularında yapılan muayenelerde almamaya ya da daha düşük
tutarlarda belirlemeye Sosyal Güvenlik Kurumunun yetkili
kılındığı ifade edilmiştir. Diğer bir anlatımla bu fıkranın
ikinci ve son cümlelerinde yapılan düzenlemeler ile Kurum,
katılım paylarının belirtilen sınırlar altında belirlenmesi veya
bu payı hiç almama yetkisi ile donatılmıştır.
Anayasa’nın 73 üncü maddesinin
son fıkrasında “Vergi, resim, harç ve benzeri mali
yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına
ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar
içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.”
hükmüne yer verilmiştir.
İptali istenen düzenlemeyle Kurum’a verilen
yetkinin, Anayasanın Bakanlar Kurulunca kullanılmasına imkan
tanıdığı yetki alanı içinde kaldığı açıktır. Çünkü Katılım
paylarının da, Anayasa’nın anılan hükmünde yer verilen vergi,
resim, harç “benzeri mali yükümlülükler” niteliğinde olduğu
kuşkusuzdur. Vergi, resim, harç ve benzeri mali
yükümlülüklerin ortak özellikleri, yasayla konulmaları ve
kamu gücüne dayanılarak gerektiğinde zorla alınmalarıdır. Vergi,
resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler, devletin “devlet”
olmaktan kaynaklanan iradesi sonucu ortaya çıkarlar. Bir mali
yüküm, sorumlusunun isteğine bağlı ise, onun iradesi uyarınca
zorunluluk taşıyorsa tümüyle yasadan gelen zorunluluk
niteliğinde olmadığından, vergi benzeri mali yüküm sayılması
olanaksızdır. Katılım payları ise, sorumlusunun isteğine bağlı
olmayıp tümüyle yasadan gelen zorunluluk niteliğindedir. Bu
nedenle, iptali istenen ikinci fıkranın söz konusu cümleleri
Anayasa’nın 73 üncü maddesine aykırıdır.
İptali istenen fıkranın ikinci cümlesinde Kuruma
tanınan katılım payını belirleme ve son cümlesinde yine Kuruma
tanınan katılım payını almama ya da daha düşük tutarda belirleme
yetkilerinin asli düzenleme yetkisi niteliğini taşıdığı da
açıktır. Çünkü, ikinci cümlede katılım payının belirlenmesine
ilişkin esaslar gösterilirken “benzeri ölçütler dikkate
alınacağı” ifade edilerek, benzeri ölçütlerin ne olacağı hususu
tamamen Kurumun takdirine bırakılmıştır. Son cümlede de katılım
payının hangi hal ve koşullarda alınmayacağının veya düşük
tutulacağının belirtilmemesi nedeniyle, bu hususlar da tamamen
Kurumun takdirine bırakılmıştır. Bu durum, söz konusu yetkilerin
asli düzenleme yetkisi niteliğini taşıdığında kuşku
bırakmamaktadır.
Anayasa’nın 8 inci maddesinden yürütmenin
idarenin Anayasada gösterilen ayrık haller dışında asli
düzenleme yetkisi olmadığı anlaşılmaktadır. Asli düzenleme
yetkisi, Anayasa’nın 7 nci maddesine göre yasamanındır ve
devredilemez.
Bu durumda, söz konusu ikinci fıkranın 2 nci
cümlesi ile son cümlesinde Kuruma tanınan yetkiler Anayasa’nın 7
ve 8 inci maddelerine aykırıdır. Anayasadan kökenlenmeyen bir
yetki ise, Anayasa’nın 6 ncı maddesi ile de çelişecektir.
Diğer taraftan iptali istenen “katılım payı
alınması” başlıklı ikinci fıkrada, bu fıkrada belirtilen sağlık
hizmetleri için; çalışan veya emekli - malüllük aylığı alanlar,
dul aylığı alanlar ve yetim aylığı alanlar ayrımı yapılmaksızın
tüm “genel sağlık sigortalıları”ndan (veya bakmakla yükümlü
olduğu kişilerden) katılım payı alınması öngörülmüştür. Çünkü;
5510 sayılı Kanunun “Tanımlar” başlıklı 3 üncü maddesinin 9
uncu fıkrasında genel sağlık sigortalısının; bu Kanunun 60 ıncı
maddesindeki kişileri ifade edeceği belirtildikten sonra anılan
maddenin 26 ncı fıkrasında da katılım payı, “Sağlık
hizmetlerinden yararlanabilmek için, genel sağlık sigortalısı
veya bakmakla yükümlü olduğu kişiler tarafından ödenecek tutarı”
şeklinde tanımlanmıştır.
Yapılan bu düzenlemeyle emekli ve malüllük aylığı
alan, dul aylığı alan ve yetim aylığı alan sigortalılardan
katılım payı alınmasının öngörülmüş olması, Anayasa’nın 2 nci, 5
inci ve 60 ıncı maddelerine aykırı düşmektedir. Nitekim Anayasa
Mahkemesi’nin 8.10.2003 gün ve E.2003/31, K.2003/87 sayılı
kararı ile; 4839 sayılı Kanunun (çerçeve) 6 ncı maddesiyle 5434
sayılı Kanunun geçici 139 uncu maddesine eklenen ve emekli ve
malüllük aylığı alanlar, dul aylığı alanlar ve yetim aylığı
alanlar için “sağlık katkı payı” adı altında yeni bir yükümlülük
getiren ilk fıkrası, Anayasa’nın 2 nci, 5 inci ve 60 ıncı
maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir (AMKD. 40/1, shf.152,
R.G. T. 24.2.2004, S.25383).
Anayasa Mahkemesinin bu kararında şu görüşlere
yer verilmiştir:
“Anayasa’nın 2. maddesi ile öngörülen hukuk
devleti ilkesi ile devletin tüm faaliyetlerinde hukukun egemen
olması amaçlanmaktadır. Kuşkusuz bu amacın gerçekleşmesi için,
konulacak kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerinin gözönünde
tutulması gerekir. Hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir
devlette hukuk güvenliğinin sağlanması hukuk devleti ilkesinin
olmazsa olmaz koşuludur.
Anayasa’nın 5. maddesinde de, kişilerin ve
toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak
ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle
bağdaşmayacak şekilde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal
engelleri kaldırmak, insanın maddî ve manevî varlığının
gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak devletin
temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Herkesin sosyal
güvenlik hakkına sahip olduğunu öngören Anayasa’nın 60.
maddesinin gerekçesinde de, sosyal güvenlik hakkının,
çalışanların yarını ve güvencesi olduğu belirtilmiştir.
Sosyal devlet, sosyal adaletin, refahın ve
güvenliğin gerçekleşmesini sağlayan devlettir. Sosyal güvenlik
kuruluşları, çalışanların geleceğine ilişkin güvenliğini
sağlamak durumundadır. Sosyal güvenlik sisteminin sağlıklı
olarak çalışması için de aktüeryal dengelerin korunması
zorunludur. Bu bağlamda sosyal güvenlik, ilgililerin katkısının
sağlandığı primli ve karşılıksız yardıma dayanan primsiz rejim
olarak ifade edilen sosyal yardım ve hizmetlerden oluşmaktadır.
Herkesin sosyal güvenliğini sağlamakla görevli
olan Devlet, bu işlevini Sosyal Sigortalar Kurumu, Emekli
Sandığı ve Bağ-Kur gibi ilke olarak primli rejime dayanan
kuruluşları aracılığıyla yerine getirmektedir.
Sosyal güvenlik kurumlarında iştirakçi olan
kişiler aktif çalışma yaşamları boyunca miktarı ve süresi yasa
tarafından belli edilmiş primleri ödemekte ve belli yaşa
geldikten sonra da emekli statüsüne geçerek bu statünün
sağladığı, başta yaşlılık aylığı olmak üzere çeşitli sosyal
haklardan yararlanmaktadırlar. Primli rejime dayalı sosyal
güvenlik sisteminin esası, önceden alınan payın (primin) yeniden
dağıtımına dayanmaktadır.
Bu sistem içinde belli aktüeryal hesaplara dayalı
olarak belirlenmiş olan emeklilik keseneklerini aktif çalışma
hayatı boyunca ödemiş olan ve bu ödemelere bağlı olarak belli
süre sonunda yaşlılık aylığı almayı hakeden iştirakçilerin, bir
de emekli olduktan sonra sağlık yardımları için prim benzeri
sürekli bir ödemeyle (kesintiyle) yükümlü tutulmaları, sosyal
güvenlik hakkını zedeleyici nitelik taşıdığı gibi hukuk
devletinin gerektirdiği hukuki güvenlik, belirlilik ve
öngörülebilirlik ilkesine aykırılık oluşturmakta, aynı zamanda
Devletin, kişilerin huzur ve mutluluğunu sağlama amaç ve
göreviyle de bağdaşmamaktadır.
Belirtilen nedenlerle kural, Anayasanın 2., 5. ve
60. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.”
Bu nedenle, 68 inci maddenin iptali istenen
ikinci fıkrası, emekli ve malüllük aylığı alan, dul aylığı alan
ve yetim aylığı alan sigortalılar yönünden Anayasa’nın 2 nci, 5
inci ve 60 ıncı maddelerine de aykırıdır.
İkinci fıkranın birinci ve üçüncü cümleleri ile
ikinci ve son cümleleri arasında uygulama açısından ayrılmaz bir
beraberlik olduğu için, söz konusu birinci ve üçüncü cümlelerin
de ikinci ve son cümleler için geçerli olan gerekçelerle
Anayasaya aykırı düştüğünü söylemek gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 68
inci maddesinin ikinci fıkrası tüm genel sağlık sigortalıları
yönünden Anayasa’nın 2 nci, 5 inci,11 inci ve 60 ıncı
maddelerine; ikinci ve son cümleleri de, Anayasa’nın 6,7 ve 8
inci maddelerinin yanı sıra emekli ve malüllük aylığı alan, dul
aylığı alan ve yetim aylığı alan sigortalılar yönünden
Anayasa’nın 2 nci, 11 inci ve 73 üncü maddelerine aykırı olup,
iptali gerekmektedir.
17) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 73 üncü Maddesinin
Dördüncü Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunun 73 üncü maddesinin iptali istenen dördüncü
fıkrasında, “Sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları, genel sağlık
sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerden sözleşmeli
olduğu sağlık hizmetleri için otelcilik hizmetleri ile öğretim
üyesi tarafından sağlanan sağlık hizmetleri dışında, herhangi
bir fark ödemesi talep edemez. Otelcilik hizmeti ile öğretim
üyesi tarafından sağlanan sağlık hizmetleri için genel sağlık
sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerden alınabilecek
fark ödemesi, 72 nci maddeye göre belirlenen tutarın iki katını
geçemez. Bu farkın alınabilmesi için, kişilerin fark ödemeyi
kabul ettiğinin yazılı olarak belgelenmesi zorunludur. Otelcilik
hizmeti ile öğretim üyesi tarafından sağlanan sağlık hizmetleri
dışında veya belirlenen tavanın üzerinde fark alınması halinde,
sözleşmeli sağlık hizmeti sunucularının sözleşmeleri bir yıl
süreyle feshedilir. “ hükmüne yer verilmiştir.
Bu hükümde sözleşmeli sağlık hizmeti
sunucularının, genel sağlık sigortalısı veya bakmakla yükümlü
oldukları kişilerden sözleşmeli olduğu sağlık hizmetleri için,
otelcilik hizmetleri ile öğretim üyesi tarafından sağlanan
sağlık hizmetleri dışında, herhangi bir fark talep edemeyeceği
belirtilmek suretiyle hasta sigortalının istismarına olanak
sağlanmış olmaktadır.
Sosyal hukuk devletinde, devletin yurttaşlarının
sağlık hakkının istismar edilmemesi için onu koruyacak önlemleri
alması temel görevidir. Sistemin öngördüğü koşulları yerine
getirmiş olan sigortalı hastadan başkaca hiçbir ücret alınmadan
sağlık yardımının yapılması gerekirken “otelcilik hizmeti” adı
altında fark ücretinin ve “öğretim üyesi muayene ücreti”nin
alınması hastaların istismarına olanak sağlayacak, muhtemelen
fark ücreti ödemek istemeyen sigortalı hastalar tedavi
edilmeyeceklerdir.
Bu durumda, söz konusu düzenlemenin sağlık
hakkını ölçüsüzce ve özünden zedeleyerek Anayasa’nın 13 üncü
maddesine aykırı biçimde sınırlandırdığı kabul edilmelidir.
Bu nedenle iptali istenen kural, yukarıda (14)
numaralı başlık altında etraflıca belirtilen nedenlerle
Anayasa’nın 17 nci, 56 ncı ve 60 ıncı maddelerine de aykırıdır.
Anayasaya aykırı bir hükmün de hukuk devleti, Anayasanın
üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleri ve dolayısıyla Anayasa’nın 2
ve 11 inci maddeleriyle bağdaşmayacağı açıktır.
Öte yandan, 73 üncü maddenin dördüncü fıkrasının
sağlık hakkını kısıtlayan birinci cümlesi ile bu fıkranın diğer
cümleleri arasında uygulama bakımından ayrılmaz bir ilişki
vardır. Bu nedenle fıkranın birinci cümlesi için söz konusu olan
Anayasaya aykırılık gerekçelerinin diğer cümleleri için de
geçerli olacağı söylenmelidir.
Açıklanan nedenlerle, 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 73
üncü maddesinin dördüncü fıkrası Anayasa’nın 2 nci, 11 inci, 17
nci, 56 ncı ve 60 ıncı maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
18) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 80 inci Maddesinin
Birinci Fıkrasının (a) Bendinde yer alan “ile prim,ikramiye ve
bu nitelikteki her çeşit istihkaktan o ay için yapılan
ödemelerin brüt toplamı” İbaresinin TC Emekli Sandığı
İştirakçisi Sigortalılar yönünden Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun “Prime esas kazançlar” madde
başlıklı 80 inci maddesinin birinci fıkrasına göre 506 sayılı ve
5434 sayılı Yasaya göre sigortalıların prime esas kazançlarının
hesabında (a) bendi çerçevesinde hak edilen ücretler ile iptali
istenen ibare uyarınca prim, ikramiye ve bu nitelikteki her
çeşit istihkaktan o ay için yapılan ödemelerin brüt toplamı esas
alınmaktadır. Aynı fıkranın (b) ve ( c) bendinde prime esas
kazanca tabi tutulmayacak ödemeler sayılmıştır.
5434 sayılı Kanunun “Emekli keseneğine esas
tutulacak aylık, ücret ve ödenekler” madde başlıklı 15 inci
maddesi ile karşılaştırıldığında kamu çalışanlarının prim
matrahlarında önemli bir artışın gerçekleşmesinin öngörüldüğü ve
gelirlerinde bir yılın ardından ciddi oranlarda azalmaların
yaşanması sonucu doğabilir. Çünkü, Geçici 4 üncü maddenin
dokuzuncu fıkrası uyarınca bu Kanuna göre belirlenen prime esas
kazanç matrahı ile 5434 sayılı Kanuna göre keseneğe tabi
kazançları arasındaki matrah farkına ait sigorta primi sadece
iki yıl süre ile kurumlarınca karşılanacaktır.
Bu durumda, TC Emekli Sandığı iştirakçileri
yönünden, çalışanlar için prim oranı % 14’e düşürülmesine
karşın, prime esas matrahın artması nedeniyle görev aylıklarında
azalma olması kaçınılmazdır.
Memurlarda prime esas ücret tavanı olmayacağı
için, asgari ücretin 6.5 katını aşan aylık ücret alan yüksek
gelirli kamu çalışanlarının ödeyeceği prim miktarı daha da
artacaktır. Diğer sigortalıların prime esas kazanç matrahı
asgari ücretin 6.5 katı olan 3 bin 451.5 YTL ile sınırlanacak
iken, prim, tazminat ve diğer gelirleriyle birlikte toplam
geliri bu rakamı aşan memurların tüm kazançları prime esas
kazanç olarak kabul edilecektir.
Böyle bir düzenlemenin ise, Anayasa’nın sosyal
hukuk devleti ve eşitlik ilkeleriyle bağdaşmadığı açıktır.
Sosyal hukuk devleti, toplum ve çalışma yaşamında
adalete ve eşitliğe dayalı bir hukuk düzeni kurmak durumundadır.
Böyle bir hukuk düzeni ise, her alanda olduğu gibi, sosyal
güvenliğe ilişkin düzenlemelerde de, eşitlik, hukuk istikrarı,
hukuk güvenliği ve kazanılmış hakların korunması ilkelerinin
gözetilmesini zorunlu kılmaktadır.
Bir sosyal güvenlik kuruluşu olan Sosyal Güvenlik
Kurumu kapsamı içinde bulunan, aynı sosyal risklere karşı asgari
ölçülerde güvence altına alınan ve aynı kurallara bağlı olan
sigortalılar, aynı hukuki statü içinde özdeş durumda bulunan
kişilerdir. Aynı durumda bulunan kişilerin yasanın öngördüğü
haklardan aynı esaslara göre yararlandırılmaları da Anayasa’nın
10 uncu maddesinde ifade edilen eşitlik ilkesinin gereğidir.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi’nin 06.01.2005
günlü, E.2001/479, K.2005/1 sayılı kararında belirtildiği gibi,
Anayasa’nın 2 nci ve 60 ıncı maddeleri uyarınca, Devlet’çe,
sosyal güvenliğin ve sosyal adaletin sağlanmasına elverişli
ortamın yaratılması ve bu anlamda sosyal güvenlik alanında
getirilecek bir haktan, aynı sosyal güvenlik kurumu içinde yer
alan ve temelde birbirine yakın konumda bulunan tüm
sigortalıların “dengeli ve makul” ölçüler içinde
yararlanmalarını öngören düzenlemelerin gerçekleştirilmesi
gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle iptali istenen
ibare, TC Emekli Sandığı iştirakçisi sigortalılar yönünden
Anayasa’nın 2 nci, 10 uncu ve 60 ıncı maddelerine aykırı
düşmektedir.
Diğer taraftan, bir
yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de
aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD.,
sa. 24, shf. 225).
Yine (1) numaralı başlık altında etraflıca
açıklandığı üzere Anayasa Mahkemesi’nin sosyal güvenliğe ilişkin
çerçeveyi 2 nci maddeyi 5 inci madde ile birlikte
değerlendirerek çizmiş oduğu, 21.10.1986 tarih ve E.1986/16, K.
1986/25 sayılı kararı göz önünde tutulduğunda, iptali istenen
söz konusu kural Anayasa’nın 5 inci maddesine de aykırı
düşmektedir.
Açıklanan nedenlerle, 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 80
inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “ile
prim,ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaktan o ay için
yapılan ödemelerin brüt toplamı” ibaresi, TC Emekli Sandığı
iştirakçileri yönünden Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 10 uncu, 11
inci ve 60 ıncı maddelerine aykırı olup iptali gerekmektedir.
19) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 81 inci Maddesinin
Birinci Fıkrasının (c) Bendinin Anayasa’ya Aykırılığı
31.5.2006 tarih ve 5510 Kanunun 81 inci
maddesinin birinci fıkrasının iptali istenen (c) bendinde, “Kısa
vadeli sigorta kolları prim oranı, yapılan işin iş kazası ve
meslek hastalığı bakımından gösterdiği tehlikenin ağırlığına
göre % 1 ilâ % 6,5 oranları arasında olmak üzere, 83 üncü
maddeye göre Kurumca belirlenir. Bu primin tamamını işveren
öder.” hükmüne yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere bu düzenleme ile, Sosyal Güvenlik
Kurumu kısa vadeli sigorta kolları prim oranını, yapılan işin iş
kazası ve meslek hastalığı bakımından gösterdiği tehlikenin
ağırlığına göre alt ve üst sınırlar
altında belirlenme yetkisi ile donatılmıştır.
Primin, Anayasa’nın 73 üncü maddesinde belirtilen
türden bir mali yükümlülük olduğu kuşkusuzdur.
Anayasa’nın 73 üncü maddesinin son fıkrasında
“Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık,
istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde
kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik
yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.” hükmüne yer
verilmiştir.
İptali istenen düzenlemeyle Kurum’a verilen bu
yetkinin de; kısa vadeli sigorta kolları priminin, yasayla
konulması ve kamu gücüne dayanılarak gerektiğinde zorla alınması
nedeniyle Anayasa’nın anılan hükmünde yer verilen vergi, resim,
harç “benzeri mali yükümlülükler” niteliğinde olması nedeniyle
Anayasa ile Bakanlar Kurulu’na verilen yetki içinde kaldığı
açıktır.
Bu nedenle 5510 Kanunun 81 inci maddesinin
birinci fıkrasının iptali istenen (c) bendi de, yukarıda (15)
numaralı başlık altında etraflıca açıklandığı üzere Anayasa’nın
2 nci, 6 ncı, 11 inci ve 73 üncü maddelerine aykırı düşmektedir.
Diğer yandan, (c) bendinin birinci cümlesi ile
ikinci cümlesi arasında uygulama bakımından ayrılamaz nitelikte
bir ilişki vardır. Bu nedenle birinci cümle için söz konusu olan
Anayasaya aykırılık gerekçeleri, ikinci cümle için de
geçerlidir.
Açıklanan nedenlerle, 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 81
inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi Anayasa’nın 2 nci,
6 ncı , 11 inci ve 73 üncü maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
20) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 81 inci Maddesinin
Birinci Fıkrasının (e) Bendinin Anayasa’ya Aykırılığı
31.5.2006 tarih ve 5510 Kanunun 81 inci
maddesinin birinci fıkrasının iptali istenen (e) bendinde,
“Yaşlılık aylığı almakta iken bu Kanuna tâbi bir işte
çalışanlara uygulanacak sosyal güvenlik destek primi oranı (a),
(c) ve (f) bentlerinde belirtilen prim oranlarının toplamı
kadardır. Sigortalı ve işveren hissesi bu bentlerde belirtilen
oranlardadır.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu düzenlemeye göre, yaşlılık aylığı almakta iken
bu Kanuna tabi bir işte çalışanlara uygulanacak sosyal güvenlik
destek primi oranı 81 inci maddenin (a), (c) ve (f) bentlerinde
belirtilen prim oranlarının toplamı kadar olup sigortalı ve
işveren hisseleri de bu bentlerde belirtilen oranlardadır. Bu
durumda emekli olup, basit ve gerçek usulde vergi mükellefi
olarak işyeri çalıştıranlardan 81 inci maddenin;
- (a) bendine göre…………………………………………………….. % 20,
- (c) bendine göre……………………………………..….. %1 veya %
6,5,
- (f) bendine
göre………….................................................................%
12,5
oranlarında olmak üzere sosyal güvenlik primi
kesintisi toplamı: % 33,5 ve % 39’dur.
Emekli olup, basit ve gerçek usulde vergi
mükellefi olarak işyeri çalıştıranların bu derece yüksek oranda
sosyal güvenlik destek primi ödemekle yükümlü tutulmaları;
çalışma hak ve özgürlüğünü zedelemesinin yanı sıra sigortalılar
açısından koruma düzeyini önemli ölçüde geriletip sosyal
dışlayıcılığı engelleyen asgari bir sınırın varlığını göz önünde
tutmayarak vatandaşların sosyal güvenlik haklarını adil ve makul
olmayan bir biçimde, ölçüsüzce ve özünden zedeleyerek
sınırlandırmaktadır. Bu durum “sosyal devlet” ve “ölçülülük”
ilkeleri ile bağdaşmamakta; Anayasanın 49 uncu maddesinde
belirtilen çalışma hakkına, 60 ıncı maddesinde belirtilen sosyal
güvenlik hakkına ve yine Anayasanın 13 üncü maddesinde
belirtilen ilkelere aykırı düşmektedir.
Anayasa Mahkemesinin 20.7.1999 tarih ve E.1999/1,
K.1999/33 sayılı kararında “ölçülülük ilkesi”nin çerçevesi açık
bir biçimde ortaya konulmaktadır.
“… bir sınırlamanın demokratik toplum düzeninin
gereklerine uygun olduğundan söz edilebilmesi için hakkın özüne
dokunmaması, makul ve kabul edilebilir ölçüyü aşmaması gerekir.
Başka bir anlatımla, temel hak ve hürriyetler sınırlanırken
sınırlama ile öngörülen amaç arasında makul ve adaletli bir
denge kurulmalıdır.”(AMKD Sayı:36, s.579).
Öte yandan bir devletin “sosyal bir hukuk
devleti” olma düzeyi ekonomik ve sosyal hakların
gerçekleştirilme derecesi ile yakından ilişkili olmakla
birlikte, sosyal dışlayıcılığı engelleyen asgari bir sınırın
varlığı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu çerçevede sosyal
devleti, herkes için, insan haysiyetine yaraşır asgari bir hayat
düzeyini gerçekleştirmekle yükümlü devlet olarak tanımlamak da
olanaklıdır.
Anayasaya aykırı bir hükmün hukuk devleti,
Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleri ve dolayısıyla
Anayasanın 2 ve 11 inci maddeleriyle bağdaşmayacağı da açıktır.
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı “Sosyal Sigortalar
ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 81 inci maddesinin birinci
fıkrasının (e) bendi Anayasa’nın 2 nci , 11 inci, 13 üncü, 49
uncu ve 60 ıncı maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
21) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 106 ncı Maddesinin
İkinci Fıkrasındaki “diğer maddeleri,” İbaresinin Bağ-Kur
kapsamındaki sigortalılar yönünden Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun “Yürürlükten kaldırılan
hükümler” başlıklı 106 ncı maddesinin iptali istenen ibareyi de
içeren ikinci fıkrasında, “2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı Esnaf
ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar
Kurumu Kanununun, 1 ilâ 23 üncü, geçici 10 uncu ve geçici 11
inci maddeleri hariç diğer maddeleri,” hükmüne yer verilmiştir.
İptali istenen “diğer maddeleri” ibaresi ile,
1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar
Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun yaşlılık aylığından
yararlanma koşullarının düzenlendiği 35 inci maddesi yürürlükten
kaldırılmıştır. Buna karşın 5510 sayılı Kanun’da
08.09.1999-01.01.2007 günleri arasında ilk kez Bağ-Kur’a tabi
olmayı gerektiren etkinliklere başlayanların ise “tam yaşlılık
aylığı”na hak kazanabilmeleri için, sigortalı oldukları gün
geçerli olan koşullara bağlı olduklarını belirten bir geçiş
kuralına yer verilmemiştir.
Bu durumda olanların tam yaşlılık aylığına hak
kazanmasında yaş sınırı, fiili hizmet süresi ve prim ödeme gün
sayısı gibi koşulları belirleyen herhangi bir düzenleme
kalmamakta; diger bir anlatımla, 08.09.1999-01.01.2007 günleri
arasında Bağ-Kur kapsamında sigortalı olanların nasıl ve hangi
koşullarla emeklilik haklarına kavuşacakları konusu belirsiz
bırakılmaktadır.
Anayasa’nın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk
devletinin unsurlarından biri de, vatandaşlarına hukuk güvenliği
sağlamasıdır. Hukuk güvenliği, kurallarda
<<belirlilik>>
ve <<öngörülebilirlik>> gerektirir. Hukuk devletinde yargı
denetiminin sağlanabilmesi için yönetimin görev ve yetkilerinin
sınırının yasalarda açıkça gösterilmesi bir zorunluluktur.
Bu durumda, iptali istenen kural belirlilik ve
öngörülebilirlik özelliklerini taşımaması nedeniyle de hukuk
devleti ilkesi ile de bağdaşmamaktadır.
Diğer taraftan, bir
yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de
aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD.,
sa.24, shf. 225).
Bu durumda 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 106 ncı Maddesinin
İkinci Fıkrasındaki “diğer maddeleri,” ibaresi, Bağ-Kur
kapsamındaki sigortalılar yönünden Anayasa’nın 2 nci ve 11 inci
maddelerine aykırı olup iptali gerekmektedir.
22) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 106 ncı Maddesinin
Sekizinci Fıkrasındaki “30 ila 39 uncu maddeleri,” İbaresinin TC
Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun “Yürürlükten kaldırılan
hükümler” başlıklı 106 ncı maddesinin sekizinci fıkrasındaki
iptali istenen ibare ile 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli
Sandığı Yasası’nın emekli aylığı bağlanacak durumların
belirlendiği 39 uncu maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır.
Buna karşın 5510 sayılı Kanun’da
08.09.1999-01.01.2007 günleri arasında ilk kez iştirakçi
olanların “emeklilik aylığı”na hak kazanabilmeleri için,
sigortalı oldukları gün geçerli olan koşullara bağlı olduklarını
belirten bir geçiş kuralına yer verilmemiştir.
Bu durumda, 08.09.1999-01.01.2007 günleri
arasında iştirakçi olanların emeklilik ya da tam yaşlılık
aylığına hak kazanmasında yaş sınırı, fiili hizmet süresi ve
prim ödeme gün sayısı gibi koşulları belirleyen herhangi bir
düzenleme kalmamakta; başka bir anlatımla, söz konusu TC Emekli
Sandığı iştirakçilerinin nasıl ve hangi koşullarla emeklilik
haklarına kavuşacakları konusu belirsiz bırakılmaktadır.
Bu durumda, 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 106 ncı maddesinin
sekizinci fıkrasındaki “30 ila 39 uncu maddeleri,” ibaresi,
yukarıda (20) numaralı başlık altında belirtilen nedenlerle TC
Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden Anayasa’nın 2 nci ve 11
inci maddelerine aykırı olup iptali gerekmektedir.
23) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun Geçici Madde
1’inin Beşinci Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Kanunun geçici
madde 1’inin beşinci fıkrasında “Bağlanmış aylık ve gelirler,
55 inci maddenin ikinci fıkrasına göre artırılır.” hükmüne yer
verilmiştir.
Bu hüküm, yalnızca eski ve yeni emekli
aylıklarının aynı esasa göre, yani 55 inci maddenin ikinci
fıkrası uyarınca enflasyon oranında artırılmasını
öngörmektedir.
5510 sayılı Kanunun 55 inci maddesinin ikinci
fıkrasının, Anayasa’nın 2 nci, 10 uncu, 11 inci ve 153 üncü
maddelerine aykırı olduğuna ve iptali gerektiğine ilişkin
gerekçemiz, yukarıda (12) numaralı başlık altında etraflıca
belirtilmiştir. İptali istenen geçici madde 1’in beşinci
fıkrasında, sadece iptali istenen 55 inci maddenin ikinci
fıkrasına atıfta bulunulmuş olduğundan bu kural da (12)
numaralı başlık altında belirtilen aynı nedenlerle Anayasaya
aykırı düşmektedir.
Bu nedenle, 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun geçici madde 1’inin
beşinci fıkrası Anayasa’nın 2 nci, 10 uncu, 11 inci ve 153 üncü
maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
24) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun Geçici Madde 4’ünün
Dokuzuncu Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinin yukarıda
(8) nolu başlık altında iptali istenmiş olan dördüncü fıkrası
ile arasında uygulama bakımından yakın ilişki bulunan, 5510
sayılı Kanunun geçici madde 4’ünün dokuzuncu fıkrasında, “Bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 8/6/1949 tarihli ve 5434
sayılı Kanuna tâbi olan iştirakçilerin, bu Kanuna göre
belirlenen prime esas kazanç matrahı ile 8/6/1949 tarihli ve
5434 sayılı Kanuna göre keseneğe tâbi kazançları arasındaki
matrah farkına ait sigorta primi iki yıl süre ile kurumlarınca
karşılanır.” hükmüne yer verilmiştir.
TC Emekli Sandığı iştirakçilerinin prime esas
kazançlarının 5434 sayılı Kanuna göre belirlenmesi onlar için
kazanılmış bir hak oluşturmaktadır
Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer alan hukuk
devleti, bütün işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına
uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu sayan, her alanda adaletli
bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek
sürdüren, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya
aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygı
duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, Anayasa ve
hukuk kurallarına bağlılığa özen gösteren, yargı denetimine açık
olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda olduğu
temel hukuk ilkeleri ile Anayasa’nın bulunduğu bilinci olan
devlettir.
Anayasa’da yer alan hukuk devleti ilkesi,
Anayasa’nın temel ilkelerinden biridir. Hukuk devleti;
yönetilenlere hukuk güvenliği sağlayan, adaletli bir hukuk
sistemine dayanan devlet düzeninin adıdır. Hukuka güvenin, kamu
düzeninin ve istikrarın korunması da kazanılmış hakların
korunması ilkesine bağlılık ile mümkündür.
Kazanılmış haklar, hukuk devleti kavramının
temelini oluşturan en önemli unsurdur. Kazanılmış hakları
ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan uygulamalar
Anayasa’nın 2 nci maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti
sosyal bir hukuk devletidir.” hükmüne aykırılık oluşturacağı
gibi, toplumsal kararlılığı ve hukuksal güvenceyi ortadan
kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Her şeyden önce yasa ile yapılan düzenlemelerde,
Anayasa’nın kanun önünde eşitlik ilkesine, hukuk devleti
ilkesine uygun hareket edilmesi ve ilgililerin kazanılmış
haklarına dokunulmaması gerekir. Kazanılmış hakların korunması,
hukuk devleti ilkesinin gereğidir. Hukuk devletinde bütün devlet
faaliyetlerinin hukuk kurallarına uygun olması önemli ve temel
bir ilkedir.
İptali istenen söz konusu kural uyarınca TC
Emekli Sandığı iştirakçilerinin bu Kanuna göre belirlenen prime
esas kazanç matrahı ile 5434 sayılı Kanuna göre keseneğe tabi
kazançları arasındaki matrah farkına ait sigorta primi sadece
iki yıl süre ile sınırlı olarak kurumlarınca karşılanacaktır.
Diğer bir anlatımla yapılan bu düzenleme kazanılmış hakların
korunmasına süre sınırlaması getirdiğinden, Anayasa’nın 2 nci
maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Diğer taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın
herhangi bir kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden
Anayasanın 11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu doğuracaktır
(Anayasa Mahkemesinin 03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16
sayılı kararı, AMKD., sa.24, shf. 225).
Açıklanan nedenlerle, 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun
geçici madde 4’ünün dokuzuncu fıkrası Anayasa’nın 2 nci ve 11
inci maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
24) 31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun Geçici Madde 9’ un
Birinci Fıkrasının TC Emekli Sandığı iştirakçisi Sigortalılar
ile Bağ-Kur kapsamında Sigortalılar yönünden Anayasa’ya
Aykırılığı
5510 sayılı Kanunun geçici madde 9’ un birinci
fıkrasında,
“4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi
kapsamında olup da 8/9/1999 tarihinden bu Kanunun yürürlük
tarihine kadar ilk defa sigortalı sayılanlar; kadın ise 58,
erkek ise 60 yaşını doldurmak ve 7000 gün malûllük, yaşlılık ve
ölüm sigortaları primi ödemiş olmak şartıyla veya kadın ise 58,
erkek ise 60 yaşını doldurmak ve 25 yıldan beri sigortalı
bulunmak ve en az 4500 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları primi ödemiş olmak şartıyla yaşlılık aylığından
yararlanırlar.
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi
kapsamında olup da 8/9/1999 tarihinden bu Kanunun yürürlük
tarihine kadar ilk defa sigortalı sayılanlar; kadın ise 60,
erkek ise 62 yaşını doldurmak ve en az onbeş tam yıl malûllük,
yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemek şartıyla kısmî
yaşlılık aylığından yararlanırlar.
17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı Kanun
kapsamında sigortalı olup da 8/9/1999 tarihinden bu Kanunun
yürürlük tarihine kadar ilk defa sigortalı sayılanlar; kadın ise
58, erkek ise 60 yaşını doldurmak ve onbeş yıldan beri sigortalı
olup 3600 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi
ödemek şartıyla yaşlılık aylığından yararlanırlar.”
hükmüne yer verilmiştir.
Bu düzeleme ile, 08.09.1999 ile 5510 sayılı
Kanun’un yürürlüğe gireceği 01.01.2007 günleri arasında, 506
sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 2925 sayılı Tarım İşçileri
Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında ilk kez sigortalı olanların,
sigortalı oldukları günde geçerli koşullarla yaşlılık aylığına
hak kazanma olanakları korunmuştur.
Yine aynı günler arasında ilk kez Bağ-Kur
kapsamında sigortalı olanların, kadın için 60, erkek için 62
yaşını doldurmak ve en az onbeş tam yıl malullük, yaşlılık ve
ölüm sigortaları primi ödemek koşuluyla “kısmi yaşlılık
aylığı”ndan yararlanma olanakları da korunmuştur.
Buna karşılık, 5510 sayılı Kanun’da aynı günler
arasında ilk kez Emekli Sandığı ile ilgilendirilmelerini
gerektiren görevlere atananların emekli aylığına, yine ilk kez
Bağ-Kur’a tabi olmayı gerektiren etkinliklere başlayanların ise
“tam yaşlılık aylığı”na hak kazanabilmeleri için, iştirakçi ya
da sigortalı oldukları gün geçerli olan koşullara bağlı
olduklarını belirten bir geçiş kuralına yer verilmemiştir.
Öte yandan, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nun
emekli aylığı bağlanacak durumların belirlendiği 39 uncu maddesi
ile 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız
Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu’nun yaşlılık aylığından
yararlanma koşullarının düzenlendiği 35 inci maddesi, 5510
sayılı Kanunun 106 ncı maddesinin 2 inci ve 8 inci fıkralarıyla
yürürlükten kaldırılmıştır.
Bu durumda olanların emeklilik ya da tam yaşlılık
aylığına hak kazanmasında yaş sınırı, fiili hizmet süresi ve
prim ödeme gün sayısı gibi koşulları belirleyen herhangi bir
düzenleme kalmamakta; diger bir anlatımla, 08.09.1999-01.01.2007
günleri arasında TC Emekli Sandığı iştirakçisi olanlar ile
Bağ-Kur kapsamında sigortalı olanların nasıl ve hangi koşullarla
emeklilik haklarına kavuşacakları konusu belirsiz
bırakılmaktadır.
Söz konusu kişilerin emeklilik koşullarının 5510
sayılı Kanun’un 28 inci maddesiyle düzenlendiğinden söz edilmesi
de olanaksızdır. Çünkü, anılan 28 inci maddesinde, bu Kanun’un
yürürlüğe girmesinden, yani 01.01.2007 gününden sonra ilk kez
sigortalı olacakların yaşlılık aylığından yararlanma koşulları
düzenlenmektedir.
Sonuç olarak, 08.09.1999-01.01.2007 günleri
arasında TC Emekli Sandığı iştirakçisi olanlar ile Bağ-Kur
kapsamında sigortalı olanların nasıl ve hangi koşullarla
emeklilik haklarına, bu bağlamda yaşlılık aylığına kavuşacakları
belirsiz bırakılmıştır.
Anayasa’nın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk
devletinin unsurlarından biri de, vatandaşlarına hukuk güvenliği
sağlamasıdır. Hukuk güvenliği, kurallarda
<<belirlilik>>
ve <<öngörülebilirlik>> gerektirir. Hukuk devletinde yargı
denetiminin sağlanabilmesi için yönetimin görev ve yetkilerinin
sınırının yasalarda açıkça gösterilmesi bir zorunluluktur.
Bu durumda, iptali istenen kural belirlilik ve
öngörülebilirlik özelliklerini taşımaması nedeniyle de hukuk
devleti ilkesi ile de bağdaşmamaktadır.
Yapılan söz konusu düzenlemelerle, iptali istenen
kuralın belirlilik ve öngörülebilirlik özelliklerini taşımaması
ve dolayısıyla hukuk güvenliğini sağlayamaması sonucunda, TC
Emekli Sandığı iştirakçisi olanlar ile Bağ-Kur kapsamında
sigortalı olanlar sosyal güvenlik haklarının belki de en önemli
öğesi olan emeklilik hakkını kullanamaz duruma getirilmişlerdir.
Bu nedenle iptali istenen kural, sosyal
dışlayıcılığı engelleyen asgari bir sınırın varlığını göz önünde
tutmadığı için “sosyal devlet” ilkesi ile de bağdaşmadığından ve
vatandaşların sosyal güvenlik haklarının gerçekleştirilmesine
engel oluşturduğundan, yukarıda (1) ve (2) numaralı başlıklar
altında etraflıca belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 2 nci , 5
inci, 13 üncü, 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı
düşmektedir.
Diğer taraftan, bir
yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci maddesine de
aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD.,
sa.24, shf. 225).
Açıklanan nedenlerle, 31.5.2006 tarih ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun
geçici madde 9’ un birinci fıkrası, TC Emekli Sandığı
iştirakçisi Sigortalılar ile Bağ-Kur kapsamında sigortalılar
yönünden Anayasa’nın 2 nci , 5 inci, 11 inci, 13 üncü, 60 ıncı
ve 90 ıncı maddelerine aykırı olup iptali gerekmektedir.
V. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
31.5.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar
ve Genel Sağlık Sigortası Kanunundaki Anayasa’ya açıkça aykırı
olan ve iptali istenen düzenlemelerle çalışanların Cumhuriyetin
sosyal devlet olma niteliğinin gereği ve demokrasi
mücadelelerinin sonucu olarak, sınırlı da olsa, elde ettikleri
sosyal güvenliğe yönelik birikimli kazanımları geri
alınmaktadır.
Bu Kanun ile; 1964 tarihli 506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanunu, 1971 tarihli 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar
ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun,
1983 tarihli 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına
Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununun,1949 tarihli 5434 sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun ve çeşitli
kanunların birçok hükmü yürürlükten kaldırılmaktadır. Yapılan
söz konusu düzenlemeler, ülkemizde çağımıza uygun standartların
esasen gerisinde sunulmakta olan sosyal güvenliği, temel insan
hakkı olmaktan çıkararak yalnızca çalışma hakkını
kullanabilenlerden belirli bir geliri aşanların, ödedikleri
primler ölçüsünde yararlanabilecekleri bir çerçeveye
sıkıştırmıştır. Bu Kanunun temel amacının, sosyal güvenlik
sistemine girişleri olabildiğince engellemek, geçmiş açıkların
yükünü mevcut sigortalılara bindirmek olduğu çok açıktır.
İptali istenen kurallar ile sosyal güvenlik
sisteminde yapılan değişiklikler; hukuk devletinde olması
gereken hukuk güvenliğini, sosyal güvenlik ve çalışma haklarını
özünden zedelediği gibi adil, makul ve ölçülü olmadıklarından,
sosyal güvenliği temel insan hakkı olmaktan çıkaran düzenlemeler
niteliği taşımakta ve uygulanmaları halinde giderilmesi
olanaksız durum ve zararlara yol açacağında duraksama
bulunmamaktadır.
Bu nedenle yukarıda iptali istenilen kuralların
yürürlüklerinin de durdurulması gerekli görülmüştür.
V. SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan gerekçelerle, 31.5.2006 tarih
ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununun;
1) 3 üncü maddesinin yirmidokuzuncu fıkrasının,
Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 11 inci, 13 üncü ve 60 ıncı
maddelerine aykırı olduğundan,
2) 18 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan
“genel sağlık sigortası dahil prim ve her türlü borçlarının
ödenmiş olması şartıyla” ibaresinin, Anayasa’nın 2 nci, 5 inci,
11 inci, 13 üncü, 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı
olduğundan,
3) 19 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının,
Anayasa’nın 2 nçi, 5 inci, 11 inci, 13 üncü, 60 ıncı ve 90 ıncı
maddelerine aykırı olduğundan,
4) 19 uncu maddesinin beşinci fıkrasının,
Anayasa’nın 2 nci, 10 inci ve 11 inci maddelerine aykırı
olduğundan,
5) 27 inci maddesinin birinci fıkrasının,
Anayasa’nın 2 nci ve 5. inci , 11 inci, 13 üncü , 60 ıncı ve 90
ıncı maddelerine aykırı
olduğundan,
6) 28 inci maddesinin ikinci
fıkrasının, Anayasa’nın 2 nci ve 5. inci , 11 inci, 13
üncü , 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine
aykırı olduğundan,
7) 29 uncu maddesinin ikinci ve üçüncü
fıkralarının, Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 11 inci, 13 üncü, 60
ıncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
8) 30 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının,
Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 11 inci, 13 üncü, 60 ıncı ve 90 ıncı
maddelerine aykırı olduğundan,
9) 40 ıncı maddesinde yer verilen Cetvelin, 8
inci,12 nci, 13 üncü ve 14 üncü sırasındaki düzenlemelerin,
Anayasa’nın 2 nci, 10 uncu ve 11 inci maddelerine aykırı
olduğundan,
10) Kanunun 46 ncı maddesinin dördüncü
fıkrasının, Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 10 uncu, 11 inci, 60 ıncı
ve 90 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
11) 46 ncı maddesinin beşinci fıkrasının,
Anayasa’nın 2 nci, 10 uncu ve 11 inci maddelerine aykırı
olduğundan,
12) 55 inci maddesinin ikinci fıkrasının,
Anayasa’nın 2 nci, 10 uncu, 11 inci ve 153 üncü maddelerine
aykırı olduğundan,
13) 63 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d)
bendindeki “18 yaşını doldurmamış veya 45 yaşından gün almış
kişilerin” ibaresi ile “nın % 50’si.”
İbaresinin, Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 10 uncu, 11 inci, 56 ncı
ve 90 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
14) 63 üncü maddesinin ikinci fıkrasının,
Anayasa’nın 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci,11 inci, 17 nci, 56 ncı,
60 ıncı ve 123 üncü maddelerine aykırı olduğundan,
15) 67 nci maddesinin birinci fıkrasının (b)
bendinin,Anayasa’nın 2 nci, 5 inci, 11 inci, 13 üncü, 60 ıncı ve
90 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
16) 68 inci maddesinin ikinci fıkrasının, tüm
genel sağlık sigortalıları yönünden Anayasa’nın 2 nci, 5 inci,11
inci ve 60 ıncı maddelerine; ikinci ve son cümlelerinin de,
Anayasa’nın 6,7 ve 8 inci maddeleri yanı sıra emekli ve malüllük
aylığı alan, dul aylığı alan ve yetim aylığı alan sigortalılar
yönünden Anayasa’nın 2 nci, 11 inci ve 73 üncü maddelerine
aykırı olduğundan,
17) 73 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının,
Anayasa’nın 2 nci, 11 inci, 17 nci, 56 ncı ve 60 ıncı
maddelerine aykırı olduğundan,
18) 80 inci maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendinde yer alan “ile prim,ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit
istihkaktan o ay için yapılan ödemelerin brüt toplamı” ibaresi,
TC Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden Anayasa’nın 2 nci, 5
inci, 10 uncu, 11 inci ve 60 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
19) 81 inci maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendinin, Anayasa’nın 2 nci, 6 ncı , 11 inci ve 73 üncü
maddelerine aykırı olduğundan,
20) 81 inci maddesinin birinci fıkrasının (e)
bendinin, Anayasa’nın 2 nci , 11 inci, 13 üncü, 49 uncu ve 60
ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
21) 106 ncı Maddesinin İkinci Fıkrasındaki “diğer
maddeleri,” ibaresinin, Bağ-Kur kapsamındaki sigortalılar
yönünden Anayasa’nın 2 nci ve 11 maddelerine aykırı olduğundan,
22) 106 ncı maddesinin sekizinci fıkrasındaki “30
ila 39 uncu maddeleri,” ibaresinin, TC Emekli Sandığı
iştirakçileri yönünden Anayasa’nın 2 nci ve 11 inci maddelerine
aykırı olduğundan,
23) geçici madde 1’inin beşinci fıkrasının,
Anayasa’nın 2 nci, 10 uncu, 11 inci ve 153 üncü maddelerine
aykırı olduğundan,
24) geçici madde 4’ünün dokuzuncu fıkrasının,
Anayasa’nın 2 nci ve 11 inci maddelerine aykırı olduğundan,
25) geçici madde 9’ un birinci fıkrasının, TC
Emekli Sandığı iştirakçisi Sigortalılar ile Bağ-Kur kapsamında
sigortalılar yönünden Anayasa’nın 2 nci , 5 inci, 11 inci, 13
üncü, 60 ıncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı olduğundan,
iptallerine
ve uygulanmaları halinde sonradan giderilmesi güç yada olanaksız
zarar ve durumlar doğacağı için, iptal davası sonuçlanıncaya
kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine ilişkin
istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A - İptali İstenilen Yasa Kuralları
31.5.2006 günlü, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 3. maddesinin (29) numaraları
bendi ile iptali istenilen diğer fıkra, bent, düzenleme ve
bölümlerini içeren 18., 19., 27., 28., 29., 30., 31., 40., 46.,
55., 63., 67., 68., 73., 80., 81. 106., geçici 1., geçici 2.,
geçici 4., geçici 6. ve geçici 9. maddeleri şöyledir:
1- “MADDE 3- Bu
Kanunun uygulanmasında;…29) Güncelleme
katsayısı: 4 üncü madde kapsamında sigortalı sayılanların, her
yılın Kasım ayına ait kanunî süresi içinde verilen
belgelerindeki prim tahakkukları üzerinden bulunacak ortalama
prime esas günlük kazancın, bir önceki yılın aynı ayına ait
ortalama prime esas günlük kazanca göre değişim oranı ile her
yılın Aralık ayına göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından
açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel
indeksindeki değişim oranının toplamının yarısına (1) tam
sayısının ilave edilmesi sonucunda bulunan değeri,
ifade eder.”
2- “MADDE 18-
Kurumca yetkilendirilen hekim veya sağlık kurullarından
istirahat raporu alınmış olması şartıyla;
a) İş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle iş
göremezliğe uğrayan sigortalıya her gün için,
b) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (c)
bentleri ile 5 inci madde kapsamındaki sigortalıların hastalık
sebebiyle iş göremezliğe uğraması halinde, iş göremezliğin
başladığı tarihten önceki bir yıl içinde en az doksan gün kısa
vadeli sigorta primi bildirilmiş olması şartıyla geçici iş
göremezliğin üçüncü gününden başlamak üzere her gün için,
c) Sigortalı kadının analığı halinde, doğumdan
önceki bir yıl içinde en az doksan gün kısa vadeli sigorta primi
bildirilmiş olması şartıyla, doğumdan önceki ve sonraki sekizer
haftalık sürede, çoğul gebelik halinde ise doğumdan önceki sekiz
haftalık süreye iki haftalık süre ilave edilerek çalışmadığı her
gün için,
d) Sigortalı kadının isteği ve hekimin onayı ile
doğuma üç hafta kalıncaya kadar çalışılması halinde, doğum
sonrası istirahat süresine eklenen süreler için,
geçici iş göremezlik ödeneği verilir.
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendine
göre sigortalı sayılanlara hastalıkları halinde geçici iş
göremezlik ödeneği, genel sağlık sigortası dahil prim ve her
türlü borçlarının ödenmiş olması şartıyla yatarak tedavi
süresince veya yatarak tedavi sonrası bu tedavinin gereği olarak
istirahat raporu aldıkları sürede ödenir.
İş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve
sigortalı kadının analığı halinde verilecek geçici iş göremezlik
ödeneği, 17 nci maddeye göre hesaplanacak günlük kazancının üçte
ikisidir. Ancak geçici iş göremezlik ödeneğinin güncellenmemiş
tutarı, sigortalının ödenek hesabına esas alınan döneme ilişkin
kazanç üzerinden vergi, sosyal sigorta, genel sağlık sigortası
ve işsizlik sigortası primleri kesintileri sonrası hesaplanan
günlük net kazancını geçemez.
Sigorta prim ve ödeneklerinin hesabına esas
tutulacak günlük kazançların alt sınırında meydana gelecek
değişikliklerde, yeniden tespit edilen alt sınırın altında bir
günlük kazanç üzerinden ödenek almakta bulunanların veya almaya
hak kazanmış veya kazanacak olanların bu ödenekleri, günlük
kazançlarının alt sınırındaki değişikliklerin yürürlüğe girdiği
tarihten başlayarak değiştirilmiş günlük kazançların alt
sınırına göre ödenir.
Bir sigortalıda iş kazası, meslek hastalığı,
hastalık ve analık hallerinden birkaçı birleşirse, geçici iş
göremezlik ödeneklerinden en yükseği verilir.
Geçici iş göremezlik ödenekleri, toplu iş
sözleşmesi yapılan işyerleri ile kamu idarelerinin işverenleri
tarafından Kurumca belirlenen usûl ve esaslara göre Kurum adına
sigortalılara ödenerek, daha sonra Kurum ile mahsuplaşmak
suretiyle tahsil edilebilir.
Geçici iş göremezlik ödeneklerinin ödeme zamanı
ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar,
Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”
3- “MADDE 19- İş
kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan hastalık ve özürler
nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının
sağlık kurulları tarafından verilen raporlarda meslekte kazanma
gücü en az % 10 oranında azalmış bulunduğu belirtilen ve Kurum
Sağlık Kurulunca bu durumu onaylanan sigortalı, sürekli iş
göremezlik gelirine hak kazanır.
Sürekli iş göremezlik geliri bağlanmış olan
sigortalının yeniden tedavi ettirilmesi halinde meslekte kazanma
gücünü ne oranda yitirdiği, birinci fıkrada belirtilen sağlık
kurullarından alınacak raporlara göre yeniden tespit olunur.
Sürekli iş göremezlik geliri, sigortalının
mesleğinde kazanma gücünün kaybı oranına göre hesaplanır.
Sürekli tam iş göremezlikte sigortalıya, 17 nci maddeye göre
hesaplanan aylık kazancının % 70’i oranında gelir bağlanır.
Sürekli kısmî iş göremezlikte sigortalıya bağlanacak gelir, tam
iş göremezlik geliri gibi hesaplanarak bunun iş göremezlik
derecesi oranındaki tutarı kendisine ödenir. Sigortalı, başka
birinin sürekli bakımına muhtaç ise gelir bağlama oranı % 100
olarak uygulanır.
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendine
göre sigortalı sayılanlara, sürekli iş göremezlik geliri
bağlanabilmesi için, kendi sigortalılığından dolayı, genel
sağlık sigortası dahil prim ve her türlü borçlarının ödenmiş
olması zorunludur.
Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamında bulunan sigortalılardan,
kurumlarınca sürekli iş göremezlik nedeniyle görevlerine son
verilenlerden;
a) Malûllük veya yaşlılık aylığına hak
kazanamayan sigortalılara sürekli tam iş göremezlik geliri
bağlanarak sürekli iş göremezlik derecesine göre hesaplanacak
sürekli iş göremezlik gelir tutarı ile sürekli tam iş göremezlik
geliri arasındaki fark, sigortalının görevine son veren kurum
tarafından, Kuruma ödenir. Bunların bu Kanun kapsamında tekrar
çalışması halinde, sürekli işgöremezlik geliri, sürekli iş
göremezlik derecesine göre ödenmeye devam edilir.
b) Malûllük veya yaşlılık aylığına hak kazanan
sigortalılara ise sürekli iş göremezlik derecesine göre gelir
bağlanır.
Başka birinin sürekli bakımına muhtaç olanlar
hariç, sürekli iş göremezlik gelirinin güncellenmemiş aylık
tutarı; sigortalının sürekli iş göremezlik geliri hesabına esas
alınan döneme ilişkin kazancı üzerinden vergi, sosyal sigorta,
genel sağlık sigortası ve işsizlik sigortası primleri
kesintileri sonrası hesaplanan aylık net kazancını geçemez.
Yukarıdaki fıkralara göre hesaplanan gelir,
günlük kazanç hesabına giren son ay ile gelir başlangıç tarihi
arasında 55 inci maddenin ikinci
fıkrası hükmüne göre artırılarak belirlenir.
Sigortalının sürekli iş göremezlik geliri;
a) Geçici iş göremezlik ödeneğinin sona erdiği
tarihi,
b) Geçici iş göremezlik tespit edilemeden sürekli
iş göremezlik durumuna girilmişse, buna ait sağlık kurulu raporu
tarihini,
takip eden ay başından başlar.
Sürekli iş göremezlik geliri bağlanmış
sigortalılardan, aynı özürlülük veya meslek hastalığı nedeniyle
istirahat raporu alanlara, yazılı istek tarihinden itibaren 18
inci maddeye göre hesaplanacak bir günlük geçici iş göremezlik
ödeneği ile aylık sürekli iş göremezlik gelirinin otuzda biri
arasındaki fark, her gün için geçici iş göremezlik ödeneği
olarak verilir.
Sigortalının yeniden bir iş kazasına uğraması
veya yeni bir meslek hastalığına tutulması halinde, meydana
gelen özürlerin bütünü göz önüne alınarak kendisine, sürekli iş
göremezliğini doğuran son iş kazası veya meslek hastalığı
sırasındaki kazancı üzerinden gelir hesaplanır. Ancak,
sigortalının son iş kazası veya meslek hastalığı sırasındaki
günlük kazancına göre bulunacak geliri, hesaplanan ilk
gelirinden az ise sigortalının sürekli iş göremezlik geliri ilk
kazanç üzerinden ödenir.
İş kazası ve meslek hastalığı sonucu sürekli iş
göremezlik hallerinde meslekte kazanma gücündeki kayıp oranının
belirlenmesine ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl
ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle
düzenlenir.”
4- “MADDE 27-
Malûllük aylığı; prim ödeme gün sayısı 9000 günden az olan
sigortalılar için 9000 gün üzerinden, 9000 gün ve daha fazla
olanlar için ise toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden, 29 uncu
madde hükümlerine göre hesaplanır. Sigortalı başka birinin
sürekli bakımına muhtaç ise tespit edilen aylık bağlama oranı 10
puan artırılır.
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve
(c) bentleri kapsamındaki sigortalılar için ayrı ayrı olmak
üzere, malûllük sigortasından dosya bazında her yıl bağlanan
aylıkların aylık başlangıç tarihinin ait olduğu yılın Ocak ayı
itibarıyla yıl içine ait artışlar uygulanmaksızın hesaplanacak
tutarları, yaşlılık sigortasından bir önceki yılın son ödeme
ayında söz konusu sigortalılar için ayrı ayrı dosya bazında
ödenen en düşük yaşlılık aylığından az olamaz.
Malûllük aylığı, sigortalının;
a) Malûl sayılmasına esas tutulan rapor tarihi
yazılı istek tarihinden önce ise yazılı istek tarihini,
b) Malûl sayılmasına esas tutulan rapor tarihi
yazılı istek tarihinden sonra ise rapor tarihini,
c) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi
kapsamında bulunanların çalıştıkları işyerine müracaatları
halinde, görevlerinden ayrıldıkları tarihi,
takip eden ay başından itibaren başlar.
Sigortalı, aylığın başlangıç tarihinde geçici iş
göremezlik ödeneği almakta ise malûllük aylığı geçici iş
göremezlik ödeneği verilme süresinin sona erdiği tarihten
sonraki ay başından başlar. Ancak, bağlanacak malûllük aylığı,
sigortalının almakta olduğu geçici iş göremezlik ödeneğinin
aylık tutarından fazla ise aradaki fark, bu maddenin üçüncü
fıkrasına göre tespit edilecek tarihten başlanarak verilir.
Malûllük aylığı almakta iken sigortalı olarak
yeniden çalışmaya başlayanların veya yabancı bir ülke mevzuatı
kapsamında çalışmaya veya ikamete dayalı sosyal yardım almaya
başlayanların malûllük aylıkları, çalışmaya başladıkları veya
ikamete dayalı sosyal yardım almaya başladıkları tarihi takip
eden ödeme dönemi başında kesilir.
Bu Kanuna göre sigortalı olmayı gerektiren bir
işte çalışması nedeniyle malûllük aylıkları kesilenlerden
çalışması sona erip, malûllük aylığı bağlanması için yazılı
istekte bulunanlara, kontrol muayenesine tâbi tutulmak ve
malûllüğünün devam ettiği anlaşılmak şartıyla eski malûllük
aylığı, yazılı istekte bulunduğu tarihten sonraki ay başından
itibaren ödenmeye başlanır. Ancak, bu durumdaki sigortalılar
için yazılı istek tarihlerine göre yeniden malûllük aylığı
hesaplanır ve bu aylık önceden bağlanan malûllük aylığından
fazla ise hesaplanan yeni aylık üzerinden ödeme yapılır.”
5- “MADDE 28-
Yaşlılık sigortasından sigortalıya sağlanan haklar şunlardır:
a) Yaşlılık aylığı bağlanması.
b) Toptan ödeme yapılması.
İlk defa bu Kanuna göre sigortalı sayılanlara;
a) Kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş
olmaları ve en az 9000 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları primi bildirilmiş olması şartıyla yaşlılık aylığı
bağlanır.
b) (a) bendinde belirtilen yaş şartı;
1) 1/1/2036 ilâ 31/12/2037 tarihleri arasında
kadın için 59, erkek için 61,
2) 1/1/2038 ilâ 31/12/2039 tarihleri arasında
kadın için 60, erkek için 62,
3) 1/1/2040 ilâ 31/12/2041 tarihleri arasında
kadın için 61, erkek için 63,
4) 1/1/2042 ilâ 31/12/2043 tarihleri arasında
kadın için 62, erkek için 64,
5) 1/1/2044 ilâ 31/12/2045 tarihleri arasında
kadın için 63, erkek için 65,
6) 1/1/2046 ilâ 31/12/2047 tarihleri arasında
kadın için 64, erkek için 65,
7) 1/1/2048 tarihinden itibaren ise kadın ve
erkek için 65,
olarak uygulanır.
Sigortalılar, ikinci fıkranın (a) ve (b)
bentlerinde yer alan yaş hadlerine üç yıl eklenmek ve adlarına
en az 5400 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi
bildirilmiş olmak şartıyla da yaşlılık aylığından
yararlanabilirler.
Sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı
tarihten önce 25 inci maddenin ikinci fıkrasına göre malûl
sayılmayı gerektirecek derecede hastalık veya özürü bulunan ve
bu nedenle malûllük aylığından yararlanamayan sigortalılara, en
az onbeş yıldan beri sigortalı bulunmak ve en az 3960 gün
malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olmak
şartıyla yaşlılık aylığı bağlanır.
Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet
sunucularının sağlık kurullarınca usûlüne uygun düzenlenecek
raporlar ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi sonucu, Kurum
Sağlık Kurulunca çalışma gücündeki kayıp oranının;
a) % 50 ilâ % 59 arasında olduğu anlaşılan
sigortalılar, en az 16 yıldan beri sigortalı olmaları ve 4320
gün,
b) % 40 ilâ % 49 arasında olduğu anlaşılan
sigortalılar, en az 18 yıldan beri sigortalı olmaları ve 4680
gün,
malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi
bildirilmiş olmak şartıyla ikinci fıkranın (a) bendindeki yaş
şartları aranmaksızın yaşlılık aylığına hak kazanırlar. Bunlar
94 üncü madde hükümlerine göre kontrol muayenesine tâbi
tutulabilirler.
Bakanlıkça tespit edilen maden işyerlerinin
yeraltı işlerinde sürekli veya münavebeli olarak en az 20 yıldan
beri çalışan sigortalılar için ikinci fıkrada belirtilen yaş
şartı 55 olarak uygulanır.
50 yaşını dolduran ve erken yaşlanmış olduğu
tespit edilen sigortalılar, yaş dışındaki diğer şartları
taşımaları halinde yaşlılık aylığından yararlanırlar.
Yukarıdaki fıkralarda belirtilen yaşlılık
aylıklarından yararlanabilmek için, 4 üncü maddenin birinci
fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalının çalıştığı işten
ayrıldıktan, (b) bendinde belirtilen sigortalının sigortalılığa
esas faaliyete son verip vermeyeceğini beyan ettikten, (c)
bendinde belirtilen sigortalıların ise Kurumun aylık bağlanma
hakkı olduğuna dair yazısı üzerine yetkili makamdan emekliye
sevk onayı aldıktan ve ilişiği kesildikten sonra yazılı istekte
bulunması şarttır.
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde
belirtilen sigortalılara yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için
ayrıca, yazılı talepte bulunduğu tarih itibarıyla genel sağlık
sigortası primi dahil kendi sigortalılığı nedeniyle prim ve her
türlü borcunun olmaması zorunludur.
Bu maddenin uygulamasına ilişkin usûl ve esaslar,
Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
6- “MADDE 29- Yaşlılık aylığına hak kazanan
sigortalıların aylığı, aşağıdaki hükümlere göre belirlenecek
ortalama aylık kazancı ile aylık bağlama oranının çarpımı
sonucunda bulunan tutardır.
Ortalama aylık kazanç, sigortalının her yıla
ait prime esas kazancının, kazancın ait olduğu yıldan itibaren
aylık talep tarihine kadar geçen yıllar için, her yıl
gerçekleşen güncelleme katsayısı ile güncellenerek bulunan
kazançlar toplamının, itibarî hizmet süresi ile fiilî hizmet
süresi zammı hariç toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesi
suretiyle hesaplanan ortalama günlük kazancın otuz katıdır.
Aylık bağlama oranı, sigortalının malûllük,
yaşlılık ve ölüm sigortalarına tâbi geçen toplam prim ödeme gün
sayısının her 360 günü için 2015 yılı sonuna kadar % 2,5; 2016
yılı başından itibaren ise % 2 olarak uygulanır. Bu hesaplamada
360 günden eksik süreler orantılı olarak dikkate alınır. Ancak
aylık bağlama oranı % 90’ı geçemez.
28 inci maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarına
göre aylığa hak kazanan sigortalılar için hesaplanacak aylık
bağlama oranı, prim ödeme gün sayısı 9000 günden az olanlar için
çalışma gücü kayıp oranının 9000 gün prim ödeme gün sayısı ile
çarpımı sonucu bulunan rakamın % 60’a bölünmesi suretiyle
hesaplanan gün sayısına göre, üçüncü fıkra uyarınca tespit
edilen orandır. Prim ödeme gün sayısı 9000 günden fazla olanlar
için ise toplam prim ödeme gün sayısına göre aylık bağlama oranı
belirlenir.
Yukarıdaki şekilde hesaplanan aylığın
başlangıç tarihinin yılın ilk altı aylık dönemine rastlaması
halinde 55 inci maddenin ikinci fıkrasına göre Ocak ödeme dönemi
için gelir ve aylıklara uygulanan artış oranı kadar artırılarak,
yılın ikinci altı aylık dönemine rastlaması halinde ise
öncelikle Ocak ödeme dönemi, daha sonra Temmuz ödeme dönemi için
gelir ve aylıklara uygulanan artış oranları kadar artırılarak,
sigortalının aylık başlangıç tarihindeki aylığı hesaplanır.”
7- “MADDE 30- 4 üncü
maddenin birinci fıkrasının;
a) (a) ve (b) bentlerinde belirtilen
sigortalılardan yaşlılık aylığına hak kazananlara, yazılı istek
tarihinden sonraki,
b) (c) bendinde belirtilen sigortalılardan
yetkili makamdan emekliye sevk onayı aldıktan ve görevleriyle
ilişiği kesildikten sonra Kuruma başvuranlara, ilişiğinin
kesildiği tarihi takip eden,
c) (c) bendinde belirtilen sigortalılardan her ne
şekilde olursa olsun sigortalı olmayı gerektiren görevinden
ayrılmış olanlara ise istek tarihini takip eden,
ay başından itibaren aylık bağlanır.
Aylığın ödenmesine başlanacağı tarihte hastalık
sigortasından geçici iş göremezlik ödeneği almakta olan
sigortalının yaşlılık aylığı, geçici iş göremezlik ödeneği
verilme süresinin sona erdiği tarihi takip eden ay başından
başlar. Ancak, bağlanacak yaşlılık aylığı geçici iş göremezlik
ödeneğinin aylık tutarından fazla ise, aradaki fark birinci
fıkraya göre tespit edilecek tarihten başlanarak verilir.
Yaşlılık aylığı
almakta iken sigortalı olarak yeniden çalışmaya başlayanların
veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya veya ikamete
dayalı sosyal yardım almaya başlayanların yaşlılık aylıkları,
çalışmaya başladıkları veya ikamete dayalı sosyal yardım almaya
başladıkları tarihi takip eden ödeme dönemi başında kesilir.
Yaşlılık aylıkları kesilenlerden, bu Kanuna tâbi olarak yeniden
çalışmaya başlayanlardan çalıştıkları süre zarfında 80 inci
maddeye göre belirlenen prime
esas kazançları üzerinden 81 inci madde gereğince kısa ve uzun
vadeli sigorta kollarına ait prim alınır. Çalışmaya başlaması
nedeniyle yaşlılık aylıkları kesilenlerden, işten ayrılarak veya
işyerini kapatarak yeniden yaşlılık aylığı bağlanması için
yazılı istekte bulunan sigortalıya, yazılı istek tarihini takip
eden ay başından itibaren yeniden yaşlılık aylığı hesaplanarak
bağlanır. Bu durumda olanların yeniden hesaplanan yaşlılık
aylığı, 55 inci maddenin ikinci fıkrasına göre yeni talep
tarihine kadar yükseltilen eski aylıklarının altında olamaz.
Yaşlılık aylığı almakta iken bu Kanuna tâbi
sigortalı olarak yeniden çalışmaya başlayanlardan veya 4 üncü
maddenin birinci fıkrasının (b) bendine tâbi faaliyete devam
edeceğini beyan edenlerden aylıklarının kesilmemesi için yazılı
istekte bulunanların yaşlılık aylıklarının ödenmesine devam
edilir. Bunlardan 80 inci maddeye göre tespit edilen prime esas
kazançlar üzerinden 81 inci maddenin (e) bendi gereğince sosyal
güvenlik destek primi alınır. Sosyal güvenlik destek primi
ödenmiş veya bildirilmiş süreler bu Kanuna göre malûllük,
yaşlılık ve ölüm sigortaları prim ödeme gün sayısına ilave
edilmez, 31 inci ve 36 ncı madde hükümlerine göre toptan ödeme
yapılmaz.
Üçüncü fıkraya göre yaşlılık aylığı kesilenler,
bu Kanuna tâbi olarak yeniden çalıştıkları süre içinde dördüncü
fıkra hükümlerinin uygulanmasını; dördüncü fıkraya göre yaşlılık
aylığı kesilmeden çalışanlar ise çalıştıkları süre içinde
haklarında üçüncü fıkra hükümlerinin uygulanmasını
isteyebilirler.”
8- “MADDE 31- Sigortalı olarak çalıştığı işten
ayrılan veya işyerini kapatan ve yaşlılık aylığı bağlanması için
gerekli yaş şartını doldurduğu halde malûllük ve yaşlılık aylığı
bağlanmasına hak kazanamayan sigortalıya, bu Kanunun 4 üncü
maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bendi kapsamında ise
kendi adına bildirilen, (b) bendi kapsamında ise ödediği
malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin her yıla ait
tutarı, primin ait olduğu yıldan itibaren yazılı istek tarihine
kadar geçen yıllar için, her yılın gerçekleşen güncelleme
katsayısı ile güncellenerek toptan ödeme şeklinde verilir.
Bu Kanun veya bu Kanundan önce yürürlükte bulunan
sosyal güvenlik kanunlarına göre toptan ödeme yapılarak
hizmetleri tasfiye edilmiş bulunanlardan, yeniden bu Kanuna tâbi
olarak yahut bu Kanunla yürürlükten kaldırılmış kanunlara göre
malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş
olanlar, yazılı olarak müracaat etmeleri halinde, aldıkları
toptan ödemenin ödeme tarihi ile yazılı istek tarihi arasında
geçen yıllar için her yılın gerçekleşen güncelleme katsayısı ile
güncellenerek bulunan tutarını talep tarihini takip eden ayın
sonuna kadar ödemeleri halinde, bu hizmetler ihya edilerek bu
Kanunun uygulanmasında dikkate alınır.”
9- “MADDE 40-
Aşağıda belirtilen işyerlerinde ve/veya işlerde çalışan
sigortalıların, hizmet sürelerine, bu işyerlerinde ve/veya
işlerde geçen çalışma sürelerinin her 360 günü için karşılarında
gösterilen prim gün sayıları, fiilî hizmet süresi zammı olarak
eklenir. 360 günden eksik sürelere ait fiilî hizmet süresi
zammı, 360 gün için eklenen fiilî hizmet süresi ile orantılı
olarak belirlenir.
Aşağıdaki bentlerden birden fazlasına dahil
olanlar için, en yüksek olan bentten fiilî hizmet süresi zammı
uygulanır.
|
Kapsamdaki Sigortalılar |
Kapsamdaki İşyerleri ve/veya İşler
|
Eklenecek Gün Sayısı |
|
1) Fabrika, atölye, havuz ve depolarda, trafo
binalarında çalışanlar.
|
1) Çelik, demir, pirinç ve tunç döküm
işlerinde.
2) Zehirli, boğucu, yakıcı, öldürücü ve
patlayıcı gaz, asit, boya işleri ile gaz maskesiyle
çalışmayı gerektiren başka işlerde.
3) Patlayıcı maddeler yapılması işlerinde.
4) Lokomotif ve gemi kazanlarının onarılması
ve temizlenmesi işlerinde.
5) Gemilerin sintine, Dabilbotom gibi kapalı
sarnıçlar içindeki raspa ve boya işlerinde.
6) Oksijen veya elektrik kaynağı, keski,
tabanca ve perçin, takım sertleştirilmesi ve kum püskürtme
suretiyle raspa işlerinde. |
90 gün
|
|
2) Basım ve gazetecilik işyerlerinde 4857
sayılı İş Kanununa göre çalışanlar. |
1) Solunum ve cilt yoluyla vücuda geçen gaz
veya diğer zehirleyici maddelerle çalışılan işyerleri.
2) Fazla gürültülü ve ihtizaz yapıcı makine
ve aletlerle çalışarak iş yapılan işyerleri.
3) Tabii ışığın hiç olmadığı veya münhasıran
suni ışık altında çalışılan işyerleri.
4) Günlük mesainin yarıdan fazlası saat
20.00’den sonra çalışılarak yapılan işyerleri.
5) Doğrudan doğruya yüksek hararete maruz
bulunarak çalışılan işyerleri.
6) Fazla ve devamlı fiziki gayret sarf
edilerek iş yapılan işyerleri. |
90 gün |
|
3) Gemi adamları, gemi ateşçileri, gemi
kömürcüleri, dalgıçlar. |
Denizde
|
90 gün |
|
4) Yeraltı işlerinde sürekli veya münavebeli
çalışanlar. |
Maden işyerleri |
180 gün |
|
5) Mesleği icabı; röntgen, radyum ve benzeri
iyonizan radyasyonlarında fiilen çalışan hekim, diş hekimi,
teknisyen, sağlık memuru, radyasyon fizikçisi ve teknisyeni
ve iyonizan radyasyonla fiilen çalışan bilumum personel ve
yardımcıları. |
Röntgen, radyum ve benzeri iyonizan radyasyon
laboratuvarları işlerinde. |
90 gün
|
|
6) Havayollarının uçucu personeli, lokomotif
makinistleri |
Fiilen uçakta ve lokomotifte
|
90 gün |
|
7) Subay, yedek subay, astsubay, uzman
jandarma ve uzman erbaşlar. |
Türk Silâhlı Kuvvetlerinde |
90 gün |
|
8) Asaleti onaylanmış olmak şartıyla
adaylıkta geçirilen süreler dahil polis, komiser yardımcısı,
komiser, baş komiser, emniyet amiri, emniyet müdürleri ile
bu ve daha yukarı maaş ve derecelerdeki emniyet mensupları,
Milli İstihbarat Teşkilatı mensupları. |
Emniyet ve polis mesleğinde, Milli
İstihbarat Teşkilatında |
90 gün |
|
9) 13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Kanuna
tâbi olarak çalışan sigortalılar ile Basın Kartı
Yönetmeliğine göre basın kartı sahibi olmak suretiyle
gazetecilik yaparken kamu kurumlarına giren ve bu kurumlarda
meslekleriyle ilgili görevde istihdam edilenler. |
5953 sayılı Kanun kapsamındaki işyerlerinde. |
90 gün |
|
10) İnfaz koruma memurları, baş memurları ve
diğer personel |
Ceza ve tutukevlerinde fiilen hükümlü ve
tutuklularla irtibat içinde olan görevliler. |
90 gün |
|
11) PTT dağıtıcıları |
Posta dağıtımı işyerlerinde yaya olarak
yapılan işlerde. |
90 gün |
|
12) Türkiye Radyo- Televizyon Kurumunda
haber hizmetini yapan ve haber hizmetlerinde fiilen çalışan;
Daire Başkanı, Başkan Yardımcısı, Müdür, Müdür Yardımcısı,
Şef, Muhabir, Stajyer Muhabir, Başspiker, Redaktör Spiker,
Spiker, Stajyer Spiker, Masa Şefi, Başkameraman, Şef
Kameraman, Kameraman, Kamera Asistanı, Başmontajcı, Şef
Montajcı, Montajcı, Stajyer Montajcı, Redaktör, Mütercim,
Fotoğrafçı, Işıkçı, Sesçi, Başteknisyen, Şef Teknisyen,
Teknisyen, Başteleksçi, Şef Teleksçi, Teleks Operatörü. |
Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu haber
hizmetlerinde. |
90 gün |
|
13) Tarım Bakanlığı Ziraî Mücadele ve
Karantina Teşkilatı ile Veteriner Teşkilatında vazife gören
memur ve hizmetliler. |
Ziraî mücadele ve ziraî karantina teknik
ve idarî işleri ile salgın, bulaşıcı, paraziter hayvan
hastalıkları ile mücadele işlerinde. |
60 gün |
|
14) Devlet Tiyatrosu sanatkârları,
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının şef ve üyeleri. |
Devlet Tiyatroları ile Cumhurbaşkanlığı
Senfoni Orkestrasında |
90 gün |
Yukarıdaki hükümlere göre hesaplanan fiilî
hizmet süresi zammı sekiz yılı geçmemek üzere uzun vadeli
sigorta kolları uygulamasında prim ödeme gün sayısına eklenir ve
emeklilik yaş hadlerinden üç yılı geçmemek üzere yarısı
indirilir. Yukarıda yer verilen tablonun (4) numaralı sırasında
yer alan ve 180 gün fiilî hizmet zammı süresi verilen
sigortalılar için sekiz yıllık süre sınırı uygulanmaz.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar
Kurumun önerisi üzerine Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile
düzenlenir.”
10- “MADDE 46- Harp
okulları ile fakülte ve yüksek okullarda silâhlı kuvvetler
hesabına okuyanların ve astsubay meslek yüksek okulu
öğrencilerinin öğrenci harçlıkları ile ilgisine göre en az aylık
alan teğmen veya astsubay çavuşun prime esas kazançları
arasındaki farkın primi; polis akademisi ile fakülte ve yüksek
okullarda Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına okuyan veya kendi
hesabına okumakta iken Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına okumaya
devam eden öğrencilerin öğrenci harçlıkları ile komiser
yardımcısı veya polis memuru prime esas kazançları arasındaki
farkın primi, öğrenciler adına kurumlarınca ödenir.
Fakülte veya yüksek okullarda kendi hesabına
okuduktan sonra subay naspedilen veya yedek subaylık hizmetini
takiben subaylığa geçirilenler ile fakülte ve yüksekokullarda
kendi hesabına okuduktan sonra, komiser yardımcısı veya polis
memuru olarak atananların yüksek öğrenim süresinin fiilî
hizmetten sayılması nedeni ile doğacak borçlanma bedeli,
ilgisine göre talep tarihindeki en az aylık alan teğmenin veya
komiser yardımcısının prime esas kazancı üzerinden, sigortalı
prim hissesi kendilerince, işveren prim hissesi de kurumlarınca
verilmek suretiyle borcun tebliğ tarihinden itibaren iki yıl
içinde eşit taksitler halinde ödenir.
Talim ve manevra için rütbe ile silâh altına
alınan 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında
olan sigortalılardan rütbelerinin prime esas kazançları,
vazifelerinin prime esas kazancından fazla olanların prime esas
kazanç farklarına ait primleri vazife gördükleri kurumlarınca ve
seferberlik ve harp için silâh altına alınanlardan vazifelerinin
prime esas kazançları, rütbelerinin prime esas kazancından fazla
olanların prime esas kazançları arasındaki farkın primleri de,
rütbelerinin prime esas kazancını ödeyen kamu idaresince
kesilerek Kuruma ödenir.
Kamu görevlilerinin kısa ve uzun vadeli
sigorta kollarının uygulaması bakımından prime esas
kazançlarının tespitinde 82 nci maddede belirtilen üst sınır
aranmaz. Ancak yurt dışında geçici ya da sürekli göreve
gönderilen kamu görevlilerinin prime esas kazancı olarak,
Türkiye’deki emsali kadrodaki sigortalının prime esas kazancı
ile yurt dışında görevlendirme öncesindeki görevlerinin prime
esas kazancından yüksek olanı esas alınır.
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi
kapsamında bulunanlara geçici iş göremezlik ödeneği verildiği
sürece, bunların uzun vadeli sigorta kolları primleri ile genel
sağlık sigortası primleri işverenlerince ödenmeye devam edilir.”
11- “MADDE 55- Bu
Kanuna göre gelir veya aylık bağlanan sigortalı ile hak sahibi
kişilerin durumlarının, kendilerine veya başka hak sahiplerine
bağlanmış bulunan gelir veya aylık tutarının düzeltilmesini
gerektirir bir şekilde değişmesi halinde gelir veya aylık
tutarları, değişikliğin meydana geldiği tarihten sonraki ödeme
dönemi başından başlanarak yeni duruma göre düzeltilir.
Bu Kanuna göre bağlanan gelir ve aylıklar, her
yılın Ocak ve Temmuz ödeme tarihlerinden geçerli olmak üzere,
bir önceki altı aylık döneme göre Türkiye İstatistik Kurumu
tarafından açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel
indeksindeki değişim oranı kadar artırılarak belirlenir.
Sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanan gelir
veya aylıklar, her ay peşin olarak ödenir. Gelir ve aylıkların
ödeme dönemleri, ödeme tarihleri, ödeme şekli ve ödeme
merkezleri Kurumca belirlenir.
Gelir ve aylık alma şartlarının devam edip
etmediğine yönelik yoklama işlemlerine ilişkin usûl ve esaslar
ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar,
Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelik ile düzenlenir.”
12- “MADDE 63- Genel
sağlık sigortalısının ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin
sağlıklı kalmalarını; hastalanmaları halinde sağlıklarını
kazanmalarını; iş kazası ile meslek hastalığı, hastalık ve
analık sonucu tıbben gerekli görülen sağlık hizmetlerinin
karşılanmasını, iş göremezlik hallerinin ortadan kaldırılmasını
veya azaltılmasını temin etmek amacıyla Kurumca finansmanı
sağlanacak sağlık hizmetleri şunlardır:
a) Kişilerin hastalanmalarına bakılmaksızın
kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile insan sağlığına
zararlı madde bağımlılığını önlemeye yönelik koruyucu sağlık
hizmetleri.
b) Kişilerin hastalanmaları halinde ayakta veya
yatarak; hekim tarafından yapılacak muayene, hekimin göreceği
lüzum üzerine teşhis için gereken klinik muayeneler, laboratuvar
tetkik ve tahlilleri ile diğer tanı yöntemleri, konulan teşhise
dayalı olarak yapılacak tıbbî müdahale ve tedaviler, hasta
takibi ve rehabilitasyon hizmetleri, organ, doku ve kök hücre
nakline ve hücre tedavilerine yönelik sağlık hizmetleri, acil
sağlık hizmetleri, ilgili kanunları gereğince sağlık meslek
mensubu sayılanların hekimlerin kararı üzerine yapacakları tıbbî
bakım ve tedaviler.
c) Analık sebebiyle ayakta veya yatarak; hekim
tarafından yapılacak muayene, hekimin göreceği lüzum üzerine
teşhis için gereken klinik muayeneler, doğum, laboratuvar tetkik
ve tahlilleri ile diğer tanı yöntemleri, konulan teşhise dayalı
olarak yapılacak tıbbî müdahale ve tedaviler, hasta takibi,
rahim tahliyesi, tıbbî sterilizasyon ve acil sağlık hizmetleri,
ilgili kanunları gereğince sağlık meslek mensubu sayılanların
hekimlerin kararı üzerine yapacakları tıbbî bakım ve tedaviler.
d) Kişilerin hastalanmaları halinde ayakta veya
yatarak; ağız ve diş muayenesi, diş hekiminin göreceği lüzum
üzerine ağız ve diş hastalıklarının teşhisi için gereken klinik
muayeneler, laboratuvar tetkik ve tahlilleri ile diğer tanı
yöntemleri, konulan teşhise dayalı olarak yapılacak tıbbî
müdahale ve tedaviler, diş çekimi, konservatif diş tedavisi ve
kanal tedavisi, hasta takibi, travmaya ve onkolojik tedaviye
bağlı protez uygulamaları, ağız ve diş hastalıkları ile ilgili
acil sağlık hizmetleri, 18 yaşını doldurmamış kişilerin
ortodontik diş tedavileri ile 18 yaşını doldurmamış veya 45
yaşından gün almış kişilerin diş protezlerinin 72 nci maddeye
göre belirlenen tutarının % 50’si.
e) Evli olmakla birlikte çocuk sahibi olmayan
genel sağlık sigortalısı kadın ise kendisinin, erkek ise
karısının;
1) Yapılan tıbbî tedavileri sonrasında normal
tıbbî yöntemlerle çocuk sahibi olamadığının ve ancak yardımcı
üreme yöntemi ile çocuk sahibi olabileceğinin Kurumca
yetkilendirilen sağlık hizmet sunucuları sağlık kurulları
tarafından tıbben mümkün görülmesi,
2) 23 yaşından büyük, 39 yaşından küçük olması,
3) Son üç yıl içinde diğer tedavi yöntemlerinden
sonuç alınamamış olduğunun Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet
sunucuları sağlık kurulları tarafından belgelenmesi,4)
Uygulamanın yapıldığı tıbbî merkezin Kurum ile sözleşme yapmış
olması,
5) En az beş yıldır genel sağlık sigortalısı veya
bakmakla yükümlü olunan kişi olup, 900 gün genel sağlık
sigortası prim gün sayısının olması,
şartlarının birlikte gerçekleşmesi halinde en
fazla iki deneme ile sınırlı olmak üzere yardımcı üreme yöntemi
tedavileri ile bir hastalığın tedavisinin başka tıbbî bir
yöntemle mümkün olmaması ve Kurumca yetkilendirilen sağlık
hizmet sunucuları sağlık kurulları tarafından tıbben zorunlu
görülmesi halinde yardımcı üreme yöntemi tedavileri.
f) Yukarıdaki bentler gereğince sağlanacak sağlık
hizmetleriyle ilgili teşhis ve tedavileri için gerekli
olabilecek kan ve kan ürünleri, kemik iliği, aşı, ilaç, ortez,
protez, tıbbî araç ve gereç, kişi kullanımına mahsus tıbbî
cihaz, tıbbî sarf, iyileştirici nitelikteki tıbbî sarf
malzemelerinin sağlanması, takılması, garanti süresi sonrası
bakımı, onarılması ve yenilenmesi hizmetleri.
Kurum, finansmanı sağlanacak sağlık
hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile (f) bendinde
belirtilen sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve
kullanım sürelerini Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak
belirlemeye yetkilidir. Kurum, bu amaçla bilimsel komisyonlar
kurar, ulusal ve uluslararası tüzel kişilerle işbirliği
yapabilir.
60 ıncı maddede sayılan genel sağlık sigortalısı
sayılma şartlarının yitirilmesi halinde, devam etmekte olan
tedavi nedeniyle sağlanacak sağlık hizmetleri kişinin
iyileşmesine kadar sürer.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve
esaslar, Sağlık Bakanlığının görüşü üzerine Kurum tarafından
çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”
13- MADDE 67- 18
yaşını doldurmamış olan kişiler, tıbben başkasının bakımına
muhtaç olan kişiler, acil haller, iş kazası ile meslek hastalığı
halleri, bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar, 63 üncü
maddenin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri gereğince
sağlanan sağlık hizmetleri, 75 inci maddede sayılan afet ve
savaş ile grev ve lokavt hali hariç olmak üzere sağlık
hizmetlerinden ve diğer haklardan yararlanabilmek için;
a) 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (f) bendi
hariç diğer bentleri gereği genel sağlık sigortalısı ve bakmakla
yükümlü olduğu kişilerin, sağlık hizmeti sunucusuna başvurduğu
tarihten önceki son bir yıl içinde toplam 30 gün genel sağlık
sigortası prim ödeme gün sayısının olması, b) 60 ıncı
maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendi
ile (b), (d) ve (g) bentlerine tâbi olan genel sağlık
sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin yukarıdaki
bentte sayılan şartla birlikte, sağlık hizmeti sunucusuna
başvurduğu tarihte kısa ve uzun vadeli sigorta primleri dahil
genel sağlık sigortası prim borcunun bulunmaması,şarttır.Ayrıca
genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin
sağlık hizmetlerinden ve diğer haklardan yararlanabilmeleri için
sağlık hizmet sunucularına başvurduklarında acil haller hariç
olmak üzere (acil hallerde ise acil halin sona ermesinden
sonra); nüfus cüzdanı, sürücü belgesi, evlenme cüzdanı, pasaport
veya Kurum tarafından verilen resimli sağlık kartı belgelerinden
birinin gösterilmesi zorunludur.Bu maddenin uygulanmasına
ilişkin usûl ve esaslar Kurum tarafından çıkarılacak
yönetmelikle düzenlenir.
14- “MADDE 68- 63
üncü maddede sayılan sağlık hizmetlerinden katılım payı alınacak
olanlar şunlardır:a) Ayakta tedavide hekim ve diş hekimi
muayenesi.
b) Ortez, protez, iyileştirme araç ve gereçleri.
c) Ayakta tedavide sağlanan ilaçlar.
Katılım payı, birinci fıkranın (a) bendindeki
sağlık hizmetleri için 2 Yeni Türk Lirası olarak uygulanır.
Katılım payı, (b) ve (c) bendindeki sağlık hizmetleri için
gereksiz kullanımı azaltma, sağlık hizmetlerinin niteliği
itibarıyla hayati öneme sahip olup olmaması, kişilerin prime
esas kazançlarının, gelir ve aylıklarının tutarı ve benzeri
ölçütler dikkate alınarak % 10 ilâ % 20 oranları arasında olmak
üzere Kurumca belirlenir. Birinci fıkranın (a) bendindeki sağlık
hizmetleri için belirlenen katılım payı tutarı, 4/1/1961 tarihli
ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca belirlenen yeniden
değerleme oranı kadar her yıl artırılır. Birinci fıkranın (a)
bendi gereği belirlenen katılım payını, birinci basamak sağlık
hizmet sunucularında yapılan muayenelerde almamaya ya da daha
düşük tutarlarda belirlemeye Kurum yetkilidir.
İkinci fıkrada belirtilen katılım payı tutarı ve
oranları, genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu
kişilerin sevk zincirine uymadan, diğer basamaktaki sağlık
hizmet sunucularına doğrudan müracaatları halinde % 50 oranında
artırılarak uygulanır.
Genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü
olduğu kişilerin birinci fıkranın (b) bendi gereği ödeyecekleri
katılım payının tutarı, sağlık hizmetinin alındığı tarihteki
asgarî ücretin % 75’ini geçemez.
63 üncü maddenin birinci fıkrasının (e) bendi
gereğince sağlanan ve bir hastalığın tedavisinin başka tıbbî bir
yöntemle mümkün olmaması nedeniyle yapılacak yardımcı üreme
yöntemi tedavisi dışındaki, yardımcı üreme yöntemi tedavisinde
katılım payı ilk denemede % 30, ikinci denemede % 25 oranında
uygulanır. Ancak katılım payında dördüncü fıkra gereği uygulanan
üst limit dikkate alınmaz.60 ıncı maddenin birinci fıkrasının
(c) bendinin (1), (2) ve (3) numaralı alt bentleri gereği genel
sağlık sigortalısı sayılanlar ile bunların bakmakla yükümlü
olduğu kişilerin ödemiş oldukları katılım payları, talepleri
halinde, 29/5/1986 tarihli ve 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümlerine göre kendilerine geri
ödenir.
Katılım paylarını, gelir veya aylık alan
kişilerin gelir veya aylıklarından, çalışanların ücret veya
maaşlarından mahsup edilmek suretiyle tahsile ve katılım
paylarının ödenme usûlünü belirlemeye Kurum yetkilidir.
Sözleşmeli sağlık hizmeti sunucularına, tahsil ettikleri katılım
payı düşüldükten sonra kalan tutar ödenir.Katılım paylarının
hesaplanmasında 72 nci maddeye göre tespit edilen sağlık hizmeti
tutarları esas alınır. Kurumca belirlenen katılım paylarını
tahsil etmeyen sağlık hizmet sunucularına 102 nci maddenin (j)
bendi gereğince idarî para cezası uygulanır.
Katılım paylarının ödenme usûlleri ile bu
maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar, Kurum
tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”
15- “MADDE 73- Bu
Kanuna göre sağlık hizmetleri, Kurum ile yurt içindeki veya yurt
dışındaki sağlık hizmeti sunucuları arasında yapılan sözleşmeler
yoluyla ve/veya bu Kanun hükümlerine uygun olarak genel sağlık
sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sözleşmesiz
sağlık hizmeti sunucularından satın aldıkları sağlık hizmeti
giderlerinin ödenmesi suretiyle sağlanır.
Kurum, sağlık hizmet sunucularının sözleşme
başvurularının değerlendirilmesinde, sonuçlandırılmasında ve
uygulanmasında sağlık hizmeti sunucuları arasında; sözleşmesiz
sağlık hizmeti sunucularından satın aldıkları sağlık hizmeti
giderlerinin ödenmesi aşamasında ise genel sağlık sigortalıları
ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler arasında tarafsızlık,
hakkaniyet ve açıklık ilkelerine uymak ve bunun uygulandığının
izlenebileceği bir sistem kurmak ve tıbbî etik ve deontoloji
kurallarına uygunluğu aramak zorundadır.
Kurum, provizyon işlemlerini yürütmek üzere
sağlık hizmeti sunucularının mahallinde provizyon merkezi
açabilir ve personel çalıştırabilir. Sözleşmeli sağlık hizmeti
sunucuları, bu amaçla Kuruma uygun bağımsız mekân tahsis etmek
zorundadır.
Sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları, genel
sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerden
sözleşmeli olduğu sağlık hizmetleri için otelcilik hizmetleri
ile öğretim üyesi tarafından sağlanan sağlık hizmetleri dışında,
herhangi bir fark ödemesi talep edemez. Otelcilik hizmeti ile
öğretim üyesi tarafından sağlanan sağlık hizmetleri için genel
sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerden
alınabilecek fark ödemesi, 72 nci maddeye göre belirlenen
tutarın iki katını geçemez. Bu farkın alınabilmesi için,
kişilerin fark ödemeyi kabul ettiğinin yazılı olarak
belgelenmesi zorunludur. Otelcilik hizmeti ile öğretim üyesi
tarafından sağlanan sağlık hizmetleri dışında veya belirlenen
tavanın üzerinde fark alınması halinde, sözleşmeli sağlık
hizmeti sunucularının sözleşmeleri bir yıl süreyle feshedilir.
Sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından acil
hallerde alınan sağlık hizmeti bedeli, 72 nci madde gereği
sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları için belirlenen bedeller
esas alınarak genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü
olduğu kişilere fatura karşılığı ödenir. Sözleşmesiz sağlık
hizmeti sunucuları, acil hallerde genel sağlık sigortalısı ve
bakmakla yükümlü olduğu kişilerden veya Kurumdan herhangi bir
fark talep edemez.
70 inci maddedeki hükümlere uyulmak şartıyla,
sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından sağlık hizmeti almayı
tercih eden genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu
kişilere, 72 nci madde gereği sözleşmeli sağlık hizmeti
sunucuları için belirlenen bedellerin % 70’i fatura karşılığı
ödenir. 70 inci madde hükümlerine uymaksızın sözleşmesiz sağlık
hizmeti sunucularından sağlık hizmeti almayı tercih eden genel
sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere, 72 nci
madde gereği sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları için
belirlenen bedellerin % 50’si fatura karşılığı ödenir.
Sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından satın
alınan sağlık hizmeti bedelinin bu maddenin dördüncü ve beşinci
fıkralarına göre Kurumca ödenebilmesi için; Sağlık Bakanlığı
veya ilgili kamu idareleri tarafından ödenecek sağlık hizmetine
ilişkin sağlık hizmeti sunucularına ruhsat veya izin verme
uygulamasının olması halinde ruhsat veya izin alınmış olması,
ayrıca Kurumca sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucusunun
şartlarının sözleşmeli sağlık hizmeti sunucusunda aranan
şartlara uygun olduğunun kabul edilmesi şarttır.
Sağlık hizmeti sunucuları, genel sağlık
sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlık
hizmetlerinden yararlanmaya müstahak olup olmadığını, Kurumun
elektronik veya diğer ortamlarda sağlayacağı yöntemlere uygun
olarak kontrol etmek ve belgelemek zorundadır.
Sağlık hizmeti satın alma sözleşmelerinin
hazırlanması ve akdedilmesi, sağlık hizmeti giderlerinin
ödenmesi ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve
esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”
16- “MADDE 80-
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a)
ve (c) bentleri kapsamındaki sigortalıların prime esas
kazançlarının hesabında; a) Hak edilen ücretler ile prim,
ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaktan o ay için
yapılan ödemelerin brüt toplamı esas alınır.
b) Ölüm, doğum ve evlenme yardımları, görev
yollukları, kıdem tazminatı, iş sonu tazminatı veya kıdem
tazminatı mahiyetindeki toplu ödeme, keşif ücreti, ihbar ve kasa
tazminatları, emekli ikramiyesi ile Bakanlıkça tutarları yıllar
itibarıyla belirlenecek yemek, çocuk ve aile zamları, özel
sağlık sigortalarına ve bireysel emeklilik sistemine ödenen ve
aylık toplamı asgarî ücretin % 30’unu geçmeyen özel sağlık
sigortası primi ve bireysel emeklilik katkı payları tutarları,
görevin yerine getirilmesi için zorunlu olarak yapılan aynî
yardımlar ile Bakanlıkça belirlenecek diğer aynî yardımların
asgarî ücretin % 30’unu geçmeyen kısmı, prime esas kazanca tâbi
tutulmaz.
c) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendine tâbi sigortalılara ödenen döner sermaye
katkı payları ve döner sermayelerden başka adla yapılan bu
nitelikteki her türlü ödemeler ile ikramiyeler ve benzeri
ödemelerden en yüksek Devlet memuru aylığının % 200’ünü aşan
kısmı prime esas kazanca tâbi tutulmaz.
Yukarıdaki fıkranın (b) ve (c) bentlerinde
belirtilen istisnalar dışında her ne adla yapılırsa yapılsın tüm
ödemeler prime esas kazanca tâbi tutulur. Diğer kanunlardaki
prime tâbi tutulmaması gerektiğine dair muafiyet ve istisnalar
bu Kanunun uygulanmasında dikkate alınmaz.
Ücretler hak edildikleri aya mal edilmek
suretiyle prime tâbi tutulur. Diğer ödemeler ise öncelikle
ödendiği ayın kazancına dahil edilir ve ücret dışındaki bu
ödemelerin üst sınırı aşan kısmı, ödemenin yapıldığı ayı takip
eden aydan başlanarak oniki ayı geçmemek üzere üst sınırın
altında kalan sonraki ayların prime esas kazançlarına ilave
edilir. Toplu iş sözleşmelerine tâbi işyerleri işverenlerince
veya kamu idareleri veya yargı mercilerince verilen kararlara
istinaden, sonradan ödenen ücret dışındaki ödemelerin hizmet
akdinin mevcut olmadığı veya askıda olduğu bir tarihte ödenmesi
durumunda, 82 nci madde hükmü de nazara alınmak suretiyle prime
esas kazancın tâbi olduğu en son ayın kazancına dahil edilir. Bu
durumlarda sigorta primlerinin, yukarıda belirtilen mercilerin
kararlarının kesinleşme tarihini izleyen ayın sonuna kadar
ödenmesi halinde, gecikme cezası ve gecikme zammı alınmaz ve 102
nci madde hükümleri uygulanmaz.
Saatlik, günlük, haftalık veya aylık olarak
belirli bir ücrete dayanmış olmayıp da komisyon ücreti ve kâra
katılma gibi belirsiz zaman ve tutar üzerinden ücret alan
sigortalıların prim ve ödeneklerinin hesabında esas tutulacak
günlük kazançları, 82 nci madde hükmüne göre belirlenen alt
sınırdır.Bir işverene tâbi olarak çalışan sigortalının belirli
ücretinin dışında ayrıca yukarıdaki fıkra kapsamında ücret
alması halinde, prime esas günlük kazancı bunların toplamından
oluşur.
Bu Kanun gereğince primlerin hesabına esas
tutulacak günlük kazanç, sigortalının, bir ay için prime esas
tutulan kazancının otuzda biridir. Ancak günlük kazancın
hesabına esas tutulan ay içindeki bazı günlerde çalışmamış ve
çalışmadığı günler için ücret almamış sigortalının günlük
kazancı, o ay için prime esas tutulan kazancının ücret aldığı
gün sayısına bölünmesi suretiyle hesaplanır.
Sigortalıların günlük kazançlarının hesabında
esas tutulan gün sayıları, aynı zamanda, bunların prim ödeme gün
sayılarını gösterir. Ancak, işveren ve sigortalı arasında kısmî
süreli hizmet akdinin yazılı olarak yapılmış olması kaydıyla, ay
içerisinde günün bazı saatlerinde çalışan ve çalıştığı saat
karşılığında ücret alan sigortalının ay içindeki prim ödeme gün
sayısı, ay içindeki toplam çalışma saati süresinin 4857 sayılı
İş Kanununa göre belirlenen haftalık çalışma süresine göre
hesaplanan günlük çalışma saatine bölünmesi suretiyle bulunur.
Bu şekildeki hesaplamada gün kesirleri bir gün kabul edilir.
İşveren ve sigortalı arasında çağrı üzerine
çalışmaya dayalı yazılı iş sözleşmesinde taraflar arasında
çalışma süresi gün, hafta ve ay olarak belirlenmemiş ise,
sigortalının ay içindeki prim ödeme gün sayısı yukarıdaki fıkra
hükmüne göre hesaplanır.4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b)
bendi kapsamındaki sigortalıların aylık prime esas kazançları,
82 nci maddeye göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt
sınırı ile üst sınırı arasında kalmak şartı ile kendileri
tarafından beyan edilecek günlük kazancın otuz katıdır. Bu
sigortalılar tarafından Kurumca belirlenen sürelerde aylık prime
esas kazanç beyan edilir. Ancak beyan edilen kazançta bir
değişiklik olması durumunda, sigortalının yeniden beyan ettiği
kazanç üzerinden hesaplanan prim tahsil edilir.
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi
kapsamında sigortalı sayılan kişi, aynı zamanda işveren ise
beyan edeceği aylık kazancı, çalıştırdığı sigortalıların
kazancının en yükseğinden az olamaz. Beyanda bulunmayan
sigortalının primleri, prime esas asgarî aylık kazanç üzerinden
hesap ve tahsil edilir. Beyanda bulunmayan veya beyan ettiği
kazancın düşük olduğu tespit edilen sigortalıların prime esas
kazançları, tespit edilen kazanç düzeyine çıkartılarak beyan
edilen kazançla arasındaki farkın primi 89 uncu madde
hükümlerine göre gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanmak
suretiyle tahsil edilir.
Sigortalı olmayı gerektiren şekilde birden fazla
işte çalışılması halinde, bu Kanun gereğince alınacak primlerine
esas tutulacak aylık ve günlük kazancının tespitinde, yalnızca
bu Kanunun 53 üncü maddesine göre belirlenen 4 üncü maddenin
ilgili bendi kapsamındaki işlerden elde ettiği aylık ve günlük
kazanç tutarı ayrı ayrı dikkate alınır ve primler buna göre
hesaplanır. Yalnızca genel sağlık sigortasına tâbi olanlar
bakımından prime esas aylık kazancın tespitinde; 60 ıncı
maddenin birinci fıkrasının (d) ve (g) bentlerinde sayılan
kişiler için 82 nci maddeye göre belirlenen prime esas günlük
kazanç alt sınırının iki katının otuz günlük tutarı, 60 ıncı
maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde belirtilen kişiler için
asgarî ücret, 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (e) bendi ile
5 inci maddenin (f) bendinde belirtilen kişiler için ise prime
esas asgarî kazanç tutarı esas alınır.
Bu maddenin uygulamasına ilişkin usûl ve esaslar,
Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”
17- “MADDE 81- Bu
Kanun gereğince alınacak sigorta prim oranları aşağıdaki
şekildedir:
a) Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları prim
oranı, sigortalının prime esas kazancının % 20’sidir. Bunun %
9’u sigortalı hissesi, % 11’i işveren hissesidir.
b) Bu Kanunda belirtilen fiilî hizmet zammı
uygulanan işlerde çalışan sigortalılar için uygulanacak
malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları prim oranı, (a) bendinde
belirtilen % 20 oranının, her yıl için 40 ıncı maddeye göre
eklenen fiilî hizmet gün sayısının 360’a bölümü sonucu bulunacak
oranda artırılması suretiyle belirlenir. Bu şekilde bulunan oran
ile (a) bendinde belirtilen % 20 oranı arasındaki farka ait
primin tamamı işveren tarafından ödenir.
c) Kısa vadeli sigorta kolları prim oranı,
yapılan işin iş kazası ve meslek hastalığı bakımından gösterdiği
tehlikenin ağırlığına göre % 1 ilâ % 6,5 oranları arasında olmak
üzere, 83 üncü maddeye göre Kurumca belirlenir. Bu primin
tamamını işveren öder.
d) 5 inci maddenin birinci fıkrasının (b)
bendinde belirtilen öğrenciler ile (e) bendinde belirtilen
kursiyerler için prim oranı prime esas kazançlarının % 1’idir.
Kursiyerlerin prime esas günlük kazançlarının hesaplanmasında
prime esas günlük kazanç alt sınırı dikkate alınır. Aday çırak,
çırak ve meslekî eğitim gören öğrencilerin prime esas kazancı
ilgili kanunlarında belirtilen şekilde uygulanır.
e) Yaşlılık aylığı almakta iken bu Kanuna tâbi
bir işte çalışanlara uygulanacak sosyal güvenlik destek primi
oranı (a), (c) ve (f) bentlerinde belirtilen prim oranlarının
toplamı kadardır. Sigortalı ve işveren hissesi bu bentlerde
belirtilen oranlardadır.
f) Genel sağlık sigortası primi, kısa ve uzun
vadeli sigorta kollarına tâbi olanlar için 82 nci maddenin
birinci fıkrasına göre hesaplanan prime esas kazancın %
12,5’idir. Bu primin % 5’i sigortalı, % 7,5’i ise işveren
hissesidir. Yalnızca genel sağlık sigortasına tâbi olanların
genel sağlık sigortası primi, prime esas kazancın % 12’sidir.g)
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki
sigortalılar (a), (c) ve (f) bentlerindeki prim oranlarının
toplamı üzerinden, şayet sosyal güvenlik destek primi ödemek
suretiyle çalışıyorlar ise (e) bendinde belirtilen prim
oranlarının toplamı üzerinden primlerini öderler. Devlet,
sigortalının prime esas kazancı esas alınarak; malûllük,
yaşlılık ve ölüm sigortaları için % 5 oranında; genel sağlık
sigortası için ise % 3 oranında katkı yapar. Devlet katkısı,
Kurumun ay itibarıyla tahsil ettiği malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları ile genel sağlık sigortası priminin dörtte biri
olarak hesaplanır. Devlet katkısının ödenmesine ilişkin usûl ve
esaslar, Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenir.”
18- “MADDE 106- 1)
17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun,
geçici 20 inci, geçici 81 inci, geçici 82 nci ve geçici 87 nci
ve geçici 89 uncu maddeleri hariç diğer maddeleri,
2) 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı Esnaf ve
Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar
Kurumu Kanununun, 1 ilâ 23 üncü, geçici 10 uncu ve geçici 11
inci maddeleri hariç diğer maddeleri,
3) 29/8/1977 tarihli ve 2108 sayılı Muhtar Ödenek
ve Sosyal Güvenlik Yasasının 4 üncü ve 5 inci maddeleri,
4) 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda
Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu,
5) 24/5/1983 tarihli ve 2829 sayılı Sosyal
Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin
Birleştirilmesi Hakkında Kanun,
6) 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı Tarım
İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununun 1 ilâ 5 inci, 13 ilâ 17 nci
maddeleri,
7) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet
Memurları Kanununun 107 nci, 188 inci, 209 uncu ve ek 22 nci
maddeleri,
8) 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun, 12 ilâ 19 uncu maddeleri,
23 üncü maddesi, 30 ilâ 39 uncu maddeleri, 41 ilâ 55 inci
maddeleri, 57 ilâ 59 uncu maddeleri, 61 ilâ 64 üncü maddeleri,
66 ilâ 71 inci maddeleri, 72 nci maddesinin birinci, ikinci ve
üçüncü fıkraları, 73 ilâ 77 nci maddeleri, 80 inci maddesi, 82
inci maddesinin (a), (b), (c) ve (ç) bentleri, 83 ilâ 88 inci
maddeleri, 90 ıncı ve 91 inci maddeleri, 93 ilâ 100 üncü
maddeleri, 102 nci maddesi, 105 ilâ 107 nci maddeleri, 112 ilâ
124 üncü maddeleri, 127 ilâ 129 uncu maddeleri, 131 ilâ 135 inci
maddeleri, ek 2 ilâ ek 4 üncü maddeleri, ek 8 ve ek 9 uncu
maddeleri, ek 11 inci maddesi, ek 13 ilâ ek 18 inci maddeleri,
ek 21 ilâ ek 23 üncü maddeleri, ek 25 ilâ ek 27 nci maddeleri,
ek 29 ve ek 30 uncu maddeleri, ek 31 inci maddesinin (a) ve (b)
bentleri, ek 32 ilâ 34 üncü maddeleri, ek 37 nci maddesi, ek 39
uncu maddesi, ek 41 ilâ ek 47 nci maddeleri, ek 48 inci
maddesinin son fıkrası hariç diğer fıkraları, ek 49 uncu
maddesi, ek 56 ve ek 57 nci maddeleri, ek 59 uncu maddesi, ek 69
uncu maddesi, ek 72 nci maddesi, ek 74 ve ek 75 inci maddeleri,
ek 80 inci maddesi, geçici 8 inci maddesi, geçici 15 inci
maddesi, geçici 16 ncı maddesi, geçici 54 üncü, geçici 65 inci,
geçici 85 inci, geçici 86 ncı, geçici 88 inci, geçici 96 ilâ
geçici 98 inci, geçici 103, geçici 104, geçici 109 ilâ geçici
113 üncü, geçici 115 ilâ geçici 118 inci, geçici 120 nci, geçici
121 inci, geçici 139 ilâ geçici 141 inci, geçici 146 ncı, geçici
147 nci, geçici 150 ilâ geçici 151 nci, geçici 153 üncü, geçici
157 nci, geçici 159 uncu, geçici 161 ilâ geçici 166 ncı, geçici
170 inci, geçici 171 inci, geçici 173 üncü, geçici 176 ncı,
geçici 180 inci, geçici 182 ilâ geçici 186 ncı, geçici 190 ilâ
geçici 192, geçici 195 ilâ geçici 200 üncü, geçici 203 üncü,
geçici 204 üncü, geçici 207 nci ve geçici 208 inci, geçici 210
ilâ geçici 212 nci, geçici 218 ilâ geçici 220 nci, ek geçici 1
inci, ek geçici 2 nci, ek geçici 7 nci, ek geçici 8 inci, ek
geçici 11 inci, ek geçici 19 uncu, ek geçici 20 nci, ek geçici
22 nci ve ek geçici 23 üncü maddeleri,
9) 1/10/1992 tarihli ve 3841 sayılı Kanunun
geçici 1 inci maddesi, 24/11/1994 tarihli ve 4049 sayılı Kanunun
geçici 1 inci maddesi ve 13/6/2001 tarihli ve 4677 sayılı
Kanunun geçici 1 inci maddesi,
10) 14/1/1988 tarihli ve 311 sayılı Memurlar ve
Diğer Kamu Görevlileri ile İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 3 üncü
maddesi,
11) 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik
Sigortası Kanununun 56 ncı maddesinin (C) fıkrası,
12) 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık
Kanununun 186 ilâ 188 inci ve 191 inci maddeleri,
13) 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik
Kanununun 201 ilâ 203 üncü maddeleri,
14) 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık
Hizmetleri Temel Kanununun 3 üncü maddesinin (d) bendi ile
geçici 3 üncü maddesi,
15) 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kamu İktisadi
Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten
Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin 32 nci
maddesindeki “resmî ve özel sağlık kuruluşlarında ayakta ve
yatarak tedavileri ile” ibaresi,
16) 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet
Teşkilatı Kanununun 89 uncu maddesi,
17) 4/2/1924 tarihli ve 406 sayılı Telgraf ve
Telefon Kanununun ek 23 üncü maddesi,
18) 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet
İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 18
inci maddesi,
19) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle
Mücadele Kanununun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının (f)
bendi ile (g) bendinde yer alan “ve tedavileri yaptırılır”
ibaresi,
20) 23/4/1981 tarihli ve 2453 sayılı Yurt Dışında
Görevli Personele Nakdi Tazminat Verilmesi ve Aylık Bağlanması
Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan
“ile yaralanan veya sakat kalanların tedavi giderleri” ibaresi,
21) 15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata
Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak
Yardımlara Dair Kanunun 10 uncu maddesinin üçüncü ve dördüncü
fıkraları,
22) 1/7/1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını
Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık
Bağlanması Hakkında Kanunun 7 nci maddesi,
23) 24/2/1968 tarihli ve 1005 sayılı İstiklal
Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref
Aylığı Bağlanması Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin ikinci
fıkrası,
24) 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah
Kanununun 18 inci maddesinin (c) bendi ile 20 nci maddesi,
25) 8/5/1985 tarihli ve 3201 sayılı Kanunun 7 nci
, 11 inci, geçici 1 ilâ geçici 4 üncü maddeleri ile aynı kanunda
geçen “döviz” ibareleri,
26) 18/6/1992 tarihli ve 3816 sayılı Kanunun
birinci maddesinde yer alan “Genel Sağlık Sigortası uygulamasına
geçilinceye kadar” ibaresi,
yürürlükten kaldırılmıştır.”
19- “GEÇİCİ MADDE 1-
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanunu ile 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal
Sigortalar Kanununa tâbi olanlar her türlü hak ve yükümlülükleri
ile bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi
kapsamında, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız
Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve bu Kanunla mülga 2926
sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal
Sigortalar Kanununa tâbi olanlar her türlü hak ve yükümlülükleri
ile bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi
kapsamında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Kanununa tâbi olanlar her türlü hak ve yükümlülükleri ile bu
Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi
kapsamında kabul edilir.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce
çalışmaya başlayıp bu tarihten sonra aylık talebinde
bulunanlardan, birinci fıkrada belirtilen sigortalılık
hallerinden birden fazlasına tâbi olanlara yaşlılık aylığına hak
kazanma şartlarından hangisinin uygulanacağı, en son sigortalı
sayıldığı tarihten geriye doğru son yedi yıllık fiilî hizmet
süresi içinde en fazla hizmetin geçtiği sigortalılık hali,
hizmet sürelerinin eşit olması halinde ise son sigortalılık
durumu esas alınarak belirlenir.
17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli
ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla
mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı ve 8/6/1949 tarihli ve
5434 sayılı kanunlara göre bağlanan veya talepte bulunulan;
aylık, gelir, tazminat, harp malûllüğü zammı ve diğer ödenekler
ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine
göre ödenmekte olan ek ödemenin verilmesine devam edilir. Bu
gelir ve aylıkların durum değişikliği nedeniyle artırılması,
azaltılması, kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, bu Kanunla
yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümleri uygulanır.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla
17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı ve 2/9/1971 tarihli ve 1479
sayılı kanunlara göre ödenmekte olan sosyal yardım zammı ile
telafi edici ödeme tutarları, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu gereğince emekli
aylığı almakta olanlara ödenmekte olan makam ve yüksek hâkimlik
tazminatı, görev ve temsil tazminatı ile ek ödemeler ve
yardımlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte ödenen tutarlar
esas alınarak, ilgililerin gelir ve aylıklarına ilave edilerek
ödenir.
Bağlanmış aylık ve gelirler, 55 inci maddenin
ikinci fıkrasına göre artırılır.
Sosyal yardım zammının ilavesinde tamamı
dağıtılacak şekilde, hak sahiplerinin gelir ve aylıklardaki
hisseleri esas alınır.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ölen,
ancak bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili Kanun hükümlerine
göre ölüm aylığının bağlanabilmesi için yeterli prim ödeme gün
sayısı olmayan sigortalının hak sahiplerinin, bu Kanun
hükümlerine göre ölüm aylığına hak kazanması halinde ölüm
aylığına bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren hak
kazanılmış sayılır.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434
sayılı Kanuna tâbi olanlardan 44 üncü maddenin ikinci fıkrası
kapsamında emekliye sevk edilenler hakkında yaş haddi, 8/6/1949
tarihli ve 5434 sayılı Kanunun geçici 205 inci maddesi esas
alınarak uygulanır.
3 üncü maddenin (29) uncu bendinde belirtilen
güncelleme katsayısında yer verilen ortalama günlük prime esas
kazançtaki değişim oranı, bu Kanunun yürürlük tarihinden sonraki
ilk yıl için, o yıl gerçekleşen asgarî ücretteki artış oranı
olarak kabul edilir.”
20- “GEÇİCİ MADDE 2-
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce
17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479
sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga
17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 8/6/1949 tarihli ve 5434
sayılı kanunlara ve 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun
geçici 20 nci maddesine tâbi sandıklara tâbi olanlara bağlanacak
yaşlılık aylıkları aşağıdaki şekilde hesaplanır:
a) Sigortalının veya iştirakçinin bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen sürelerdeki prim ödeme gün
sayılarına veya fiilî hizmet süresine ait aylık; bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten önceki kanun hükümlerine göre, aylık
talep tarihindeki toplam prim ödeme gün sayısı veya fiilî hizmet
süresi üzerinden, bu Kanunun yürürlük tarihi itibarıyla
hesaplanacak aylığının bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe
kadarki prim ödeme gün sayısı veya fiilî hizmet süresi ile
orantılı bölümü, aylık başlangıç tarihine kadar geçen yıllar
için, her yıl gerçekleşen güncelleme katsayısı ile çarpılarak
hesaplanır.
b) Sigortalının veya iştirakçinin bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten sonra geçen sürelerdeki prim ödeme
gün sayılarına ait aylığı, aylık talep tarihindeki toplam prim
ödeme gün sayısı üzerinden 29 uncu madde hükümlerine göre
hesaplanacak aylığının, bu Kanunun yürürlük tarihinden sonraki
prim ödeme gün sayısına orantılı bölümü kadardır.
c) Aylık, (a) ve (b) bentlerine göre
hesaplanan kısmî aylıkların toplamından oluşur. Aylıklar ayrıca
29 uncu maddenin son fıkrasına göre artırılarak belirlenir.
d) 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunun ek
48 inci maddesi ile ek 68 inci, ek 73 üncü ve 27/7/1967 tarihli
ve 926 sayılı Kanunun ek 18 inci maddesi ve ilgili diğer
maddeleri esas alınarak hak edilen makam veya yüksek hâkimlik,
temsil veya görev tazminatları ve ek göstergeler, bu maddenin
(a) bendinde belirtilen kısmî aylıkların hesabında dikkate
alınır. Ancak (a) bendine göre yapılacak hesaplama açısından bu
hükmün uygulanması sonucu daha yüksek ek göstergeye hak
kazanılmış olması, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunun ek 70
inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin uygulanmasında
esas alınacak ek göstergelerin yükseltilerek uygulanması hakkını
doğurmaz.
e) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla
17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 82 nci maddesinin
(a) bendine göre gösterge sistemi içinde hesaplanacak kısmî
aylıklara esas gösterge, sigortalıların ortalama yıllık kazanç
hesabına giren takvim yılı sayısı esas alınmak suretiyle
hazırlanacak olan gösterge ve üst gösterge tespit tabloları esas
alınarak belirlenir. Bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra
8/5/1985 tarihli ve 3201 sayılı Kanuna göre yurt dışı hizmet
borçlanması yapan sigortalıların bu sürelerinin, bu Kanuna göre
hangi sigortalılık haline göre geçmiş sayılacağının
belirlenmesinde; şayet borçlanma yapılan sürelerden önce
sigortalılıkları varsa en son sigortalılık haline göre, şayet
sigortalılıkları yoksa, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendi kapsamında geçmiş sigortalılık süresi
olarak kabul edilir.
Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar geçen sürelere
ilişkin aylığın hesabında esas alınan asgarî aylık tutarı ile
17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 82 nci maddesinin
ikinci fıkrasına göre belirlenen eski tam aylık tutarı, toplam
prim ödeme gün sayısı içinde bu Kanunun yürürlük tarihine kadar
geçen prim ödeme gün sayısının oranına tekabül eden tutar
üzerinden esas alınır.
Yurt dışı hizmet borçlanması yapanların aylıkları
da yukarıda belirtilen fıkralara göre hesaplanır.
Malûllük ve ölüm aylıkları, yukarıdaki fıkralarda
belirtilen hükümler esas alınarak, 27 nci veya 33 üncü madde
hükümlerine göre hesaplanır.”
21- “GEÇİCİ MADDE 4-
Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce sakatlık kontenjanından
göreve başlayan ve T.C. Emekli Sandığına tâbi bir göreve devam
edip bu Kanunun malûlen emeklilik şartlarını taşımayanlardan
onbeş yıl hizmeti bulunanlara, istekleri halinde yaşlılık aylığı
bağlanır.
Kamu görevlilerinin emeklilik ikramiyeleri,
8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanun hükümlerince hesaplanarak
bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren bir yıl süreyle,
8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesi ve bu
Kanunla mülga 24/5/1983 tarihli ve 2829 sayılı Kanun ile
personel kanunlarına göre Kurumca ödenir ve ilgili kurumlardan
tahsilât, anılan maddedeki usûlle yapılır. Bir yıllık sürenin
dolmasından itibaren emekli ikramiyeleri 8/6/1949 tarihli ve
5434 sayılı Kanunun 89 uncu maddesi hükümlerine göre kamu
görevlisinin son defa çalıştığı kurumunca, çalıştığı son kurumun
özelleştirilmesi halinde ise Hazinece ödenir.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar
8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunun mülga 12 nci maddesi
uyarınca isteğe bağlı iştirakçi olarak T.C. Emekli Sandığı ile
ilişkilendirilenler ile aynı tarihe kadar isteğe bağlı iştirakçi
olmak üzere başvuruda bulunanlardan gerekli koşulları
sağladıkları anlaşılanların bu Kanuna göre isteğe bağlı
sigortalı olmaya devam etmeleri durumunda emekli ikramiyeleri
hakkında anılan madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
49 uncu maddede düzenlenen itibarî hizmet
süreleri, emeklilik ikramiyelerinin hesabında dikkate alınmaz.
8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanuna göre
aylığa hak kazanamayıp bu Kanunda yapılan düzenlemelere göre
aylığa hak kazananların prime esas kazancı olarak, bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihteki emsali sigortalının prime esas
kazancı kabul edilir.
Bu durumdakilerin aylık veya gelirleri,
yukarıdaki fıkraya göre hesap edilecek prime esas kazanca, bu
Kanuna göre hak edilen aylık ve kazancın hesap edilmesine
ilişkin maddelerinin uygulanması suretiyle bulunur.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kamu
idarelerinde hizmet akdi ile veya sözleşmeli olarak
çalışanlardan; ilgili kanunları gereği 8/6/1949 tarihli ve 5434
sayılı Kanun ile ilgilendirilenler aynı statüde çalışmaya devam
ettikleri sürece bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının
(c) bendine göre sigortalı sayılırlar. Ancak, bunların prime
esas kazançları ile emekli ikramiyeleri, bu Kanunun yürürlük
tarihinden önce uygulanan hükümlere göre tespit olunmaya devam
olunur.
8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunun mülga
geçici 191 inci ve mülga geçici 192 nci maddeleri uyarınca,
istekleri üzerine 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tâbi
kurumlarda sözleşmeli olarak çalışmakta iken anılan Kanun
Hükmünde Kararnamenin 12 nci ve geçici 1 inci maddelerine göre
zorunlu olarak, özelleştirilen kurumlarda sözleşmeli olarak
çalıştırılmakta iken 28/5/1986 tarihli ve 3291 sayılı Kanunun
Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 16 ncı ve 8/6/1949
tarihli ve 5434 sayılı Kanunun ek 71 inci maddeleri uyarınca ve
sözleşmeli olarak çalıştıkları kurumun özel kanunundaki hükümler
nedeniyle T.C. Emekli Sandığı ile ilgilendirilmiş olanların söz
konusu hizmetleri, bu Kanuna tâbi olarak geçmiş sayılır.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce
8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanuna tâbi olan iştirakçilerin,
bu Kanuna göre belirlenen prime esas kazanç matrahı ile 8/6/1949
tarihli ve 5434 sayılı Kanuna göre keseneğe tâbi kazançları
arasındaki matrah farkına ait sigorta primi iki yıl süre ile
kurumlarınca karşılanır.
8/9/1999 tarihi ile bu Kanunun yürürlük tarihi
arasında T.C. Emekli Sandığı iştirakçisi olanlardan, 8/6/1949
tarihli ve 5434 sayılı Kanunun 32 nci maddesine göre fiilî
hizmet sürelerine zam yapılanların yaş hadlerinden, eklenilen
sürenin, üç yıldan çok olmamak üzere, yarısı indirilir.
Kamu görevlilerinden personel kanunlarına göre
aylıksız izinli sayılanlardan, aylıksız izinli olarak geçen
süreleri esnasında isteğe bağlı sigortalılık primi
ödemeyenlerin, istekleri halinde başvuru tarihindeki prime esas
kazanç tutarı üzerinden % 32 oranında hesap edilecek primleri
defaten ödemeleri halinde, aylıksız geçen izin süreleri hizmet
sürelerine eklenir.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce ek
göstergeli veya daha yüksek ek göstergeli görevlere atanan T.C.
Emekli Sandığı iştirakçilerinin bu Kanunun yürürlüğe girmesinden
sonra bu görevlerde geçen süreleri, 8/6/1949 tarihli ve 5434
sayılı Kanunun ek 68 inci maddesi ile ek 73 üncü maddesinde
belirtilen sürelerin doldurulmasında dikkate alınır.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, Emniyet
Hizmetleri sınıfında çalışmakta olanlarla daha önce bu
sınıflarda çalışmış bulunan personelden halen 4 üncü madde
kapsamında çalışmaya devam edenlerin istekleri halinde; 4 üncü
maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendinde belirtilen okullarda
geçen başarılı eğitim süreleri, ilgilinin talep tarihindeki en
az aylık alan komiser yardımcısının prime esas kazancı
üzerinden sigortalı prim hissesi kendilerince, işveren prim
hissesi de kurumlarınca verilmek suretiyle borcun tebliğ
edildiği tarihten itibaren dört yıl içinde eşit taksitler
halinde ödenir.
Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce, seçimler
neticesinde belediye başkanı olarak görev yapmış olup, bu
Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Emekli Sandığı Kanunu haricindeki diğer sosyal güvenlik
kanunlarına göre malûllük veya yaşlılık aylığı almakta
olanlardan; 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Kanununun mülga 39 uncu maddesine göre aylık bağlanması
şartlarını haiz olanlara, bu Kanunun yürürlük tarihinden
itibaren, bu kişilerden bu Kanunun yürürlük tarihi itibarıyla
5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun mülga
39 uncu maddesine göre aylık bağlanması şartlarını haiz
olmayanlara ise bu şartları haiz oldukları tarihten itibaren
5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun ek 68
inci maddesinde belirtilen şartlar da dikkate alınarak, emsali
belediye başkanının almakta olduğu makam tazminatı ve buna bağlı
olarak temsil veya görev tazminatı tutarı, bu Kanunun geçici 1
inci maddesi çerçevesinde almakta oldukları malûllük veya
yaşlılık aylıklarına ilave edilmek suretiyle ödenir. Bu Kanunun
yürürlük tarihinden önce seçimler neticesinde belediye başkanı
olarak görev yapmış olup, bu Kanuna göre sigortalı iken malûllük
veya yaşlılık aylığı bağlananlardan; 5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun mülga 39 uncu maddesine
göre aylık bağlanması şartlarını haiz olanlara bu Kanunun geçici
2 nci maddesi hükümleri de dikkate alınarak bu fıkrada
belirtilen şartlar dahilinde söz konusu tazminatlar aylıklarına
ilave edilmek suretiyle ödenir. Bu Kanunun yürürlük tarihinden
önce seçimler neticesinde belediye başkanı olarak görev yapmış
olanlardan ölenlerin bu Kanunun 32 nci maddesinde belirtilen
şartlara sahip olmaları halinde, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Emekli Sandığı Kanununun ek 68 inci maddesinde belirtilen
şartlar da dikkate alınarak, hak sahiplerine bu Kanunun 34 üncü,
geçici 1 inci ve geçici 2 nci maddeleri hükümlerine göre söz
konusu tazminatlar bu Kanunun yürürlük tarihinden önce ölenler
için bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren, bu Kanunun
yürürlük tarihinden sonra ölenler için ise ölüm tarihinden
itibaren ölüm aylıklarına eklenmek suretiyle ödenir. Bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten önce seçimler neticesinde belediye
başkanı olarak görev yapmış olanlardan; malûllük aylığı almakta
olanlar ile malûllük aylığına hak kazanacaklar 5434 sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun mülga 39 uncu
maddesinde belirtilen aylık bağlamaya ilişkin şartlar dikkate
alınmaksızın yukarıda belirtilen tazminat haklarından
yararlandırılır.”
22- “GEÇİCİ MADDE 6-
17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanuna göre
1/4/1981 tarihinden önce malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortalarına tescil edilmiş olanlar hakkında, bu Kanunun 38
inci maddesinin ikinci fıkrasındaki sigortalılık süresinin 18
yaşın doldurulduğu tarihten başlayacağına ilişkin hükmü
uygulanmaz.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun mülga ek
24 üncü maddesinde sayılan kurum ve kuruluşlarca, Kuruma
ödenmeyen sosyal yardım zamları, Hazine tarafından ilgili kurum
ve kuruluşlardan tahsil edilmek üzere Kuruma ödenir.
17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun hükümlerine
göre yapılmış olan işyeri tescilleri, bu Kanun hükümlerine göre
yapılmış sayılır. Kamu idarelerinden bu şekilde işyeri tescili
bulunmayanlar, 11 inci maddede belirtilen işyeri bildirgesini bu
Kanunun yürürlük tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma
vermek zorundadır. İşyeri bildirgesinin bu süre içinde Kuruma
verilmemesi durumunda, 102 nci maddenin (b) bendi gereğince
idarî para cezası uygulanır.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun mülga 86
ncı maddesi hükmüne göre topluluk sigortasına tâbi olanların
ödedikleri iş kazası, meslek hastalığı, hastalık, analık,
malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri genel sağlık
sigortası dahil bu Kanuna göre ödenmiş sayılır. Bu süreler
yatırıldıkları sigorta kolları bakımından başlangıç süresi ve
prim ödeme gün sayısı olarak kabul edilir.
Bu Kanunun yürürlük tarihi itibarıyla 506 sayılı
Sosyal Sigortalar Kanununun mülga 86 ncı maddesine göre
malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları bakımından topluluk
sigortasına devam edenler, bu Kanunun 4 üncü maddesi kapsamında
durumları değerlendirilerek, durumlarına uyan bent kapsamında
sigortalı sayılırlar. Bunların kendileri veya işverenleri
tarafından verilmesi gereken belgeler en geç üç ay içinde Kuruma
verilmek zorundadır.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun mülga 96
ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre Sosyal Sigortalar Kurumuna
devir olan sandıklardan 23/1/1968 tarihli ve 991 sayılı Kanunun
geçici 2 nci maddesine göre bağlanmış emekli, adi malûllük veya
vazife malûllüğü aylıkları ile 23/1/1968 tarihli ve 991 sayılı
Kanunun geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasına göre Kurumca
bağlanan aylıklarla dul ve yetim aylıkları (aylık alan tek kişi
de olsa) toplamı, net asgarî ücretin % 70’inden aşağı olamaz.
Aylık bağlama şartları bakımından bu Kanunun 4
üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında
sigortalı sayılarak aylık bağlanacaklar için;
a) 28 inci maddenin ikinci fıkrasının (a)
bendinde belirtilen 9000 günlük süre ilk defa;
1) 1/1/2007 ilâ 31/12/2007 tarihleri arasında
sigortalı sayılanlar için 7100 gün olarak,
2) 1/1/2008 tarihinden itibaren sigortalı
sayılanlar için ise her takvim yılı başında 7100 güne 100 gün
eklenmek suretiyle 9000 günü geçmemek üzere,
b) 28 inci maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen
5400 günlük süre ilk defa;
1) 1/1/2007 ilâ 31/12/2007 tarihleri arasında
sigortalı sayılanlar için 4600 gün olarak,
2) 1/1/2008 tarihinden itibaren sigortalı
sayılanlar için ise her takvim yılı başında 4600 güne 100 gün
eklenmek suretiyle 5400 günü geçmemek üzere,
c) 28 inci maddenin dördüncü fıkrasında
belirtilen 3960 günlük süre ilk defa;
1) 1/1/2007 ilâ 31/12/2007 tarihleri arasında
sigortalı sayılanlar için 3700 gün olarak,
2) 1/1/2008 tarihinden itibaren sigortalı
sayılanlar için ise her takvim yılı başında 3700 güne 100 gün
eklenmek suretiyle 3960 günü geçmemek üzere,d) 28 inci maddenin
beşinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen 4320 günlük süre ilk
defa;
1) 1/1/2007 ilâ 31/12/2007 tarihleri arasında
sigortalı sayılanlar için 3700 gün olarak,
2) 1/1/2008 tarihinden itibaren sigortalı
sayılanlar için ise her takvim yılı başında 3700 güne 100 gün
eklenmek suretiyle 4320 günü geçmemek üzere,
e) 28 inci maddenin beşinci fıkrasının (b)
bendinde belirtilen 4680 günlük süre ilk defa;
1) 1/1/2007 ilâ 31/12/2007 tarihleri arasında
sigortalı sayılanlar için 4100 gün olarak,
2) 1/1/2008 tarihinden itibaren sigortalı
sayılanlar için ise her takvim yılı başında 4100 güne 100 gün
eklenmek suretiyle 4680 günü geçmemek üzere,
uygulanır.”
23- “GEÇİCİ MADDE 9-
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a)
bendi kapsamında olup da 8/9/1999 tarihinden bu Kanunun yürürlük
tarihine kadar ilk defa sigortalı sayılanlar; kadın ise 58,
erkek ise 60 yaşını doldurmak ve 7000 gün malûllük, yaşlılık ve
ölüm sigortaları primi ödemiş olmak şartıyla veya kadın ise 58,
erkek ise 60 yaşını doldurmak ve 25 yıldan beri sigortalı
bulunmak ve en az 4500 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları primi ödemiş olmak şartıyla yaşlılık aylığından
yararlanırlar.
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi
kapsamında olup da 8/9/1999 tarihinden bu Kanunun yürürlük
tarihine kadar ilk defa sigortalı sayılanlar; kadın ise 60,
erkek ise 62 yaşını doldurmak ve en az onbeş tam yıl malûllük,
yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemek şartıyla kısmî
yaşlılık aylığından yararlanırlar.
17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı Kanun
kapsamında sigortalı olup da 8/9/1999 tarihinden bu
Kanunun yürürlük tarihine kadar ilk defa sigortalı sayılanlar;
kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmak ve onbeş yıldan beri
sigortalı olup 3600 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları
primi ödemek şartıyla yaşlılık aylığından yararlanırlar.
Bu
Kanunun yürürlük tarihinden önce bazı hükümleri yürürlükten
kaldırılan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa göre sigortalı
sayılanlardan;
a) En az 20 yıldan beri Bakanlıkça tespit edilen
maden işyerlerinin yeraltı işyerlerinde sürekli çalışan ve bu
işlerde en az 5000 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları
primi ödeyen sigortalılara yazılı talepleri halinde 28 inci
maddenin ikinci fıkrasının (a) bendindeki yaş şartları
aranmaksızın yaşlılık aylığı bağlanır.
b) En az 25 yıldan beri Bakanlıkça tespit edilen
maden işyerlerinin yeraltı işyerlerinde yeraltı münavebeli
işlerinde çalışan ve bu işlerde en az 4000 gün malûllük,
yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödeyen sigortalılara da 28
inci maddenin ikinci fıkrasının (a) bendindeki yaş şartları
aranmaksızın 8100 gün prim ödemiş sigortalılar gibi yaşlılık
aylığı bağlanır.c) 50 yaşını dolduran ve malûllük, yaşlılık ve
ölüm sigortalarına tâbi çalışmalarının en az 1800 gününü
Bakanlıkça tespit edilen maden işyerlerinin yeraltı işlerinde
geçirmiş olan sigortalılara da birinci fıkrada belirtilen diğer
şartlarla yaşlılık aylığı bağlanır.Bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten önce sigortalı olanların, bu Kanunun yürürlük
tarihinden sonra dördüncü fıkrada belirtilen şekilde geçen prim
ödeme gün sayılarına, her bir yıl için 90 gün fiilî hizmet
süresi zammı eklenir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçelerinde, Anayasa’nın 2., 5., 6., 7.,
8., 10., 11., 13., 17., 49., 56., 60., 73., 90., 123. ve 153.
maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi
uyarınca, 29.6.2006 ve 20.7.2006 tarihlerinde yapılan ilk
inceleme toplantılarında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin
esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin bu konudaki
raporun hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına oybirliğiyle
karar verilmiştir.
IV- BİRLEŞTİRME KARARI
20.7.2006 günlü ilk inceleme toplantısında,
31.5.2006 günlü, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu’un yukarıda belirtilen maddelerinin iptali
istemiyle açılan 2006/100 Esas sayılı davanın, aralarındaki
hukuki irtibat nedeniyle, 2006/111 Esas sayılı dava ile
BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin
2006/111 Esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine oybirliğiyle
karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, iptali istenilen Yasa kuralları, dayanılan Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri
okunup incelendikten ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 30. maddesinin
birinci fıkrası gereğince Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
Murat Başeskioğlu, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkan Vekili Birol
Aydemir, Başkan Yardımcısı Tahsin Güney, Başkan Yardımcısı
Mehmet Ali Özyer, Danışman Hüseyin Çelik, Emekli Sandığı
Tahsisler Daire Başkanı Veysel Uyar ve Maliye Bakanlığı Bütçe ve
Mali Kontrol Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Önder İnce’nin
5.12.2006 günlü sözlü açıklamaları dinlendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
A- GENEL OLARAK
5510 sayılı Yasa ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar
Kanunu, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız
Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, 2925 sayılı Tarım
İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, 2926 sayılı Tarımda Kendi
Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve 5434
sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu kapsamında
bulunanlar sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yönünden aynı
sisteme bağlı tutulmuşlardır.
Yasa’nın genel gerekçesinde konuyla ilgili
olarak, “yeni emeklilik sigortası rejimi ile halen devlet
memurları, hizmet akdine göre ücretle çalışanlar, tarım
işlerinde ücretle çalışanlar, kendi hesabına çalışanlar ve
tarımda kendi hesabına çalışanları kapsayan beş farklı emeklilik
rejiminin, aktüeryal olarak hak ve yükümlülüklerin eşit olacağı
tek bir emeklilik rejimine dönüştürülmesi planlanmaktadır.”
denilmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesine göre, Türkiye
Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı
içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı,
başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik
ve sosyal bir hukuk Devletidir. Bu maddede nitelikleri
belirtilen sosyal hukuk devleti, insan haklarına dayanan,
kişilerin huzur, refah ve mutluluk içinde yaşamalarını güvence
altına alan, kişi hak ve özgürlükleriyle kamu yararı arasında
adil bir denge kurabilen, çalışma hayatını geliştirmek ve
ekonomik önlemler alarak çalışanlarını koruyan, onların insan
onuruna uygun hayat sürdürmelerini sağlayan, milli gelirin
adalete uygun biçimde dağıtılması için gereken önlemleri alan,
sosyal güvenlik hakkını yaşama geçirebilen, güçsüzleri güçlüler
karşısında koruyarak sosyal adaleti ve toplumsal dengeleri
gözeten devlettir. Çağdaş devlet anlayışı sosyal hukuk
devletinin tüm kurum ve kurallarıyla Anayasa’nın özüne ve ruhuna
uygun biçimde kurularak işletilmesini, bu yolla bireylerin
refah, huzur ve mutluluğunun sağlanmasını gerekli kılar.
Sosyal hukuk devletinin somut göstergelerinden
biri olan sosyal güvenlik hakkının yer aldığı, Anayasa’nın 60.
maddesinde, “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet,
bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı
kurar” denilmektedir.
Sosyal güvenlik, bireylerin istek ve iradeleri
dışında oluşan sosyal risklerin, kendilerinin ve geçindirmekle
yükümlü oldukları kişilerin üzerlerindeki gelir azaltıcı ve
harcama artırıcı etkilerini en aza indirmek, ayrıca sağlıklı ve
asgari hayat standardını güvence altına alabilmektir. Bu
güvencenin gerçekleştirilebilmesi için sosyal güvenlik
kuruluşları oluşturularak, kişilerin yaşlılık, hastalık,
malûllük, kaza ve ölüm gibi sosyal risklere karşı asgari yaşam
düzeylerinin korunması amaçlanmaktadır.
Anayasa’nın 5. maddesinde, “İnsanın maddi ve
manevi varlığının gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamaya
çalışmak” devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmış
olup, bu kapsam içinde kişileri mutlu kılmak, onların hayat
mücadelesini kolaylaştırmak, insan haysiyetine yaraşır onurlu
bir hayat sürdürmelerini sağlamak gibi hususların da yer aldığı
kuşkusuzdur.
Kişilere sağlanan bu anayasal güvencelerin yaşama
geçirilebilmesi için Devlet tüm çalışanlara sosyal güvenlik
hakkını sağlamak ve bunun için gerekli önlemleri almakla
yükümlüdür. Ancak, bu doğrultuda düzenlemeler yapılırken, sosyal
güvenlik hakkından yararlanacak olanların hukuksal konumları
gözetilerek aynı statüde bulunmayanların bu statülerinin gerekli
kıldığı kurallara bağlı tutulmaları Anayasa’nın 10. maddesinde
belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesinin doğal bir sonucudur.
Bu ilke, hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur.
Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar
karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım
yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle,
aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar
uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır.
Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı
tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi
kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal
durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen
eşitlik ilkesi zedelenmez.
Çalışma yaşamında kimilerinin hukuksal
konumlarından kaynaklanan değişik kurallara bağlı tutulmaları,
diğer çalışanlardan ayrıcalıklı duruma getirilmeleri anlamına
gelmez. Yaptıkları işin özelliği nedeniyle aynı kurallara bağlı
tutulamayanlar için de koşut düzenlemeler getirilerek ekonomik
ve mali haklar yönünden eşitlik sağlanabilir.
Bu durumda, 5510 sayılı Yasa kapsamında bulunan
memurlar ve diğer kamu görevlileri ile diğer sigortalıların aynı
hukuksal konumda bulunup bulunmadıklarının saptanması Anayasal
denetim yönünden önem taşımaktadır.
Anayasa’nın 128. maddesinde Devletin, kamu
iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare
esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle görüleceği, memurların ve diğer kamu
görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri,
hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük
işlerinin kanunla düzenleneceği belirtilerek, memurlar ve diğer
kamu görevlileri maddede sayılan özlük hakları bakımından yasal
güvenceye kavuşturulmuştur.
Anayasa Mahkemesi’nin önceki kararlarında da
belirtildiği gibi, memur statüsü ile emekli statüsü arasında
organik bir bağ bulunduğundan memur statüsünde yapılan
değişiklikler doğal olarak emekli statüsünde de etkisini
göstermektedir. Bu nedenle memurun sosyal güvenlik haklarından
biri olarak emeklilik de Anayasa’nın 128. maddesinde belirtilen
memurların ve diğer kamu görevlilerinin “diğer özlük işleri”
kapsamında aynı yasal güvence içindedir.
Kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli
görevleri yürüten Devlet memurlarının hukuki rejimi çağdaş
personel hukukuna uygun olarak sınıflandırma, kariyer ve liyakat
esaslarına dayanmaktadır. Devlet memurları, görevlerinin
gerektirdiği niteliklere ve mesleklerine göre sınıflara
ayrılmakta, kariyerlerine, yürüttükleri hizmet için gerekli
bilgilerine ve yetişme şartlarına uygun biçimde, sınıflarında en
yüksek derecelere kadar ilerleme imkanı sağlamaktadır. Kamu
hizmetlerine alınmada ve görevde yükselmede ise kamu
personelinin nitelikleri, başarıları, işe bağlılıkları gibi
liyakat ölçütleri dikkate alınmaktadır. Ayrıca, memurlar ve
diğer kamu görevlileri atama işlemiyle idarenin tek taraflı
olarak idare hukuku esaslarına göre önceden nesnel kurallarla
belirlediği statü içine girmekte ve kamu gücünü kullanma
yetkisine sahip bulunmaktadırlar. Bunlara üstlendikleri kamu
hizmetinin karşılığı olarak Devlet bütçesinden maaş, ücret,
ödenek gibi isimler altında ödeme yapılmaktadır. Memurlar ve
diğer kamu görevlilerinin hukuksal konumlarından kaynaklanan
özellikleri, Anayasa kurallarına da yansımış, Anayasa’nın 51.
maddesinde işçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu
alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırlarının
düzenlenmesinin gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak
kanunla yapılması öngörülmüş, 53. maddesinde kamu görevlilerine
ilişkin toplu görüşmelerle ilgili son karar Bakanlar Kurulu’nun
takdirine bırakılmış, 54. maddesinde grev hakkı yalnız işçilere
tanınmış; 68. maddede sayılan kamu görevlileri için siyasi
partilere üye olma yasağı getirilmiş, 70. maddede kamu
hizmetlerine girme hakkına yer verilmiş, 76. maddede belirlenen
kamu çalışanlarının görevlerinden çekilmedikçe aday olmalarına
ve milletvekili seçilmelerine izin verilmemiş, 129. maddede
memurların ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken
işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının kendilerine
rücu edilmek kaydıyla ancak idareye karşı açılabileceği, ceza
kovuşturmasının ise kanunla belirlenen istisnalar dışında
kanunun göstereceği merciin iznine bağlı olduğu belirtilmiştir.
Anayasa’da ayrıca Cumhurbaşkanı, yasama organı üyeleri,
bakanlar, yükseköğretim kurumları üyeleri, hakim ve savcılar,
yüksek mahkeme üyeleriyle ilgili özel düzenlemeler
öngörülmüştür.
Kamu kesimi için özlük hakları olarak
değerlendirilen sosyal güvenlik kapsamındaki haklar da
Anayasa’nın 128. maddesinde belirtilen diğer haklar gibi kamu
hukuku kurallarına bağlı olmasına karşın, işçi ile işveren
arasındaki hak ve yükümlülükler tarafların özgür iradesi ile
belirlenen iş hukuku alanına giren sözleşmelere dayanır. Bu
bağlamda, bir hizmet sözleşmesine dayanarak bir veya birkaç
işveren tarafından çalıştırılan işçiler ile bağımsız
çalışanların zorunlu ve isteğe bağlı olarak sosyal güvenlikleri
de öteden beri memur ve diğer kamu görevlilerinden farklı olarak
prim esasına dayalı sigorta sistemiyle sağlanmaktadır. Prim ise,
yasanın kendilerine karşı güvence sağladığı sosyal risklerden
birinin gerçekleşmesi halinde yapılacak sigorta yardımlarıyla
kurum yönetim giderlerinin karşılığı olarak sigortalı ve
işverenden, sigortalının kazancının veya basamak göstergesinin
belli bir yüzdesi üzerinden alınan parayı ifade etmektedir. İşçi
statüsündeki sigortalılar çalışmalarında İş Kanunu’na, kendi nam
ve hesabına çalışanlar ise 1479 sayılı Yasa’ya tabi oldukları
için, bunların sosyal güvenlik haklarındaki prime dayalı sigorta
esası, özel sigortaya benzer bir nitelik de taşımaktadır.
Tarihi süreç içinde geçmişi “sosyal sigorta”dan
çok daha eskilere dayanan ve memurların sosyal güvenlik hakkının
en önemli güvencesi olan emekli maaşı, önceki hizmetler de
gözetilerek verildiğinden, devletin mali olanaklarının
yeterliliği ve adil ölçüler içinde görevlerinin niteliğine uygun
olmalıdır. Hukuk sistemimizde de bugüne kadar emekli maaşının
hesaplanmasında, belirtilen özellikler dikkate alınarak hizmet
süresi, yaş, görevin önemi, alınan ve alınmakta olan maaşlar ve
kesenekler gibi unsurların etkili olduğu görülmektedir.
Yasa koyucunun Anayasa’nın 7. maddesi uyarınca
sahip olduğu genel düzenleme yetkisi kapsamında bulunan
konuların, 128. maddede özel olarak vurgulanarak yasa ile
yapılmasının Anayasa buyruğu haline getirilmesi, Devletin en
temel işlevlerinden olan kamu hizmetinin görülmesindeki yeri
tartışmasız olan kamu görevlileri için statülerine, yaptıkları
görevin gereklerine uygun, emeklileri için de önceki statüleri
ile uyumlu ayrı yasal düzenleme yapılmasını gerekli kılmaktadır.
Ancak, düzenlemenin aynı hukuksal konumda bulunmayanların bu
özelliklerini ve farklılıklarını yansıtmak koşuluyla aynı veya
başka bir yasa içinde yapılması hususu kuşkusuz yasa koyucunun
takdiri içindedir.Bu durumda, sosyal güvenlik hakkının
yansımalarından biri olan emekli maaşının, sigorta esasına göre
ödenen yaşlılık aylığı ile benzerlikleri bulunsa da amacı ve
özellikleri bakımından önemli farklılıklar gösterdiği bir
gerçektir. Bu farklılıklarına karşın emekli maaşının
hesaplanmasında da yaş, hizmet süresi ve emeklilik kesenekleri
gibi hususların belirleyici olması doğaldır.
Yasa koyucunun, memurlara ödenecek emekli maaşı
ile diğer çalışanlara ödenecek yaşlılık aylığının
hesaplanmasında, bunların benzerliklerini ve farklılıklarını
dikkate alarak, aktüeryal dengeleri bozmadan düzenlemeler
yapması olanağı bulunduğu ve bu konudaki takdirin ise kendisine
ait olduğu açıktır.
Belirtilen nedenlerle, 5510 sayılı Yasa’da, aynı
hukuksal konumda bulunmayan memurlar ve diğer kamu görevlileri
ile bunlar dışında kalan sigortalıların yukarıda belirtilen
özellikleri gözetilmeksizin aynı sisteme bağlı tutulması,
Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırıdır. Dava konusu
düzenlemelerin memurlar ve diğer kamu görevlileri yönünden
iptali gerekir.
Haşim KILIÇ, Sacit ADALI ve Serruh KALELİ bu
görüşlere katılmamışlardır.
Anayasa’nın 56. maddesinin üçüncü fıkrasında,
“Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde
sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi
artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık
kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.
Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal
kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.
Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için
kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir.” denilmektedir. Buna
göre Devlet, sağlık hizmetlerini yürütürken herkesin bu
hizmetten yararlanması amacıyla eşgüdüm sağlayacak genel
esasları belirleyecektir. Maddede yer alan Devletin bu görevini
kamu ve özel kesimdeki sağlık ve sosyal kurumlardan yararlanarak
onları denetleyerek yerine getireceğine ilişkin kural da bu
görüşü doğrulamakta, tüm sağlık hizmetlerinin sadece Devlet
tarafından değil, fakat onun gözetim ve denetimi altında aynı
alanda hizmet veren kurum ve kuruluşlarca da görülebileceğini
ortaya koymaktadır.
5510 sayılı Yasa ile sağlık hizmetlerinin yaygın
bir şekilde görülebilmesini sağlamak amacıyla genel sağlık
sigortası kurulması öngörülmüştür. Yasa’nın genel gerekçesinde
beş farklı emeklilik rejiminin aktüeryal olarak hak ve
yükümlülüklerin eşit olacağı tek bir emeklilik rejimine
dönüştürülmesinin planlandığı, buna koşut olarak sağlık
hizmetlerinin düzenlenmesinde de aynı anlayışın esas alındığı
anlaşılmaktadır. Oysa, yukarıda da belirtildiği gibi memurlar ve
diğer kamu görevlilerinin yürüttükleri kamu hizmetine bağlı
olarak hukuksal konumları, diğer çalışanlardan bir çok bakımdan
farklılıklar göstermektedir.
Çalışmakta olanları ve emeklileri kapsayan genel
sağlık sigortasından yararlanma hakkı da, Anayasa’nın 128.
maddesinde memurlar ve diğer kamu görevlileri için yasayla
düzenlenmesi öngörülen haklar arasında bulunduğundan,
üstlendikleri kamu hizmetinin aksamadan yürütülmesi ve hizmet
alanlar yönünden de olumsuzluklar yaşanmaması için bu hususların
da memurların diğer hakları gibi onlara ilişkin düzenleme içinde
ayrıca yer alması Anayasal bir gerekliliktir.
Açıklanan nedenlerle genel sağlık sigortası
kapsamındaki dava konusu kurallar belirtilen özellikleri
taşımaması nedeniyle memurlar ve diğer kamu görevlileri yönünden
Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırıdır. İptali
gerekir.
Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, A. Necmi
ÖZLER ve Serruh KALELİ bu görüşlere katılmamışlardır.
B- İPTALİ İSTENİLEN KURALLARIN İNCELENMESİ
1- 3. Maddenin (29) Numaralı Bendinin
İncelenmesi
Dava dilekçelerinde, Yasa’nın 3. maddesinin (29)
numaralı bendinin, kamu görevlilerine bağlanacak yaşlılık
aylıklarının bugüne göre daha düşük olmasına yol açacağı gibi
çalışırken ele geçen ile emekli olunduğunda alınacak tutar
arasındaki farkı artıracağı, 506 sayılı Sosyal Sigortalar
Kanunu’nun, 4447 sayılı Yasa’nın 7. maddesiyle değişik 61.
maddesinin ikinci fıkrasına göre emekli aylıklarının en son
temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış
oranı ve gayrisafi yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı
kadar ayrı ayrı arttırılmasının öngörülmesine rağmen, iptali
istenilen kuralla emekli aylıklarına refah payının
yansıtılmadığı, bu nedenlerle kuralın Anayasa’nın 2., 5., 11.,
13. ve 60. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Yasa’nın 3. maddesinin (29) numaralı bendi ile
güncelleme katsayısı, 4. madde
kapsamında sigortalı sayılanların, her yılın Kasım ayına ait
kanunî süresi içinde verilen belgelerindeki prim tahakkukları
üzerinden bulunacak ortalama prime esas günlük kazancın, bir
önceki yılın aynı ayına ait ortalama prime esas günlük kazanca
göre değişim oranı ile her yılın Aralık ayına göre Türkiye
İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel yıllı
tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim oranının
toplamının yarısına (1) tam sayısının ilave edilmesi sonucunda
bulunan değer olarak tanımlanmıştır. Buna göre,
güncelleme katsayısı formülünde iki temel unsur bulunmaktadır.
Birincisi, her yılın Kasım ayına ait
Türkiye’deki bütün sigortalıların
kanunî süresi içinde verilen belgelerindeki prim tahakkukları
üzerinden bulunacak ortalama prime esas günlük kazançtaki bir
önceki yılın aynı ayına ait ortalama prime esas günlük kazanca
göre değişim oranı, ikincisi ise, her yılın Aralık ayına göre
Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel
yıllı tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim
oranıdır. Belirtilen her iki sonucun toplanıp ikiye
bölünmesiyle, güncelleme katsayısı bulunmaktadır.
Yukarıda genel
açıklama bölümünde belirtildiği gibi, memurlar ve diğer kamu
görevlileri dışındaki sigortalılar aynı hukuksal konumda
bulunmadıklarından, Kural memurlar ve diğer kamu görevlileri
yönünden Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırıdır,
iptali gerekir.
Kural, memurlar ve diğer kamu görevlileri dışında
kalan sigortalılar yönünden incelendiğinde ise; güncelleme
katsayısı TÜFE değişim oranının yarısı ile kuralda belirtilen
şekilde Türkiye’deki bütün sigortalıların prim tahakkuklarına
göre hesaplanacak ortalama prime esas günlük kazancın yarısından
oluşmaktadır. Formülde, sadece enflasyon karşısındaki değer
kayıplarını önleyen TÜFE değişim oranının esas alınması, büyüyen
ekonomiden bireye düşecek refah payının gözetilmemesi ve
formüldeki katsayının eksi çıkması olasılığına karşı asgari bir
sınırın da öngörülmemesi sosyal hukuk devleti ve sosyal güvenlik
ilkeleri ile bağdaşmamaktadır.
Bu nedenlerle Kural, Anayasa’nın 2. ve 60.
maddelerine aykırıdır,
iptali gerekir.
Haşim KILIÇ ve Serruh KALELİ bu görüşlere farklı
gerekçe ile katılmışlardır.
Sacit ADALI ise bu
görüşlere katılmamıştır.
Kuralın Anayasa’nın 5. ve 13. maddeleriyle ilgisi
görülmemiştir.
2- 18. Maddenin İkinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Yasa’nın 18. maddesinin ikinci
fıkrasındaki “genel sağlık sigortası dahil prim ve her türlü
borçlarının ödenmiş olması şartıyla” bölümüyle, Yasa’nın 4.
maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre sigortalı
sayılanların hastalıkları halinde geçici iş göremezlik
ödeneğinden yararlanmalarının prim borçlarının bulunmaması
koşuluna bağlandığı, sosyal dayanışmanın alışveriş gibi
görülemeyeceği, serbest meslek mensubunun prim borcu olduğu için
iş göremezlik ödeneğinden yoksun bırakılmasının, sosyal güvenlik
ve sosyal dayanışma ilkelerine uymadığı, sigortalıya
sağlanacak sosyal güvenliğin sosyal dayanışmadan ayrı
düşünülmesinin, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları
Evrensel Bildirgesinin 22. ve 25. maddelerine dolayısıyla
Anayasa’nın 90. maddesine de aykırı olduğu, ayrıca ibaredeki
“her türlü borç” kavramının hangi tür borçları kapsadığının
ve içeriğinin belirsiz olması nedeniyle hukuk güvenliğini
zedelediği, bu nedenlerle bölümün Anayasa’nın 2., 5., 11., 13.,
60. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptali istenilen
bölümün de yer aldığı Yasa’nın 18. maddesinin ikinci fıkrasında
“4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendine göre
sigortalı sayılanlara hastalıkları halinde geçici iş göremezlik
ödeneği, genel sağlık sigortası dahil prim ve her türlü
borçlarının ödenmiş olması şartıyla yatarak tedavi süresince
veya yatarak tedavi sonrası bu tedavinin gereği olarak istirahat
raporu aldıkları sürede ödenir.” denilmektedir.
Geçici iş göremezlik
ödeneği, sigortalının iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve
analık hallerine bağlı olarak iş yerinde veya işinde
çalışamaması nedeniyle, gelir kaybını karşılamak amacıyla Kurum
tarafından yapılan para yardımıdır.
Anayasa’nın 60. maddesinde, Devlete herkesin
sosyal güvenlik hakkını sağlayacak gerekli tedbirleri alma ve
teşkilat kurma görevinin yanında bu görevleri yerine getirmek
için gelir elde etmek, bu gelirleri finansman yöntemlerine göre
değerlendirmek ve sonuçta risklere maruz kalanlara dağıtmak
yükümlülüğü de verilmiştir.
4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi
kapsamındaki sigortalılarda, işçi ve işveren sıfatı
birleştiğinden, diğer sigortalılardan farklı olarak primler
kendilerince ödenecektir. Bir işverene bağlı olarak çalışanların
primlerinin Kuruma ödenmesi ise işverenin sorumluluğundadır.
Dava konusu bölümle prim ve her türlü borçların ödenmiş olması
koşulunun getirilmesi 4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi
kapsamındaki sigortalıların farklı konumlarından
kaynaklanmaktadır. Yasa koyucu primlerin tahsilindeki
güçlükleri de gözeterek, bunların iradi olarak ödenip
ödenmemesine göre toplanmalarında farklı yöntemler öngörebilir.
Bu yöntemlerin belirlenmesi Anayasa’nın 60. maddesinde Devlete
verilen yükümlülüğün de gereğidir.
Diğer taraftan, kuraldaki “her türlü borç”
kavramının, anılan sigortalıların ödemekle yükümlü oldukları
prim ve buna bağlı gecikme zammı ve faiz gibi ödemeleri
kapsadığında kuşku bulunmamaktadır. Bu açıdan kavramın belirsiz
olduğu söylenemez.
Yukarıda açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın
2. ve 60. maddelerine aykırı değildir, iptal isteminin reddi
gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK ve Osman Alifeyyaz
PAKSÜT bu görüşlere katılmamıştır.
Kuralın Anayasa’nın 5., 13. ve 90. maddeleriyle
ilgisi görülmemiştir.
3- 19. Maddenin Dördüncü ve Beşinci
Fıkralarının İncelenmesi
a- Dördüncü Fıkranın İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre
sigortalı sayılanlara, sürekli iş göremezlik geliri verilmesinin
19. maddenin dördüncü fıkrasında “genel sağlık sigortası
dahil prim ve her türlü borçlarının ödenmiş olması” koşuluna
bağlanmasının Anayasa’nın 2., 5., 11., 13., 60. ve 90.
maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının (b)
bendi kapsamındaki sigortalılar için ilk defa öngörülen sürekli
iş göremezlik geliri, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu
oluşan hastalık ve özürler nedeniyle Kurumca yetkilendirilen
sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurulları tarafından verilen
raporlarda meslekte kazanma gücünün en az % 10 oranında
azalmasıyla bağlanmaktadır.
Yasa’nın 18. maddesinin ikinci fıkrasındaki
iptali istenilen kural ile 19. maddesinin dördüncü fıkrasındaki
kural, öngörülen koşul itibarıyla birbirine paralel
niteliktedir.
Bu nedenle, Yasa’nın 18. maddesinin ikinci
fıkrasındaki ret gerekçesi 19. maddenin dördüncü fırkası için de
geçerli olduğundan iptal isteminin reddi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu
sonuca farklı gerekçelerle katılmışlardır.
Şevket APALAK bu
görüşlere katılmamıştır.
Kuralın Anayasa’nın 5., 13. ve 90. maddeleriyle
ilgisi görülmemiştir.
b- Beşinci Fıkranın
İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 19. maddenin iptali istenen
beşinci fıkrasında, aynı statüdeki ve hatta aynı kurumdaki
sigortalılar arasında farklı uygulamalara olanak sağlayan bir
düzenleme yapılmasının, aynı kurumda çalışan ve aynı iş
kazasında aynı oranda sakat kalan ve bu nedenle işten çıkartılan
memur ile işçi arasında farklı bir uygulama yapılması sonucunu
doğurabileceği, bu nedenle kuralın Anayasa’nın 2., 10. ve 11.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kuralla, malûllük veya
yaşlılık aylığına hak kazanamayan Yasa’nın 4. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamındaki sigortalıya ödenen sürekli iş
göremezlik derecesine göre hesaplanacak sürekli iş göremezlik
gelir tutarı ile sürekli tam iş göremezlik geliri arasındaki
farkın, sigortalının görevine son veren kamu kurumu tarafından
Kurum’a ödenmesi, sigortalının tekrar çalışması veya malûllük ya
da yaşlılık aylığına hak kazanması hallerinde ise, sürekli iş
göremezlik gelirinin, sürekli iş göremezlik derecesine göre
ödenmeye devam edilmesi öngörülmektedir.
Kuralda sözü edilen “sürekli tam iş
göremezlik”, sigortalının, iş kazası veya meslek hastalığı
sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle meslekte kazanma
gücünün % 100 oranında azalmış
olduğunun Kurumca tespit edilmesidir. “Sürekli kısmi iş
göremezlik” ise, % 10’dan az olmamak üzere % 100’e varmayan
(yani % 99,99’a kadar) beden gücü ve ruh arızası halidir.
Kural, yukarıda genel
açıklama bölümünde belirtilen gerekçelerle, Anayasa’nın 2., 10.
ve 128. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.
Haşim KILIÇ, Sacit
ADALI ve Serruh KALELİ bu görüşlere katılmamıştır.
4- 27. Maddenin
Birinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
Yasa’nın 27. maddesinin birinci fıkrasında, malûliyet aylığının
9000 gün üzerinden hesaplandığında, aylık bağlama oranının %
55’e veya birinin bakımına muhtaç durumda ise % 65’e karşılık
geldiği, dolayısıyla, 506, 1479, 2926 ve 5434 sayılı kanunlara
tabi sigortalıların sosyal güvenliklerinin bugün mevcut olan
koruma düzeyinin gerisinde kalmasına yol açtığı, ayrıca yaşlılık
aylığının hesaplanmasında aylık bağlama oranlarındaki düşüşler
ile güncelleme katsayısı nedeniyle ortaya çıkması muhtemel reel
kayıpların da bu gerilemeyi artıracağı, sigortalıların malûliyet
aylıklarını düşürecek kuralın, bu nedenle Anayasa’nın 2., 5.,
11., 13., 60. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Kuralla, asgari
malûllük aylığı alma koşullarını taşıyan sigortalılardan, prim
ödeme gün sayısı 9000 günün altında olanlar için, sigortalıların
lehine 9000 gün üzerinden; 9000 gün ve üzerinde olanlar için
ise, toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden 29. madde
hükümlerine göre malûllük aylığının hesaplanması
öngörülmektedir.
Kural, yukarıda genel
açıklama bölümünde belirtildiği üzere, Yasa’nın 4. maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar
yönünden, Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırıdır,
iptali gerekir.
Haşim KILIÇ, Sacit
ADALI ve Serruh KALELİ bu görüşlere katılmamıştır.
Kuralda malûllük
aylığının hesaplanmasında, Yasa’nın 29. maddesi hükümlerine
yapılan yollama nedeniyle, 29. maddenin ikinci fıkrasında
belirtilen hesaplamadaki güncelleme katsayısı uygulanacaktır.
Yasa’nın Anayasa’ya aykırılığı belirlenen 3.
maddesinin (29) numaralı bendindeki güncelleme katsayısının
malûllük aylığının hesabında kullanılması, aynı gerekçelerle
kuraldaki buna ilişkin bölümün de Anayasa’ya aykırılığı sonucunu
doğurur. Bu nedenle, Kuralın “…29 uncu madde hükümlerine göre
hesaplanır…” bölümü, Yasa’nın 4. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamı dışındaki sigortalılar yönünden
Anayasa’nın 2. ve 60. maddelerine aykırıdır,
iptali gerekir.
Sacit ADALI bu görüşe
katılmamıştır.
Kuralın
“…29 uncu madde hükümlerine göre hesaplanır…”
dışındaki bölümü uyarınca, prim ödeme
gün sayısı 9000 günün altında kalanlar için 9000 gün prim
ödenmiş gibi sayılarak bu rakam üzerinden yapılacak aylık
bağlama hesabının malul sigortalı lehine olacağı kuşkusuzdur.
Sigortalı için kazandırıcı nitelikteki bu hakkın sosyal hukuk
devletinin birey lehine bir yansıması olduğunda duraksanamaz. Bu
nedenlerle, anılan bölüm, Yasa’nın 4. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamı dışındaki sigortalılar yönünden
Anayasa’nın 2. ve 60. maddelerine aykırı değildir, iptal
isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın
5., 13. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
5- 28. Maddenin İkinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçelerinde,
Ülkemizde ortalama yaşam süresinin 66 yıl olduğu, tüm
sigortalılar yönünden emekli aylığı bağlama yaş sınırının zaman
içinde de olsa 65’e yükseltilmesinin, gelecek kuşakların
emeklilik hakkına kavuşmasını olanaksız kılacağı, bu niteliği
ile adil, makul ve ölçülü olmadığı, kadın için 58, erkek için 60
yaşını 01.01.2036 gününden önce dolduramayan sigortalıların,
emeklilik yaşını kademeli olarak yükselten kurala bağlı
olacakları ve bunun sonucunda, kendisine emekli aylığı
bağlanabilmesi için 65’e kadar uzanan yaşları beklemek zorunda
kalacakları, kişilerin koşulları kanunla belirlenmiş bir
statüye, devlete ve hukuki istikrara güvenerek girmelerinden ve
kamu görevlisi olmalarından sonra bu statüde kanunla makul
nedeni olmayan ve ölçüsüz biçimde hakları kısıtlayıcı ve özünü
zedeleyici değişiklikler yapılmasının hukuk güvenliği,
kazanılmış hakların korunması ve dolayısı ile hukuk devleti
ilkesi ile bağdaşmadığı, kuralın Anayasa’nın 2., 5., 13., 60. ve
90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kural, yukarıda genel
açıklama bölümünde belirtildiği üzere, Yasa’nın 4. maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar
yönünden, Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırıdır,
iptali gerekir.
Haşim KILIÇ, Sacit
ADALI ve Serruh KALELİ bu görüşlere katılmamıştır.
Yasa’nın 4. maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamı dışında kalan diğer
sigortalılar yönünden ise:
İkinci fıkranın (a)
bendinde, ilk defa 5510 sayılı Yasa’ya tabi olarak sigortalı
olacakların yaşlılık aylığından yararlanabilmeleri için
kadınlarda 58, erkeklerde 60 yaşını doldurmak ve en az 9000 gün
prim ödeme koşulu birlikte aranmaktadır.
Geçici 6. maddenin
yedinci fıkrasının (a) bendinde Yasa’nın 4. maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalılar yönünden, 28.
maddenin ikinci fıkrasında yaşlılık aylığı bağlanmasında
öngörülen 9000 gün prim ödeme koşulunun, 1.1.2007 ilâ 31.12.2007
tarihleri arasında sigortalı sayılanlar için 7100 gün olarak,
1.1.2008 tarihinden itibaren sigortalı sayılanlar için ise her
takvim yılı başında 7100 güne 100 gün eklenmek suretiyle 9000
günü geçmemek üzere 2026 yılına kadar artırılması
öngörülmektedir. Böylece kurala tabi sigortalıların 9000 gün
prim koşuluna kademeli şekilde geçişlerinin sağlanmasının
amaçlandığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, 1479
sayılı Yasa’nın 35. maddesinde de Bağ-Kur sigortalıları için
9000 gün prim gününe karşılık gelen 25 tam yıl prim ödeme koşulu
öngörülmesi nedeniyle norm ve standart birliğinin sağlanması
amacına uygun olarak Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının
(a) bendi kapsamına giren çalışanlar için de aynı gün
sayısındaki prim ödeme koşulunun getirildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda sosyal
güvenlik sistemindeki olumsuzlukların ortadan kaldırılması amacı
ile çalışanların emekli yaş haddi ve prim ödeme gün sayılarının
belirli bir ölçü ve denge gözetilerek yükseltilmesi sosyal
güvenlik hakkını ortadan kaldıran veya onu kullanılamayacak
ölçüde sınırlayan bir düzenleme olarak nitelendirilemez.
Açıklanan nedenlerle,
28. maddenin ikinci fıkrasının (a) bendi
Anayasa’nın 2. ve 60. maddelerine aykırı
değildir, iptal isteminin reddi gerekir.
Fıkranın (b) bendinde
ise, (a) bendinde belirtilen kadınlarda 58, erkeklerde 60 yaş
koşulu 1.1.2036 tarihinden itibaren, iki yılda bir artırılarak
yükseltilmekte, 2048 yılında kadın ve erkek için 65 olarak
öngörülmektedir.
Kuralla ilgili olarak Yasa’nın genel
gerekçesinde, mevcut sosyal güvenlik kurumlarının finansman
konusunda çözülmesi
gereken önemli sorunların bulunduğu, Türkiye’nin nüfus yapısında
orta ve uzun dönemde meydana gelmesi beklenen değişimin de
gözetilerek zorunlu prim ödeme süresinin ve emeklilik yaşının
düzenlendiği, dünya standartlarının altında kalan bu koşulların
düzeltilmediği takdirde sorunların daha da büyüyeceği
belirtilmiştir.
Türkiye’nin demografik
yapısı konusunda veri olarak kabul edilen resmi belgelerde
ortalama yaşam süresinin yükseldiği, çalışabilir nüfusun yaşlı
nüfusa oranının azaldığı ve nüfusun hızla yaşlandığı
belirtilmektedir. Buna karşın, sosyal güvenlik kurumlarına bağlı
olarak çalışanların emeklilikleri için öngörülen yaş haddinin
aynen korunması durumunda Kurumun finansman sorununun daha da
büyüyeceği gözetildiğinde bu sınırın aktüeryal dengelere göre
zaman içinde yükseltilmesinin yasa koyucunun takdirinde olduğu
açıktır.
Kaldı ki, Uluslararası
Çalışma Örgütü (ILO) “Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Hakkında
102 Sayılı Çalışma Sözleşmesi”nin 25. maddesinde, yaşlılık
yardımının yapılabilmesi için mevzuatla belirlenecek yaş
haddinin 65 yaşından yukarı olmaması gerektiği belirtilmiştir.
Öte yandan, kuralın
1.1.2007’den itibaren ilk defa sigortalı olacaklar için
uygulanacak olması, ne zaman emekli olunacağının öngörülebilmesi
ve 1.1.2036 yılından başlayarak kademelendirilmesi, bazı iş
kollarında çalışanlar ile sigortalıların özel durumları
gözetilerek Kurala 28. maddede istisnalar getirilmesi karşısında
düzenlemenin adil ve makul olmadığından söz edilemez.
Bu durumda 28.
maddenin ikinci fıkrasının (b) bendi
Anayasa’nın 2. ve 60. maddelerine aykırı
değildir, iptal isteminin reddi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR,
Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu
görüşlere katılmamıştır.
Kuralın Anayasa’nın
5., 13. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
6- 29. Maddenin Birinci, İkinci, Üçüncü ve
Beşinci Fıkralarının İncelenmesi
Dava dilekçelerinde,
Yasa’nın 29. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında,
Emekli Sandığı iştirakçileri yönünden göreve başladıkları
yıllarda daha düşük olan aylık öğeleri üzerinden hesaplanan
prime esas kazançlarının yaşlılık aylığının belirlenmesinde
dikkate alınması nedeniyle sonuca etkili olacağı, yaşlılık
aylığı bağlama oranının düşürüldüğü de gözetildiğinde, kamu
görevlilerine bağlanacak yaşlılık aylıklarının bugüne göre daha
düşük olmasına yol açacağı ve çalışırken ele geçen toplam tutar
ile emekli olunduğunda alınacak toplam tutar arasındaki farkın
yeniden artacağı, 506, 1479 ve 5434 sayılı yasalara tabi
sigortalılar açısından güncelleme katsayısı ve aylık bağlama
oranlarında düşüşler olacağı, diğer bir anlatımla daha az emekli
aylığı bağlanması ve dolayısıyla yaşlılık riski karşısında
koruma düzeyinde önemli ölçüde azalmalar olması gibi sonuçlar
doğuracağından Yasa’nın 29. maddesinin; birinci ve beşinci
fıkralarının 4. maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına
giren sigortalılar yönünden, ikinci ve üçüncü fıkralarının ise
tüm sigortalılar yönünden Anayasa’nın 2., 5., 10., 11., 13. ve
90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Yaşlılık aylığının
hesaplanması yöntemine ilişkin olarak, 29. maddenin birinci
fıkrasında yaşlılık aylığının nasıl hesaplanacağı, ikinci
fıkrasında bu hesapta geçen ortalama aylık kazancın nasıl
bulunacağı, üçüncü fıkrasında, birinci fıkradaki hesapta geçen
aylık bağlama oranlarının 1.1.2007 ilâ 31.12.2015 tarihleri
için % 2.5; 1.1.2016 tarihinden itibaren ise % 2 olacağı ve
aylık bağlama oranının %
90’ı geçmeyeceği, beşinci fıkrasında ise yukarıdaki şekilde
hesaplanan aylığın başlangıç tarihine göre nasıl artırılacağı
öngörülmektedir.
29. maddenin birinci,
ikinci, üçüncü ve beşinci fıkraları, yukarıda genel açıklama
bölümünde belirtildiği üzere, Yasa’nın 4. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar yönünden,
Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırıdır, iptali
gerekir.
Haşim KILIÇ ve Serruh
KALELİ maddenin, Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendi kapsamındaki sigortalılar yönünden birinci, ikinci ve
beşinci fıkralarının iptaline farklı gerekçelerle
katılmışlardır.
Anayasa’nın 65.
maddesine göre Devletin sosyal ve ekonomik alanlardaki
görevlerini mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine
getireceği gözetildiğinde, 29. maddenin üçüncü fıkrasındaki
kural, 4. maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına
girenler dışındaki sigortalılar yönünden Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine aykırı değildir, iptal isteminin reddi gerekir.
Öte yandan, ikinci
fıkradaki ortalama aylık kazancın hesaplanmasında Yasa’nın 3.
maddesinin (29) numaralı bendindeki güncelleme katsayısı
uygulanacaktır. Yasa’nın 4. maddesinin (a) ve (b) bendi
kapsamındakiler yönünden Yasa’nın
3. maddesinin Anayasa’ya aykırılığı belirlenen (29) numaralı
bendindeki güncelleme katsayısının bu kuralda da uygulanacağının
öngörülmesi nedeniyle ikinci fıkradaki kural Anayasa’nın 2. ve
60. maddelerine aykırıdır,
iptali gerekir.
Birinci, ikinci, üçüncü ve beşinci fıkralardaki
kuralların iptali yönünden Sacit ADALI bu görüşlere
katılmamıştır.
Haşim KILIÇ ve Serruh KALELİ, maddenin üçüncü
fıkrasının Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi
kapsamına giren sigortalılar yönünden iptaline ilişkin görüşlere
katılmamıştır.
Kuralların Anayasa’nın
5., 13. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
7- 30. Maddenin
Dördüncü Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
sosyal güvenlik destek priminde yapılan artışların, sistemin
açık yükünün mevcut sigortalılara yükletilmesine yol açacağı,
yurttaşların emeklilik dönemlerinde de çalışmaya devam
etmelerinin nedeninin, kazanma hırsı veya servet edinme arzusu
değil, insan onuruna yaraşmayan yaşlılık aylığı ile geçinmek
zorunda bırakılmalarının olduğu, sosyal güvenlik destek primi
oranlarındaki bu artışların, tüm emekli sigortalıların çalışma
hayatı dışına itilmeleri sonucunu doğuracağı, kuralın, sosyal
dışlayıcılığı engelleyen asgari bir sınırın varlığını göz önünde
tutmadığından “sosyal devlet” ilkesi ile bağdaşmadığı ve sosyal
devletin asli görevlerinden olan vatandaşların sosyal güvenlik
haklarını sağlama ödevini gereğince yerine getirmesini
engelleyerek sosyal güvenlik haklarını adil ve makul olmayan
biçimde, ölçüsüzce sınırlandırdığı, bu nedenlerle Anayasa’nın
2., 5., 11., 13., 60. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
30. maddenin üçüncü
fıkrasına göre, yaşlılık aylığı almakta iken sigortalı olarak
yeniden çalışmaya başlayanların veya yabancı bir ülke mevzuatı
kapsamında çalışmaya veya ikamete dayalı sosyal yardım almaya
başlayanların yaşlılık aylıkları, çalışmaya başladıkları veya
ikamete dayalı sosyal yardım almaya başladıkları tarihi takip
eden ödeme dönemi başında kendiliğinden kesilecektir.
Yasa’nın 30.
maddesinin dördüncü fıkrasıyla, yaşlılık aylığı almakta iken
5510 sayılı Yasa’ya tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar
veya 4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında
faaliyete devam edeceğini beyan edenlerin, aylıklarının
kesilmemesi için yazılı istekte bulunmaları halinde, 80. maddeye
göre tespit edilen prime esas kazançları üzerinden 81. maddenin
(e) bendi gereğince sosyal güvenlik destek primi alınması
öngörülmektedir.
Bu durumda kural,
yaşlılık aylığı almakta iken Yasa’nın 4. maddesinin birinci
fıkrasının (a) veya (b) bendi kapsamında yeniden çalışmaya
başlayanlar için uygulanacaktır.
Yasa’nın 81.
maddesinin (e) bendi uyarınca, sosyal güvenlik destek primi
oranı, maddenin (a), (c) ve (f) bentlerinde belirtilen prim
oranlarının toplamı kadardır. Sigortalı ve işveren hissesi bu
bentlerde belirtilen oranlardadır. Buna göre, Yasa’nın 4.
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamına giren
sigortalılar için %14’ü sigortalı tarafından, %19,5 ilâ %25
arası işvereni tarafından; birinci fıkranın (b) bendi kapsamına
giren sigortalılarda ise, işçi ve işveren sıfatı sigortalıda
birleştiğinden bunlar için %33,5
ilâ %39
oranındaki sosyal güvenlik destek primi kendileri tarafından
ödenecektir.
Kuralla, yaşlılık
aylığı almakta iken Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının
(a) bendi kapsamında yeniden çalışmaya başlayan sigortalılar
için, önceden % 7,5 olan sosyal güvenlik destek primi % 14’e
yükseltilirken; Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının (b)
bendi kapsamında yeniden çalışmaya başlayan sigortalılar için %
10 olan oran, % 33,5 ilâ % 39’a yükseltilmektedir.
Anayasa’nın 2.
maddesinde belirtilen sosyal hukuk devletinde, sosyal güvenliğin
sağlanabilmesi için sigortalıların katkısı zorunlu bulunmakta
ise de, bu katkının adil ve ölçülü olmasının da gözetilmesi
gerekir.
Yasa’nın 4. maddesinin
birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerindeki sigortalılar için
öngörülen sosyal güvenlik destek primi oranları, anılan (b)
bendi kapsamındaki sigortalılar yönünden sigorta primlerinin
tamamının kendileri tarafından ödeneceği de gözetildiğinde, % 10
olan prim oranının % 33,5 ilâ % 39’a yükseltilmesi makul ve
ölçülü olarak kabul edilemez.
Kuralın “… 81 inci
maddenin (e) bendi gereğince sosyal güvenlik destek primi
alınır.” bölümü Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının
(b) bendi kapsamındaki sigortalılar yönünden Anayasa’nın 2., 5.
ve 60. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.
Kuralın Anayasa’nın
13. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
Diğer sigortalılara
uygulanan prim oranları yönünden bir ölçüsüzlük bulunmadığı
sonucuna varıldığından bölüm, Anayasa’nın 2. ve 60. maddelerine
aykırı değildir, iptal isteminin reddi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR ve
Serruh KALELİ bu görüşe katılmamıştır.
Sosyal devlet
ilkesinin gerçekleştirilebilmesi için sosyal sigortacılık
faaliyetinin sürdürülebilmesine yönelik bir uygulama olduğu
anlaşılan, kuralın iptal edilen bölüm dışında kalan kısmı,
Anayasa’nın 2. ve 60. maddelerine aykırı değildir, iptal
isteminin reddi gerekir.
8- 31. Maddenin
Birinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
5510 sayılı Yasa’nın 31. maddesinin birinci fıkrasının, 3.
maddenin (29) numaralı bendi de gözetildiğinde, Anayasa’nın 2.,
10. ve 60. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kuralla, 28. maddenin birinci fıkrasındaki,
yaşlılık sigortasından sigortalıya sağlanan haklardan “toptan
ödeme” konusu hükme bağlanmakta, Yasa’nın 3. maddesinin (29)
numaralı bendindeki güncelleme katsayısı ile hesaplama
öngörülmektedir.
Kural, yukarıda genel
açıklama bölümünde belirtildiği üzere, Yasa’nın 4. maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar
yönünden, Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırıdır,
iptali gerekir.
Haşim KILIÇ ve Serruh
KALELİ kuralın iptaline farklı gerekçelerle katılmışlardır.
Yasa’nın 3. maddesinin Anayasa’ya aykırılığı
belirlenen (29) numaralı bendindeki güncelleme katsayısının, bu
kuralda da uygulanacağının öngörülmesi nedeniyle birinci
fıkradaki kural, Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendi kapsamı dışındaki sigortalılar yönünden Anayasa’nın 2. ve
60. maddelerine aykırıdır,
iptali gerekir.
Sacit ADALI bu
görüşlere katılmamıştır.
9- 40. Maddedeki
Cetvelin 8., 12., 13. ve 14. Sıralarındaki Düzenlemelerin
İncelenmesi
Dava dilekçelerinde,
40. maddedeki düzenleme ile fiili hizmet zammı eklenmesi gereken
kimi ağır ve çalışanı yıpratıcı işleri yapanlar arasında ayırım
yapılmış olduğundan aynı hukuksal durumda bulunanlar arasında
eşitsizliğe yol açıldığı, Cetvelin, 8., 12., 13. ve 14.
sıralarındaki kişilere çalışmaları nedeniyle fiili hizmet süresi
zammından yararlanmaları mümkün kılındığı halde, kamu dışında
benzer çalışmaları yürütenlerin fiili hizmet süresi zammından
yararlandırılmadıkları için Cetvelin 8., 12., 13. ve 14.
sıralarındaki düzenlemelerin Anayasa’nın 2., 10. ve 11.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Yasa’nın 40.
maddesinde, cetvelde gösterilen sigortalılar için, her 360 gün
(1 yıl) için karşılarında gösterilen prim gün sayılarının fiili
hizmet zammı olarak eklenmesi öngörülmüştür.
Cetvelin;
(8) numaralı
sırasında, “Asaleti onaylanmış olmak şartıyla adaylıkta
geçirilen süreler dahil polis, komiser yardımcısı, komiser, baş
komiser, emniyet amiri, emniyet müdürleri ile bu ve daha yukarı
maaş ve derecelerdeki emniyet mensupları, Milli İstihbarat
Teşkilatı mensupları”,
(12) numaralı
sırasında, “Türkiye Radyo - Televizyon Kurumunda haber hizmetini
yapan ve haber hizmetlerinde fiilen çalışan; Daire Başkanı,
Başkan Yardımcısı, Müdür, Müdür Yardımcısı, Şef, Muhabir,
Stajyer Muhabir, Başspiker, Redaktör Spiker, Spiker, Stajyer
Spiker, Masa Şefi, Başkameraman, Şef Kameraman, Kameraman,
Kamera Asistanı, Başmontajcı, Şef Montajcı, Montajcı, Stajyer
Montajcı, Redaktör, Mütercim, Fotoğrafçı, Işıkçı, Sesçi,
Başteknisyen, Şef Teknisyen, Teknisyen, Başteleksçi, Şef
Teleksçi, Teleks Operatörü”
(13) numaralı
sırasında, “Tarım Bakanlığı Ziraî Mücadele ve Karantina
Teşkilatı ile Veteriner Teşkilatında vazife gören memur ve
hizmetliler”,
(14) numaralı
sırasında, “Devlet Tiyatrosu sanatkârları, Cumhurbaşkanlığı
Senfoni Orkestrasının şef ve üyeleri”
yer almaktadır.
Maddeyle, fiili hizmet
zammı süresinin sigortalılık süresine ilave edilmesine ilişkin
uygulamaya son verilerek, bu sürelerin prim ödeme gün sayısına
ilave edilmesi uygulaması getirilmiştir.
40. maddede yer alan
Cetvelin 8., 12., 13. ve 14. sıralarındaki düzenlemeler,
yukarıda genel açıklama bölümünde belirtildiği üzere, Yasa’nın
4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına giren
sigortalılar yönünden, Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine
aykırıdır, iptali gerekir.
Serruh KALELİ,
Cetvelin 12. ve 14. sıralarındaki düzenlemelerin iptaline farklı
gerekçeyle katılmıştır.
Haşim KILIÇ ve Sacit
ADALI bu görüşlere tümüyle
katılmamış, Serruh KALELİ ise
Cetvelin 8. ve
13. sıralarındaki düzenleme yönünden bu görüşlere
katılmamıştır.
10- 46. Maddenin Dördüncü ve Beşinci
Fıkralarının İncelenmesi
Dava dilekçelerinde, 46. maddenin dördüncü
fıkrasının, TC. Emekli Sandığı iştirakçisi olanlar hakkında 82.
maddedeki üst sınırın aranmayacağını belirtilerek, aylık
gelirlerinin tümünden prim kesintisinin yapılmasının olanaklı
kılındığı, bu durumun görev aylıklarının azalmasına neden
olacağı, ayrıca aynı hukuki statü içinde diğer sigortalılarla
karşılaştırıldığında eşitlik ilkesine aykırı davranılması
nedeniyle Anayasa’nın 2., 5., 10. ve 60.;
beşinci fıkrasının
ise, aynı tarihte ve aynı kurumda işe başlayıp çalıştıkları
sürece hastalık nedeniyle istirahatlı kalan memur ve işçinin,
farklı zamanlarda emeklilik hakkını kazanmasına yol
açabileceğinden Anayasa’nın 2., 10. ve 11. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Kuralın dördüncü ve
beşinci fıkraları, yukarıda genel açıklama bölümünde
belirtildiği üzere, Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının
(c) bendi kapsamına giren sigortalılar yönünden, Anayasa’nın 2.,
10. ve 128. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.
Haşim KILIÇ, Sacit
ADALI ile Serruh KALELİ bu görüşe katılmamıştır.
11- 55. Maddenin
İkinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçelerinde
kuralda, yalnızca yıllık TÜFE oranı kadar artırma
öngörülmesinin, ulusal gelirdeki artış payının emekli
aylıklarına yansıtılmamasının, emeklilerin ulusal gelirden
aldıkları payın daha da gerilemesine neden olacağı, 55. maddenin
ikinci fıkrasının, 4447 sayılı Yasa’nın 24. maddesiyle
değiştirilen 5434 sayılı Yasa’nın Ek 9. maddesinin birinci
fıkrasının Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa’ya aykırı
görülerek iptal edilmesine rağmen, Anayasa’nın 153. maddesi
dikkate alınmaksızın, çalışan memurların maaş artışı ile emekli
memurların maaş artışı arasında olduğu gibi, daha önce aynı
görevlerde bulunan eski ve yeni emeklilerin maaşları arasında da
büyük farkların ortaya çıkmasına neden olacak bir sistem
getirilmesi nedeniyle kuralın Anayasa’nın 2., 5., 10., 11., 60.
ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
55. maddenin ikinci
fıkrasında, 5510 sayılı Yasa’ya göre bağlanacak gelir ve
aylıkların, her yılın Ocak ve Temmuz ödeme tarihlerinden geçerli
olmak üzere, bir önceki altı aylık döneme göre Türkiye
İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel yıllı
tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim oranı kadar
artırılarak belirleneceği öngörülmüştür.
Kural, yukarıda genel
açıklama bölümünde belirtildiği üzere, Yasa’nın 4. maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar
yönünden, Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırıdır,
iptali gerekir.
Haşim KILIÇ ve Serruh
KALELİ kuralın iptaline farklı gerekçelerle katılmışlardır.
55. maddenin ikinci
fıkrasındaki “Bu Kanuna göre bağlanan gelir ve aylıklar…”
bölümü, 29. maddeye göre yapılacak aylık hesaplamasında,
Yasa’nın 3. maddesinin Anayasa’ya aykırılığı belirlenen (29)
numaralı bendindeki güncelleme katsayısının uygulanacak olması
nedeniyle Yasa’nın 4. maddesinin (a) ve (b) bendi
kapsamındakiler yönünden Anayasa’nın 2. ve 60. maddelerine
aykırıdır, iptali gerekir.
Kural, Anayasa’ya
aykırı bulunarak iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 153.
maddesi yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sacit ADALI bu
görüşlere katılmamıştır.
Öte yandan, 55.
maddenin ikinci fıkrasının kalan bölümü ise, Anayasa’nın 65.
maddesine göre Devletin sosyal ve ekonomik alanlardaki
görevlerini mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine
getireceği gözetildiğinde, Yasa’nın 4. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamına girenler dışındaki sigortalılar
yönünden Anayasa’nın 2. ve 60. maddelerine aykırı değildir,
iptal isteminin reddi gerekir.
12- 63. Maddenin Birinci Fıkrasının (d) Bendi
İle İkinci Fıkrasının İncelenmesi
a- Birinci Fıkranın
(d) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçelerinde,
5510 sayılı Yasa’nın 63. maddesinin birinci fıkrasının (d)
bendindeki, 18 yaşını doldurmayanlar ile 45 yaş ve üzerindeki
kişilerin diş protez giderlerinin yarısının Kurumca ödeneceğine
ilişkin düzenlemeyle diş protez giderlerinde yaşa bağlı
sınırlama getirildiği ve 18-45 yaş arasındaki kişilerin diş
protez giderlerinin de Kurumca karşılanmayacağı, Sosyal Güvenlik
Kurumu kapsamı içinde, aynı sosyal risklere karşı asgari
ölçülerde güvence altında bulunan ve aynı kurallara bağlı olan
sigortalıların, aynı hukuki statü içinde özdeş halde bulunan
kişiler olduğu, aynı durumda bulunan kişilerin yasanın öngördüğü
haklardan aynı esaslara göre yararlandırılmalarının eşitlik
ilkesinin gereği olduğu, bireyin yaşamının dönemleri arasında
farklı uygulama öngören kuralın Anayasa’nın 2., 5., 10., 56. ve
60. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Yasa’nın 63.
maddesinde, genel sağlık sigortalıları ile bakmakla yükümlü
oldukları kişilerin, giderleri Sosyal Güvenlik Kurumunca
karşılanacak sağlık hizmetleri düzenlenmektedir. Maddenin (d)
bendinin iptali istenilen bölümünde ise, 18 yaşını
doldurmayanlar ile 45 yaş ve üzerindeki kişilerin diş protez
giderlerinin 72. maddeye göre belirlenen tutarının % 50’sinin
Kurum tarafından karşılanacağı belirtilerek diş protez
giderlerinde yaşa bağlı sınırlama getirilmiştir.
Kural, yukarıda genel
açıklama bölümünde belirtildiği üzere, Yasa’nın 4. maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar
yönünden, Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırıdır,
iptali gerekir.
Tülay TUĞCU, Haşim
KILIÇ, Sacit ADALI, A. Necmi ÖZLER ve Serruh KALELİ
bu görüşlere katılmamışlardır.
Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendi kapsamı dışında kalan genel sağlık sigortası
kapsamındakiler yönünden ise:
Anayasa’nın 56. maddesinin üçüncü fıkrasında
Devletin herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde
sürdürmesini sağlamakla yükümlü olduğu, son fıkrasında da sağlık
hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla
genel sağlık sigortası kurulabileceği öngörülmektedir. Ancak bu
maddede Devlete verilen görevin Anayasa’nın 65. maddesinde
belirtilen mali kaynakların yeterliliği ölçüsü ile
sınırlı olduğu kuşkusuzdur.
5510 sayılı Yasa ile
kurulan genel sağlık sigortası,
sosyal sigortacılık ilkelerine dayalı olarak, alınan primler ile
sağlık hizmetleri finanse edilen kişilerin sayısı ve bunlara
sağlanan sağlık hizmetlerinin kapsamı ve süresi arasında bir
denge kurulmasını ve sistemin hakkın özünü zedelemeyecek şekilde
kimi sınırlamalar getirilerek finansal açıdan sürdürülebilir
olmasını gerekli kılmaktadır.
Yasa’yla herkes için genel sağlık sigortası
getirilerek, ilk defa ağız ve diş sağlığı koruyucu sağlık
hizmetleri kapsamına alınmakla birlikte 18 yaşını doldurmamış
veya 45 yaşından gün almış kişilerin diş protezlerinin 72.
maddeye göre belirlenen tutarının % 50’sinin Kurumca finansmanın
sağlanacağı belirtilmektedir. Ayrıca travmaya ve onkolojik
tedaviye bağlı protez uygulamalarında böyle bir sınırlama
öngörülmemektedir.
Genel sağlık sigortasının tüm nüfusu kapsaması
nedeniyle diş protez giderlerinin karşılanmasında belirli yaş
gruplarına ödeme yapılmaması ya da bazılarına belli oranda ödeme
yapılması Devletin mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yasa
koyucunun takdirindedir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural,
Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına
girenler dışındaki genel sağlık sigortası sigortalıları yönünden
Anayasa’nın 2., 5. ve 56. maddelerine aykırı değildir, iptal
isteminin reddi gerekir.
Şevket APALAK bu görüşlere katılmamıştır.
Kuralın Anayasa’nın 10. ve 60. maddeleriyle
ilgisi görülmemiştir.
b- İkinci Fıkranın
İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 63.
maddenin ikinci fıkrasının, finansmanı sağlanacak sağlık
hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile bu maddenin (f)
bendinde belirtilen sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını
ve kullanım sürelerini belirleme konusunda Sosyal Güvenlik
Kurumuna yetki verdiği, bu yetkinin hastaya verilecek kan ve kan
ürünleri ile harçları, kişisel tıbbi malzemelerin miktar ve
süresini belirlemeyi de içermesi, dolayısıyla sağlık hakkını
sınırlaması nedeniyle, Anayasa’nın 2., 11., 17., 56. ve 60.
maddelerine, ayrıca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin
kapsamını belirlemeyi de içermesi nedeniyle Anayasa’nın 6., 7.,
8. ve 123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Yasa’nın 63. maddesinin ikinci fıkrasında,
“Kurum, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve
tedavi yöntemleri ile (f) bendinde belirtilen sağlık
hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini
Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirlemeye yetkilidir.
Kurum, bu amaçla bilimsel komisyonlar kurar, ulusal ve
uluslararası tüzel kişilerle işbirliği yapabilir.”
denilmektedir.
Yasayla düzenleme, konunun tüm ayrıntılarının
yasayla belirlenmesini değil, temel ilkelerin, ölçü ve
sınırların yasada gösterilip uzmanlık ve teknik konulara yönelik
ayrıntıların düzenlenmesinin yürütme organına bırakılmasını
ifade eder.
Yasa’nın 63. maddesinde finansmanı sağlanan
sağlık hizmetleri ve süresi belirtildikten sonra, 64. maddesinde
Kurumca sağlanmayacak sağlık hizmetleri açıkça gösterilmiştir.
63. maddenin ikinci fıkrası ile Kuruma verilen
yetki, bir sağlık hizmetinin kapsama alınması ya da alınmamasını
saptama değil, sağlık hizmetinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile
(f) bendinde sayılan sağlık hizmetlerinin türlerini,
miktarlarını ve kullanım sürelerini, Sağlık Bakanlığının
görüşünü alarak belirlemektir.
Sağlık hizmetlerinin çeşitliliği, teşhis ve
tedavi yöntemlerindeki bilimsel gelişmeler karşısında bu
yöntemlerin yasada belirlenmesinin işin niteliğine uygun
olmadığı, ayrıca Kurumun bu belirlemeyi bilimsel komisyonlar
kurarak ulusal ve uluslar arası tüzel kişilerle iş birliği
içinde gerçekleştirebileceği gözetildiğinde kuralın, Anayasa’nın
7. maddesinde belirtilen yetki devrini içermediği sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 7. ve 8.
maddelerine aykırı değildir, iptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 6. ve 123. maddeleriyle
ilgisi görülmemiştir.
Dava dilekçesinde, 5510 sayılı Yasa’nın 67.
maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen genel
sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlık
hizmetlerinden ve diğer haklardan yararlanabilmeleri için sağlık
hizmeti sunucusuna başvurdukları tarihten önceki son bir yıl
içinde toplam 30 gün genel sağlık sigortası prim ödeme gün
sayısının olması şartının yanı sıra sağlık hizmeti sunucusuna
başvurdukları tarihte kısa ve uzun vadeli sigorta primleri dahil
genel sağlık sigortası prim borçlarının da bulunmaması koşulunun
öngörülmesinin, sosyal devletin asli görevlerinden olan
vatandaşların sosyal güvenlik haklarını sağlama ödevini adil,
makul ve ölçüsüzce sınırlandırdığından sosyal devlet, demokratik
toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük ilkeleri ile
de bağdaşmadığı belirtilerek, kuralın Anayasa’nın 2., 5., 11.,
13., 60. ve 90. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Yasa’ya göre, sağlık hizmetlerinden yararlanma
“hizmet almak için başvurulan tarihten önceki bir yıl içinde,
toplam 30 gün genel sağlık sigortası primi ödemiş olmak”
koşuluna bağlanmıştır. Ayrıca, köy ve mahalle muhtarları,
bağımsız çalışanlar, isteğe bağlı sigortalılar, Türkiye’de
oturmayan Türk vatandaşları, oturma izni almış olan yabancılar
ve herhangi bir şekilde genel sağlık sigortası kapsamına
alınmamış olanlardan kısa ve uzun vadeli sigorta dalları ve
genel sağlık sigortası prim borcu olmaması koşulu da
aranmaktadır.
Kısa ve uzun vadeli sigorta dalları ve genel
sağlık sigortası prim borcu bulunmaması koşulunun arandığı
kişilerin ortak özelliği prim sorumluluk ve yükümlülüğünün
kendilerinde olmasıdır. Ayrıca Yasa’nın geçici 12. maddesinin
son fıkrası gereğince prim borcu olmama koşulunun, 5510 sayılı
Yasa’nın yürürlüğe girmesinden sonra tahakkuk edecek prim
borçları için uygulanacağı anlaşılmaktadır.
Sosyal Güvenlik Kurumunun amacına uygun olarak
hizmet verebilmesi sahip olduğu parasal kaynaklara bağlı
olduğundan, temel kaynağı prim olan bu Kurumda sigortalıların
kuralda belirtilen süre kadar prim ödemek suretiyle Kurum ile
ilişkilerini devam ettirmelerini ve Kurumun sağlayacağı
haklardan bu suretle yararlanmalarını öngören böyle bir
düzenleme sistemin doğal bir sonucudur.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural,
Anayasa’nın 2. ve 60. maddelerine aykırı değildir, iptal
isteminin reddi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK ile Osman
Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşlere katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 5., 13. ve 90. maddeleriyle
ilgisi görülmemiştir.
Dava dilekçesinde, 68. maddede düzenlenen
katılım paylarının,
Anayasa’nın 73. maddesinde belirtilen vergi, resim, harç benzeri
mali yükümlülüklerden olduğu, Anayasa’nın Bakanlar Kurulunca
kullanılmasına imkan tanıdığı bu yetkinin Kuruma verildiği, bu
nedenlerle kuralın Anayasa’nın 2., 5., 11., 60. ve 73.
maddelerine; ayrıca emekli ve malûllük, dul ve yetim aylığı alan
sigortalılardan katılım payı alınmasının öngörmesi nedeniyle de
Anayasa’nın 2., 5. ve 60. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Kural, yukarıda genel
açıklama bölümünde belirtildiği üzere, Yasa’nın 4. maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar
yönünden, Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırıdır,
iptali gerekir.
Tülay TUĞCU, Haşim
KILIÇ, Sacit ADALI, A. Necmi ÖZLER ve Serruh KALELİ
bu görüşlere katılmamışlardır.
Yasa’nın 68. maddesinde katılım payı, hekim ve
diş hekimi muayenesi için % 2, ortez, protez ve ayakta
kullanılan ilaçlar için ise % 10 ilâ % 20 arasında Kurumca
belirlenecek miktar olarak belirtilmiştir. Yasa’nın 3.
maddesinin (26) numaralı bendinde; “Katılım payı: Sağlık
hizmetlerinden yararlanabilmek için, genel sağlık sigortalısı
veya bakmakla yükümlü olduğu kişiler tarafından ödenecek tutarı
ifade eder” şeklinde tanımlanmıştır.
Buna göre, katılım payı, kişinin, ilaç, ayakta tedavi gibi
sağlık yardımları için belli oranda giderlere katılmasıdır.
Ücret, aidat, kesenek,
harç, katılma payı, fon payı, katkı payı gibi adları ne olursa
olsun parasal yükümlülük ya da ödemelerin Anayasa’nın 73.
maddesi kapsamında mali yükümlülük sayılabilmesi için ödemenin
kamu gideri niteliğinde ve kamu hizmeti karşılığı olması, tek
taraflı irade ile alınması, kamu gücüne dayanması, zorunlu
olması, ödenmemesi halinde hukuki yolla tahsili, devlet tüzel
kişiliği, kamu tüzel kişiliği ya da kamu kurumu niteliğinde
meslek kuruluşları tarafından tahsil
edilmesi ve yasa ile konulması gerekir.
Kuraldaki tutarın normalde kişilerin kendilerinin
karşılaması gereken sağlık giderlerinin Devletçe karşılanması
nedeniyle kendilerinden istenilen katkı payı olduğu ve bu
yönüyle Anayasa’nın 73. maddesindeki vergi, resim ve harç
benzeri mali yükümlülük niteliğinde olmadığı anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, sağlık
yardımları için sigortalıdan katkı payı alınabileceği
uluslararası sözleşmelerde de öngörülmüştür. “Sosyal
Güvenliğin Asgari Normlarına İlişkin” Uluslararası Çalışma
Örgütü’nün 102 sayılı Sözleşmesi’nin 10. maddesinde, sağlık
yardımından faydalananlar veya bunların aile reislerinin,
hastalık halinde yapılacak sağlık yardımı masraflarına iştirak
ettirilebileceği belirtilmekte, bunun ilgiliye ağır bir yük
getirmeyecek şekilde tespit edilmesi öngörülmektedir.
Avrupa Konseyi
çerçevesinde oluşturulan Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesine
göre de, korunan kimselerin doğrudan katkıda bulunmaları
olanaklıdır. Türkiye, belirtilen iki sözleşmeye de katılarak
onaylamıştır.
Açıklanan nedenlerle,
dava konusu kural, genel sağlık sigortası kapsamındaki diğer
sigortalılar yönünden Anayasa’nın 2., 5. ve 60. maddelerine
aykırı değildir, iptal isteminin reddi gerekir.
Dava dilekçesinde, sosyal hukuk devletinde
devletin yurttaşlarının sağlık hakkının istismar edilmemesi için
onu koruyacak önlemleri almasının temel görevi olduğu, sistemin
öngördüğü koşulları yerine getirmiş olan sigortalı hastadan
başkaca hiçbir ücret alınmadan sağlık yardımının yapılması
gerekirken otelcilik hizmeti adı altında fark ücretinin ve
öğretim üyesi muayene ücretinin alınmasının hastaların
istismarına yol açacak nitelikte olduğu, sağlık hakkını
ölçüsüzce ve özünden zedeleyerek Anayasa’nın 13. maddesine
aykırı biçimde sınırlandırdığı, bu nedenlerle kuralın
Anayasa’nın 2., 11., 17., 56. ve 60. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
Yasa’nın 73. maddesinde, sağlık hizmetlerinin
görülme yöntemi ve sağlık giderlerinin ödenmesine ilişkin
hükümler düzenlenmiştir. Buna göre sağlık hizmetleri, Kurum ile
yurt içindeki veya yurt dışındaki sağlık hizmeti sunucuları
arasında yapılan sözleşmeler yoluyla ve/veya bu Kanun
hükümlerine uygun olarak genel sağlık sigortalısı ve bakmakla
yükümlü olduğu kişilerin sözleşmesiz sağlık hizmeti
sunucularından satın aldıkları sağlık hizmeti giderlerinin
ödenmesi suretiyle sağlanacaktır.
73. maddenin iptali istenilen dördüncü
fıkrasındaki kurala göre, sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları,
genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerden
otelcilik hizmetleri ile öğretim üyesi tarafından sağlanan
sağlık hizmetleri dışında, sözleşmeli olduğu sağlık hizmetleri
için fark ödemesi alamaz. Bu farkın alınabilmesi için, kişilerin
fark ödemeyi kabul ettiğinin yazılı olarak belgelenmesi
zorunluluğu yanında bu farkın, Yasa’nın 72. maddesine göre
belirlenen tutarın iki katını geçemeyeceği kurala bağlanarak,
fark ödemesinde üst sınır getirilmiştir. Ayrıca otelcilik
hizmeti ile öğretim üyesi tarafından sağlanan sağlık hizmetleri
dışında veya belirlenen tavanın üzerinde fark alınması halinde,
sözleşmeli sağlık hizmeti sunucularının sözleşmeleri bir yıl
süreyle feshedilecektir.
Yasa’nın 72. maddesinde sağlık hizmetlerinin
fiyatlarını Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu
belirleyecektir. Dolayısıyla 73. maddedeki sağlık hizmetlerinin
talep edebilecek fark ödemesi de bu Komisyon tarafından
belirlenen fiyatın iki katından fazla olamayacaktır.
Anayasa’nın 17. maddesine göre, herkes, yaşama,
maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Anayasa’nın 56. maddesinde de Devlete, herkesin hayatını, beden
ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlama ve sağlık
hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla
genel sağlık sigortası kurma ödev ve yetkisi verilmektedir.
5510 sayılı Yasa’yla Genel Sağlık Sigortası
kapsamındaki kişilerin ödedikleri primler karşılığında, Kurumun
belirlediği fiyat ve sözleşme koşullarına uymayı kabul eden
sağlık hizmeti sunucuları ile genel sağlık sigortası
kapsamındaki kişilerden herhangi bir fark almaya izin
vermeksizin hizmet satın alması esastır. Ancak, öğretim
üyelerinin sağlık hizmetinden ve özel odalardan yararlanılmak
istenilmesi halinde hastaların fark ücreti ödemeyi kabul etmesi
kuralı getirilmiştir. Sözleşmeli sağlık hizmeti sunucularının
isteyebileceği fark ücreti açısından getirilen üst sınır ile bu
sınırlamaya uyulmaması halinde sözleşmenin feshedileceğine
ilişkin yaptırım hükmü de dikkate alındığında getirilen
düzenlemenin yaşam hakkını ortadan kaldırmadığı gibi, sağlık
hizmetinden faydalanmayı engellemediği ve sosyal devlet
ilkesinin gereklerine de aykırı olmadığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2., 17.
ve 56. maddelerine aykırı değildir, iptal isteminin reddi
gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 60. maddeyle ilgisi görülmemiştir.
Dava dilekçelerinde, Yasa’nın 80. maddesinin
birinci ve ikinci fıkralarının, TC.
Emekli Sandığı iştirakçisi olanların aylık prime esas
kazançlarının belirlenmesinde yapılan ödemelerin tümünün brüt
tutarlarının göz önünde bulundurulacağının öngörülmesi nedeniyle
5434 sayılı Yasa’nın 15. maddesi ile karşılaştırıldığında kamu
çalışanlarının prim matrahlarında önemli bir artışın
gerçekleşmesinin söz konusu olacağı bu nedenle, Yasa’nın
4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına giren
sigortalılar yönünden,
Anayasa’nın 2., 5., 10., 11. ve 60. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
Birinci ve ikinci fıkralarda, Yasa’nın 4.
maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentlerindeki
sigortalıların prime esas kazançlarının hesabında esas alınacak
ücret, ödemeler ve yardımlar ile bunlara ilişkin istisnaların
kapsamı düzenlenmiştir.
Kurallar, yukarıda
genel açıklama bölümünde belirtildiği üzere, Yasa’nın 4.
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına giren
sigortalılar yönünden, Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine
aykırıdır, iptali gerekir.
Haşim KILIÇ, Sacit
ADALI ile Serruh KALELİ bu görüşe katılmamıştır.
a- (c) Bendinin
İncelenmesi
Dava dilekçesinde 81.
maddenin birinci fıkrasının iptali istenen (c) bendindeki
düzenlemeyle, Sosyal Güvenlik Kurumunun kısa vadeli sigorta
kolları prim oranını, yapılan işin iş kazası ve meslek hastalığı
bakımından gösterdiği tehlikenin ağırlığına göre alt ve üst
sınırlar arasında belirleme yetkisi ile donatıldığı, bu primin,
Bakanlar Kurulu’nun yetkisi dahilinde, Anayasa’nın 73.
maddesinde belirtilen türden bir mali yükümlülük olduğu, aynı
maddenin, (c) bendinin birinci cümlesi ile ikinci cümlesi
arasında uygulama bakımından ayrılamaz nitelikte ilişki olması
nedeniyle birinci cümle için söz konusu olan Anayasaya aykırılık
gerekçelerinin, ikinci cümle için de geçerli olduğu, bu nedenle
kuralın Anayasa’nın 2., 6., 11. ve 73. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
81. maddenin birinci
fıkrasının (c) bendindeki kural, yukarıda genel açıklama
bölümünde belirtildiği üzere, Yasa’nın 4. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar yönünden,
Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırıdır, iptali
gerekir.
Haşim KILIÇ, Sacit
ADALI ile Serruh KALELİ bu görüşe katılmamıştır.
81. maddenin birinci
fıkrasının (c) bendine göre, kısa vadeli sigorta prim oranı,
yapılan işin, iş kazası ve meslek hastalığı bakımından
gösterdiği tehlikenin ağırlığına göre % 1 ilâ % 6,5 oranları
arasında Kurumca belirlenecektir. Bu primin tamamını işveren
ödeyecektir. Kurum bu belirlemeyi, kısa vadeli sigorta kolları
prim tarifesi ve işkollarının ve işlerin tehlike sınıf ve
derecelerinin belirlenmesi usullerinin düzenlendiği 83.
maddedeki esaslara göre yapacaktır.
83. maddeye göre ise,
hangi iş kollarının hangi tehlike sınıfına girdiği, tehlike
sınıf ve derecesine ait prim oranlarının ve tehlike
derecelerinin belirlenmesinde uygulanacak esaslar, ilgili
bakanlıkların görüşleri de alınarak Bakanlığın teklifi üzerine
Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulacak bir tarife ile
tespit edilecek, prim tarifesi gerekli görülürse aynı usûlle
değiştirilebilecektir.
Yasa’nın 81.
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendindeki kısa vadeli sigorta
priminin Yasa’nın 68. maddesinin incelenmesinde belirtildiği
gibi Anayasa’nın 73. maddesi anlamında mali yükümlülük olmadığı,
buradaki yükümlülüğün sigorta hukukundan kaynaklandığı açıktır.
Ayrıca Kuruma verilen kısa vadeli sigorta kollarının % 1 ilâ %
6,5 arasında prim oranını belirleme yetkisinin işin niteliğine
de uygun olduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıdaki açıklanan
nedenlerle, 81. maddenin birinci fıkrasının (c) bendi, diğer
sigortalılar yönünden Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir,
iptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 6.
ve 73. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
b- (e) Bendinin
İncelenmesi
Dava dilekçesinde
emekli olup, basit ve gerçek usulde vergi mükellefi olarak
işyeri çalıştıranların bu derece yüksek oranda sosyal güvenlik
destek primi ödemekle yükümlü tutulmalarının, çalışma hak ve
özgürlüğünü zedelemesinin yanı sıra sigortalılar açısından
koruma düzeyini önemli ölçüde gerilettiği, vatandaşların sosyal
güvenlik haklarını adil ve makul olmayan bir biçimde, ölçüsüzce
ve özünden zedeleyerek sınırlandırdığı, bu durumun sosyal devlet
ve ölçülülük ilkeleri ile bağdaşmadığı, bu nedenle kuralın
Anayasa’nın 2., 11., 13., 49. ve 60. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
Kuralla, yaşlılık
aylığı almakta iken 5510 sayılı Yasa’ya tâbi bir işte
çalışanlara uygulanacak sosyal güvenlik destek primi oranının
ölçütünün, 81.
maddenin (a), (c) ve (f) bentlerinde belirtilen prim oranlarının
toplamı kadar olduğu, sigortalı ve işveren hisselerinin bu
bentlerde belirtilen oranlardan oluştuğu öngörülmektedir.
Kural, 30. maddenin
dördüncü fıkrasına ilişkin gerekçelerle, Yasa’nın 4. maddesinin
birinci fıkrasının (b) bendi kapsamındaki sigortalılar yönünden
Anayasa’nın 2. ve 60. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.
Anayasa’nın 49.
maddesine göre, çalışma herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet
olanakları ölçüsünde, yeterli örgütler kurarak iş bulmayı
sağlamak için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Emeklilerin
yeniden çalışmaya başladıklarında sosyal güvenlik destek primi
alınmasına ilişkin kurallarla bu hakkın bir ölçüde
sınırlandırılmasının, özellikle öğrenimlerini tamamlayıp iş
arayan gençlere iş bulma amacı dikkate alındığında daha büyük
sorunların çözümüne yönelik anayasal gereklere uygun olduğu
anlaşılmaktadır.
Sosyal devlet
anlayışına uygun olarak getirilen bu düzenlemenin makul ve
ölçüsüz olduğu da söylenemeyeceğinden kural, Yasa’nın 4.
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamına giren
sigortalılar yönünden Anayasa’nın 2., 49. ve 60. maddelerine
aykırı değildir, iptal isteminin reddi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR ile
Serruh KALELİ bu görüşe katılmamıştır.
18- 106. Maddenin
(2) ve (8) Numaralı Bentlerindeki
İbarelerin
İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
106. maddenin (2) numaralı bendindeki “diğer maddeleri,”
ibaresinin, 5510 sayılı Yasa’da 08.09.1999-01.01.2007 günleri
arasında ilk kez Bağ-Kur’a tabi olanların “tam yaşlılık
aylığı”na hak kazanabilmeleri için bir geçiş kuralına yer
verilmemesine rağmen 1479 sayılı Yasa’nın yaşlılık aylığından
yararlanma koşullarının düzenlendiği 35. maddesinin yürürlükten
kaldırıldığı, (8) numaralı bendindeki, “30 ilâ 39 uncu
maddeleri,” ibaresiyle de, 08.09.1999-01.01.2007 günleri
arasında ilk kez Emekli Sandığına tabi olanların “emeklilik
aylığı”na hak kazanabilmeleri için bir geçiş kuralına yer
verilmemesine rağmen, 5434 sayılı Yasa’nın emekli aylığı
bağlanacak hallerin düzenlendiği 39. maddesinin yürürlükten
kaldırıldığı bu nedenle hukuki boşluk doğuran ibarelerin
belirtilen yönlerden Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
106. maddenin (2)
numaralı bendindeki “diğer maddeleri,” ibaresiyle, 1479
sayılı Yasa’nın 4447 sayılı Yasa’yla değiştirilen ve 8.9.1999
tarihinden 5510 sayılı Yasa’nın yürürlük tarihine kadar ilk defa
sigortalı olanların yaşlılık aylığından yararlanma koşullarının
düzenlendiği 35. maddesinin de yürürlükten kaldırılması; (8)
numaralı bendindeki “30 ilâ 39 uncu maddeleri,”
ibaresiyle de, 5434 sayılı Yasa’nın 4447 sayılı Yasa’yla
değiştirilen ve 8.9.1999 tarihinden 5510 sayılı Yasa’nın
yürürlük tarihine kadar ilk defa iştirakçi olanların emekli
aylığı bağlanacak hallerin düzenlendiği 39. maddesinin de
yürürlükten kaldırılması öngörülmektedir.
Geçici 9. maddenin
birinci ve üçüncü fıkralarında 506 ve 2925 sayılı yasalara göre,
8.9.1999 tarihinden 5510 sayılı Yasa’nın yürürlük tarihine kadar
ilk defa sigortalı olanlar için yaşlılık aylığından yararlanma
koşulları düzenlenmiştir.
Geçici 9. maddenin
ikinci fıkrasında ise, 1479 sayılı Yasa’ya göre, 8.9.1999
tarihinden 5510 sayılı Yasa’nın yürürlük tarihine kadar ilk defa
sigortalı olanların, 1479 sayılı Yasa’nın 35. maddesinin ikinci
fıkrasındaki kısmî yaşlılık aylığından yararlanma koşulları
düzenlendiği halde, 5510 sayılı Yasa’nın geçici 9. maddesinde
1479 sayılı Yasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasındaki tam
yaşlılık aylığından yararlanma koşullarına ve 5434 sayılı
Yasa’nın 39. maddesindeki emekli aylığı bağlanacak hallere
ilişkin düzenlemelere yer verilmemiştir.
28. maddenin ikinci fıkrasındaki yaşlılık aylığı
bağlanması kuralı, ilk defa 5510 sayılı Yasa’ya göre sigortalı
olanlara uygulanacağından, 8.9.1999 tarihinden 5510 sayılı
Yasa’nın yürürlük tarihine kadar ilk defa sigortalı olanlar
için, 5434 sayılı Yasa’ya göre emeklilik aylığından, 1479 sayılı
Yasa’ya göre ise tam yaşlılık aylığından yararlanma koşullarının
yasal dayanağı kalmamıştır. Bu durumun hukuki boşluk doğurarak
hukuk güvenliğini zedelemesi nedeniyle
106. maddenin (2)
numaralı bendindeki “... diğer maddeleri,” ibaresi, 1479
sayılı Yasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrası yönünden, (8)
numaralı bendindeki “...30 ilâ 39 uncu maddeleri,...”
ibaresi de, 5434 sayılı Yasa’nın 39. maddesi yönünden
Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır, iptalleri gerekir.
19- Geçici 1.
Maddenin Beşinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçelerinde,
geçici 1. maddenin beşinci fıkrasında, Yasa’nın yürürlüğe
girmesinden önce bağlanmış aylık ve gelirlerin 55. maddenin
ikinci fıkrası gereğince enflasyon oranında artırılmasının
öngörüldüğü, ulusal gelirdeki artış payının emekli aylıklarına
yansıtılmamasının, emeklilerin ulusal gelirden aldıkları payın
daha da gerilemesine neden olacağından Kuralın Anayasa’nın 2.,
5., 10., 11., 60. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Kuralda, 5510 sayılı
Yasa’nın yürürlüğünden önce soysal güvenlik kurumlarından alınan
aylıkların 5510 sayılı Yasa’ya göre ödenmesine devam edilmesi ve
55. maddenin ikinci fıkrası hükümleri doğrultusunda artırılması
öngörülmüştür.
Geçici 1. maddenin
beşinci fıkrası, yukarıda genel açıklama bölümünde belirtildiği
üzere, Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi
kapsamına giren sigortalılar yönünden, Anayasa’nın 2., 10. ve
128. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.
Haşim KILIÇ, Sacit
ADALI ile Serruh KALELİ bu görüşe katılmamıştır.
Kural, 55. maddenin
ikinci fıkrasındaki ret gerekçesindeki nedenlerle Yasa’nın 4.
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına girenler
dışındaki sigortalılar yönünden Anayasa’ya aykırı değildir,
iptal isteminin reddi gerekir.
20- Geçici 2.
Maddenin Birinci Fıkrasının (a), (b), (c) ve (d) Bentlerinin
İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
geçici 2. maddenin birinci fıkrasının (a), (b), (c) ve (d)
bentlerinde, çalışanların 5510 sayılı Yasa’nın yürürlüğe
gireceği güne kadar sosyal güvenlik kurumlarına bağlı geçen
süreleri için yaşlılık aylıklarının eski kurallara, bu günden
sonraki sürelerine ilişkin yaşlılık aylıklarının Yasa
kurallarına göre orantılı olarak hesap edilerek her iki tutarın
toplamının yaşlılık aylığını oluşturacağının belirtilmesinin,
özellikle aynı görevde çalışmış ve çalışmakta olanların emekli
aylıkları ile ölenlerin dul ve yetimlerinin aylıkları arasında
fark oluşturacağı, bu farkın, eşitlik ilkesine aykırı olduğu ve
adaletsizlik yaratacağı ve Yasa’nın 4. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar yönünden,
Anayasa’nın 2., 5., 10. ve 60. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Kuralda, 5510 sayılı Yasa’nın yürürlük tarihinden
önce sigortalı veya iştirakçi olan ve Yasa’ya göre sigortalılığı
devam eden kişilerin yaşlılık aylıklarının hesaplanmasına
ilişkin usul ve esaslar düzenlenmektedir.
Kural, yukarıda genel
açıklama bölümünde belirtildiği üzere, Yasa’nın 4. maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar
yönünden, Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırıdır,
iptali gerekir.
Haşim KILIÇ ve Serruh
KALELİ iptal görüşüne farklı gerekçelerle katılmıştır.
Sacit ADALI bu
görüşlere katılmamıştır.
21- Geçici 4.
Maddenin İkinci ve Dokuzuncu Fıkralarının İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
geçici 4. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeyle, memurlar
ve diğer kamu görevlilerinin emekli ikramiyesini alabilmek
yönünden güç koşullar içine itildiği, bu durumun sosyal devlet
ilkesiyle bağdaşmadığı, emekli ikramiyesini ödeyecek kurumu
değiştiren kalıcı düzenlemenin geçici maddeyle yapılmasının yasa
yapma tekniğine uygun düşmediği gibi hukuk devleti ilkesiyle de
bağdaşmadığı, kuralın bu nedenle, Anayasa’nın 2., 5., 10. ve 60.
maddelerine aykırı olduğu; geçici 4. maddenin dokuzuncu
fıkrasıyla TC. Emekli Sandığı iştirakçilerinin bu Yasa’ya göre
belirlenen prime esas kazanç matrahı ile 5434 sayılı Yasa’ya
göre keseneğe tabi kazançları arasındaki matrah farkına ait
sigorta priminin sadece iki yıl süre ile sınırlı olarak
kurumlarınca karşılanacağı, düzenlemenin kazanılmış hakların
korunmasına süre sınırlaması getirmesi nedeniyle Anayasa’nın 2.
ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Geçici 4. maddenin
ikinci fıkrasında, emekli ikramiyelerinin, 5510 sayılı Yasa’nın
yürürlük tarihinden itibaren 1 yıl süreyle Sosyal Güvenlik
Kurumu tarafından ödenmesi, sürenin dolmasından itibaren ise,
5434 sayılı Yasa’nın 89. maddesi hükümlerine göre kamu
görevlisinin son defa çalıştığı kurumunca, çalıştığı son kurumun
özelleştirilmesi halinde ise Hazinece ödenmesi;
dokuzuncu fıkrasında ise, 5510 sayılı Yasa’ya göre
belirlenen prime esas
kazanç matrahı ile 5434 sayılı Yasa’ya göre keseneğe tabi
kazançlar arasında farkın, iki yıl süreyle iştirakçinin
çalıştığı kurumunca karşılanması öngörülmektedir.
Yasa’nın 4. maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına girenlere ilişkin bu
kurallar, yukarıda genel açıklama bölümünde belirtildiği üzere,
Anayasa’nın 2., 10. ve 128. maddelerine aykırıdır, iptali
gerekir.
Serruh KALELİ iptal
görüşüne farklı gerekçelerle katılmıştır.
Haşim KILIÇ ve Sacit
ADALI bu görüşe katılmamıştır.
22-
Geçici 6. Maddenin
Yedinci Fıkrasının (a) Bendinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde,
geçici 6. maddenin yedinci fıkrasının (a) bendine göre hizmet
akdi ile çalışanlarda prim ödeme gün sayısı yönünden öngörülen
kademeli geçişte, 2007 yılında sigortalı olanlar için 7100 gün
prim bildirme koşulu aranırken, izleyen yıllarda sigortalı
olanlar için bu sınırın 7100’e her yıl için 100 gün eklenerek
bulunacağının belirtilmesinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 11. ve
60. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Kuralla, Yasa’nın 4.
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki
sigortalılar yönünden, 28. maddenin ikinci fıkrasında yaşlılık
aylığı bağlanmasında öngörülen 9000 gün prim ödeme koşulunun,
1.1.2007 ilâ 31.12.2007 tarihleri arasında sigortalı
sayılanlarda 7100 gün olarak, 1.1.2008 tarihinden itibaren
sigortalı sayılanlar da ise her takvim yılı başında 7100 güne
100 gün eklenmek suretiyle 9000 günü geçmemek üzere 2026 yılına
kadar artırılması öngörülmektedir. Böylece kurala tabi
sigortalıların 9000 gün prim koşuluna kademeli şekilde geçiş
sağlanmasının amaçlandığı sonucuna varılmaktadır.
Kural, 28. maddenin
ikinci fıkrasının (a) bendine ilişkin ret gerekçesindeki
nedenlerle Anayasa’ya aykırı
değildir, iptal isteminin reddi gerekir.
23- Geçici 9. Maddesinin Birinci, İkinci ve
Üçüncü Fıkralarının İncelenmesi
Dava dilekçelerinde,
5510 sayılı Yasa’nın geçici 9. maddesinin ilk üç fıkrasında,
08.09.1999 ile Yasa’nın yürürlüğe gireceği
tarih
arasında, 506 sayılı Yasa ile 2925 sayılı Yasa
kapsamında ilk kez sigortalı olanların, sigortalı oldukları
günde geçerli koşullarla yaşlılık aylığına, 1479 sayılı Yasa
kapsamındakilerin de kısmi yaşlılık aylığına hak kazanma
olanakları korunduğu halde, aynı konumdaki 5434 sayılı Yasa
kapsamındakilerin yaşlılık aylığı ile 1479 sayılı Yasa
kapsamındakilerin tam yaşlılık aylığına ilişkin düzenlemelere
yer verilmemiş olmasının Anayasa’nın 2., 5., 11. ve 60.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Geçici 9. maddenin
birinci ve üçüncü fıkralarında 506 ve 2925 sayılı yasalara göre,
8.9.1999 tarihinden 5510 sayılı Yasa’nın yürürlük tarihine kadar
ilk defa sigortalı olanlar için yaşlılık aylığından yararlanma
koşulları düzenlenmiştir.
Geçici 9. maddenin
ikinci fıkrasında ise, 1479 sayılı Yasa’ya göre, 8.9.1999
tarihinden 5510 sayılı Yasa’nın yürürlük tarihine kadar ilk defa
sigortalı olanların, 1479 sayılı Yasa’nın 35. maddesinin ikinci
fıkrasındaki kısmî yaşlılık aylığından yararlanma koşulları
düzenlendiği halde, 5510 sayılı Yasa’nın geçici 9. maddesinde
1479 sayılı Yasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrasındaki tam
yaşlılık aylığından yararlanma koşullarına ve 5434 sayılı
Yasa’nın 39. maddesindeki emekli aylığı bağlanacak hallere
ilişkin düzenlemelere yer verilmemiş, böylece hukuksal boşluk
doğmuştur.
106. maddenin (2) ve
(8) numaralı bentlerine ilişkin iptal kararları sonucunda
hukuksal boşluk kalmayacağından, geçici 9. maddenin birinci,
ikinci ve üçüncü fıkralarının Anayasa’nın 2. maddesine
aykırılığından söz edilemez, iptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 5.
ve 60. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
VI- İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesinin ikinci
fıkrasında, Yasa’nın belirli kurallarının iptali, diğer
kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa,
bunların da Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilebileceği
öngörülmektedir.
5510 sayılı Yasa’nın iptal edilen fıkra, bent,
düzenleme ve bölümler nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan, 4.
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin, 60. maddesinin
birinci fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendinin
“…ve (c)…” bölümünün, 105. maddesinin (a) bendinin (1), (2),
(3), (4), (5) ve (6) numaralı alt bentlerinin, 106. maddesinin
(5), (7), (8), (9), (10), (15) (16), (18), (19), (20) ve (24)
numaralı bentlerinin de iptali gerekir.
VII- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
31.5.2006 günlü, 5510 sayılı “Sosyal Sigortalar
ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu”nun:
A) 1- 3. maddesinin (29) numaralı bendinin,
2- 19. maddesinin beşinci fıkrasının,
3- 30. maddesinin dördüncü fıkrasının “ … 81 inci
maddenin (e) bendi gereğince sosyal güvenlik destek primi
alınır.” bölümünün, Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının
(b) bendi kapsamındaki sigortalılar yönünden,
4- 63. maddesinin birinci fıkrasının (d)
bendinin “... 18 yaşını doldurmamış veya 45 yaşından gün almış
kişilerin …” bölümü ile “…nın % 50’si.” bölümünün, Yasa’nın 4.
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına giren
sigortalılar yönünden,
5- 68. maddesinin ikinci fıkrasının, Yasa’nın 4.
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına giren
sigortalılar yönünden,
6- 80. maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendinin “ … ile prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit
istihkaktan o ay için yapılan ödemelerin brüt toplamı …”
bölümünün, Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi
kapsamına giren sigortalılar yönünden,
7- 81. maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendinin, Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi
kapsamına giren sigortalılar yönünden,
8- 106. maddesinin;
a- (2) numaralı bendindeki “… diğer maddeleri,”
ibaresinin, 1479 sayılı Yasa’nın 35. maddesinin birinci fıkrası
yönünden,
b- (8) numaralı bendindeki “… 30 ilâ 39 uncu
maddeleri, …” ibaresinin, 5434 sayılı Yasa’nın 39. maddesi
yönünden,
9- Geçici 1. maddesinin beşinci fıkrasının,
Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına
giren sigortalılar yönünden,
15.12.2006 günlü, E. 2006/111, K. 2006/112 sayılı
kararla iptal edilmesi nedeniyle, bu fıkra, bent, ve bölümlerin
uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız
durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz
kalmaması için Yasa’nın yürürlüğe gireceği 1.1.2007 gününden
kararın Resmî Gazete’de yayımlanacağı güne kadar YÜRÜRLÜKLERİNİN
DURDURULMASINA,
B) Bunlar dışındaki yürürlüğün durdurulması
istemlerinin REDDİNE,
15.12.2006 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
VIII- SONUÇ
31.5.2006 günlü, 5510 sayılı “Sosyal Sigortalar
ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu”nun:
A- 3. maddesinin (29) numaralı bendinin
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Sacit ADALI’nın karşıoyu
ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 18. maddesinin ikinci fıkrasının “... genel
sağlık sigortası dahil prim ve her türlü borçlarının ödenmiş
olması şartıyla...” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK ile
Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
C- 19. maddesinin;
1- Dördüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Şevket APALAK’ın karşıoyu
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Beşinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI ile Serruh
KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
D- 27. maddesinin;
1- Birinci fıkrasının, Yasa’nın 4.
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına giren
sigortalılar yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
Haşim KILIÇ, Sacit ADALI ile Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
2- a- Birinci fıkrasının “…29 uncu
madde hükümlerine göre hesaplanır…” bölümünün Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, Sacit ADALI’nın karşı oyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- Kalan bölümünün, Yasa’nın 4.
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına girenler
dışındaki sigortalılar yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,E- 28. maddesinin ikinci
fıkrasının;
1- Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının
(c) bendi kapsamına giren sigortalılar yönünden Anayasa’ya
aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI ile Serruh
KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının
(c) bendi kapsamına girenler dışındaki sigortalılar yönünden;
a- (a) bendinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- (b) bendinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket
APALAK, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
F- 29. maddesinin;
1- Birinci fıkrasının, Yasa’nın 4. maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar
yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Sacit
ADALI’nın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- İkinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, Sacit ADALI’nın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
3- Üçüncü fıkrasının;
a- Yasa’nın 4. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar yönünden
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ, Sacit
ADALI ile Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- Diğer sigortalılar yönünden Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
4- Beşinci fıkrasının Yasa’nın 4. maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar
yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Sacit
ADALI’nın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
G- 30. maddesinin dördüncü fıkrasının “ … 81 inci
maddenin (e) bendi gereğince sosyal güvenlik destek primi
alınır.” bölümünün;
1- Yasa’nın 4. maddenin birinci fıkrasının
(b) bendi kapsamındaki sigortalılar yönünden İPTALİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
2- Diğer sigortalılar yönünden Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR
ile Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3- Dördüncü fıkrasının iptal edilen bölümü
dışında kalan bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
H- 31. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’ya
aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Sacit ADALI’nın karşıoyu ve
OYÇOKLUĞUYLA,
I- 40. maddesinde yer alan cetvelin 8., 12., 13.
ve 14. sıralarındaki düzenlemelerin, Yasa’nın 4. maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar
yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ
ile Sacit ADALI’nın karşıoyları, cetvelin 8 ve 13. sıralarındaki
düzenlemeler bakımından Serruh KALELİ’nin karşıoyu ve
OYÇOKLUĞUYLA,
J- 46. maddesinin dördüncü ve beşinci
fıkralarının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim
KILIÇ, Sacit ADALI ile Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
K- 55. maddesinin ikinci fıkrasının;
1- Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının
(c) bendi kapsamına giren sigortalılar yönünden Anayasa’ya
aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Sacit ADALI’nın karşıoyu ve
OYÇOKLUĞUYLA,
2- Yasa’nın 4. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamına girenler dışındaki sigortalılar
yönünden;
a- “Bu Kanuna göre bağlanan gelir ve
aylıklar…” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
Sacit ADALI’nın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- Kalan bölümünün Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
L- 63. maddesinin;
1- Birinci fıkrasının (d) bendinin “... 18
yaşını doldurmamış veya 45 yaşından gün almış kişilerin diş
protezlerinin 72 nci maddeye göre belirlenen tutarının %
50’si.” bölümünün;
a- Yasa’nın 4. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar yönünden
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Tülay TUĞCU, Haşim
KILIÇ, Sacit ADALI, A. Necmi ÖZLER ile Serruh KALELİ’nin
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- Diğer sigortalılar yönünden Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Şevket APALAK’ın karşıoyu
ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- İkinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
M- 67. maddesinin birinci fıkrasının (b)
bendinin, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK ile Osman Alifeyyaz
PAKSÜT’ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, N- 68. maddesinin
ikinci fıkrasının;
1- Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının
(c) bendi kapsamına giren sigortalılar yönünden Anayasa’ya
aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit
ADALI, A. Necmi ÖZLER ile Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
2- Genel sağlık sigortası kapsamındaki
diğer sigortalılar yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
O- 73. maddesinin dördüncü fıkrasının,
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
P- 80. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının,
Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına
giren sigortalılar yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve
İPTALİNE, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI ile Serruh KALELİ’nin
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
R- 81. maddesinin birinci fıkrasının;
1- (c) bendinin,
a- Yasa’nın 4. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar yönünden
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ, Sacit
ADALI ile Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- Diğer sigortalılar yönünden Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- (e) bendinin;
a- Yasa’nın 4. maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi kapsamına giren sigortalılar yönünden
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- Yasa’nın 4. maddesinin birinci
fıkrasının (a) bendi kapsamına giren sigortalılar yönünden
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Serdar
ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
S- 106. maddesinin;
1- (2) numaralı bendindeki “... diğer
maddeleri,” ibaresinin, 1479 sayılı Yasa’nın 35. maddesinin
birinci fıkrası yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
2- (8) numaralı bendindeki “...30 ilâ 39
uncu maddeleri,...” ibaresinin, 5434 sayılı Yasa’nın 39. maddesi
yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
Ş- Geçici 1. maddesinin beşinci fıkrasının;
1- Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının
(c) bendi kapsamına giren sigortalılar yönünden Anayasa’ya
aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI ile
Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının
(c) bendi kapsamına girenler dışındaki sigortalılar yönünden
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
T- Geçici 2. maddesinin birinci fıkrasının (a),
(b), (c), ve (d) bentlerinin, Yasa’nın 4. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendi kapsamına giren sigortalılar yönünden
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Sacit ADALI’nın karşıoyu
ve OYÇOKLUĞUYLA,
U- Geçici 4. maddesinin ikinci ve dokuzuncu
fıkralarının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ
ile Sacit ADALI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
V- Geçici 6. maddesinin yedinci fıkrasının (a)
bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
Y- Geçici 9. maddesinin birinci, ikinci ve
üçüncü fıkralarının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
Z- 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesinin ikinci
fıkrası gereğince;
1- 4. maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendinin,
2- 60. maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendinin (1) numaralı alt bendinin “…ve (c)…” bölümünün,3- 105.
maddesinin (a) bendinin (1), (2), (3), (4), (5) ve (6) numaralı
alt bentlerinin,
4- 106. maddesinin (5), (7), (8), (9), (10),
(15), (16), (18), (19), (20) ve (24) numaralı bentlerinin,
iptal edilen fıkra, bent, düzenleme ve bölüm
nedeniyle uygulanma olanağı kalmadığından İPTALLERİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
15.12.2006 gününde karar verildi.
|
Başkan
Tülay TUĞCU |
Başkanvekili
Haşim KILIÇ |
Üye
Sacit ADALI |
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU |
Üye
Ahmet AKYALÇIN |
Üye
Mehmet ERTEN |
|
Üye
A. Necmi ÖZLER |
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR |
Üye
Şevket APALAK |
|
|
Üye
Serruh KALELİ |
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT |
|
| |
|
|
|
|
|
KARŞIOY YAZISI
Anayasa’nın 60. maddesinde herkesin, sosyal
güvenlik hakkına sahip olduğu ve Devletin, bu
güvenliği sağlayacak
gerekli tedbirleri alıp teşkilatı kuracağı düzenlendikten sonra,
56.
maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralarında:
“Devlet, herkesin hayatını, beden
ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan
ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak,
işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek
elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.
Devlet, bu görevini kamu ve özel
kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından
yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.
Sağlık hizmetlerinin yaygın bir
şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık
sigortası kurulabilir.” denilmiştir.
Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında,
memurların ve diğer kamu görevlilerinin
nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri,
hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve
diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği
öngörülmüştür. Bu çerçevede memurların ve diğer kamu
görevlilerinin hakları arasında, sağlıklı yaşam hakkının gereği
olan sağlık hizmetlerinden yararlanmanın da yer alacağı
kuşkusuzdur.
Bu duruma göre; memurlar ve diğer kamu
görevlileri yönünden sağlık hizmetleri, bu konunun
özel olarak yer
aldığı 56. madde baz alınarak yasa ile düzenlenebileceği gibi,
genel olarak memurların
statülerinin, hak ve yükümlülüklerinin yer aldığı 128. madde
uyarınca yürürlüğe konulan yasalarda da düzenlenebilir. Ancak,
muayene ve tedavi sonrası kullanılması gereken
hastalık izni, tekrar
göreve başlanılması gibi hususların statü kanunlarının
kapsamında olması
gerektiği
açıktır. Nitekim, 5510 sayılı Yasa’da da bu konulara yer
verilmediği ve statü kanunlarındaki ilgili hükümlerin
yürürlükten kaldırılmadığı görülmektedir.
5510 sayılı Yasa’nın genel gerekçesinde, genel
sağlık sigortasının hayata geçirilmesinin,
Sağlık Bakanlığının koordinasyonunda yürütülen
“Sağlıkta dönüşüm” programı ile paralellik
gösterdiği, bu sistemle uluslararası sistemlere
uygun, hizmet ve mali normları, standartları bütünleşik, fon ve
hizmet yönetimi tek elden yürütülen, tüm nüfusu kapsama alan
güçlü, etkili, daha kolay denetlenebilir bir sağlık sigortası ve
buna bağlı olarak yürüyen hizmet modelinin yaratılmış olacağı
ifade edilmiştir.
Yasa’nın gerekçesi ve genel sağlık sigortasına
ilişkin hükümlerinin incelenmesinden yasa koyucunun, sağlık
hizmetlerinin özelliği ile memurlar ve diğer kamu görevlilerinin
durumlarını gözetip değerlendirerek gerekçede belirtilen
nedenlerle bunların sağlık
hizmetlerinden yararlanmalarına Anayasa’nın 56.
maddesi uyarınca oluşturduğu genel sağlık
sigortası kapsamında yer verdiği, takdir
yetkisini bu yönde kullandığı anlaşılmaktadır.
Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin genel
sağlık sigortası kapsamına alınamayacakları,
Anayasa’nın 128. maddesinin, bunların sağlık
hizmetlerinden yararlanmalarının farklı
düzenlenmesini gerektirdiği şeklindeki bir kabul
yerindelik denetimi anlamına gelecektir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, Yasa’nın 63.
maddesinin birinci fıkrasının (d) bendindeki “...18
yaşını doldurmamış veya 45 yaşından gün almış
kişilerin diş protezlerinin 72 nci maddeye göre belirlenen
tutarının % 50si” bölümünün ve 68. maddesinin ikinci fıkrasının,
memurlar ve diğer kamu görevlileri yönünden iptaline
katılmıyoruz.
|
Başkan
Tülay TUĞCU |
Başkanvekili
Haşim KILIÇ |
Üye
Sacit ADALI |
|
Üye
A. Necmi ÖZLER |
Üye
Serruh KALELİ |
KARŞIOY GEREKÇESİ
1- Sosyal Güvenlik
Sisteminin makro ekonomik değerler üzerindeki olumsuz etkileri,
tüm nüfusun koruma altına alınamaması, kurumların finansman,
örgütlenme, yönetim ve altyapı ile ilgili sorunları bu konuda
köklü değişiklikler yapılması ihtiyacını doğurmuştur. Bu
bağlamda, 5502 sayılı Yasa ile mevcut sosyal güvenlik
kuruluşları tek çatı altında birleştirilerek örgütlenmeden
kaynaklanan sorunlar aşılmaya çalışılmıştır. Kuruluşların
birleştirilmesinden sonra bunların sunduğu emeklilik (yaşlılık),
malullük, hastalık, analık, ölüm gibi risklerin karşılanmasına
ilişkin imkanların oldukça çeşitli ve farklı olması, bunlar
arasında da norm birliği sağlanması ihtiyacını doğurmuştur. Bu
amaçlarla çıkarıldığı anlaşılan dava konusu 5510 sayılı Yasa’nın
bazı bölümleri özellikle memurlar ve diğer kamu görevlileri ile
bunlar dışında kalan sigortalılar arasındaki durum ve
konumlarındaki farklılıklar nedeniyle farklı düzenlemeler
yapılması gerekçe gösterilerek iptal edilmiştir. Çoğunluk
görüşünde bu yönden ileri sürülen görüşlere aşağıda belirtilen
nedenlerle katılmadık.
Yasa’yı iki bölüm halinde genel
olarak değerlendirmek gerekirse, kısa ve uzun vadeli sigorta
kollarında norm birliğine yönelik bazı değişiklikler
öngörüldükten sonra ikinci bölümde ülkemizde ilk kez uygulanmaya
geçirilen “Genel Sağlık Sigortası”na ilişkin düzenlemeler
yapılmıştır.
Birinci bölümde kısa vadeli
sigorta kollarındaki norm birliği dışında özellikle
sigortalıların
-Emeklilik aylığında,
-Emeklilik yaşında,
-Prim
ödeme gün sayısında,
-Malullük ve yaşlılık
konularında birliktelik
sağlanmaya çalışılmıştır.
Hemen belirtmek gerekirse,
emeklilik yaşı konusunda 4447 sayılı Yasa ile yapılan
değişiklikle memur, işçi ve diğer kamu görevlileri arasında bir
ayrım yapılmaksızın hepsi için geçerli olan (Kadınlarda 58,
erkeklerde 60 yaş) birliktelik sağlanmıştır. Herkes için geçerli
olan bu ortak kural, daha önce Anayasa Mahkemesi’nce Anayasa’ya
aykırı görülmemiş, “birliktelik” konusunda da aykırı bir görüş
belirlenmemiştir. 5510 sayılı Yasa’yla da emeklilik yaşı
konusunda halen çalışanların haklarına dokunulmadan 1.1.2007’den
sonra ilk defa sigortalı olanlar için 2036 yılından başlamak
üzere kademeli olarak artırılmak suretiyle 65 yaşına kadar
uzanan emeklilik yaşı öngörülmüştür.
Emeklilik yaşında belirlenen bu
birliktelik dışında emeklilik aylığı hesaplanmasında da ortak
bir formül benimsenmiştir. Emeklilik aylığı saptanmasında
31.12.2006 yılına kadar geçen hizmetler 5434 sayılı Yasa
hükümlerine göre değerlendirmekte, 1.1.2007’den sonra geçen
hizmetler için de 5510 sayılı Yasa’nın 3. maddesinin 29.
bendinde belirtilen “güncelleme katsayısı” ile değerlendirmek
suretiyle emekli aylığına ulaşılmaktadır.
Yaşlılık, aylığı bağlanırken tüm
sigortalıların geçmişteki hizmet süreleri ve aylıklarındaki
farklılıkların yaşlılık aylığına etkilerinin devam edeceği
tartışmasızdır. Yasa’nın 3. maddesinin 29. bendi için özel
gerekçemizde belirttiğimiz şekilde adil bir güncelleme katsayısı
uygulanarak tüm sigortalılarda norm ve standart birliği
sağlanmasında anayasal bir sakınca yoktur.
Öte yandan, 5510 sayılı Yasa ile
yaşlılık aylığı bağlanmasında prim ödeme gün sayısı yönünden
(memur, işçi, bağımsız çalışanlar için) ortak bir gün sayısı
belirtilmek suretiyle de (9000 gün) norm birliğinin sağlanmaya
çalışıldığı anlaşılmaktadır.
Görüldüğü gibi, ayrıntılarda
öngörülen farklılıklar dışında sigortalıların aylık, yaş, hizmet
süresi gibi emeklilik sisteminin ana unsurlarında ortak norm
uygulamasına geçilmektedir.
İptal gerekçesindeki çoğunluk
görüşünde, “Sosyal güvenlik hakkından yararlanacak olanların
hukuksal konumlarının gözetilerek farklı statü de bulunanların
bu statülerinin gerekli kıldığı kurallara bağlı tutulmalarının”
zorunluluğu belirtilmiştir. Bu düşünceden hareketle memurlar ve
diğer kamu görevlileri ile bunlar dışında kalan sigortalıların
aynı konumda olmadıkları (emeklilerinin de aynı durumda
olamayacakları) farklı durumları nedeniyle de aynı kurallara
tabi tutulamayacakları düşüncesini ileri sürmüşlerdir. Buna
dayanak olarak da Anayasa’nın özellikle 128. maddesi başta olmak
üzere memurlar ve diğer kamu görevlilerine ilişkin 51, 52, 68,
70 ve 76. maddelerindeki düzenlemeler örnek gösterilerek memur
ve diğer kamu görevlilerinin “farklılıkları” vurgulanmaya
çalışılmıştır. Temel de, Anayasa’nın memur ve diğer kamu
görevlilerine bakışı ile bunlar dışında kalan sigortalılara
bakışının farklı olduğu gibi bir görüş öne sürülmüştür.
Ayrıca, Yasa’nın 4. maddesinin
(a) ve (b) kapsamına giren (kamu görevlileri dışındakiler) işçi
ve kendi adına çalışan sigortalıların emeklilik ve diğer
haklarının “prime dayalı sigorta esasına” göre tespit edildiği,
buna karşın, memur ve diğer kamu görevlilerinin ise prime dayalı
sigorta esasına göre değil, Anayasa’nın 128. maddesinden
kaynaklanan yasalarla belirlenmiş “diğer özlük haklarından”
doğan esaslara göre saptandığı da çoğunluk görüşünde
belirtilmiştir. Başka bir anlatımla “prime dayalı sigorta”
anlayışı ile “özlük haklarına” dayalı bir emeklilik anlayışının
farklı olduğu, buna göre yapılacak düzenlemelerinde farklı
olması gerektiği anlayışı vurgulanmıştır. Farklı düzenleme
isteği farklı yasalarla düzenlemeyi içermemekte, farklılıklar
aynı yasa içinde düzenlenebilecektir.
Çoğunluk görüşünde belirtildiği
gibi, Anayasa’nın 128. maddesinden memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin ne aktif dönemlerinde, ne de pasif (emeklilik)
dönemlerinde yaptıkları işten dolayı farklı düzenlemelere tabi
tutulmayı gerektirecek bir anlam çıkarmak mümkün değildir. 128.
madde de devlet ve diğer kamu idarelerinde görülecek kamu
hizmetlerinin memurlar ve diğer kamu görevlileri tarafından
yürütüleceği ve bu görevi yapanların nitelikleri, atanmaları,
görev ve yetkileri, hak ve yükümlülükleri ile özlük haklarının
yasayla düzenleneceği belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin
bugüne kadar verdiği kararlarda da 128. madde yönünden yapılan
değerlendirmeler, belirtilen konuların Yasa ile yapılıp
yapılmadığını tespit etmekle sınırlı tutulmuştur. Özellikle Yasa
ile belirleme yerine yetki devri suretiyle daha alt
düzenlemelere (tüzük, yönetmelik, genelge gibi) bırakıldığı
durumlarda Anayasa Mahkemesi yetki devrini öngören yasa
kurallarını iptal etmiştir. Böylece, memur ve diğer kamu
görevlilerinin görev, yetki, hak ve yükümlülükleriyle özlük
hakları için Anayasa’nın öngördüğü “yasa ile düzenleme”
güvencesi sağlanarak keyfi ve subjektif uygulamaların
engellenmesi amaçlanmıştır.
128. madde kapsamında bulanan söz
konusu kamu çalışanları statülerine ilişkin işlevsel hak ve
yükümlülüklerini memuriyet görevinin sona erdiği ana kadar
taşırlar. Görevleri süresince yaptıkları işlem ve eylemlerinden
doğan sorumlulukları ile objektif hukuktan kaynaklanan güç ve
yetkileri memurluğun sona ermesiyle birlikte son bulur.
Kamu görevlisinin çalışırken
taşıdığı hukuksal statüsünün emekli olduktan sonra da devam
etmesini ya da etkilenmesini istemek emeklilik statüsü ile
bağdaşır bir düşünce olamaz. 128. madde de belirtilen devletin
asli ve sürekli görevlerinin kamu görevlilerince yürütülüyor
olması emeklilik statüsünde ki farklılığın kaynağı ve dayanağı
olarak gösterilemez. Kaldı ki aktif olarak bu görevler
yürütülürken olması gereken farklılıklarda bu görevle birlikte
devam ediyor. Nitekim, hem 5434 sayılı Emeklilik Yasası’nda hem
de 5510 sayılı Yasa’da eşitliği ve sosyal adalet ilkelerini
zedelemeyen kimi farklılıkların olduğu da açıktır.
Memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin emeklilikte de farklı kurallara tabi tutulması
gerektiği ve diğer sigortalılardan ayrı olması görüşüne dayanak
olarak Anayasa’nın 51, 52, 68, 70 ve 76. maddeleri de
gösterilmiştir. Belirtilen maddeler incelendiğinde memurlara,
toplu sözleşme, grev, siyasi partilere üye olma yasağı,
görevlerinden çekilmedikçe milletvekili adayı olamayacakları,
kusurlarından doğan tazminat davalarının ancak idareye karşı
açılabileceğine ilişkin özel düzenlemelerin kamu da çalışanların
emekli olduklarında da farklı kurallara tabi tutulmasının
Anayasal dayanağı olarak gösterilmesi zorlama bir yorumun
ötesinde, Anayasa’da bu konuda bir dayanağın olmadığının açık
bir göstergesidir.
Devlet memurlarının
sınıflandırma, kariyer ve liyakat ölçülerine tabi tutulması da
emeklilik döneminin farklı kurallara bağlanmasına haklı bir
dayanak olamaz. Belirtilen ölçülerin uygulanması sonunda elde
edilen maddi ya da manevi kazanımların etkisi, aktif çalışma
döneminde hemen görülen ve karşılığı da bu dönemde alınan
değerlerdir. Bu nedenlerle, kariyer, sınıflandırma ya da
liyakat, emeklilik döneminde ortak norm uygulamasını engelleyen
farklılıklar olarak nitelendirilemez.
Genel Sağlık Sigortası kapsamına
dahil edilen çalışan-çalışmayan tüm yurttaşlara sunulan sağlık
hizmetlerinin verilmesi sırasında farklı statüden doğan farklı
uygulamaların olması gerektiği düşüncesi Anayasa’nın 10.
maddesinde öngörülen insan onurunun eşitliği karşısında, kabul
görmesi olanaklı değildir. İnsan olma onurunu taşıyan herkesin
sağlıklı yaşama hakkı en temel ve öncelikli hakkıdır. Bu hakkın
önüne hangi statü farklılığı olursa olsun geçirilmesi
düşünülemez. Devletin mali imkanları ölçüsünde sunduğu asgari
sağlık hizmetlerinin üstünde istenen hizmetlerin bedelinin bu
hizmetten yararlananlar tarafından ödenmesi de tabi
karşılanmalıdır.
Erken emeklilik uygulaması, prime
esas kazancın düşük gösterilmesi, prim tahsilat oranının
düşüklüğü, prim alınmadan yapılan ödemeler, uzayan ortalama ömür
süreci, prim gelirleri ile aylıklar arasındaki ilişkinin
zayıflaması gibi bünyesel sorunlar ile örgütlenmeden kaynaklanan
olumsuzluklar yanında beş farklı emeklilik rejimi sonunda
nimet-külfet dengesinde meydana gelen bozulmalar sosyal güvenlik
sisteminde norm ve standart birliği sağlanmasını zorunlu kıldığı
anlaşıldığından 5510 sayılı Yasa’nın 19/5, 27/1, 28/2, 29/3,
31/1, 46/4-5, 68/2, 80/1-2, 81/1-c, Geçici 1/5, Geçici
2/1-a,b,c,d ve Geçici 4/2,9 maddelerine ilişkin fıkralar ve alt
bentlerinin iptaline yukarıda belirttiğimiz gerekçelerle
karşıyız.
2- İptal edilen diğer
maddelere ilişkin karşıoy, değişik ve ek gerekçelerimiz aşağıda
belirtilmiştir.
a- 3. maddenin (29) bendi:
Sigortalının tahsis talep tarihinden önceki
kazançlarının bu güne getirilmesi için
kullanılması öngörülen bu hesap yönteminde,
formül değerlerini anlatan ve dayanılan
kriterlere esas alınan
veya ihtiyaç duyulduğu anlaşılan kayıtlardan, prime esas asgari
kazanç ve toplam prim gün
sayısının beyana tabi olması ve konu ile ilgili iştirakçi sayısı
yönünden yeterli ve
güvenilir kayıtlara sahip olunmaması, 5434 sayılı Yasa
kapsamındakiler yönünden
2007 yılı öncesi prim
tahakkuk verilerinin bulunmaması karşısında, bu katsayı
değerinin (formül nedeni ile) TÜFE ya da mutlak “bir” değerinden
düşük çıkabileceği, tüm
çalışanları kapsadığı söylense de, kayıt dışı çalışanların
sayısal olarak çok yüksek olması, sisteme katılmaları halinde de
mutlak surette formül değerlerinde
sapma yaratabileceği, böylece kayıtlı kişilerin kayıtsızların
yükünü çeker
olmasının adil olamayacağı, ekonomik kriz dönemlerinde beyana
tabi
değerlerde ciddi sapmaların kaçınılmaz olacağı,
bu durumda güncelleme katsayısının kayıp değerleri sağlıklı bir
şekilde karşılayamayacağı nedeniyle belirlilik ilkesi ile
bağdaştığı söylenemeyecektir.
Bu nedenlerle, kuralda yer alan güncelleme
katsayısı, kapsamı dahilindeki sigortalı sayılanlar yönünden
güvenilir ve yeterli verilere sahip olmadığı, katsayının, ülkede
açıklanan
TÜFE oranının altına düşme ihtimali karşısında
paranın reel satın alma gücünde kaybın
yaşanacağı, ancak bunun karşıtı belirlemenin ve
de ülke ekonomisindeki büyümeyi veri alıp,
bireyin refah payına yapılacak bir katkıdan
bahsedilmemesi, kamu görevlileri yönünden
eldeki doğru veriler ile, beyana tabii oluşu
nedeni ile doğruluğu her zaman tartışmalı diğer iştirakçi
verilerinin bir arada hamur edilemeyeceği, belirlilik ve
belirsizliklerin bir havuza
atılamayacağı, bu formül’ün benimsenmesinin
gerekçesi olarak ileri sürülen nimet-külfet
sigortacılık ilkesinin sosyal devletin ödev ve görevlerinin
önüne bir sınırlama olarak
çekilmesinin kabul edilemeyeceği nedenleri ile,
güncelleme katsayısına ilişkin düzenleme,
Yasa’nın 4. maddesinin birinci fıkrasının a, b, c
bendi kapsamındaki tüm sigortalı sayılanlar yönünden,
Anayasa’nın
2, 5 ve 60. maddelerine aykırıdır.
Çoğunluğun iptal görüşüne bu farklı
gerekçe ile
katılınmıştır.
b- Yasa’nın 31. maddesinin
birinci fıkrası ve 55. maddesinin ikinci fıkralarının, 3.
maddenin 29. bendindeki gerekçelerle iptalinin gerektiği
düşüncesindeyiz.
c-
19. maddenin beşinci fıkrası:
Kuralla, bu Kanun’un 4 maddesinin (c) bendi
kapsamındaki kamu görevlisi
ya da kamu görevlisi sayılanların malullük ve
yaşlılık aylığına hak kazanamayanlara, iş
kazası ya da meslek
hastalığı nedeniyle meslekte kazanma gücünün en az %10 ve üstü
kaybına göre, sigortalılıkta geçen süre ya da prim bildirim
şartına bağlı olmadan, işe
ilk girdiği günden itibaren karşılaşabileceği risklere karşı
aylık niteliği dışında verilen bir ödenek olması karşısında;
daha önce bu konuda 5434 sayılı Yasa’da bir
düzenlemenin bulunmamış
olması, sigortalıya sürekli tam iş görmezlik geliri bağlanması,
bunun iş göremezlik
derecesi oranındaki tutarının kendisine ödenmesi, ancak görevine
son verilmiş olması
halinde sürekli tam iş görmezlik geliri arasındaki farkın
sigortalının görevine
son veren kurum tarafından
sosyal güvenlik kurumuna ödenmesi, malullük veya yaşlılık
aylığına hak kazanan
sigortalılara ise sürekli iş göremezliğine göre ayrıca gelir
bağlanması
şeklindeki uygulama, Sosyal Hukuk devleti yansıması olup, kişi
lehine Yasa’nın 4/c kapsamında saydığı sigortalılar
yönünden, kazandırıcı bir hak olduğu
görülmüştür.
Kamu görevlisi ya da diğer sigortalılar
yönünden Kurumca farklı bir ödeme nedeni
bulunmayıp, kamu görevlisi için fark gibi gözüken
ödeme tutarı kamu işvereni tarafından
karşılanmakta ve Kurum bütçesine de ayrı bir yük
getirmemektedir. Diğer sigortalılar yönünden
farkın işverence Kuruma ödenmesi yönünde olaşacak
bir uygulamanın, Kuruma bir yarar getirmeyeceği gibi, üretimde
maliyet
unsurunu yükselten bir neden olabileceği, farklı
konumdaki sigorta kapsamındakilere farklı
uygulama getirmenin eşitsizlik sayılamayacağı
nedenleri ile kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı
kanaati
oluşmuştur.
d-
27. maddenin birinci fıkrası:
Kural ile,
iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle çalışma gücünün en az
%60’ını kaybedenlere
bağlanacak malullük aylığının, 29. maddede belirlenen yaşlılık
aylığı hesaplanma ve
55/2 de belirtilen artış oranları yöntemi ile prim ödeme gün
sayısı 9000 den az olanlar için 9000 gün üzerinden, 9000
gün ve fazlası olanlar için toplam prim ödeme gün sayısı
üzerinden hesaplanıp ödeme yapılacağı belirtilmektedir.
Daha önce malullük aylığının
hesaplanmasında
506, 5434 ve 1479 sayılı Yasa kapsamındakilerin
kiminde 1800 gün prim, 5 yıl sigortalılık, kiminde 10 yıl fiili
hizmet gibi farklı ölçülere
tabi tutulması nedeniyle
5510 sayılı Yasa ile farklı
sosyal güvenlik kurumuna tabi sigortalılar için tek norm ve
standart birliği getirilmek istenmiştir.
Aylığın hesaplanmasında, sistemden
yararlanan sigortalının sisteme giriş tarihi esas
alındığında, önceki yasa kapsamındakilerin bir
kısmında kısmi gelir düşüşleri olabileceği, bu kişiler yönünden
öncelikle farklı bir statüde bulunduklarının kabulü,
kesinleşmiş ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş bir haktan
ve kaybından bahsedilemeyeceği, kuralda,
prim ödeme gün sayısının 9000’in altında
olanların,
malullük aylığında 9000 gün prim ödenmiş gibi
sayılacağı öngörüldüğünden, yapılacak
aylık bağlama hesabının
malul sigortalı lehine olacağı kuşkusuzdur. Sigortalı
lehine kazandırıcı bu hakkın, birey lehine bir sosyal hukuk
devleti yansıması olduğunda
duraksanamaz. Kural,
maddenin ikinci fıkrasındaki sigortalılar için
malullük aylığının en düşük
yaşlılık aylığından az olmaması şeklindeki düzenleme ile
birlikte değerlendirildiğinde
asgari bir
gelir düzeyi amaçlandığından Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir
e-
29. maddenin birinci,
ikinci ve beşinci fıkraları yönünden
Yaşlılık aylığının hesaplanması başlıklı
29. maddenin birinci fıkrasında, yaşlılık aylığına
hak kazanan sigortalının ortalama aylık
kazancının hesap şekli, ikinci fıkrasında bu hesapta
geçen ortalama aylık kazancın nasıl bulunacağı,
beşinci fıkrasında ise, diğer fıkralara dayalı olarak hesaplanan
aylığın arttırılmasına ilişkin kriterlerin getirildiği
görülmektedir.
29. maddenin belirtilen fıkraları bir
bütün olarak değerlendirildiğinde, yaşlılık
aylığının tespiti
aşamalarına yönelik olduğu ancak, aylık belirlemede
kullanılacak kriterlerden
birinin, sigortalının talep tarihine kadar geçen yıllar
hesabında
ele alınacak “güncelleme katsayısı” formülü
olduğu görülmektedir.
Güncelleme katsayısının da bu kuralda yer alan
aylık hesabında uygulanacağının
öngörülmesi
karşısında; 29. maddenin, birinci, ikinci ve beşinci
fıkralarının Yasa’nın 4/c
maddesi kapsamındakiler yönünden iptaline,
Yasa’nın 3. maddesinin 29. bendinin Anayasa’ya
aykırılığı nedeniyle katıldık.
f-
Geçici 2. madde
Kural, 5510 sayılı Yasa’nın yürürlüğe
girmesinden önce 506, 1479, 2925,
2926 ve 5434 sayılı Yasa’nın geçici 20.
maddesinde belirtilen sandıklara tabi olanlara
bağlanacak yaşlılık
aylığının hesap şeklini göstermektedir.
Kuralın (a) bendinde kullanılacağı
belirtilen güncelleme katsayısının, (b) bendinde atıfta
bulunduğu 29.
maddesinde de aynı güncelleme katsayısının
kullanılması gerektiği, ancak Yasa’nın
3. maddesinin 29. bendinde yer alan güncelleme
katsayısına ilişkin düzenlemenin, Anayasa’ya aykırı
bulunarak iptal edilmesi karşısında, geçici 2.
maddenin (a) ve (b) bentlerinin de Anayasa’ya aykırı olduğu
farklı
gerekçesi ile ayrıca aşağıda belirtilen ek gerekçe yazılmıştır.
Kuralın birinci fıkrasının (b) bendi ile
29. madde hükümlerine göre hesaplanacak aylığın
belirlenmesinde bu kanundan önce sistemde olup bu
kanun ile birlikte devam edecekler
hakkında bir orantılı bölüm kıstası getirmiş
olduğu görülmektedir.
Yasa’nın kabul ettiği sistem 1.1.2007’den
geçerli olup, öncesine göre farklı bir
düzenleme içermektedir. Bu düzenleme kendi
içindeki güncelleme katsayısı gibi
bilinmeyenler hariç yaşlılık aylığı bağlanmasında
kendine özgü kurallar koymakta, nimet-külfet
dengesini baz almaktadır.
Bu sistem öncesinde işe giren sigortalı
yönünden bu dengenin kurulma ölçüsü bellidir. Birey,
varlığını ve sonucunu bilerek kabul ettiği, hukuk güvenliği ve
belirlilik sağlayan
yönteme itaat etmekte, onun sonuçlarını
beklemektedir. Halbuki bu hizmet süresi ve süreye
etki eden kazanca bağlı beklenti, yerini
öncekinden farklı bir hesap sistemine bırakmaktadır.
Bu yöntem ile elde edilecek gelir, işe başlangıç
anında var olan ve kazanılmış hakların
varlığını sürdürebilmesi yönünden kabul
edilebilir ve öngörülü değildir. Sistemin
getirdiği yeni kriter
ile sigortalının leh ya da aleyhine olacağı noktasında
belirsizlik içermekte bu hali ile de Hukuk Devleti ilkesi ile
bağdaşmamaktadır.
|
Başkanvekili
Haşim KILIÇ |
Üye
Serruh KALELİ |
KARŞIOY
A- DEĞERLENDİRME
1- Genel Olarak ve Kanun’un 3.
Maddesinin (29) Numaralı Bendi Yönünden
31.5.2006 günlü, 5510 sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, sosyal
sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri
güvence altına alma, bu sigortalardan yararlanacak kişileri ve
sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile
finansman ve karşılanma yöntemlerini belirleme, sosyal
sigortaların ve genel sağlık sigortasının işleyişi ile ilgili
usul ve esasları düzenleme amacıyla getirilmiş ve kapsamına da
sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortasından yararlanacak
kişileri, işverenleri, sağlık hizmeti sunucularının, bu Kanunun
uygulanması bakımından gerçek kişiler ile her türlü kamu ve özel
hukuk tüzelkişilerini ve tüzelkişiliği olmayan diğer kurum ve
kuruluşları almıştır.
Çalışma hayatı, kuruluşu,
yönetimi, işleyişi, ilkeleri, dayandığı kuralları bakımından çok
karmaşık bir yapı, buna karşılık hakkaniyetli ve adaletli bir
ortam kurulması halinde insanı gerçekten mutlu kılabilecek temel
bir araçtır.
Çalışan insan kendisinin ve
ailesinin hayatını yalnızca asgarî seviyede garanti ve idame
ettirmekle yetinmez, onu mümkün olduğunca müreffeh hâle
getirmeye, hoş ve enteresan hâle sokmaya da çalışır. Elde
edilen gelir ile gıda, mesken, giyim, ulaşım, eğlence, sağlık
ihtiyaçları, diğer iktisadi ve sosyal faaliyetler görülür.
Böylece çalışanın ve çalışma dışına çıkmış kişinin kendisi ve
ailesinin bütün hayâtı teminat altına alınır. Diğer yandan,
ücret bir itibar, bir gurur, bir izzetinefis meseledir, refah
içinde yaşama vâsıtasıdır, şahsî olduğu kadar kesin bir mesleki
tatmin faktörüdür. Bu yüzdendir ki memur olsun işçi olsun bütün
çalışanların dikkati ücret-maaş üzerinde toplanmaktadır.
Konu aynı ölçüde emeklilik için
geçerlidir.
Mâdemki çalışanlar belli bir
gelir karşılığı mümkün olan en kısa sürede şartlar oluştuğunda
faaliyetlerini kesmek, buna karşılık, gerek bütçe güçlüklerini,
gerekse tecrübe sahibi elemanlardan daha fazla istifadeyi
düşünen idare de emeklilik yaşını mümkün olduğu kadar uzatmak
istemekte, o halde meseleyi çözmede tek geçerli, objektif ve
genel kriter olarak nüfusun ortalama yaş seviyesinin tespiti
kalmaktadır.
Öyle bir optimal emekli yaşı
belirlensin ki, hem mal ve hizmet üretiminde âzamî verimlilik
olsun, hem de faal çalışma ortamı dışına çıkanların emekliye
ayrılışları ile ölüm yaşları arasında sağlıklı, keyifli, medeni
bir yaşayış için makûl, kabûl edilebilir, yeterli bir süre
bulunsun.
Bunun için her ülke sosyal
güvenlik konusuna büyük önem vermekte, bununla ilgili
düzenlemeleri ve kendi bünyesine uyan en iyi yapıyı anayasal
boyutta ele alıp gerçekleştirmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti de
aynı yolu izlemekte, Anayasa’nın birçok maddesiyle, sosyal
devlet, eşitlik, sosyal güvenlik hakkı konuları
düzenlenmektedir.
Anayasa’nın sosyal güvenlik
hakkıyla ilgili 60. maddesinde herkesin sosyal güvenlik hakkına
sahip olduğu, devletin bu güvenliği sağlayacak gerekli
tedbirleri alıp teşkilatı da kuracağı belirtilmekte, kamu
hizmeti görevlileriyle ilgili genel ilkelerin yer aldığı 128.
maddesinde devletin kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü
oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli
görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği
ifade edildikten sonra, ikinci fıkrasında da memurların ve diğer
kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri,
hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük
işlemlerinin kanunla düzenleneceği hükme bağlanmaktadır.
Anayasa’nın 51., 52., 68., 70.,
76., 129. maddelerinde görüldüğü gibi, memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin farklı konumda olduklarına dâir bir kısım
düzenlemeler bulunmakla beraber, emekli olunca organik bağın
devam edeceğine ilişkin açık bir hüküm yer almamaktadır. 128.
maddenin hiç bir yerinde açık olarak “emeklilik” sözü
geçmemekte, sâdece çalışan personelin çerçevesi çizilmekte ve
onlarla ilgili her türlü işlemin kanunla yapılacağı
öngörülmektedir. Başka bir deyişle, bu ifadelerden “memurlar ve
diğer kamu görevlileri”nin faal durumdayken farklı bir statü
teşkil ettiği anlamının çıktığı ölçüde bunların emeklilerinin de
aynı statü içinde yer alacakları mânâsı çıkmamaktadır.
Kanunkoyucu açık bir buyruk bulunmaması karşısında kendi takdir
yetkisini kullanmış, memurlar ve diğer kamu görevlilerini
çalışmalarının fiilen kesilmesinden itibaren işçi ve
Bağ-Kur’lulardan çalışmalarını fiilen kesenlerle aynı kategoriye
almış, bütüncül bir anlayışla, norm birliği ilkesi uyarınca,
hepsini “emeklilik” kavramı kapsamında, başka bir statü içinde
mütâlaa etmiş, onlarla ilgili düzenlemeyi tek bir çatıda, 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda
yapmış, memuru işçiden, işçiyi esnaftan farklı ve ayrıcalıklı
görmediğini ilan etmiştir.
Tersine açık ve net bir Anayasa
hükmü bulunmaması karşısında bahsi geçen bu düzenlemenin hukukî
gereklerden çok iktisadî gereklerden kaynaklandığı ve siyasî
irâdenin tercihini yansıttığı anlaşılmaktadır.
Sosyal güvenlik kurumları,
tabiatları icâbı, ticarî amaçlı kuruluşlar değildir. Devlet her
zaman sistemin açıklarını kapatmak için katkıda bulunacaktır.
Gaye, bu katkı payının nisbeten düşürmekdir. Ne var ki,
yıllardan beri üç ayrı teşkilatla yürütülen emeklilik ve sosyal
sigorta faaliyetleri aktüeryal dengenin bir türlü kurulamaması
yüzünden iflâs eder noktaya gelmiş, üç ayrı genel müdürlüğün
açıkları genel bütçeden 24 katrilyon civarında para ayrılarak
kapatılmaya çalışılmıştır. Bu, sosyal güvenlik değil sosyal
adâletsizliktir, iktisadî sarsıntıların, yıllardır görülen
enflasyonun da temel sebeplerinden biridir. Sosyal
sigortalılarda ve Bağ-Kurlularda görülen aşırı nisbetteki kayıt
dışılık ve prim ödemedeki gevşeklik Emekli Sandığı’nda
bulunmamasına rağmen o da diğerleri gibi büyük ölçüde açıklar
vermiştir.
Artık kendine yeterli bir sisteme
geçmek zaruret hâline gelmiş, yaşanan ekonomik gerçekler bunu
açıkça hissettirmeye başlamıştır.
Bu durum karşısında kanunkoyucu
çeşitli sosyal güvenlik modellerinden birini, ülke şartlarına en
uygun olduğuna inandığı 5510 sayılı Kanun’daki sistemi tercih
etmiş, kamu görevlileri, hizmet akdine dayalı ücretle
çalışanlar, tarım işleri görenler gibi farklı statüde bulunanlar
bakımından “emeklilik” kurumundaki karmaşayı çözmek için yeni
bir iktisadi boyut getirmiş, sosyal hukuk devletinin asıl bu
yolla kurulacağına inanmıştır. Zirâ, Devlet de olsa, iktisâden
kendi kendini döndüremeyen bir organizasyonun yalnızca hukuki
müeyyidelere dayanarak ayakta kalacağı düşünülemez. İktisâdi
gereklerden uzaklaşmış, günlük hayata yabancılaşmış, esnekliğini
kaybedip hantallaşmış, sâdece kendini referans almış bir hukuk
mantığının, bunun değişmesine mâni olabilecek açık ve net bir
Anayasa kuralının da bulunmaması karşısında, artık sosyo-politik,
tekno-politik ve bilhassa ekonomik boyutlarla desteklenmesi ve
hattâ değiştirilmesi kaçınılmaz olmuştur.
Sosyal devleti belirleme sâdece
sosyal güvenlik tedbirleriyle sınırlı değildir. Bunu vergi
politikası, çeşitli türdeki teşvik tedbirleri, sübvansiyonlar
ile de geliştirmek mümkündür. Vergi, nasıl çok kazanandan az
kazananın da aynı hizmeti görmesi için aktarma yapma
enstrümanıysa, sosyal güvenlik primleri de benzer fonksiyonu
icra etmektedir. 2007den itibaren işlemeye başlayacak yeni
düzen, çalışandan kesilen prime orantılı emekli maaşı verme
maksadı gütmekte, emekli olma yaşının 2048’de 65’e ulaşacağını
söylemekte, kademeli geçiş getirmekte, eski sistemdeki uzun
yaşama süresince verilen emekli aylığını daha kısa süreye
indirmeyi ve eskiden uzun süre çalışanın aleyhine olan durumu
tersine çevirmeyi planlamakta, böylece bir finansman açığı
kapatma yolu değil, gerçek bir sosyal dayanışma sistemi
getirdiğini anlatmaktadır.
Böylece, 5510 sayılı Kanun’la
devletin sosyal güvenliği sağlama görevine iki ölçüt getirilmiş
olmaktadır. Bunlardan biri, devletin kişilere malî kaynakların
yeterliliği ölçüsünde sosyal güvenlik sağlaması, diğeri,
devletin sosyal güvenliğe malî kaynaklarını tahsis ederken
ekonomik istikrarın bozulmamasına dikkat etmesi ve sosyal
güvenlik alanına ancak bu istikrarı bozmayacak derecede malî
kaynak aktarılmasıdır.
Emeklilik, fiilen çalışmadan
farklı, yeni ve başka bir statüdür. “Emekli” oluşları itibâriyle
memur, işçi, Bağ-Kur’lu tek ve standart bir yapı içindedir. Yeni
düzenlemeyle gerçekten bu üç grup ortak bir paydada
buluşturulmuş, aralarında organik bir bağ kurulmuş, emek, para,
zaman, mekan, teknoloji, teçhizat tasarrufu da dâhil, yönetimde
birlik, kolaylık, yeknesaklık sağlanmış, bundan böyle,
verimlilik ilkelerine riayet edilir olmuştur. Ayrı ayrı Kanun ve
yapılanmalarla her üç grubun özlük haklarının
sistemleştirilmesinden vazgeçilerek, her hangi bir hak kaybına
yol açmaksızın, makûl, âdil ve Anayasa’ya aykırı olmayan siyasi
bir tercihle, ekonomik zarûretlere öncelik verilerek yeni bir
düzenleme yapılmıştır. Prodüktivite anlayışı ve diğer
zorunluluklar çoğu zaman diğer faktörlerin önüne geçmektedir.
Yeni düzenlemenin temeli olarak
güncelleştirme katsayısı (GK) denen bir formül geliştirilmiştir.
Emekli maaşı işçiler ve
Bağ-Kur’lularda ortalama günlük kazançtan, memurlarda ise en son
alınan aylığın göstergeleri üzerinden hesaplanırken, yeni kanunu
yapanlar bunun gerçekçi olmadığını görerek GK’yı getirmişler,
bundan sonra Devletin genel bütçeden %5’ler nisbetinde yaptığı
katkının %2’lere indirilmesini hedeflemişlerdir. Formül değişim
oranı (DO) ve TÜFE’den yararlanılarak hazırlanmış teknik bir
teşvik görünümünde olup, emekli aylıklarının hesabında geçmiş
kazançlar dikkate alındığında kullanılan bir metotdur.
Güncellenen husus kazanç olduğu için kazancı etkileyen unsurlar
dikkate alınarak düzenleme yapılmaktadır.
Sosyal güvenlik sisteminin ana
gelir kalemini topladığı primler oluşturmaktadır. Emekli
aylıklarının finansmanı pratikte dağıtım esasına göre
yapılmakta, çalışan sigortalılardan alınan primler emekli
aylıklarının ödenmesinde kullanılmaktadır. Sosyal güvenlik
sistemi gelirlerinin artırılması ancak ücretlerde ve çalışan
kişi sayısında meydana gelecek artışla mümkün olabilecektir. Bu
itibarla emekli aylığı sosyal güvenlik sisteminde ücretin
fonksiyonu olarak kabul edilmiştir.
Bu sûretle GK, açık, adil, makûl bir tanımlama olarak
görülmekte, sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmayan bir yönü
görülmemektedir. Refah payını ve hukuk güvenliğini nazarî
dikkate almadığı iddiasıyla Anayasa’ya aykırılığı da söz konusu
değildir. TÜFE’yi kullanmakla emekliyi en azından enflasyonun
altında ezdirmemekte, alıştığı sosyal düzeni devam ettirmesini
sağlamaktadır. Kaldı ki, halkın oylarıyla iktidar olmuş hiçbir
siyasî otorite, GSYİH’da meydana gelecek artışları ücretlere
yansıtmamazlık edemeyecektir. Bu, genel seçimlere dayanan
parlamenter sistemin tabiatına aykırıdır. Serbest ekonomi
kurallarına göre işleyen bir piyasada, ister istemez refah payı
ücretlere yansıtılacak, hukuk güvenliği kurulacaktır.
2- Kanun’un 3. Maddesinin (29) Numaralı Bendi
Dışında Kalan Maddeler Yönünden
-19. maddesinin beşinci
fıkrasının iptali isteminin, bu Kanunun 4/c kapsamındaki
sigortalılarının da 4/a ve (b) kapsamındakilerle aynı kategoride
mütâlaa edilmesi gerektiğinden, reddi,
-27. maddesinin birinci
fıkrasının iptali isteminin, aynı Kanun’un 4/c maddesi yönünden,
4/a ve (b) için de prim ödeme gün sayısının ve aktüeryal
dengenin tutturulma yollarından birinin yasama organının takdiri
dahilinde ve siyasî bir tercih sonunda belirlenmesinde
Anayasa’ya aykırılık görülmediğinden, reddi,
-28. maddesinin ikinci
fıkrasının iptali isteminin, kural ilk defa bu Kanun’a göre
sigortalı olacaklar, bir başka ifadeyle, 30 yıl sonraki bir
durum için getirildiğinden, böyle bir kademelendirmenin 4/a-b-c
kapsamındaki sigortalıların tamamı bakımından ölçülü, mantıklı,
âdil görüldüğünden, bu tür bir düzenleme yapmasının
kanunkoyucunun siyasî tercihinin kaçınılmaz bir sonucu
olacağından, reddi,
-29. maddesinin
birinci, ikinci, üçüncü, beşinci fıkralarının iptali isteminin,
önceki maddeler gibi, sistemin içinde mantıklı bir silsilenin
devamı mahiyetinde olduklarından, ortalama aylık kazancı ve
aylık bağlama oranı tanımlarında ve formülasyonunda bir
tutarsızlık bulunmadığından, 4/c kapsamındakilerinin de 4/a ve
(b) kapsamındakilerle aynı konumda görülmesi gerektiğinden,
reddi,
-31. maddesinin birinci
fıkrasının; 40. maddesindeki Cetvelin 8., 12., 13. ve 14.
sıralarının; 46. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarının;
55. maddesinin ikinci fıkrasının iptali istemlerinin, getirilen
yeni sistemin mantığı içinde doğru bir düzenleme olduklarından,
reddi,
-63. maddesinin ikinci
fıkrası ile birinci fıkrasının (d) bendindeki bölümünün iptali
isteminin 4/c kapsamındaki sigortalılar yönünden, burada
aktüeryal denge arayışı bulunması, bunun da bir siyasî tercih
konusu olduğunun kabul edilmesi lazım geldiği, ayrıca ağız
sağlığını özendirme anlayışı yattığı anlaşıldığından, reddi,
-68. maddesinin ikinci
fıkrasının (b) bendinin; 80. maddesinin birinci ve ikinci
fıkralarının; 81. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin
iptali istemlerinin, 4/c kapsamındakilerinin de 4/a ve (b)’dekilerle
aynı konumda ve prime esas kazançlardaki istisnalar ile prim
oranları ve Devlet katkısının makûl ve ölçülü görülmeleri
gerektiğinden, reddi,
-Geçici 1. maddesinin
beşinci fıkrasının; Geçici 2. maddesinin birinci fıkrasının (a),
(b), (c), (d) bentlerinin iptali istemlerinin, 4/c
kapsamındakilerin de 4/a ve (b)’dekilerle aynı konumda görülmesi
gerektiğinden ve getirilen yeni sistemin mantığı içinde doğru
bir düzenleme olduğundan, reddi,
-Geçici 4. maddesinin
ikinci ve dokuzuncu fıkralarının iptali isteminin, 5434 sayılı
Kanun’a ilişkin geçiş hükümleri bakımından getirilen yeni
sistemin mantığı içinde doğru bir düzenleme olduğundan, reddi,
görüşündeyim.
Özetlemek gerekirse, faal çalışma dışında bulunanlara âit sosyal
sigortalar ve genel sağlık sigortası kurumları tek çatı altında
birleştirilmekte, Kanun, birkaç maddesi hâriç, genelde
bütünüyle, özelde 3. maddesinin (29) numaralı bendiyle
Anayasa’ya aykırılık oluşturmamaktadır.
Kısaca, 5510 sayılı Kanun, ekonominin gerekleri, hayâtın
gerçekleri ve zorlamaları karşısında üç ayrı gruptan oluşan
mevcut emeklilik düzenini yeniden yapılandıran bütüncül bir
sistem meydana getirmiş, kanunkoyucunun anayasal takdir yetkisi
içinde kalan siyasî tercihi olmuştur.
Bütün bu gerekçelerle, Kanun’un çeşitli maddelerini iptal eden
çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.
B- KATILDIĞIM ÇOKLUK VE AZLIK GÖRÜŞLERİ
1- Redde İlişkin Çokluk Görüşleri
5510 sayılı Kanun’un;
-18. maddesinin ikinci
fıkrasındaki iptali istenilen bölümün,
-19. maddesinin
dördüncü fıkrasının,
-27. maddesinin birinci
fıkrasının iptal edilen bölümünden geriye kalan kısmının,
-28. maddesinin ikinci
fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin,
-29. maddesinin üçüncü
fıkrasının 4/a ve (b) kapsamındaki sigortalılar yönünden,
-30. maddesinin
dördüncü fıkrasının bahsi geçen bölümünün 4/a ve (c)
kapsamındaki sigortalılar yönünden,
-55. maddesinin ikinci
fıkrasının 4/a ve (b) yönünden iptal edilen bölümden arta kalan
bölümün,
-63. maddesinin ikinci
fıkrası ile birinci fıkrasının (d) bendindeki bölümün 4/a ve (b)
kapsamındaki sigortalılar yönünden,
-67. maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendinin,
-68. maddesinin ikinci
fıkrasının genel sağlık sigortası kapsamındaki diğer
sigortalılar yönünden,
-73. maddesinin
dördüncü fıkrasının,
-81. maddesinin birinci
fıkrasının,
: (c) bendinin 4/a ve (b) kapsamındaki sigortalılar,
: (e) bendinin 4/a ve (c) kapsamındaki sigortalılar yönünden,
-Geçici 1. maddesinin
beşinci fıkrasının 4/a ve (b) kapsamındaki sigortalılar
yönünden,
-Geçici 6. maddesinin
yedinci fıkrasının (a) bendinin,
-Geçici 9. maddesinin
birinci, ikinci, üçüncü fıkralarının,
İptali istemlerinin REDDİNE dair ÇOKLUK görüşünün
gerekçelerine,
katılmaktayım.
2- Redde İlişkin Azlık Görüşleri
5510 sayılı Kanun’un;
-19. maddesinin beşinci
fıkrasının,
-27. maddesinin birinci
fıkrasının,
-28. maddesinin ikinci
fıkrasının 4/c kapsamındakiler yönünden,
-29. maddesinin üçüncü
fıkrasının 4/c kapsamındaki sigortalılar yönünden,
-40. maddesinde yer
alan Cetvel’in 8., 12., 13. ve 14. sıralarındaki düzenlemenin,
-46. maddesinin
dördüncü ve beşinci fıkralarının,
-63. maddesinin birinci
fıkrasının (d) bendindeki bölümünün 4/c kapsamındaki
sigortalılar yönünden,
-68. maddesinin ikinci
fıkrasının 4/c kapsamındaki sigortalılar yönünden,
-80. maddesinin birinci
ve ikinci fıkralarının 4/c kapsamındaki sigortalılar yönünden,
-81. maddesinin birinci
fıkrasının (c) bendinin 4/c kapsamındaki sigortalılar yönünden,
-Geçici 1. maddesinin
beşinci fıkrasının 4/c kapsamındaki sigortalılar yönünden,
-Geçici 4. maddesinin
ikinci ve dokuzuncu fıkralarının,
İptali istemlerinin REDDİNE dair diğer AZLIK görüşünün
gerekçelerine,
3- İptale İlişkin Çokluk Görüşleri
-30. maddesinin
dördüncü fıkrasındaki bahsi geçen bölümün 4/b kapsamındaki
sigortalılar yönünden,
-81. maddesinin birinci
fıkrasının (e) bendinin 4/b kapsamındaki sigortalılar yönünden,
-106. maddesinin 2 ve 8
numaralı bentlerindeki ibarelerin,
İPTALİNE dair ÇOKLUK görüşünün gerekçelerine,
Katılmaktayım.
KARŞIOY GEREKÇESİ
5510 sayılı Kanun’un 81. maddesinin (e) bendinde öngörülen
sosyal güvenlik destek primi oranları sayın çoğunlukça, bu
Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamına
giren sigortalılar yönünden Anayasa’ya aykırı görülerek iptal
edilmiş; ancak kural 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi
kapsamına giren sigortalılar yönünden Anayasa’ya aykırı
görülmeyerek iptal isteminin reddine karar verilmiştir. Oysa, bu
grup sigortalılar yönünden öngörülen düzenleme de ölçülü
olmayıp, prim oranları makûl kabul edilebilecek düzeyin
üzerindedir. Bu nedenle kuralın bu grup sigortalılar yönünden de
Anayasa’nın 2. ve 60. maddelerine aykırı olduğu ve iptali
gerektiği; benzer şekilde, 5510 sayılı Kanun’un 30. maddesinin
dördüncü fıkrasının “…81 nci maddenin (e) bendi gereğince sosyal
güvenlik destek primi alınır.” Bölümü de doğrudan anılan maddeye
atıfta bulunduğundan, 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi
kapsamındaki sigortalılar yönünden Anayasa’ya aykırı düştüğünden
iptali gerektiği kanısına vardığımızdan, her iki kural yönünden
aksi yöndeki çoğunluk kararına katılamıyoruz.
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR |
Üye
Serruh KALELİ |
KARŞIOY GEREKÇESİ
5510 sayılı Kanun’un 67. maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendi, bentte sayılan sigortalıların (ki bunlar
aynı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi
gereğince sigortalı sayılan kişiler ile isteğe bağlı
sigortalılar, oturma izni almış yabancı ülke vatandaşlarından
yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında sigortalı olmayan kişiler
ve hiçbir gruba dahil olmayıp, başka bir ülkede sağlık
sigortasından yararlanma hakkı bulunmayan kişilerin) ve bunların
bakmakla yükümlü oldukları kişilerin sağlık hizmetlerinden
yararlanmalarını, kısa ve uzun vadeli sigorta primleri dahil
genel sağlık sigortası primi borcunun bulunmaması koşuluna
bağlamaktadır. Anılan bent kapsamına girenlerin, her ne sebeple
olursa olsun, birkez dahi anılan primleri yatırmamış olmaları
halinde, kendileri ile bakmakla yükümlü oldukları kişilere
sağlık hizmeti sunulmayacaktır. Bu yönüyle kuralın ölçülü ve
makûl olduğundan söz edilemez. Ayrıca, 67. maddenin birinci
fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalılar (ki bunlar
arasında aynı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendi gereğince sigortalı sayılanlar da bulunmaktadır) için
böylesine ağır bir koşul öngörülmemiş, bilakis bu bent
kapsamındakilerin sağlık hizmeti sunucusuna başvurduğu tarihten
önceki son bir yıl içinde toplam 30 gün genel sağlık sigortası
prim ödeme gün sayısının olması, sağlık hizmetlerinden
yararlanma için yeterli kabul edilmiştir. Bu ayırım dahi kuralın
adil almadığının ve sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmadığının
diğer bir göstergesidir.
Belirtilen nedenlerle, kuralın Anayasa’nın 2.,
60. ve 173. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği
kanısında olduğumuzdan, aksi yöndeki çoğunluk kararına
katılmıyoruz.
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR |
Üye
Şevket APALAK |
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT |
DEĞİŞİK GEREKÇE
5510 sayılı Kanun’un 19. maddesinin dördüncü
fıkrası, 4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendine göre
sigortalı sayılanlara sürekli iş göremezlik geliri
bağlanabilmesi için, kendi sigortalılığından dolayı, genel
sağlık sigortası dahil prim ve her türlü borçlarının ödenmiş
olmasını zorunlu kılmaktadır. Sürekli iş göremezlik geliri,
geçici iş göremezlik ödeneğinden mahiyet itibariyle tamamen
farklı olup; burada sigortalıya uzun süreli (devamlı) bir gelir
bağlanması sözkonusudur. Böylesine devamlı ve miktar olarak da
geçici iş göremezlik ödeneğine nazaran yüksek bir gelir
bağlanması sözkonusu olduğundan, anılan sigortalıların prim
borçlarının ödenmiş olmasının öngörülmesi makûl ve ölçülü bir
kural mesabesindedir. Bu bakımdan 5510 sayılı Kanun’un 18.
maddesinin ikinci fıkrasındaki kuralla, bu kural aynı mahiyette
hukuki sonuçlar doğurmadığından; o kural yönünden serdettiğimiz
düşüncelere burada katılamıyoruz.
Açıklanan nedenle, sonuç karara bu gerekçe ile
iştirak ediyoruz.
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR |
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT |
KARŞIOY GEREKÇESİ
4 ncü maddenin birinci (b) bendine göre sigortalı
sayılanlara hastalık halinde geçici iş göremezlik ödeneği
verilmesini, genel sağlık sigortası dahil prim ve her türlü
borçlarının ödenmiş olması şartına bağlayan 5510 sayılı Kanun’un
18. maddesinin ikinci fıkrasındaki kuralın ölçülü ve makûl
olduğundan söz etmeye imkân yoktur. Çünkü kural, her ne sebeple
olursa olsun, belirtilen sigortalıların bir kez olsa dahi prim
yatırmamış olmaları halinde, kendilerine geçici iş göremezlik
ödeneği ödenemeyeceğini hükme bağlamaktadır. Ayrıca 4. madenin
(a) ve (c) bentlerine tâbi sigortalılar yönünden bu şekilde bir
kural öngörülmeyip, önceki bir yıl içinde en az doksan gün
sigorta primi ödenmiş olmasının yeterli görülmesi de, kuralın
adil olmadığının ve sosyal devleti ilkesiyle bağdaşmadığının
diğer bir göstergesidir.
Belirtilen nedenlerle, kuralın Anayasa’nın 2.,
60. ve 173. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği
kanısında olduğumuzdan, aksi yöndeki çoğunluk kararına
katılamıyoruz.
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR |
Üye
Şevket APALAK |
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT |
KARŞIOY GEREKÇESİ
5510 sayılı Kanun’un 28. maddesinin (b) bendi ile kadın ise 58,
erkek ise 60 yaşını doldurmuş olan ve en az 9000 gün malullük,
yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olan
sigortalılara yaşlılık aylığı bağlanmasında esas alınan yaş
hadleri 1.1.2036- 1.1.2048 tarihleri arasında kademeli olarak
yükseltilmekte ve sonuçta kadın-erkek tüm sigortalılar 1.1.2048
tarihinde eşit olarak 65 yaşa tâbi tutulmaktadır.
Sosyal güvenlik ve emeklilik sisteminin esaslı unsurlarından
biri olan “emeklilik yaşları”, ülkenin demografik yapısı,
ortalama ömür, ekonomik durum, kayıtlı sigortalı sayısı, sosyal
güvenlik sisteminin mali gücü ve aktüeryal denge gibi birçok
etmenin değerlendirilmesi sonucu yasa koyucu tarafından bir
tercih olarak saptanabilir. Ne var ki, çok hassas bir belirleme
olan bu saptama yapılırken, bir yandan da Anayasa’nın
Başlangıcı’nın altıncı fıkrasındaki, her Türk vatandaşının
“…sosyal adalet gereklerince… onurlu bir hayat sürdürme ve maddi
ve manevi varlığını bu yönde geliştirme …” hak ve yetkisine
sahip olduğu kuralı ile yine Anayasa’nın 2., 5., 13., 41., 49.,
60., 65., 173. ve 176. maddelerinin dikkate alınması da
şarttır.
Yine, sosyal devlet ilkesinin doğal gereği olarak, sigortalının
emeklilik yaş sınırına ulaşmasından sonra huzur içinde
geçirebileceği makûl bir emeklilik döneminin bulunması
gereklidir.
İptale konu kural, ülkenin demografik yapısı ve ortalama ömür
gerçeği yeterince dikkate alınmadan, ileriye yönelik olarak çok
yüksek yaş hadlerini öngörmesi itibariyle, işaret edilen Anayasa
kurallarıyla uyumlu olmadığı gibi; özellikle kadın sigortalılar
yönünden uzun vadede erkek sigortalılarla aynı yaş sınırının (65
yaş) öngörülmesi esasının getirilmesi, bugüne dek kadın-erkek
sigortalılar arasında uzun yıllardır kabul edilen pozitif
ayrımcılık düşüncesinden ayrılınmasını ve Anayasa’nın 41.
maddesinin doğal bir gereği olan bu olgunun kadın sigortalılar
aleyhine düzenlenmesini haklı kılmayan mahiyeti itibariyle de,
özellikle Anayasa’nın 2. ve 41. maddelerine aykırı düşmektedir.
Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasa’ya aykırı düştüğü ve
iptali gerektiği kanısına vardığımızdan; çoğunluğun aksi yöndeki
kararına katılamıyoruz.
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR |
Üye
Şevket APALAK |
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT |
AZLIK OYU
5510 sayılı Yasa’nın;
1-19. maddesinin dördüncü fıkrası yönünden:
Yasa’nın 4/a ve 4/c bendi kapsamına girenler yönünden prim
borcuna değinilmezken iptali istenen 19. maddenin dördüncü
fıkrasında sürekli iş göremezlik geliri nedeniyle 4/b kapsamına
girenler için prim ve her türlü borçların ödenmiş olmasının
aranmasında Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine, 60.
maddesindeki Sosyal Güvenlik hakkına uyarlık yoktur. Prim
borçlarının tahsiline ilişkin hukuki yöntemlerin varlığı
yanında, primlerin tahsili sağlıkla ilgili konuların önüne
geçmemeli, gelirlerden prim borçlarının düşülmesi yolunda
çözümler düzenlenmelidir.
Açıklanan nedenle, Yasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrasındaki
bölümün iptali gerekeceği oyuyla kararın bu kısmına karşıyım.
2- 63. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin iptali istenen
bölümü yönünden:
Diş protezinin maddenin diğer fıkralarında belirtilen
rahatsızlıklar dışında, sağlık nedeniyle 18 ile 45 yaş arasında
olanlar içinde zorunlu olabileceği kuşkusuzdur. Belirtilen yaş
dilimindekilerin diş protezlerini salt estetik nedeniyle
yaptıracakları da söylenemez. Böyle bir durum söz konusu olsa da
önemli olan diş hekimlerinin bunu gerekli görmeleridir. Kaldı
ki, ağız ve diş sağlığı 18 ile 45 yaş arasında olanlar için daha
da zorunluluk içerebilir.
Bu bakımdan kuralın bu kısmı, gerek hakça bir yaklaşımı ve
gerekse eşitliği gözetmemesi nedenleriyle sosyal hukuk
devletine, eşitlik ve sosyal güvenlik ilkelerine aykırıdır.
İptali gerekeceği oyuyla kararın bu kısmına karşıyım.
KARŞIOY, DEĞİŞİK VE EK GEREKÇELER
A-
28. maddenin ikinci fıkrası
5510 sayılı Yasa’nın 28. maddenin ikinci
fıkrasında, ilk defa bu Kanuna göre sigortalı
sayılanlara (a) bendi ile kadın ise 58, erkek ise
60 yaşını doldurmuş ve en az 9000 gün
Malullük, Yaşlılık,
Ölüm sigorta primi bildirmiş olmak, (b) bendi ile de 2036
yılından kadın erkek yaşının eşitlendiği 2048 yılına kadar
aradaki yıllarda kadın ve erkek için öngörülmüş
farklı yaş sınırlarına
ulaşılmış olması halinde YAŞLILIK AYLIĞININ bağlanacağı
düzenlenmiş bulunmaktadır.
Ülkenin
demografik yapısı, ülkede halen ortalama yaşama umudunun
kadınlarda 71
erkeklerde 66.5, ancak emekli aylığı almakta iken
ölenlerin yaş ortalamasının ise 65 olduğu bildirilmektedir.
Sosyal sigorta sisteminde yaşlılık aylığı yaşlanmayla ortaya
çıkan gelir kaybı riskini karşıladığına göre yaşlılık aylığının
en önemli parametresi emeklilik yaşıdır.
Halen ülkede kadında 58, erkek de 60
olan emeklilik yaşını kural, inandırıcı bir ölçü
göstermeden bundan 40 yıl sonra asgari erkek de
5, kadında 7 yıl ileriye atmaktadır. Bunun
Türkiye’de ortalama yaşam yılı sayısının da bu
süreç de asgari bu kadar artacağını, ülke
koşullarının ortalama yaşamı bu denli
iyileştirerek kadında 78 erkek de 71.5 yaş ortalamasına
taşıyacağını kabul etmek demektir.
Kaldı ki, emekli aylığı almakta iken
ülkemizde ortalama ölüm yaşının halen 65 olduğu, bu ortalamanın
40 yıl sonrasında, bugüne göre 5 yıl ileriye taşınan emekli yaşı
kadar, hayat standartındaki gelişmeler nedeniyle aynı yıl sayısı
kadar ileri taşındığı düşünüldüğünde bile, emeklinin, 25-40
yıllar civarı faal çalışma hayatı sonrasında hak ettiği,
yaşlılık aylığından
yararlanma yıl sayısı ortalamasının da ancak 5
yıl kadar olacağı düşünülebilir.
5510 sayılı
Yasa’nın uygulayıcısı olacak Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığının Sosyal
Güvenlik reformu projeksiyonu incelendiğinde, bu Yasa uygulaması
sırasında emeklilik sonrası yaşam süresi beklentisinin
kadın erkek emekli yaşının eşitlendiği yıl itibarı ile 65
yaşından sonra erkeklerde
15, kadınlarda ise 20 yıl kadar olduğu, bir anlamda yaşam umut
yılı sayı ortalamasının erkek de 80’e kadında ise 83 yıla
çıktığı bir hesap üzerine inşa
edildiği
görülmektedir.
Yaşlılık aylığından öngörülen bu kadar
yıl süresince yararlanılacağına ilişkin
kısaca bu Yasa kapsamındaki sigortalılar yönünden
yaş sınırının, sosyal hukuk devletinde
ölçü sayılabilecek, ortalama yaşam kalitesinin ve
buna bağlı ortalama yaşam umut yıl
sayısının arttığı konusundaki gerçekleri
yakalamadan, varsayım olarak yıllar itibarı ile
basamaklı bile olsa mevcut emeklilik yaşının hak
edildiği yıldan ileriye taşımak suretiyle
düzenlenmiş kural, Anayasa’nın Başlangıç
hükümlerindeki her Türk vatandaşının sosyal
adalet gereklerince ... onurlu bir hayat sürdürme
ve maddi ve manevi varlığını bu yönde
geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu
kuralı ile Anayasa’nın 2 ve 60. maddelerine aykırı olup,
çoğunluğun görüşüne, 5510 sayılı Yasa’nın 4/a, b,
c bentlerinde sayılan tüm sigortalılar
yönünden katılmıyorum.
B-
40. maddedeki tablonun 12. ve 14. sıra düzenlemeleri için
değişik gerekçe ve karşıoy:
5510
sayılı Yasa’nın 40. maddesinde cetvelde gösterilen
sigortalıların hizmet sürelerine, fiili
hizmet zammı süresi
eklenmesini gerektiren işyeri veya iş ile sigortalının bu işyeri
ya da iş de geçen çalışma sürelerinin her 360 günü için
karşılarında gösterilen prim gün sayılarının
fiili
hizmet zam süresi olarak ekleneceğini bildirdiği görülmektedir.
Fiili hizmet süresi zammı
gerektiren işyerleri ve işler ile ilgili cetvel incelendiğinde,
12. sırada yer alan Türkiye Radyo-Televizyon kurumunda haber
hizmetlerinde çalışanlardan unvanları sayılanlar ve 14. sırada
Devlet Tiyatrosu sanatçıları ve Cumhurbaşkanlığı senfoni
orkestrası şef ve üyelerinin geçen çalışmaları
hakkında işyeri ve iş yönünden fiili hizmet
zammı verilmesi niteliğinde değerlendirildiği,
ancak, benzeri nitelikte hizmet veren özel radyo
televizyon, tiyatro ya
da orkestra çalışanları için ise, böyle bir hakdan
yararlanmasının
düşünülmediği, kaldı ki, cetvelin diğer bazı maddelerinde,
denizcilik ve hava ulaşım
sektöründe çalışanlar
yönünden kamu, özel ayrımının yapılmadığı, fıili hizmet
zammından eşit biçimde yararlandırıldığı görülmektedir.
Cetvelin 12 ve 14 sırasında
adlandırılanlar ile, aynı işi görenler arasında farklı statüden
bahsedilemeyeceği, benzeri meslekler ve işkolu ve
çalışanları arasında kesin çizgi ile bir
ayrım yapılmasının da olanaklı bulunmadığı, ancak
buna rağmen fiili hizmet zammı hakkı tanınarak haklı bir nedene
dayanmayan ayrıcalık oluşturulması Anayasa’nın 10. maddesindeki
eşitlik ilkesine aykırıdır.
Mahkeme çoğunluk görüşü, genel
gerekçesi ile Yasa’nın bu kuralını 4/c maddesi
kapsamına girenler yönünden iptali yönünde olmuş,
ancak katılınmayan bu iptal görüşüne,
40. maddedeki 12. ve 14. sıralardaki
düzenlemelerin Anayasa’nın eşitlik kuralına aykırılığı
nedeniyle değişik gerekçe ile katılınmıştır.
Ayrıca, kuralın 8. ve 13. sıralarında
yer alan cetvellerde sayılan işyerleri ve işyeri
çalışanları karşılığı
özdeşleştirilebilecek benzeri iş kolu ve işyerinde çalışanların
hukuksal statüleri, yapmakla
yükümlü oldukları görev sınırları yetki ve sorumlulukları
düşünüldüğünde, yasa
koyucunun cetvelin bu faslında yer alanları farklı hukuki
statüleri nedeniyle
fiili hizmet zammından yararlandırmaları konusundaki taktir
hakkında Anayasa’ya
aykırılık
görülmemiştir.
C-
Ek Gerekçe
Geçici 4. maddenin ikinci fıkrasında,
bir yıllık süre sonunda kamu görevlilerinin emekli
ikramiyelerinin kuramlarınca ödenmesinde bütçeden aktarma
yapılması konusunda yeterli bir açıklık bulunmaması,
özelleştirilen kurumlarda çalışanlar bakımından ise, emekli
ikramiyesinin kim tarafından nasıl hesaplanacağı konusunda
hukuki boşluk bulunması nedeniyle kural Anayasa’nın 2. ve 60.
maddelerine aykırıdır.
Geçici 4. maddenin dokuzuncu
fıkrasındaki 5510 sayılı Yasa’dan kaynaklanacak matrah farkına
ait sigorta priminin kamu kurumlarınca iki yol süreyle
karşılanacağına ilişkin kural, yeterli ve uygun olmadığı gibi,
çalışanların maaşlarındaki azalmanın iki yılın sonunda
karşılanıp karşılanmayacağı konusunda belirsizlik olması
nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır.
|